-
Bellek90’lardan günümüze değişmeyen mekan siyasetiGettoyu bir araya gelen bir halk topluluğu olarak tanımlamak eksik kalır. Kürt gettosu, devletin Kürtler üzerindeki yüzyıllık inkâr, asimilasyon ve bastırma politikalarının kent mekânında somutlaşmış … -
BellekKöyler, zombiler ve arada kalan kadınlarZombi filmlerinde beni en çok etkileyen şey, mekânların belirsizliği oldu. Ne tamamen yaşayanlara ait ne de ölülere... Arada kalan, daha doğrusu bir “araf” mekânı bu. … -
Toplum-PolitikaRojava, Kürtler, diaspora ve mekânBugün Suriye’de cihadist–İslamcı geleneğin egemen temsilcisi olan HTŞ ve ona bağlı güçler ile SDF arasında çatışmalar yeniden yükselirken, diasporadaki eylemsellikler de bu bağlamdan kopuk okunamaz. … -
Toplum-Politikaİran’ın “Mykonos” tuzağıMykonos Tuzağı yalnızca İran İslam Cumhuriyeti’nin bir Kürt lidere yönelik gerçekleştirdiği bir suikastın anatomisini anlatmakla sınırlı değil. Aynı zamanda Kürdistan’ın farklı parçalarında egemen olan tüm … -
Toplum-PolitikaGeri dönen gerçeklik – BumerangSelçuk Tepeli’nin itiraz ettiği “Mandela yaratma” söylemi, benzetme özelindeki bir hatadan çok, tarihsel bir korkunun açıkça ifadesidir. Nelson Mandela da uzun yıllar boyunca “gayrimeşru” olarak …
Gündem
-
Geri dönen gerçeklik – Bumerang
Tarih: 07/02/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: Eylem Özbuğanlı
Selçuk Tepeli’nin itiraz ettiği “Mandela yaratma” söylemi, benzetme özelindeki bir hatadan çok, tarihsel bir korkunun açıkça ifadesidir. Nelson Mandela da uzun yıllar boyunca “gayrimeşru” olarak tanımlanmış, hapse atılmış ve siyasal muhataplığı reddedilmiş bir liderdir. Onu tarihsel figür yapan şeylerden biri çatışma sonrası kurucu rolüdür. Kemalist tedrisat aklının “Mandela yaratma” itirazı, tekil bir gazetecilik çıkışı olmaktan çok Türkiye’de belirli bir siyasal terbiyenin otomatik refleksidir.
-
İran’ın “Mykonos” tuzağı
Tarih: 05/02/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: İsmet Kayhan
Mykonos Tuzağı yalnızca İran İslam Cumhuriyeti’nin bir Kürt lidere yönelik gerçekleştirdiği bir suikastın anatomisini anlatmakla sınırlı değil. Aynı zamanda Kürdistan’ın farklı parçalarında egemen olan tüm rejimlerin, Kürt devrimcilere, önderlere ve siyasetçilere yönelik yürüttüğü komplo ve suikastların da adeta bir özeti niteliğinde. İçinde hepsinden birer parça, birçok ortak yön ve benzerlik barındırıyor. Bu anlamıyla kitabın adı, aslında hikayeyle birlikte 17 Eylül 1992 gecesinden itibaren orada duruyordu. Bana düşen ise onu bulup görünür kılmak ve Kürt siyaset …
-
Rojava, Kürtler, diaspora ve mekân
Tarih: 29/01/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: Ferhat Buğday
Bugün Suriye’de cihadist–İslamcı geleneğin egemen temsilcisi olan HTŞ ve ona bağlı güçler ile SDF arasında çatışmalar yeniden yükselirken, diasporadaki eylemsellikler de bu bağlamdan kopuk okunamaz. Bu eylemsellikler, yalnızca “uzak” ve “yabancı” bir mekândaki çatışmalara verilen tepkiler değildir. Aksine, Kürtlerin Avrupa kentlerinde bu süreçlerin ve mekânların parçası olarak nasıl yeniden özneleştiklerini gösterir.
-
Köyler, zombiler ve arada kalan kadınlar
Zombi filmlerinde beni en çok etkileyen şey, mekânların belirsizliği oldu. Ne tamamen yaşayanlara ait ne de ölülere... Arada kalan, daha doğrusu bir “araf” mekânı bu. Benim çalışmamda da bu araf, yeni bir düşünme alanı açıyor: Ne merkeze ne de periferiye ait. Kadınların hikâyesini anlatmak için en doğru yer burasıydı.
-
90’lardan günümüze değişmeyen mekan siyaseti
Gettoyu bir araya gelen bir halk topluluğu olarak tanımlamak eksik kalır. Kürt gettosu, devletin Kürtler üzerindeki yüzyıllık inkâr, asimilasyon ve bastırma politikalarının kent mekânında somutlaşmış halidir. Buralarda yaygın biçimde görülen polis baskınları, kimlik kontrolleri, GBT taramaları, sokak güvenlik noktaları gibi uygulamalar da bunu ispatlar niteliktedir. Öte yandan Kürt gettoları yalnızca yoksulluğun değil, bir kimliğin, kültürün ve hafızanın da savunusuydu. Kürt gettosunda yaşayan halk kimliğinin yaşatılması, dayanışma kültürünün sürdürülmesi, devlet baskına karşı kolektif bir savunma mekanizmasının …
PolitikART
Bültene Abone Olun!
Son Yazılar
Geri dönen gerçeklik – Bumerang
Selçuk Tepeli’nin itiraz ettiği “Mandela yaratma” söylemi, benzetme özelindeki bir hatadan çok, tarihsel bir korkunun açıkça ifadesidir. Nelson Mandela da uzun yıllar boyunca “gayrimeşru” olarak tanımlanmış, hapse atılmış ve siyasal muhataplığı reddedilmiş bir liderdir. Onu tarihsel figür yapan şeylerden biri çatışma sonrası kurucu rolüdür. Kemalist tedrisat aklının “Mandela yaratma” itirazı, tekil bir gazetecilik çıkışı olmaktan çok Türkiye’de belirli bir siyasal terbiyenin otomatik refleksidir.
İran’ın “Mykonos” tuzağı
Mykonos Tuzağı yalnızca İran İslam Cumhuriyeti’nin bir Kürt lidere yönelik gerçekleştirdiği bir suikastın anatomisini anlatmakla sınırlı değil. Aynı zamanda Kürdistan’ın farklı parçalarında egemen olan tüm rejimlerin, Kürt devrimcilere, önderlere ve siyasetçilere yönelik yürüttüğü komplo ve suikastların da adeta bir özeti niteliğinde. İçinde hepsinden birer parça, birçok ortak yön ve benzerlik barındırıyor. Bu anlamıyla kitabın adı, aslında hikayeyle birlikte 17 Eylül 1992 gecesinden itibaren orada duruyordu. Bana düşen ise onu bulup görünür kılmak ve Kürt siyaset …
Rojava, Kürtler, diaspora ve mekân
Bugün Suriye’de cihadist–İslamcı geleneğin egemen temsilcisi olan HTŞ ve ona bağlı güçler ile SDF arasında çatışmalar yeniden yükselirken, diasporadaki eylemsellikler de bu bağlamdan kopuk okunamaz. Bu eylemsellikler, yalnızca “uzak” ve “yabancı” bir mekândaki çatışmalara verilen tepkiler değildir. Aksine, Kürtlerin Avrupa kentlerinde bu süreçlerin ve mekânların parçası olarak nasıl yeniden özneleştiklerini gösterir.
Köyler, zombiler ve arada kalan kadınlar
Zombi filmlerinde beni en çok etkileyen şey, mekânların belirsizliği oldu. Ne tamamen yaşayanlara ait ne de ölülere... Arada kalan, daha doğrusu bir “araf” mekânı bu. Benim çalışmamda da bu araf, yeni bir düşünme alanı açıyor: Ne merkeze ne de periferiye ait. Kadınların hikâyesini anlatmak için en doğru yer burasıydı.
90’lardan günümüze değişmeyen mekan siyaseti
Gettoyu bir araya gelen bir halk topluluğu olarak tanımlamak eksik kalır. Kürt gettosu, devletin Kürtler üzerindeki yüzyıllık inkâr, asimilasyon ve bastırma politikalarının kent mekânında somutlaşmış halidir. Buralarda yaygın biçimde görülen polis baskınları, kimlik kontrolleri, GBT taramaları, sokak güvenlik noktaları gibi uygulamalar da bunu ispatlar niteliktedir. Öte yandan Kürt gettoları yalnızca yoksulluğun değil, bir kimliğin, kültürün ve hafızanın da savunusuydu. Kürt gettosunda yaşayan halk kimliğinin yaşatılması, dayanışma kültürünün sürdürülmesi, devlet baskına karşı kolektif bir savunma mekanizmasının …
90’lara hukuk penceresinden bakmak
1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nun verilerine göre ise, 1987-1994 yılları arasında 3.438 yerleşim yeri boşaltılmıştır.
Mağduriyet Üzerine Düşünmek: İkili Çerçevenin Ötesi
Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.
Babamın işkence kayıtları
Türkiye, Kürtlerle bir müzakere sürecinden geçerken 50 yıllık direniş ve savaş sürecinde neler yaşandığını yeniden hatırlamakta fayda var. Çünkü geçmişte yaşananlar bugün neye ihtiyaç duyduğumuzu belirler. Bu pencereden bakınca da üzerinde en çok durulması gereken dönemlerden biri Türk devletinin Kürt halkına, akla hayale sığmayacak zulüm ve şiddet politikalarını uyguladığı 90’lı yıllar olarak beliriyor. Ne yaşandı? Ne kadarını biliyoruz? O gün yaşananlar bugünü nasıl şekillendirdi? Mevcut müzakere sürecinde telafi ve tedavi edilmesi gerekenler nedir? İşte bu …
Yaşlıların ırkçılığı zalim ve bunakça
20. yüzyıl faşizmi, genç bir uygarlığın, genç bir nüfusun, genişleyen bir kapitalizmin ve fetihçi bir sömürgeciliğin coşkulu tezahürüydü. 21. yüzyıl faşizmi bunun tersidir. Bugün ırkçılık, gençlik enerjisinden çok yaşlılığa özgü korkuya dayanıyor. Yaşlıların ırkçılığı da olabildiğince zalim ve bunakça.
Köylerimizden yükselen duman
Göç olgusunun birden fazla yüzü, birden fazla boyutu var. Yıkılan evler, kurşuna dizilen canlılar, yakılan ağaçlar, yerinden edilmiş insanlar bir kuşak boyu sürecek travmaların başlangıç noktasıdır. Kimseye ihtiyaç duymadan kendi kendine yetebilen bir toplum 24 saat içinde yerinden edilip her şeylerini geride bırakıyor, zorla itildikleri şehirlerde tek gözlü odalarda yarı aç yarı tok yaşama tutunmaya çalışıyorlar.