-
Toplum-PolitikaYaşlıların ırkçılığı zalim ve bunakça20. yüzyıl faşizmi, genç bir uygarlığın, genç bir nüfusun, genişleyen bir kapitalizmin ve fetihçi bir sömürgeciliğin coşkulu tezahürüydü. 21. yüzyıl faşizmi bunun tersidir. Bugün ırkçılık, … -
Bellekİneğin kırılan boynuzuGöç, içeriyi çürüten bir sessizliktir. İnsanın neliğini ve kimliği parçalayan bir basıncın zamanla öfkeye dönüşmesidir göç. Egemenin ve yerleşik olanın sürekli göçmenin gözüne soktuğu ‘yetersizsiniz’ … -
BellekBabamın işkence kayıtlarıTürkiye, Kürtlerle bir müzakere sürecinden geçerken 50 yıllık direniş ve savaş sürecinde neler yaşandığını yeniden hatırlamakta fayda var. Çünkü geçmişte yaşananlar bugün neye ihtiyaç duyduğumuzu … -
BellekMağduriyet Üzerine Düşünmek: İkili Çerçevenin ÖtesiBu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden … -
Bellek90’lara hukuk penceresinden bakmak1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya …
Gündem
-
90’lara hukuk penceresinden bakmak
1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nun verilerine göre ise, 1987-1994 yılları arasında 3.438 yerleşim yeri boşaltılmıştır.
-
Mağduriyet Üzerine Düşünmek: İkili Çerçevenin Ötesi
Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.
-
Babamın işkence kayıtları
Türkiye, Kürtlerle bir müzakere sürecinden geçerken 50 yıllık direniş ve savaş sürecinde neler yaşandığını yeniden hatırlamakta fayda var. Çünkü geçmişte yaşananlar bugün neye ihtiyaç duyduğumuzu belirler. Bu pencereden bakınca da üzerinde en çok durulması gereken dönemlerden biri Türk devletinin Kürt halkına, akla hayale sığmayacak zulüm ve şiddet politikalarını uyguladığı 90’lı yıllar olarak beliriyor. Ne yaşandı? Ne kadarını biliyoruz? O gün yaşananlar bugünü nasıl şekillendirdi? Mevcut müzakere sürecinde telafi ve tedavi edilmesi gerekenler nedir? İşte bu …
-
Yaşlıların ırkçılığı zalim ve bunakça
Tarih: 14/01/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: İsmet Kayhan
20. yüzyıl faşizmi, genç bir uygarlığın, genç bir nüfusun, genişleyen bir kapitalizmin ve fetihçi bir sömürgeciliğin coşkulu tezahürüydü. 21. yüzyıl faşizmi bunun tersidir. Bugün ırkçılık, gençlik enerjisinden çok yaşlılığa özgü korkuya dayanıyor. Yaşlıların ırkçılığı da olabildiğince zalim ve bunakça.
-
İneğin kırılan boynuzu
Göç, içeriyi çürüten bir sessizliktir. İnsanın neliğini ve kimliği parçalayan bir basıncın zamanla öfkeye dönüşmesidir göç. Egemenin ve yerleşik olanın sürekli göçmenin gözüne soktuğu ‘yetersizsiniz’ telkininin zamanla performatif bir yaranma ilişkisine dönüşmesidir göç.
PolitikART
Bültene Abone Olun!
Son Yazılar
90’lara hukuk penceresinden bakmak
1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nun verilerine göre ise, 1987-1994 yılları arasında 3.438 yerleşim yeri boşaltılmıştır.
Mağduriyet Üzerine Düşünmek: İkili Çerçevenin Ötesi
Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.
Babamın işkence kayıtları
Türkiye, Kürtlerle bir müzakere sürecinden geçerken 50 yıllık direniş ve savaş sürecinde neler yaşandığını yeniden hatırlamakta fayda var. Çünkü geçmişte yaşananlar bugün neye ihtiyaç duyduğumuzu belirler. Bu pencereden bakınca da üzerinde en çok durulması gereken dönemlerden biri Türk devletinin Kürt halkına, akla hayale sığmayacak zulüm ve şiddet politikalarını uyguladığı 90’lı yıllar olarak beliriyor. Ne yaşandı? Ne kadarını biliyoruz? O gün yaşananlar bugünü nasıl şekillendirdi? Mevcut müzakere sürecinde telafi ve tedavi edilmesi gerekenler nedir? İşte bu …
İneğin kırılan boynuzu
Göç, içeriyi çürüten bir sessizliktir. İnsanın neliğini ve kimliği parçalayan bir basıncın zamanla öfkeye dönüşmesidir göç. Egemenin ve yerleşik olanın sürekli göçmenin gözüne soktuğu ‘yetersizsiniz’ telkininin zamanla performatif bir yaranma ilişkisine dönüşmesidir göç.
Yaşlıların ırkçılığı zalim ve bunakça
20. yüzyıl faşizmi, genç bir uygarlığın, genç bir nüfusun, genişleyen bir kapitalizmin ve fetihçi bir sömürgeciliğin coşkulu tezahürüydü. 21. yüzyıl faşizmi bunun tersidir. Bugün ırkçılık, gençlik enerjisinden çok yaşlılığa özgü korkuya dayanıyor. Yaşlıların ırkçılığı da olabildiğince zalim ve bunakça.
Köylerimizden yükselen duman
Göç olgusunun birden fazla yüzü, birden fazla boyutu var. Yıkılan evler, kurşuna dizilen canlılar, yakılan ağaçlar, yerinden edilmiş insanlar bir kuşak boyu sürecek travmaların başlangıç noktasıdır. Kimseye ihtiyaç duymadan kendi kendine yetebilen bir toplum 24 saat içinde yerinden edilip her şeylerini geride bırakıyor, zorla itildikleri şehirlerde tek gözlü odalarda yarı aç yarı tok yaşama tutunmaya çalışıyorlar.
Bin bir yaranın izi…
90’lı yılların karanlığına çoğunlukla dönem anlatıları ve geride kalanların mücadeleleri bağlamında odaklanan PolitikART’ın 346. sayısı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın içinden geçtiği siyasi sürece ilişkin bir hatırlama çağrısı olarak ele alınmalıdır.
Kuantum ontolojisinden toplumsal kuruluşa
Komünalist diyalektik, devlet formunu, kapitalist metalaştırmayı ve ataerkil tahayyülü aşmayı hedefleyen bir kuruluş bilimi ve özgürlük ontolojisidir.
Kefaret: Yeni neslin edebiyatı
Eliza Clark’ın Kefaret’i metinlerarası vurguları, türler arası geçişleri ve en önemlisi işlevini kusursuzca yerine getiren güvenilmez anlatıcısıyla son dönem edebiyatında sağlam bir yere konumlanıyor. Gri alanların ve kusurlu karakterlerin yazarı.
“Merkez buralara hep oryantalist baktı”
Maalesef bu artık sadece Türk sinemacıların değil Kürt sinemacıların da sorunu. Uzun zamandır merkezdeler ve haliyle bakışlarının da değiştiğini görüyoruz. Merkezde gündem, film üretmek kadar ürettiğin filmin macerası nasıl evrilecek sorusuna dayalı.