-
PortreGeride genç ölüm kalırYeter Gültekin ile bu söyleşi ölümünden kısa bir süre önce yapıldı. PolitikArt’ın bu sayısını birlikte yapmayı planlamıştık. Ancak yarım kaldı. Bu söyleşi yalnızca Hasret’in hikayesi … -
Kültür-SanatBeden: Bir parazit olarak erkekMersault sahilde Arap’ı vururken, mahkemede hakimi dinlerken olaylara Istvan’ın kayıtsızlığıyla yaklaşır ama Albert Camus bir 20. Yüzyıl yazarı gibi davranır. Klasik bir geleneğin devrimcisidir. David … -
Toplum-PolitikaDiasporanın YanılsamasıAvrupa’daki Kürt topluluklarının parçalılığını aşmak imkânsız değildir. Ancak bunun için soyut çağrılardan, genel temennilerden ve “birlik olalım” sloganlarından öteye geçen somut, uygulanabilir ve zaman içinde … -
Kültür-SanatSaf Canavar: “Estetik” Bir DistopyaRejim bir şeylerin konuşulmasını yasaklayabilir, sesi ve harfi askıya alabilir ama mana rüyalarda, hayallerde duruyor. Mira’nın hiç görmediği Dersim dağlarını tanımak için ne sese ne … -
Toplum-PolitikaTürkiye’den Suriye’ye Sömürgeci Aklın SürekliliğiYüz yıldır Türkiye’de uygulanan ve sonuç vermediği açık olan sömürgeci politikaları Suriye’ye taşıyarak bir sonuca ulaşamazsınız. Sadece ölümleri çoğaltır, inkarın süresini uzatırsınız. Dolayısıyla Türkiye’de Kemalizm’i …
Gündem
-
Türkiye’den Suriye’ye Sömürgeci Aklın Sürekliliği
Tarih: 11/06/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: Fatih Çiçek
Yüz yıldır Türkiye’de uygulanan ve sonuç vermediği açık olan sömürgeci politikaları Suriye’ye taşıyarak bir sonuca ulaşamazsınız. Sadece ölümleri çoğaltır, inkarın süresini uzatırsınız. Dolayısıyla Türkiye’de Kemalizm’i yeşile, Suriye’de Baasçılığı yeşile boyayarak Kürt düşmanlığınızı ve ikiyüzlülüğünüzü gizleyemezsiniz. Haseke’de Kürtçe tabelalar üzerinden kurgulanan görünmezlik rejimi, Kürt varlığının inkârına dayanan bu pratiğin mekânsal yansımasını göstermektedir. Oysa hakikat açıktır ki: Kürtler özgürleşmeden ne Türkler ne Araplar ne de Farslar özgürleşebilir. Sonda söyleyeceğim sözü başta söylemiş olayım.
-
Saf Canavar: “Estetik” Bir Distopya
Tarih: 09/06/2026 | Kategori: Kültür-Sanat | Dosya: Bilge Aksu
Rejim bir şeylerin konuşulmasını yasaklayabilir, sesi ve harfi askıya alabilir ama mana rüyalarda, hayallerde duruyor. Mira’nın hiç görmediği Dersim dağlarını tanımak için ne sese ne söze ihtiyacı var. Mana o boşlukta durduğu gibi, onun döngüsünde, devr-i daiminde de öylece duruyor; rejim manaya söz geçiremiyor.
-
Diasporanın Yanılsaması
Tarih: 30/05/2026 | Kategori: Toplum-Politika | Dosya: Nimet Sevim
Avrupa’daki Kürt topluluklarının parçalılığını aşmak imkânsız değildir. Ancak bunun için soyut çağrılardan, genel temennilerden ve “birlik olalım” sloganlarından öteye geçen somut, uygulanabilir ve zaman içinde olgunlaşan bir yol haritası gereklidir. Aşağıda sunulan öneriler, dört farklı devlet deneyiminden gelen Kürtleri aynı çatı altında buluşturmayı hedeflemekten çok, ortak bir zemin inşa etmeye başlamanın mümkün olduğunu göstermeyi amaçlar.
-
Geride genç ölüm kalır
Yeter Gültekin ile bu söyleşi ölümünden kısa bir süre önce yapıldı. PolitikArt’ın bu sayısını birlikte yapmayı planlamıştık. Ancak yarım kaldı. Bu söyleşi yalnızca Hasret’in hikayesi değil aynı zamanda katillerin peşine düşen Yeter Gültekin’in mücadelesinin de hikayesi. Yeter Gültekin ile Hasret’i, Sivas katliamını, Hasret’in yarım kalan projelerini, katliamın ardından yürütülen adalet mücadelesini konuştuk. Şimdi sözü Yeter Gültekin’e bırakıyoruz…
-
Beden: Bir parazit olarak erkek
Tarih: 27/05/2026 | Kategori: Kültür-Sanat | Dosya: Bilge Aksu
Mersault sahilde Arap’ı vururken, mahkemede hakimi dinlerken olaylara Istvan’ın kayıtsızlığıyla yaklaşır ama Albert Camus bir 20. Yüzyıl yazarı gibi davranır. Klasik bir geleneğin devrimcisidir. David Szalay farkını burada ortaya koyuyor. 21. Yüzyılın herkes için sığlaşmış ilişki dinamiklerine, çağın gerektirdiği ölçüde kısa ve doğrudan cümlelerle, bir TikTok videosu kaydırıp yeni maceraya geçtiğimiz içerikler üretir gibi değiniyor.
PolitikART
Bültene Abone Olun!
Son Yazılar
Türkiye’den Suriye’ye Sömürgeci Aklın Sürekliliği
Yüz yıldır Türkiye’de uygulanan ve sonuç vermediği açık olan sömürgeci politikaları Suriye’ye taşıyarak bir sonuca ulaşamazsınız. Sadece ölümleri çoğaltır, inkarın süresini uzatırsınız. Dolayısıyla Türkiye’de Kemalizm’i yeşile, Suriye’de Baasçılığı yeşile boyayarak Kürt düşmanlığınızı ve ikiyüzlülüğünüzü gizleyemezsiniz. Haseke’de Kürtçe tabelalar üzerinden kurgulanan görünmezlik rejimi, Kürt varlığının inkârına dayanan bu pratiğin mekânsal yansımasını göstermektedir. Oysa hakikat açıktır ki: Kürtler özgürleşmeden ne Türkler ne Araplar ne de Farslar özgürleşebilir. Sonda söyleyeceğim sözü başta söylemiş olayım.
Saf Canavar: “Estetik” Bir Distopya
Rejim bir şeylerin konuşulmasını yasaklayabilir, sesi ve harfi askıya alabilir ama mana rüyalarda, hayallerde duruyor. Mira’nın hiç görmediği Dersim dağlarını tanımak için ne sese ne söze ihtiyacı var. Mana o boşlukta durduğu gibi, onun döngüsünde, devr-i daiminde de öylece duruyor; rejim manaya söz geçiremiyor.
Diasporanın Yanılsaması
Avrupa’daki Kürt topluluklarının parçalılığını aşmak imkânsız değildir. Ancak bunun için soyut çağrılardan, genel temennilerden ve “birlik olalım” sloganlarından öteye geçen somut, uygulanabilir ve zaman içinde olgunlaşan bir yol haritası gereklidir. Aşağıda sunulan öneriler, dört farklı devlet deneyiminden gelen Kürtleri aynı çatı altında buluşturmayı hedeflemekten çok, ortak bir zemin inşa etmeye başlamanın mümkün olduğunu göstermeyi amaçlar.
Geride genç ölüm kalır
Yeter Gültekin ile bu söyleşi ölümünden kısa bir süre önce yapıldı. PolitikArt’ın bu sayısını birlikte yapmayı planlamıştık. Ancak yarım kaldı. Bu söyleşi yalnızca Hasret’in hikayesi değil aynı zamanda katillerin peşine düşen Yeter Gültekin’in mücadelesinin de hikayesi. Yeter Gültekin ile Hasret’i, Sivas katliamını, Hasret’in yarım kalan projelerini, katliamın ardından yürütülen adalet mücadelesini konuştuk. Şimdi sözü Yeter Gültekin’e bırakıyoruz…
Beden: Bir parazit olarak erkek
Mersault sahilde Arap’ı vururken, mahkemede hakimi dinlerken olaylara Istvan’ın kayıtsızlığıyla yaklaşır ama Albert Camus bir 20. Yüzyıl yazarı gibi davranır. Klasik bir geleneğin devrimcisidir. David Szalay farkını burada ortaya koyuyor. 21. Yüzyılın herkes için sığlaşmış ilişki dinamiklerine, çağın gerektirdiği ölçüde kısa ve doğrudan cümlelerle, bir TikTok videosu kaydırıp yeni maceraya geçtiğimiz içerikler üretir gibi değiniyor.
Keşke Hasret koymasaydım
Günahları, suçları neydi ki? Türkü söylediler, ne yaptılar ki? Hepsi 15 yaşındaydı. 20 yaşındaydı. Benim gördüğüm derdi, acıyı düşman görmesin. Ciğer acısı öyle bir acı ki… Yapan da benim gibi sızlasın. Başka bir şey demiyorum…
Bir eşik figürü olarak Hasret
“Hasret’in bağlama çalışı, o dönemin ustalarını bile şaşırtıyordu. Bu sadece iyi çalmak değildi, enstrümanın sınırlarını da zorlayan bir şeydi. Zaten Apê Mûsa, ‘Hasret’te pir ağzı var’ diyerek icrasını doğrudan bir ocak geleneğine yerleştirirdi.”
Sonsuzluğa dokunan Mizrap
Bu kadar kısa bir ömre sığmayacak büyüklükte işler yaptı Hasret. Çalışmalarına baktığımızda bin yaşında bir ozan çıkar karşımıza. Feqiyê Teyran’dan Mehmet Çapan’a, Virani’den Pir Sultan’a… Bizi uçsuz bucaksız, namütenahi bir yolculuğa çıkarıyor. Zira “mutluluk yoldadır. Varılacak yerde değil.”
Su, iktidar ve yokluk: Munzur’dan Hasret’e
Hasret’i hatırlamak sadece onu değil, hatırlayanın kendi hafızasını da hatırlaması anlamına geliyor. Hasret, kendimize olan hasretimizdir bir bakıma. Suyun gözesinde yunmamız gerektiğini hatırlatmaya devam eden bir yokluk…
Hasretle...
Yakılan ozanlar, şairler, güzel insanlar bu yangından birer efsane yaratırken… Yeter Hasret'ten oldu ve Hasret'ine gitti, bizler Hasret kaldık ama hep Hasret'le kaldık.