Tarihin her döneminde olduğu gibi, emeğin sahibi olanlar, onun sonuçlarıyla yakından ilgilenenler yeni ve devrimci olan ideolojiyi geliştirmekte zorluk çekmezler; bunda kararlıdırlar ve ortaya da çıkarırlar.

Kürdistan devrimi bugün dünya enternasyonalizminin odağına oturmuştur. Bu kendiliğinden gerçekleşen bir durum değildir. Böyle olmasının temel nedenleri var.
Her şeyden önce reel sosyalizmin çözülüşü ve ulusal kurtuluş devrimlerinin tam sonuca doğru gitmemeleri ve 1980'lerden sonra dikkatler Kürdistan devrimine kaymıştır. Yine bunun altında uluslararası gerçeklikle birlikte Türk sömürgeciliğinin de büyük etkisini görmek gerekiyor. Türkiye'nin bir NATO ülkesi olması, yine Ortadoğu'da bu ülkeye önemli roller atfedilmesi mücadelemizin de önemli bir role bürünmesini ortaya çıkarmıştır.
Kürdistan devriminin gelişimi Ortadoğu ülkelerinde de bir devrimin gelişmesi anlamına gelmektedir. Hem de bir Fransız ve Ekim devrimleri ayarında uluslararası etkisi büyük olan bir devrim.
Sadece coğrafi, siyasi olarak değil, içerik olarak da reel sosyalizmi çözülüşe götüren nedenler tarafımızdan çözülüp aşılmıştır. Gerçekleşen sosyalizmde sosyalist kişilik ve sosyalist demokrasi yaratılamamıştır. Bundan dolayı Kürdistan devrimi, evrensel özelliği olan bir devrim düzeyine yükseldi. Zaten klasik devrim anlayışıyla, reel sosyalizmi yaratan parti anlayışıyla hareket etmiş olsaydık başarıya gidemezdik. Bizim reel sosyalizmin çözülüşünden sonra başarıyı yakalamamız askeri, siyasi ve diplomasi çalışmalarımızdan çok örgütsel gelişmeyi, yeni bir parti ve önderlik modelini geliştirmemizden kaynaklanmaktadır.
İnsanlığımızı dünyayla, insanlıkla, devrimci hareketlerle paylaşmaya hazırız.
Üzerinde yaşadığımız Mezopotamya toprakları insanlığın doğuşunda belirleyici bir yere sahiptir. Temel uygarlıklar buradan dünyaya yayıldı. İnsanlık bu topraklara çok şey borçludur. İnsanlığın bugün yaşadığı karanlık, yaşanan toplumsal tahribatlarla birlikte dünyanın neredeyse yaşanılamaz bir hale gelmesi, yeni bir kurtuluş ufkuna, felsefesine ve devrimci iradesine büyük ihtiyaç duymaktadır. Yine bu topraklar çok sayıda peygamber ve filozoflar ortaya çıkarmıştır. Kürdistan devriminin böyle gelişmesi için tarih, adeta bir kez daha tekerrür etmektedir.
Emperyalizm insanlığa aykırı bir insan malzemesi ortaya çıkarmıştır. Bu, insan doğasına ve karakterine terstir. Bunu reddediyoruz. Hem de çok kökten reddediyoruz. Bizim verebileceğimiz en temel ders köklü insanlık dersidir.
PKK hareketi olarak kendimize güveniyoruz. Teknikle, zenginlikle bir şey vaat etmiyoruz. "Şöyle ekonomik kalkınma yapacağız, şöyle yer altı yer üstü zenginlikleriyle bir katkıda bulunacağız" demiyorum. Bizim söyleyebileceğimiz insan olmak için yaşayacağız ve bundan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.
Şu an yaşanan tersinden bir barbarlıktır. Biz bu barbarlığa karşı direniyoruz. Başarılı olacağımıza da son derece inanıyorum. Belki bazıları hâlâ bizim düzeyimizi görmek istemeyebilirler. Kendi barbarlıkları, acımasız terörizmi yerine bizi terörist ilan edebilirler. ABD emperyalizmi daha dün Hiroşima'yı, Nagazaki'yi korkunç bir terörle de demiyeceğim, en barbar bir silahla yok etti.
Mevcut durumda bütün cinayetlerin ve katliamların arkasında hangi sistem var? En büyük terörizm kimin sistemindedir? Kimin devletindedir? Bunları değerlendirmekten vazgeçmeyeceğiz. En büyük teröristlerin bunlar olduğunu ısrarla söyleyeceğiz.
"Yeni dünya nizamı" aslında insanlık tarihinin tanıdığı en büyük nizamsızlıktır. Ortada bir nizam değil, çığrından çıkmış her türlü haksızlıkla, her türlü doğal denge bozukluklarıyla, toplumsal çürümüşlükle gittikçe ağırlaşan bir dengesizlik var. Herkes bu dengesizliğin sonuçlarını şimdi biraz daha iyi görebiliyor. Çürüme gelişmiştir, sorunlar ağırlaşmıştır. Şimdi eski tarz bir mücadeleyle veya klasik halk savaşları yöntemleriyle bir süreci tekrarlamak, deyim yerindeyse "modası geçmiştir." Kesinlikle yeni insanlık düzeni için daha gelişmiş, güncelleşmiş, insanlığın temel problemlerine sosyalist bakış açısını hem felsefi, moral olarak hem de bilimsel temelde çözüm getirilmesi kaçınılmazdır. Bu anlamda emperyalist nizamsızlığa, düzensizliğe karşı yeni bir enternasyonalizm kaçınılmazdır.
Dev gibi sorunların kaynağı kapitalist-emperyalist sistemdir. Emperyalist metropollerin sorunları eskisinden daha fazla ağırlaşmıştır. Neredeyse daha değişik bir barbarlaşmayı Avrupa'nın, Amerika'nın merkezinde görmekteyiz. Geri bırakılmış ülkeler nüfus patlamasıyla, her türlü hastalıkla neredeyse yaşanmaz bir hale gelmişler. İnsanlığı 19 ve 20. yüzyıllardan daha ağır sorunlar 21. yüzyılda bekliyor. Dolayısıyla eski tarz halk savaşları veya klasik devrim anlayışları temelinde değil de, insanı esas alan, insan doğasını ve toplum içerisindeki özgürlük konumunu temel alan bir sosyalist çığırın, bir sosyalist yenilenmenin kesin gelişmesi kaçınılmazdır.
Ulusal kurtuluştan daha fazla toplumsal, hümanist, insancıl ve enternasyonal bir parti haline gelmek için gücümüzü seferber edeceğiz. Çünkü insanlığın ufku karartılmıştır. Bu ufka açıklık getirmek gerekiyor. Her zamandan daha fazla şimdi insanlık iddialarını temsil etmek durumundayız. Koşullar ne kadar ağır olursa olsun bunda ısrarlı olmalıyız. Bu bizi yeni dönemin enternasyonalizmine götürecektir. Kürdistan devrimi herhangi bir devrim gibi gözükse de bugün geldiği boyutla önemli enternasyonal etkileri ortaya çıkarmıştır.
Sosyalizme yoğun saldırılar var. Reel sosyalizmin çözülüşünden sonra da sosyalizme saldırılar devam etmektedir. Günümüz Avrupası sosyalizmin mezara gömülmesi için büyük çaba harcamaktadır. Tıpkı Fransız Devrimi sonrasında, restorasyon döneminde görüldüğü gibi bir devrimi önleme histerisine kapılmıştır. Amansız bir sosyalizm düşmanlığı geliştiriyor. Avrupa emperyalizminin bu durumu Avrupalılarda karamsarlık yaratmıştır ve devrime olan umutları zayıflatmıştır. Fakat sistemle olan çelişkiler bitmiş değil, daha da derinleşmiştir.
Yapılması gerekenin bilimsel sosyalizmin bir bilim olarak güncelleştirilmesidir. Biz kendi pratiğimizde bunu yaptığımıza inanıyoruz. Bu anlamda dağılan sosyalizmin esası değil, döneme cevap teşkil etmeyen, eski dönemin taktik ve bazı stratejik hatalarıdır.
Sosyalizmin iddiaları her zamankinden daha çok insanlık için gereklidir. İnsanlık ya sosyalizmle var olacak ya da kapitalizmin barbarlığında yok olup gidecektir. Eğer insanlığın yok olmasını istemiyorsak sonuna kadar sosyalizmde ısrarlı olmalıyız.
Bugün dünya devrimcileri sanki birer suçluymuş gibi kendilerinden kuşku duyuyorlar. Bu hiç de doğru bir tutum değildir. Kendisinden kuşku duyması ve utanması gerekenler devrimciler değil, emperyalistlerdir. Biz PKK hareketi olarak sonuna kadar devrimin büyük haykırışını yapabiliriz. Bunu yaparken kof bir böbürlenmeyi değil, yine teorik temelleri olmayan, iradeye dayanan bir çıkış olarak da değerlendirmiyorum. İnsan doğası bizim tarafımızdan çok iyi değerlendirilmiştir. İnsanın temel karakteristik özelliklerine büyük saygı duyuyoruz.
Biz kapitalist-emperyalist sistemin tahrip ettiği insanı kurtarmak istiyoruz. Asla bu kapitalizme teslim olmayacağız. Bütün dünya birleşse, bütün devrimler sönse de kendi insanlık iddialarımızla kapitalizmin dayattığı yaşama karşı sonuna kadar direneceğiz.
Kürdistan devrimi dar ulusal bir devrim değildir. Görünüşte ulusal, özünde insanlık devrimidir. Hatta bu devrim başarılırsa ulusal bir cumhuriyet değil, bir insanlık cumhuriyeti devrimidir.
Sınırlar bizim için fazla önemli değildir. Sınırları örmek diye bir sorunumuz da yoktur. Ama insanın ve halkların bağımsızlığı için son derece amansız bir araç ve bunun uğruna büyük bir savaşımımız söz konusudur. Biz fetheden insanı, fethetmesi gereken halkı ortaya çıkarıyoruz. Bu sosyalist bilime büyük bir katkı ve kazanımdır.
Yine bugün Kürt ve Türk halkı arasındaki ilişkilerimize baktığımızda bir karışıklığı görüyoruz. Emperyalizm iki halk üzerinde de değişik biçimlerde işbirlikçilerine dayanarak çok karmaşık bir baskı ve sömürü sistemi oluşturmuştur. Türk sömürgeciliği bugün tarihin tanıdığı en eski bir kültürü, Kürt halkını yok etmek istiyor. ABD ve Almanya gibi bazı devletlerin stratejik ve çok bencil çıkarları bu insanlık ve kültür hazinelerini bir daha dirilmemecesine tarihin karanlıklarına gömmek istiyorlar. Bizim yaşadığımız sıradan bir sömürü olayı değildir. Salt bir siyasi baskı da değildir. Ulusal baskıyla bile izah edilecek bir durum değildir. Örneği görülmeyen bir soykırım politikası halkımız üzerinde yürütülmektedir. Emperyalizm bunu görmek istemiyor. Görmediği için "Bosna" diye feryat ediyor. "Çeçenya" diye isyan ediyor. Her gün uyduruk sorunlarla kamuoyunda kendi imajını kurtarmak istiyor. Aynı şekilde Kürt sorununda da en ikiyüzlü ve sonuna kadar faşist Türk rejimini destekleyerek bu soykırımdaki suçunu bir türlü görmek istemiyor. Batı'nın demokratları ve sosyalistleri kendi ülkelerinin bu ikiyüzlülüğünü mutlaka görmelidirler. Bu ezilen Kürt ve dünya halklarıyla en anlamlı enternasyonalist dayanışma olur.
Hiçbir suç soykırım suçu kadar affedilmez değildir.
Kürdistan'da bir suç durumu vardır ve bütün kapitalist ülkeler bu suça bulaşmıştır. Boşuna dünyanın bir nolu terörist gücü olarak ilan edilmiyoruz. Bunlar yavuz hırsız misali, hem en ağır insanlık suçunu işliyorlar, hem de bizi suçlu ilan ediyorlar. Bunun için Avrupa'da büyük oyunlar düzenlendi. Örneğin bir Palme cinayeti NATO içi gerici güçler, Reagen, ve Kohl'un işbaşında olduğu bir dönemde bu cinayet işlendi. Baştan sona kadar PKK'nin terörist ilan edilmesi ve sosyalizm düşmanlığını körüklemek için bu cinayet işlendi. Bizi ayakta kalan tek Marksist-Leninist ve dünyanın en tehlikeli hareketi olarak değerlendiriyorlar.
Biz bundan ancak gurur duyabiliriz. Almanya'nın bize bu kadar saldırması bizim birkaç şiddet eylemi gerçekleştirmemizden dolayı değildir. Bizden korkuyorlar, sosyalizmden korkuyorlar. Bizim şahsımızda sosyalizmi öldürmek istiyorlar ve bunu başaramadıkları için de öfkeleniyorlar. Avrupa'da alnı ak, sosyalizm iddialarına kahramanca bağlı olan bir parti olmaktan gurur duyuyoruz.
Kürdistan devrimi dar milliyetçi bir devrim değildir. Kürdistan devrimi aynı zamanda bir Türkiye devrimidir. Başarılan Kürdistan devrimi, başarılan Türkiye devrimidir. Hatta Ortadoğu, Kafkasya ve Balkan devrimleridir.
Ezilenler, emekçiler her zaman sığ düşünmemeye, özellikle politik-felsefi düşünmeye, bu konuda son derece egemen ve sömürücü olanın izleyicisi biçiminde bırakılmaya özen gösterilmiştir. Kendi bağımsız ideolojik-politik gerçekliklerini görmemek ve devrimle değiştirmemek için ya zorla, ya da kandırılarak alıkonulurlar. Günlük yaşam endişeleri, gittikçe daha da zorlaşacak maddi yaşam koşulları her zaman emekçilerin aleyhine kapatılır.
Biz Türkiye halkıyla her zaman için ilişkilerimizi yeniden düzenlemeye hazırız. Hatta sınırlar sorununu gündeme getirmeden, belli bir coğrafi bütünlük içinde halkların tarihi, kültürel ve siyasal özgürlük düzeylerini eşitlik temelinde ilişkileri yeniden düzenlemeye hazırız. Temelde istediğimiz Kürt halkının soykırımına son verilmesi ve ilişkilerin daha insanca, aynı topraklar üzerinde düzenlenmesidir. Sömürgeci Türk rejimi bu talebimize daha fazla kan, daha fazla şovenizmle cevap veriyor. Türk halkı ağır bir şoven dalganın etkisi altına alınmıştır. Enternasyonal bir yaklaşım içinde olmamıza rağmen, çok etkili olan Türk şovenizmi Türk halkında bu yönlü bir gelişmenin ortaya çıkmasını engellemiştir. Israrlı çabalarımız Türk halkını bu doğru noktaya getirecektir.
Kendi toprağımızda Türk halkıyla örnek bir enternasyonalizmi geliştireceğiz. Dar milliyetçiliğe düşmeyeceğiz. Sınırlar sorununun engel olmasına, fırsat vermeyeceğiz. "Şu kadar toprak senin bu kadar toprak benim", kendi deyişleriyle "bir çakıl taşıl bile vermeyeceğiz veya alacağız" biçiminde ucuz tartışmalara girmeyeceğiz. Halkların özgürlüğünü fethettikten sonra bizim için enternasyonalizmin en anlamlısı gerçekleşmiş demektir. Bu bir yeniliktir ve başaracağımıza da inanıyorum.
Kürdistan devrimi gittikçe daha fazla başarma, ilerleme fırsatları yakalamıştır. Yenilgi işaretleri yoktur. Kürdistan halkı savaşan bir halk gerçeğine ulaşmıştır. Uluslararası emperyalist sistem yok edilmesi gereken bir numaralı hedef olarak üzerimize gelmektedir. Çok zorlu bir direnme vermekteyiz. Eğer emperyalizmi Kürdistan cephesinden sökersek devrimimiz Ekim Devrimi ayarında, hatta ondan daha etkili bir devrim olacaktır.
Kürdistan devrimi, Kürt halkının kurtuluş umutlarını yenilmez kılmak ve kurtuluşunu adım adım gerçekleştirmek kadar, bölge halklarına ve giderek birçok benzer konumdaki halklara iyi bir örnek devrim olmaktadır. Yine daha üst düzeyde bir sosyalist yenilenmenin, kadın devriminin, moral devriminin bu anlamda yeni bir felsefi gelişimin imkanlarını ortaya çıkarmaktır. Belki tam istediğimiz bir gelişmeyi yaşamıyoruz ama insanlık için, halkımız için bütün dostlarımız için iyi bir gelişmeyi yaşadığımız açıktır.

Sosyalizm ve PKK'de gelişen evrensel çözüm
Emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin, hiç şüphesiz bir dünyası, bir dünyaya bakış açıları, çıkarları, ona dayalı dayanışma, örgütlenme ve mücadeleleri, tarihin başlangıcından beri sürüp gelmektedir.
Sosyalizmin mücadele tarihi, insanlık varoldukça, devam edip gidecektir.
Oldukça bilimsel bir temele kavuşan bir insan toplumunun yaşamı, günümüzde de büyük çelişkiler içinde çalkalanmaktadır. Çünkü bir yandan vahşi hayvanları aratmayan cinsten insanlık içinde ortaya çıkan canavarca yaklaşımlar, diğer yandan cennet ütopyalarına ulaşma istemleri söz konusudur. Toplumsal ülküler kadar, toplumun aleyhine çok aşırı bireyci çılgınlıklar, zıtlaşmalar keskinleşmektedir. Bunların iç içe olması ve çatışması çelişkileri yoğunlaştırmaktadır.
Toplumsallık, insana özgü, onsuz olunmayacak bir varlık biçimidir. Zaten kavga da burada başlamaktadır.
Toplumsallık ne kadar birey için geçerlidir?
Bireyin toplum içindeki özgürleşmesi, toplum için ne kadar gereklidir?
Çelişkinin özü bu. Bunun için çeşitli ideolojiler, çok çeşitli çözümleri sürekli geliştirerek, günümüze kadar, bilime yakın, sosyalist yaklaşımlara kadar gelebilmişlerdir. Toplumsal çözümleme sadece sosyalizmle olmamış -ama bilimsel ifadeye en yakını sosyalizm oluyor- , daha önceleri de hemen hemen bütün dinler, sihirler, hatta çok değişik düşünceler, insanın toplumsallaşma gerçeğine olumlu veya olumsuz yönlerde etkide bulunmuştur. Gericilik-ilericilik kavgası, karanlık-aydınlık düşüncesi, dostluk-düşmanlık yaklaşımları hep bu çelişkinin ürünüdür. Öyle anlaşılıyor ki bu, insanlık tarihi boyunca sürüp gidecektir.
Bu genel kavramları şunun için belirtiyoruz: Özellikle günümüzde haksız, sömürücü konumdaki kişiler, sosyal sınıf veya tabakalar, çıkarlarını korumak, kendileri için ısrarcı ve baskıcı bir temelde geliştirdikleri propagandayla sosyalizmin sonunun geldiğini artık mutlaka egemen olan, bu çıkarları dile getiren yaklaşımlar olduğunu, bunun da bir kader veya kaçınılmaz olduğunu tekrarlamak istiyorlar. Baş emperyalist güçler, devletler, onların çeşitli düzeylerdeki ideologları fırsatı yakalamışken bunu tüm güçleriyle, tam zafer için kesinleştirmeye çalışıyorlar. 70 yıllık reel sosyalizmin, aslında çok büyük bir gelişmeyi yaşayan sosyalizmin sadece bir türünün çözülüşü veya aşılması durumunu bu iddiaları daha da güçlendirmek için kullanmak istiyorlar.
Tarihin her döneminde böyle süreçler yaşanır. Çıkarcı, statükocu, çok ezen ve sömürenden yana olan güçler, "fırsattan istifade" deyip kendi çıkarlarının sonsuza dek hakim olması gerekiyormuş gibi, bütün hünerlerini konuştururlar. Dikkat edilmezse bayağı başarılı da olabilirler. Bu anlamda sosyal mücadeleler açısından, güncel gerçekliği bütün yönleriyle derinlikli kavramak önemlidir.
Dünya insanlığının, ezilen-sömürülen kesimlerinin hiç şüphesiz bir yaşam anlayışları, dünya kavrayışları ve onun uğruna mücadeleleri olacaktır. Kurulan sosyalizm bunun bir aşamasıydı. Bunun öncesinde Fransız Devrimi'nde de vardı, Fransız Devrimi öncesinde de bütün devrimlerde, hatta İslam devriminde de vardı. Bütün bu devrimlerin en altta olanları, ezilenleri ve sömürülenleri olduğu gibi, onların radikal dünya görüşleri veya savaşımları da olmuştur. Tarih boyunca hemen her halkta her tarih kesitinde bu çok yaygınca yaşanmıştır. Tabii bunlar günümüzün daha belirleyici olan gerçeklerini görmemizi engellememelidir. Ne abartmacı, ne inkarcı yaklaşımlarla, gerçeği bütün yönleriyle değerlendirmekten uzak kalmamalıyız.
Şu da söylenebilir: Ezilenler, emekçiler her zaman sığ düşünmemeye, özellikle politik-felsefi düşünmeye, bu konuda son derece egemen ve sömürücü olanın izleyicisi biçiminde bırakılmaya özen gösterilmiştir. Kendi bağımsız ideolojik-politik gerçekliklerini görmemek ve devrimle değiştirmemek için ya zorla, ya da kandırılarak alıkonulurlar. Günlük yaşam endişeleri, gittikçe daha da zorlaşacak maddi yaşam koşulları her zaman emekçilerin aleyhine kapatılır.
Bu, bugün de çok yaşanıyor. Ufuklu olamamak, güne dayatılması gereken adımı dayatmamak son derece yaygındır. Gerek dünyada, gerekse Türkiye-Kürdistan gerçeğinde bu çok daha somuttur. Ve tarihte ezilenlerin lanetli gerçeği de böyle ortaya çıkmıştır. Bu anlamda bizim sıkça kullandığımız "lanetli halk, lanetli sınıf" gerçekliği de budur. Kendi egemenlerinin, kendi ezenlerinin kuyruğundan, onların çıkar ilişkilerinin ağından kurtulamamak, hatta buna yaltaklanmak lanetli bir halk veya sınıf ve kişi olma anlamına geliyor. Bu da her türlü düşkünlüğün, aşağılanmanın, hor-hakir görülmenin temel nedenidir.
Kendi gerçekliğini özgürce görememek; kendi hakimlerinin, sömürücülerinin, düşmanlarının izinde yürümek, yaltaklanmak, hatta dalkavukluk yapmak, içine düşülecek en aşağılık durumdur. Ahlaksızlığın temeli de budur. Her türlü kıt düşünmenin, hatta maddi olarak asgari çıkarlarını bile karşılayamanın da nedeni kesinlikle budur. Israrla biz de bu noktada "iğrençlik, alçaklık" kelimelerini çok yaygın kullandık ve yerindedir. Bunda son derece ısrarlıyız. Bu anlamda sosyalizm ufkunu büyük bir kararlılıkla savunmak, bunu özgürce ve savaşarak yapmak önemlidir. Yaparken dogmatik olmamak, saplantılar içinde kalmamak çok önemlidir.
Çünkü toplumu bilimsel anlamda ancak emekçiler daha iyi anlayabilir. Her emek dışı sınıf; yalana, her türlü dogmatizme başvurabilir. Çok çeşitli uydurmaları kalıcı ideolojilermiş gibi, hatta mutlakmış gibi dayatabilir. Ama tarihin her döneminde olduğu gibi, emeğin sahibi olanlar, onun sonuçlarıyla yakından ilgilenenler ise yeni ve devrimci olan ideolojiyi geliştirmekte zorluk çekmezler; bunda kararlıdırlar ve ortaya da çıkarırlar.
Yüzyılımızı bütünüyle etkileyen Leninizmdir
Günümüz sosyalizm tartışmalarında en çok yetmiş yılı aşkın bir süre dünyanın büyük bir kısmını etkileyen, kurulup da bugün çözülen veya aşılan sosyalizm tartışılıyor.
Buna bir kez daha değinmekte yarar olabilir. Biz bu sosyalizmi genel olarak da değerlendirebiliriz. Sosyalizmin her şeyimiş gibi gerçekleşen sosyalizmi değerlendirmek büyük bir darlığı içerir. Zaten Leninizmin de esas itibariyle politik-taktik yanı ağır basan yaklaşımları göz önüne getirildiğinde, bunu sosyalizm tarihinde bir taktik aşama olarak değerlendirmek en uygunudur.
Nedir bu aşamanın en temel özellikleri? Kapitalist-emperyalizmin çok açık çelişkileri ve bunun için iki dünya savaşını dayatması var. Öncesinde de birçok anlamsız savaş var. Dünyanın halklar aleyhine bölüşülmesi, emekçiler üzerinde çok kaba sömürü biçimlerinin sürüp gitmesi, bu arada bilimin, tekniğin çok hızlı gelişmesi, emekçilerin de bu temelde hızlı bir uyanışa, yine ulusların, halkların hızlı uyanışa ve uluslaşmaya yönelmeleri çağında Leninizm büyük bir özgürlük hareketinin adı oluyor. Gerçekten de çok büyük bir etkinliğe yol açıyor.
20. yüzyıl Leninist yüzyılıdır.
Tarihin her döneminde olduğu gibi, emeğin sahibi olanlar, onun sonuçlarıyla yakından ilgilenenler yeni ve devrimci olan ideolojiyi geliştirmekte zorluk çekmezler; bunda kararlıdırlar ve ortaya da çıkarırlar.
Her ne kadar günümüzde "gözden düştü" deniliyorsa da, aslında yüzyılı bütünüyle etkileyen Leninizmdir.
Başlangıcında iyi biliyoruz ki, bilimsel sosyalizm Marx-Engels'le büyük bir aşama kaydetmişti. Özellikle dünya görüşü daha bilimselleşmiş ve örgütlenmeye doğru da yol almıştı. Ama politik, taktik anlamda fazla gelişmiş değildi. Özellikle Paris Komünü deneyiminde olsun, buna benzer bazı ayaklanmalarda olsun etkisi çok sınırlıydı. Leninizm, ona bu politik taktiği usta bir biçimde yerleştirdi ve dünyanın devrimle değiştirilmesine, sosyalist devrimin geliştirilmesine büyük bir ivme kazandırdı. Onun ideolojik-moral yönlerine hiç şüphesiz fazla öncelik tanımadığı gibi, eski sömürücü dünyanın ve en başta da kapitalist-emperyalizmin etkilerini de çok yönlü gözden geçirip çözümleyecek durumda değildi. Onun kurtarmak istediği; çok kaba sömürü ve baskı düzenini aşıp emekçiler, halklar için biraz daha uygun yaşam dünyasını yaratmaktı. Aslında bunda da başarılı olunmuştur.
Biz, bu anlamda reel sosyalizmin tümüyle çözüldüğü, başarısız kaldığını söyleyemeyiz. Bu büyük bir yalan olur.
Hiç şüphesiz sosyalizmle bağdaşmayan yetersizlikleri, yanlışlıkları fazla olmakla birlikte, emekçilerin özgürleşmesinde, maddi ve manevi gelişimlerinde de büyük bir aşamayı ifade eder. Aynı biçimde halkların uluslaşmasında ve özgür, bağımsız gelişiminde de Leninizm gerçekten tarihin en önemli bir aşamasını ifade eder. Sosyalizmin bu aşaması, bu anlamda oldukça büyük başarılarla doludur. "Peki çözülen, aşılan gibi gözüken nedir?" denildiğinde, kendini yenileyememesi, güncelleştirememesi, yeni sorunları ve çözüm yollarını görememesi biçiminde de formüle edilebilir. Yüzyılın başlangıcındaki program aslında az çok Sovyet deneyiminde uygulandı ve başarıldı.
Örneğin asrın son çeyreğinde komünizme bile ulaşmaktan bahsediliyordu. Bunun bir hayal, bir abartma olduğunu daha o zaman görebiliyorduk. Kapitalist-emperyalist dünyanın o kadar güçlü olduğu, hatta daha önceki köleci toplum biçimlerinin, özellikle bireyde yaygın yaşandığı bir süreçte komünist iddialardan bahsetmek kendini abartmak, yanıltmaktır. Ama bundan anlaşılması gereken; Leninist taktiğin sonuna veya görevini yerine getirerek yeni bir aşamanın eşiğine gelmesidir.
İşte daha geçenlerde Türkiye'yi ilginç bir biçimde dolaşan bir Gorbaçov var. Bu çözülüş işinde adından en çok bahsedilen kişidir. Aslında anlayarak veya anlamayarak da olsa bu çelişkiyi yaşıyor. Belki de söylemeye çalışıyor. Fazla kanıtlamaya gerek yok. Zaten halkların ve emekçilerin özgürlük düzeyi, 19. yüzyılla kıyaslanamaz bir biçimde ilerledi.
Bunlar tamamen bilimsel sosyalizmin, onun en önemli Leninist pratik, taktik başarılarının bir sonucudur. Bu süreçte hiç şüphesiz kurulan partiler var. Özellikle bu partilerin mücadele taktikleri söz konusudur. Hepsi de Leninizmde kapsamlı işlenmiştir. Ama günümüze doğru geldiğimizde artık alınması gereken mesafe alınmış, ulaşılması gereken hedeflere az çok ulaşılmıştır. Bu nedenle hedefleri belirlemek gerekiyordu. Bu da insanlığın güncel durumunu değerlendirmek, bundan yani hedef-programları çıkarmaktı. Ya eski komünist partileri yenilemek, ya da yenilerini kurmaktı. Böyle yeni bir aşmaya, evreye sosyalizmi ulaştırmak gerekiyordu. Gerekli olan buydu. Fakat yeterince yapılmayan da buydu.
Biraz da yapılması zordu. Çünkü Sovyetler'deki devletleşme düzeyi buna engeldir. Asıl çelişki burada. Hiç şüphesiz sosyalizmin bu aşaması için devletleşme gerekliydi. Bu inkar edilemez. Ama devletleşmenin bu kadar abartılması, büyütülmesi sosyalizmin özüyle çelişirdi.
Öyle anlaşılıyor ki, sosyalist bir devleti, hatta proletarya diktatörlüğünü kurmak sosyalist bir toplum kurmak değildir.
Sosyalist bir insan yaratmak ise hiç değildir.
Yanılgı veya yanlışlık ağırlıklı olarak buradadır. İyi bir devlet kurmanın her şeye yeterli olacağı sanıldı. Neredeyse günümüzde devletçilik anlayışı en ultra düzeye yükselmiştir. Hemen herkes kutsalmış gibi "devlet, devlet çıkarı" diyor. Ama ilginçtir ki, bugün herkes en çok da aşırı devletçilikten şikayet ediyor. En çok devletçilik yapanlar, devletçilikten en çok çıkarı olanlar, bugün devletçiliğe karşı çıkma gereğini duyuyorlar. Bu sosyalizmin ne kadar gerekli olduğunu açıkça ve kendiliğinden gösteriyor.
Devletleşmeye en çok karşı duran aslında sosyalizmdi.
Hatta devletin tükenişini, sönüşünü teorik olarak ifade etmiştir. Diğer bütün sömürücü ideolojiler devletçiliğe çok kutsal yer verdiler. Sosyalizm yer vermez. Ama tuhaftır, bugün de en çok liberal-kapitalizm yanlıları, devletin aleyhine tartışma yürütüyorlar. İşte Türkiye'de en çok kapitalist olanlar, özelleştirmeden, devletin küçültülmesinden bahsediyorlar. Aslında sosyalizmin yapması gereken işi, hem de yalanla, ikiyüzlüce biraz daha kendini sürdürmek için yapıyorlar.
Demek ki, her şeyden önce yeni-güncel sosyalizm, bu devletçiliğe karşı, herhangi bir ideolojiden daha fazla karşı çıkmak durumundadır.
Devletin küçültülmesini, söndürülüşünü başarması, toplum üzerindeki, hatta birey üzerindeki çok tehlikeli, anlamsız ve belki de baş çelişki durumunu görerek nasıl aşılacağını göstermesi gerekirdi. Yapılmayan biraz bu oluyor. Hatta Sovyet devlet aygıtı bu anlamda en temel bir engelleyici güç olarak karşımıza çıkıyor. Hiç şüphesiz, bunda eski sömürücü toplumların izleri var. Kapitalist-emperyalizmin dayatmaları etkili olmuştur. Ama sosyalist iradenin bunu aşması esas belirleyici nedendir. Bu sorumlu tutulması gereken husustur. Sovyetler'de bile aslında bugün özelleştirmeden, bireyselleştirmeden, liberalizmden bahsedilmesinin de nedeni bu.
Öyle bir devlet yaratılmış ki, toplum nefes alamaz durumda. Bu anlamda yapılan belki tümüyle kapitalizme dönüş değil. Zaten kapitalizmin bir biçimi. Onca devletçi biçiminin abartılması buna yol açıyor. Devlet kapitalizmini sosyalist sanma anlayışı bu duruma neden olmuştur. Bundan kurtulmak, bireye daha fazla ağırlık vermek, daha fazla liberalizm, daha fazla demokrasidir ki, bu, devlet kapitalizminin aşılmasıdır. Yoksa kapitalizmin geliştirilmesi değil. Hiç şüphesiz bireysel kapitalizme de, özel kapitalizme de yol alınacak ama tümüyle gidişatın bu olduğunu söylemek gerçekleri çarpıtmaktır. Ama bu tartışma daha bitmemiştir. Sovyet deneyimi bu açıdan yoğun tartışılmaya devam ediliyor. Onu izleyen modeller de, yeni adımı buluncaya kadar tartışılmaya, gözden geçirilmeye devam edilecektir. Tabii sorun, kurulan sosyalizmin sadece kendini gözden geçirmesi, yenilemesi değildir.
Kapitalist-emperyalist çelişkinin insanlığın başına yığdığı sorunlar hiç de 19. yüzyılın sonlarından, yine 20. yüzyılın başlarından daha az değildir.
İnsanlık şimdi her zamankinden daha fazla büyük felaketlerle karşı karşıyadır. Kontrol altına alınamayan toplumsal süreçler söz konusu. Özellikle kapitalist ekonominin çevreyi, doğayı müthiş tahrip etmesi neredeyse dünyanın sonunu getirecek. Yine çok kontrolsüz toplum yapısını dünyaya sığdıramaz duruma getiriyor. İdeolojik, moral açıdan da insanları büyük bir umutsuzluk içinde bırakıyor, çok anlamsız bir biçimlenme durumuyla yüz yüze getiriyor. Bugün bu konuda kapitalizmin ideologları da değerlendirme geliştiriyorlar. Bu, şu anlama geliyor:
Kapitalizm insanlıkta idealizm bırakmamıştır.
İddiayı, umudu bitirmiştir. Tarihin sonu demek, insanda iddianın, umudun tükenmesi demektir. Bu da eşittir kapitalizm.
Kapitalizm artık ufuk, umut vermiyor.
O zaman tam da bu noktada ne gerekli? İnsanlığa umut verecek ideoloji. Bu da olsa olsa sosyalizmdir.
Kendi sonunu insanlığın sonuymuş gibi, kendi tarihinin sonunu insanlık tarihinin sonuymuş gibi göstermek her egemen ideolojinin bir özelliğidir. Kendisinden sonra hiçbir şeyin olamayacağını söylemek, yaşamaları açısından gereklidir de. Bu her önemli çağda görülmüştür. Bir dönemler belki de Roma kendini en yıkılmaz düzen olarak ortaya koyuyordu. Feodal imparatorluklar hakeza öyle. Yine birçok kapitalist imparatorluklar da - bir ABD- kendini insanlığın en son [aşaması] gibi yutturmaya çalışıyor. Ama gelişme doğanın bir yasasıdır. İnsanlığın sonunun gelmesi bu haliyle mümkün değil. Ne evren altüst oluyor, ne de insan çok ciddi bir yıkımla hastalıkla karşı karşıyadır. Sorunları, ideolojik-politiktir, sosyal, ekonomiktir. Çözümleri de, hiç şüphesiz ideolojik-politik; sosyal, ekonomik, kültürel ve moral olacaktır. Burada kendini insanlığın kaderiyle en çok bağlantılı gören, onun kaderiyle ilgilenen, çözmek için kendini görevli hisseden tutumlar, davranışlar etkin olacak ki, bunda da toplumsallık, dolayısıyla sosyalizm en iddialı olması gereken ve oldukça da bilimsel olan ideolojik yaklaşımdır.
Bu temelde sosyalizm kendini yeniden formüle edebilir.
Ne Asya'nın, ne Latin Amerika'nın halkları ve emekçilerinin hiçbirisi Türkiye halkı kadar onursuz bir durumu yaşamıyor veya yaşatılmıyor. Özellikle Türkiye halkı adına düşünmek durumunda olanların bu onursuz gerçeği bütün yönleriyle kavramaları, mümkünse bir çözüm göstermeleri gerekiyor. Hiçbir yerde emekçi halkın bu duruma düşürüldüğü görülmemiştir.
Neden düşürüldü?
Kapitalizmin günümüzde de gerçekten verebileceği fazla bir şey yok. Mesela, serbest piyasa mekanizmalarına baktığımızda, bütünüyle ranta, faize dayalı bir sömürücü kesim oluşturmuştur. Kapitalistler daha önceki yüzyıllarda üretimle, ticaretle ilgilenirlerdi. Şimdi üretim, ticaret, teknik bir tarafa bırakılmış, günlük piyasa, faiz endeks oranlarıyla oturup kalkıyorlar. Bunun üretimle hiçbir ilgisi yok. Kapitalizm bu kadar anlamsız, işlevsiz hale gelmiştir. Ve bütün iri, temel kapitalist ülkelerde bu piyasa, borsa oyunları egemendir. Bu da kapitalizmin tam başardığını değil, bir hiç durumuna geldiğini, anlamsızlaştığını gösterir. Borsa oyunlarıyla nereye varılabilir? Bu kumarın bir biçimidir. Ondan alıyor diğerine veriyor. El değiştiriyor sürekli. Bu da kumarın ta kendisidir.
Demek ki, kapitalizm günümüzde tam bir kumar oyunu durumuna gelmiştir.
Kapitalizm için hiç yeni tanımlar yapmaya gerek yok. İyi bir kumarcılık düzeni, günümüzde kapitalizmi çok iyi ifade ediyor. O halde tam da bu noktada, bu büyük kumar, insanlık üzerinde oynanıyor. Trilyonlar dönüyor insanlık üzerinde. Bu trilyonlar dünya için, insanlık için bir felakettir; bütün olumsuzlukların esas nedenidir. Bunu görmemek, görüp de karşı durmamak, insanlığın -Neron'dan daha tehlikeli bir biçimde- yakılıp seyredilmesine eştir. O halde, eğer insanlıktan umut kesilmiyorsa, insanlığın daha umutlu ve iddialı olmasına inanılıyorsa, hiç şüphesiz onun yaratma eylemine, bu kumar düzenini aşmaya güç yetirmesi, yine bundan kaçınmak şurada kalsın, bir tutku halinde yüksek idealizm ve de mücadeleyle buna yüklenmesi gerektiği açıktır.

ABD hem yavuz hırsız hem de yavuz teröristtir
Bugün başta hareketimiz olmak üzere, devrimci hareketlere yakıştırılan tek ad -sanki en büyük tehlikeymiş gibi- çok ucube bir biçimde yansıttıkları bir terörizm iddiasıdır.
Özellikle ABD ideologları ve politikacıları "terörizm" diyerek oturup kalkıyorlar. Her şeyi bu sözcükle izah etmeye çalışıyorlar. Aslında en çok da kendilerini bu sözcükle -terörizmle- değerlendirmek gerekir.
En büyük teröristin ABD'nin politik ve ekonomik güçleri olduğunu söylemek yerindedir.
Çünkü insanlığın başına en bela olan, en tehlikeli oyunu oynayan, dolayısıyla da baskıyı, işkenceyi en amansız uygulayan bu bir avuç borsa teröristidir, politik teröristtir.
Çünkü ellerinde müthiş yıkım silahları var ve her gün tehdit olarak ellerinde bulunduruyorlar. Zaman zaman da gözlerine kestirdikleri güçlere, halklara karşı kullanarak terörizmi müthiş uyguluyorlar. Biraz da yavuz hırsız misali, yani hem bastırıyor, hem kendini güçlü gösteriyor. Hem insanlığın evini soyuyor, hem de insanlığın sahiplerini suçlu gösteriyor.
Özellikle PKK'ye ısrarla dayatılan "Dünyanın en tehlikeli terörist örgütü" suçlaması ile bunu şimdi daha iyi anlıyoruz. İnsanlık ailesi içinde insanlığa bağlı olarak en büyük özeni gösteren partimize, ABD'nin böyle "baş terörist" demesi bir gerçeği ifade ediyor. Yavuz hırsız misali suçunu bize yıkıp kendini gizlemek istiyor. Bu tarihin her döneminde başvurulan bir taktiktir.
Roma'yı hatırlarsak, o dönemin ilk Hıristiyanları gerçekten ezilenleri, mazlumları temsil ediyorlardı. Neron ise bir çılgındı. Roma'yı yıktı; o fukara Hıristiyanların başına yıktı ve hepsini aslanlara parçalattı. Bu örneği günümüzde ABD'nin imparatoruna ve onun yardakçılarına uyarlarsak; yalnız bir Roma'yı değil bütün dünyayı ve bu arada ülkemizi, Türkiye'yi değil, birçok başka ülkeyi yakıyorlar. Kim yaktı? "PKK teröristleri." Bir de böyle kendilerince büyük basın-yayın gücüne dayanarak "teröristler şurayı-burayı yıktı" diyebiliyorlar. Çok abartmalı bir şekilde çarpıtarak eylemleri de kullanabiliyorlar.
Evet, Neron Roma için Hıristiyanları suçladı, bunlar her gün, her yerde bütün insanları, insanlığı suçlayarak kendi büyük yıkma hareketlerini örtbas etmeye ve bu temelde ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar. Burası çok önemli. Bu temelde büyük bir ideolojiyle saldırıya girişme gereği var. Az çok partimizin bunu yapabileceği ortaya çıkıyor. ABD'nin ideologları, istihbarat şebekeleri, politik güçleri bu anlamda akıllıdırlar, -tespit ederler.
Reel sosyalizim büyük hataları, kusurları içinde aşama yapamaması ve bunda en kararlı örgütlerin başında PKK'nin yer alması, kontrole alınamaması, iddialı bir şekilde eylemini yaratıcılıkla sürdürmesi ve ABD'nin en azından Ortadoğu için geliştirmek istediği düzene engel teşkil etmesi, onun kudurmasına yetiyor.
Çok tuhaftır!
İsa'nın çıkışı da bu topraklardaydı.
Roma o zaman bütünüyle dünyaya egemendi. İsa, iki elin parmak sayısını aşmayacak bir küçük havari grubuyla birlikte Kudüs'te ve çevresinde söz eylemiyle bu büyük zulmü açığa vuruyordu. Tabii bunun karşısında Roma'nın büyük cezalandırma hareketini biliyoruz: İsa'nın çarmıha gerilmesi, daha sonraki ardıllarının da arenalarda aslanlara yem yapılması. Yani çok güçlü olan Roma'nın buna ihtiyacı var mıydı? Evet. Ufak bir gediğin bile açılması Roma'yı böyle hunharca hareket etmek zorunda bırakıyordu. Günümüzün de buna benzer yanları var.
Biz ABD için neden bu kadar büyük tehlike olalım ki?
ABD emperyalizmi "gedikler meselesini" çok iyi bilir.
Nitekim Leninizmin de, döneminde emperyalizmin en zayıf halkasından bir gedik açma hareketi olduğu biliniyordu.
Günümüzde de deniliyor ki, "PKK emperyalizmin en zayıf bir halkasından bir gediği adam akıllı açıyor ve bu gedikten tehlikeli bir dünya görüşü ve yaşam tarzı fışkırabilir." Bunun için, tarihten aldığı tecrübeyle yüklendikçe yükleniyor.
Örneğin Türkiye gibi, tarihin tanıdığı en barbar ve günümüzde de çok faşist bir rejimin saldırı ve imha seferlerini yeterli görmüyor. Hatta "neden erkenden bitiremedin?" diye kızıyor. Diğer irili-ufaklı emperyalist ülkeler de Türkiye'yi alabildiğine destekleyip "neden bu terörizmi önleyemiyorsun?" diyor. Karşı çıkışları başarısızlıklarındandır. Gizliden on yılı aşkındır bütün güçleriyle desteklediler. Bütün saldırılarına da tüm yönleriyle destek verdiklerini biliyoruz. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Tüm dünya halkları gördü ki, bu bir işgal, istiladır. Nereye bunlar saldırıyor ve kimin desteği var? Halklarına karşı daha çok zor duruma düşmemek için, görünüşte de olsa "karşıyız" diyorlar. Ama kendini en güçlü hisseden Amerika utanmadan çok açıkça "destekliyoruz" diyebiliyordu. Utangaçça da olsa şimdi "yeter, operasyonları geriye al" filan diyor. Bunu söylemesinin nedeni ise, başarısızlıktır. Ayrıca gittikçe kendileri açığa çıkıyor ve tehlike büyüyor.
Tıpkı Roma döneminde olduğu gibi, Hıristiyanlık giderek kökleşiyor.
Kendileri ise tüm o görkemliliklerine rağmen daraldıkça daralıyorlar, kudurdukça kuduruyorlar. Neron'un bütün Roma'ya hükmetmesi, imparator olması, hiç de Neron'un güçlü olduğunu göstermez ve nasıl bir sonuca gittiğini biliyoruz.
Şu anda baş emperyalist gücün de durumu böyledir. Onun en önemli yardakçısı, Ortadoğu'daki Kudüs valisi gibi Anadolu'daki valisi de zor durumda. Ne kadar çıldırırsa çıldırsın fazla ilerleyemiyor. Dolayısıyla işte, PKK'ye "en büyük terörist örgüt" diyebiliyor. "Tek bir dünya devleti veya insanı yardımcı olmamalıdır" demesi, bu tarihi özellikten ötürüdür.
Böyle engin bir tarihi açıdan bakıldığında ABD'nin bu iddiası anlaşılırdır. Tabii Anadolu'daki valisi, kıt-dar düşünür, belki çok tahrip etmek ister, ama yarattığı olumsuz sonuçları görmeyebilir. Avrupa'nın da eleştirileri bu temeldedir. Anlaşılıyor ki, bu kadar dünyanın baş köşesine oturmamız, aslında salt bir ulusal kurtuluş hareketi özelliğinden ötürü değil, yine mahalli bir şiddet örgütü, hatta sosyalist örgütü olmaktan da değildir. Mevcut emperyalist sistemi en tehlikeli yerinden deldiği ve kendilerine göre çok kötü bir örnek olma durumunu sezdikleri içindir.
Sol, Türkiye'de kemalizmdir
Tabii hareketimizin gelişimi de biraz buna uygun. PKK'nin bir insanlık hareketi olduğu tartışma götürmez. Sosyal idealara daha başlangıcından itibaren oldukça bağlı ve iddialıdır. Onun bilimsel anlamına bütün yönleriyle dikkat ediyor. Bu anlamda, tam bir emek hareketi olmanın özelliklerine sahip olmaya çalışıyor. Yirmi yılı aşkındır, özellikle asrın son çeyreğinin çözülen, aşama yapamayan reel sosyalizmine karşı aşama yapan, en önde gelen parti hareketi oluyor. Bu önemli. Ayrıcalığı ve farkı burada.
Gerçekten aşama yapamayan reel sosyalizm, PKK'nin baştan itibaren eleştiriye tabi tuttuğu sosyalizmdi.
Aşırı devletleşmesini, bütün dünyanın sosyalist-komünist partilerinin dış politikasının bir eklentisi haline getirmesini kabul edilemez bir yaklaşım olarak görüyordu. Bu konuda olumsuzlukları gördü.
Özellikle TKP gerçeğinde ve Türk sol gerçeğindeki -hepsi de reel sosyalizmden etkilenmişti- oldukça yüklendiler. PKK de çok yoğun bir mücadele yürüttü. Bu 1970-80 arası bir anlamda reel sosyalizmin olumsuz etkilerine, devletçi sola karşı mücadeleydi. Nitekim Türkiye'de bu, eşittir Kemalizm solu biçiminde kendisini göstermiştir.
Sol, Türkiye'de kemalizmdir.
Bir emekçi sınıf, bir emekçi halk neden bu duruma düştü, düşürüldü? Neden bu durumu böyle sinesine çekebiliyor; çekemiyorsa neden karşı koyamıyor? Oldukça yalnız.
Hâlâ da bu özelliğini aşmış değildir. Bu da çok somut olarak bir sosyal-şovenizm Türkiye'de aşırı devletçilik ve ulusalcılık; yine Kürt gerçeğinin imhasına dek inkar edilmesi, yok edilmeye rıza gösterilmesidir. Bunun da yüzde yüz bir sosyalizmin inkarı olduğu açık. Yine baştan beri bunun kuruluş aşamasındaki Kemalizmle bağlantısı kadar, çözülüş sürecinde de Kemalizmin en büyük destekçisi olması, evrensel etkileri olan bir gerçekliktir.
İşte biz bu gerçekliğe yüklendik. Kurulan sosyalizmin bu en temel yanlışı süreçle gelişti. Kaldı ki 1925'lerde görülmeye çalışıldı. Komünist Enternasyonal içinde Kemalizme TKP türü yaklaşmanın sosyal-şovenizm olduğu, sosyalizmin özüyle bağdaşmadığı Leninistlerin o zaman buna bir taktik olarak baktığı, ancak daha sonra bunun bir taktik değil neredeyse tamamıyla bağlı kalınan bir politik tutum olduğu ortaya çıkınca güncelleşti, süreklileşti ve sonuçta sosyalizmin çözülüşünün en baş nedenlerinden birisi oldu.
Kemalizmin kendisi de bu anlamda reel sosyalizmden en çok yararlanan rejim olmaktadır.
Onun solu da, en sosyal-şoven soldur. Dolayısıyla sol, Türkiye'deki emekçi halka hiçbir şey vermemiştir. Kemalizm özünde ne kadar halk karşıtıysa, solun da sosyal-şoven niteliği gereği o kadar karşıt olacağı açıktır. Bu açıklık günümüzde o kadar açığa çıkmıştır ki, emekçileri, dini ideolojiler bile etkileyebiliyor, umut olabiliyor. Sözümona "en radikal solum" diyenler zırnık kadar emekçiler dünyasında etkili olamıyorlar. Solun bunu değerlendirememesi, nedenlerini ortaya çıkarmaması hayli düşündürücüdür.
Tabii biz anlamakta güçlük çekmedik. Anlamak kadar da etkili bir mücadeleyle yüklendik ve PKK'yi PKK yaptık. PKK'nin ideolojik anlamda belki de söylenebilecek en olumlu ve güçlü yanı, genelde reel sosyalizmin ve Kemalizme yönelik yaklaşımlarındaki hatalarına düşmemek, onu hem ilkede hem pratikte kıyasıya eleştirip aşmak olmuştur. 1970-80 yılları arasında bunu çok güçlü yaptığımız için, daha sonrasını getirme özünü koruyabildik. Eğer diğer sol gruplar gibi olunsaydı, hiç şüphesiz, 1980 sonrası atılım gösterilemeyecekti. Diğer gruplar zayıf oldukları için değil, ideolojik olarak Sol-Kemalist konumu aşamadıkları için gelişme sağlayamadılar ve emekçilerle birleşemediler.
Emekçiler, bugün belki de evcil hayvanlardan daha kötü durumdalar.
Dünyanın hiçbir emekçi halkı Türkiye'deki emekçi halk kadar düşürülmemiştir. Ne Afrika'nın, ne Asya'nın, ne Latin Amerika'nın halkları ve emekçilerinin hiçbirisi Türkiye halkı kadar onursuz bir durumu yaşamıyor veya yaşatılmıyor. Özellikle Türkiye halkı adına düşünmek durumunda olanların bu onursuz gerçeği bütün yönleriyle kavramaları, mümkünse bir çözüm göstermeleri gerekiyor. Hiçbir yerde emekçi halkın bu duruma düşürüldüğü görülmemiştir.
Neden düşürüldü?
O zaman bunu TC gerçeğinde, hatta Türk-egemen sömürücü gerçeğinde yerli yerine oturtmak gerekir. Bu oturtulmadan bugün dayanılmaz boyutlardaki baskı-sömürü ortadan kalkmaz.
Dünyada - kendileri söylüyor- en kolay yönetilen emekçiler, Türkiye'dedir. En kolay sömürülenler, Türkiye'dedir. Bir emekçi halk onursuz kılınır, lanetli kılınır da, bu kadar kılınmaz.
Biz Kürdistan halkı için de benzer değerlendirmeler yaptık. Bizimki daha da tarihidir, daha da yoğundur. "Lanetli halk" dememiz yerindeydi. Çünkü bu kadar kolay sömürülmeye, bastırılmaya rıza göstermek, en lanetli durumu ifade eder. Biz direndiğimiz için bu lanetliliği yıktık, aştık ve yüz akı olma durumu biraz sağlanıyor. Ama Türkiye'de bu yok. O açıdan orada durum daha kötü.
Emekçilerin ufku son derece karartılmıştır; eylemleri cılız bile değildir. Buradaki emekçi eylemsizdir, kişiliksizdir, amaçsızdır, iddiasızdır, çaresizdir her yönüyle. Kırıntılara bile razıdır ama o da verilmiyor. Her gün kendileri istatistiklerinde gösteriyorlar ki, nasıl yaşadıkları biraz mucizedir.
Belki de bu anlamda Türk halk gerçeği üzerinde düşünmek, günümüzde çok evrensel bir konum arz ediyor. Bir emekçi sınıf, bir emekçi halk neden bu duruma düştü, düşürüldü? Neden bu durumu böyle sinesine çekebiliyor; çekemiyorsa neden karşı koyamıyor? Oldukça yalnız. Bu, Türkiye'deki aydınların, varsa sosyalistlerin, herhalde birçok sosyal bilimcinin düşüneceği bir gerçektir, konumdur.
Biz bunu az çok anladığımızı söylüyoruz. Özellikle kendi halk gerçekliğimizi çözmekle, aslında Türk halk gerçekliğini de önemli oranda çözdüğümüzün farkındayız. Zaten bu farkında oluştur ki, devrimimizin enternasyonal yönü bütün yönleriyle ortaya çıkıyor.
İşte bunun için "PKK dünyanın en tehlikeli uluslararası terörist örgütüdür" diyorlar.
Bütün irili-ufaklı emperyalist-kapitalist güçler, PKK kendileri için çok gerekli olan Türkiye'yi tehdit ettiği için, Türkiye'nin desteğine koşma gereğini duyuyorlar. Çünkü en anlamsız bir halk gerçekliği var ve bunun PKK örneğinde olduğu gibi Kürt halkı gerçeğinde aşılması, tehlikenin kat be kat büyümesi anlamına da gelir.
Demek ki, baskı ve sömürünün bu kadar anlamsızlaştığı, yoğunlaştığı bir yerde bir halkın özgürleşmeye yönelmesi, bu denli tehlikeli olabilir.
Burada bizim Türkiye devrimine bakışımız da çok açık ortaya çıkıyor. Kürdistan devriminin bu kadar Türkiye devrimini doğurtması, aynı zamanda uluslararası alanda bir rol oynuyor. Bu anlamda sadece sosyalizmin yeni aşaması konusunda umutlu olmak, ufuklu olmak ve bazı çıkış yollarını göstermek değil, onu hızla Türkiye'ye taşırdığımızda, bir o kadar da bunu Ortadoğu'ya yansıttığımızda, bu mevcut şer, sömürücü, baskıcı güçler için hiç de az bir tehlike değildir. Bu hem çok güncel, hem de mutlaka halledilmesi gereken bir baş ağrısıdır!
Bu son Güney operasyonunda açığa çıkan en önemli bir gerçek de budur. 1992 operasyonunda da bu açığa çıkmıştı, ama bu son operasyon bunu bütün dünyaya gösterdi; PKK'yi de bütün dünyaya tanıttı. Dolayısıyla ABD'nin ikide bir rapor yayınlayıp "PKK en terörist örgüttür" demesi boşuna değildir. PKK'nin etkisini kırmak, çok çarpık, farklı bir şekilde göstermek ihtiyacından ileri geliyor. Bu kuşku götürmez.
Unutmamak gerekir ki, PKK esas itibariyle insanlığın ufkunu açma ve umudunu güçlendirme hareketidir. Özellikle reel sosyalizmde ufku kararan, ufuksuz kalan, yine sosyalist iddialardan yoksun kalan partilerin düştüğü durumu tersine çevirmeye çalışan bir güçtür.
Unutmayalım ki PKK'nin Güney Kürdistan'a da yayılması, Ortadoğu'nun birçok ülkeleriyle -ister anlamlı ilişkiler, isterse çatışmalı bir biçimde olsun- yol katetmesi ciddi bir gelişmedir. Ve pratikte de politik sonuç almaya son derece yatkındır. Sadece ufuk olarak, ideolojik olarak, örgüt olarak değil, pratik gerçekleşen bir politika olarak da her an bir alanı düşürebilir, bir alanda kendi politik sistemini kurabilir. Bu emperyalizm için en az Ekim Devrimi kadar ve tarihte birçok devrimin başlangıcında olduğu gibi ciddi bir gelişmedir. Kıyamet bundan kopuyor. Türkiye'ye aşırı destek bu nedenledir. Tabii iddialı devrimciler de gerçekten iddialarına denk bir çabayı gösterirlerse, başarılı olmayı da rahatlıkla sağlayabilirler. Bunu yaşıyoruz.
Hiç şüphesiz PKK'nin bu durumu bir başlangıcı ifade ediyor. PKK politik olarak henüz zafere ulaşmış olmaktan uzaktır. Yine özündeki çözümlemeleri insana tümüyle özümsetmekten uzaktır. Bırak insanlığa, daha halkına bile çok sınırlı olarak tam yansıtmamıştır. Hatta bırakalım halkına yansıtmayı, kendi içimizde PKK militanı olduğunu iddia edenlere bile bu çözümlemeleri ne kadar yansıttığımız her gün tartışılıyor.
Yüksek bir çözümleme gücünü ortaya çıkardık.
Özellikle yeni insanı nasıl ele almak gerektiği, bunun oldukça farklı bir insan şekillenmesi olduğu anlaşılıyor. Ama bunu henüz örgüte egemen kılmak, halka hakim kılmak ve bir sistem olarak insanlığa taşırmak çok sınırlıdır. Demek ki burada önemli olan ufuk ve ona ulaşmanın çözümleme gücü, yeteneğidir. Bu gösterildi. Parti henüz bu konuda daha yeni de olsa oldukça kararlılığını ve giderek kendini geliştirme iddiasını sürdürüyor. Bu aynı zamanda dezavantajlarını, zayıf yönlerini de ortaya koyuyor. Çünkü başlangıç aşamasında olan her hareket tehlikelerle karşı karşıyadır.
Zaten T.C. sözcülerinin kıyameti koparması da bundandır. "Bunu bugün önlemezsek" diyor, "hepinizin başına tehlike olur, hatta PKK terörizmi evrensel bir sorundur; evrensel sorunu çözmek için bütün evrenin şer güçleri bana yardımcı olmak zorunda ve ben tarihi uluslararası bir misyon yüklenmişim." Bu özel savaşın baş yürütücüleri "böylesi bir başarıya da biz ilk defa sahip olmak istiyoruz" diyorlar.
İlginç!
Sadece Türkiye'nin bir milli meselesini değil, dünyanın bir terörizm meselesini PKK şahsında çözmek istiyorlar.
Dünyaya örnek olacaklar, öncülük edecekler! Çağrı üstüne çağrı yapıyorlar: "Bu kadar bütün sistemin çıkarlarına uygun bir savaşı yürütüyoruz, sistem kayıtsız şartsız bizi desteklemelidir!" Kendileri bizzat bunu söylüyorlar. Böylece gerçeği farkında olmayarak dile getiriyorlar. Evet bu "terör" kendi terörizmlerini açığa çıkarttığı gibi, halklar için de çok gerekli olan ufku, amacı ve direnme imkanını ortaya çıkarmıştır. Bu anlamda eğer ısrar edilirse, halkların, özellikle Ortadoğu halklarının içine biraz taşırılırsa -ki biraz da yapılan budur- sonuç gerçekten önemli devrimsel aşama olabilir.

Sosyalist ütopya, umut ve iddia başarı için esastır
PKK, özellikle sosyalist bir parti olma, dönemin tartışmalarına açıklık getirme, sosyalist tartışmalarına cevap verme anlamında iyi bir örnek olabilir. PKK bu özelliği giderek geliştiriyor. Ayrıca politik bir taktik olarak da başarıya ulaşabilir. Bu anlamda Ortadoğu'da çelişkilerin ne kadar yoğun olduğu göz önüne getirilirse, çözümde son derece iddialı bir gelişme olabilir.
Demek ki PKK'nin hem sosyalizm için, hem Ortadoğu politik halk demokrasileri için böylesi gelişmelere öncülük etmesi, evrensel değerini kat be kat ortaya çıkarabilir.
Bu gerekli midir?
Evet, sonderece gereklidir. Özellikle günümüzün sosyalist tartışmaları için gereklidir. Ezilenlere, sömürülenlere kapitalizmin büyük tehlikelerine karşı bir ufuk olarak, bir umut olarak böyle sosyalist bir iddia çok gereklidir. Ortadoğu halkları için de politik bir gelişme olarak çok gereklidir. Demokrasiye, özellikle emperyalist işbirlikçilere karşı bu halkların şiddetle kurtuluşa ihtiyaçları var. PKK buna da önemli oranda katkı sunuyor.
Demek ki, pratik-politik olarak da PKK çok gerekli. Hem ufuk ve umut olarak insanlık için anlamlı olmaya doğru yüz tutuyor, hem de bölge halklarının şiddetle -belki tüm dünya halklarından daha fazla- ihtiyaç duydukları demokratik kurtuluşları, işbirlikçilerden kurtulmaları için, yüzyılların, hatta bin yılların tarihi uygarlıklarına yaraşır bir biçimde tekrar tarih sahnesine çıkmaları için, PKK oldukça gerekli. Bu iki amaç nedeniyle PKK üzerinde durmak hem kutsal bir yurtseverlik görevi, hem de bir enternasyonal görev oluyor. PKK bütün iç-dış yetersizliklere ve dayatmalara rağmen, bu konudaki iddia ve pratik adımları atmaktan alıkonulamamış, geriletilememiştir.
Bunun tam başarısını sağlamaya çalışıyoruz. Tam başarı için, günümüzde özellikle politik ve askeri taktikler üzerinde yoğunca duruyoruz. Buna gereksinim vardır.
Ama unutmamak gerekir ki, PKK esas itibariyle insanlığın ufkunu açma ve umudunu güçlendirme hareketidir.
Özellikle reel sosyalizmde ufku kararan, ufuksuz kalan, yine sosyalist iddialardan yoksun kalan partilerin düştüğü durumu tersine çevirmeye çalışan bir güçtür. Netekim bu, çözülüşün, başarısızlığın veya kendini yenileyememenin en temel nedenidir. Bu anlamda ufuk olmazsa, iddia biterse, moral de yok olursa, o sistem dünya sistemi de olsa çözülmeye mahkumdur. Olan da buydu.
Dolayısıyla PKK'nin bugün birçoklarına anlamsız da gelse ufku, umudu sürekli diri tutması, genişletmesi çok önemlidir ve bu devam ediyor.
Bunu sonuna dek de böyle götürmek, PKK'nin en temel bir özelliği olsa gerek. Bazı örnekler verirsek; bugün İran bile eğer tüm eleştirilere rağmen biraz sağlam yürüyorsa, orada bir manevi kuvvet vardır. İşte kimi "mollalar", kimi "ayetullah" der. Bu nedir? Bu bir ufuk, bir moral, bir ideal kuvvetidir. Bu çok gereklidir. Bir rejim yaşatılmak isteniyorsa her zaman bu moral, manevi kuvvet öncü kılınmak zorundadır.
Sosyalist ideolojiye klavuzluk, öncülük rolü verildi.
Bu kesildiği için sistem çözüldü.
Dolayısıyla sosyalist ütopyayı, ideali, morali bugün güçlü tutmak başarı için esastır. Bu konuda bir grup insan yeterli ölçüde nitelik ve nicelikte bu işlerin öncülüğünü yapacak, yine moral, iddia ve umut için yaşayacak ve bunun gereklerini düşüncede, ruhta hep geliştirecektir. Yani hem yaşayacaklar, hem de yaşatacaklar. Buna biraz da ideolojik önderlik denilebilir. Bunun hiç şüphesiz bilimle, hayalle, maneviyatla ilişkisi vardır. Maddiyatla da ilişkisi vardır, -dengeler hepsini-. Ve bu ihtiyaçlar toplumu sağlam ve diri götürmek için ne gerekliyse onu temsil ederler. Tarihte de böyledir.
Eğer sosyalizm kendisini yenilemek istiyorsa böyle bir kurumu mutlaka geliştirmek, oturtmak durumundadır.
Bir dönemlerin şeyhleri, dervişleri neyse sosyalizm için de kendine göre şeyhleri, dervişleri, pirleri gereklidir.
Bunu örnek olsun diye söylüyoruz. Fakat bu yetmez tabii. Bir de onun pratik politikası gerekli. Politikayı, yani taktiği de geliştirmek zorunda.
PKK bu yönüyle de aslında gelişme halindedir. Kendi mensuplarının yüksek ideolojik-moral konumunu sağlam tutmakla ve esas almakla kalmıyor -ki biz bunu büyük bir mücadeleyle yürüttük- , aynı zamanda güncel taktiklere de ne kadar yüklendiğimizi, belki de hiçbir partiye nasip olmayacak tarzda taktikler üzerinde durduğumuzu biliyoruz.
İster örgüt taktikleri, ister gösteri taktikleri, ister bizzat savaş taktikleri olsun, bütün bunlar bugün en çok yoğunlaştığımız diğer bir çalışmamız dahilindedir. Bu çalışmaya güncel politik çalışma da diyebiliriz. Askeri taktikler de son tahlilde politik taktiklerdir; politikayı daha şiddetle sürdürme biçimleridir. Özel savaş başka türlü politika yapmaya izin vermiyor; acımasız şiddet uyguluyor. Bu nedenle bizim politik taktiklerimizin şiddet yönü, askeri gerilla yönü daha fazla geliştirilmek zorunda. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu konularda da ölçüyü kaçırmamak, özel savaş zorunlu bıraktığı oranda politik taktikleri şiddetle geliştirmek, başarı için kaçınılmazdır.
Bu konuda da yaşanılan önemli yetmezlikler var. Zaten birçok parti, örgüt bunu yapamadığı için Türkiye'de aşıldı, işlevsiz kaldı. Biz taktikleri biraz zamanında geliştirdiğimiz için, özel savaşa karşı bu konuda taktiksiz kalmadığımız için geliştik. Yani sadece ideolojik-moral üstünlük açısından değil -bu yalnız başına başarı için yeterli değildir- , bir de günlük pratik örgüt çalışması, doğru eylem, askeri eylem faaliyetleri geliştirildiği için bugün PKK iddialı ve yenilmezdir. Bu doğru taktiklerde ısrar edilirse başarıya gitme gerçeği ortaya çıkar.
Eski model devlet anlayışı artık aşılmak zorunda. Bugün devletçilik çok geliştiriliyor. Bu bir anlamda eski sağ-sol partilerin, reel sosyalizmiyle ve liberal kapitalizmiyle devlette ifadesini bulan bütün rejimlerin ve bunların dayandıkları köhnemiş devlet yapılarının, artık insanlık için bir dar gömlek durumunda kalmasından ötürüdür. Bütün devletler artık toplumlar için bir dar gömlektir ve yırtılmak zorundadır.
Bir emekçi hareket olarak PKK'nin hem ulusal düzeyde, hem de uluslararası düzeyde bu kadar yankı yapmasının temel nedeni, evrensel çapta reel sosyalizmin çözülme, aşınma sürecinin sorunlarına iyi bir cevap teşkil etmesi ve bu konuda benzer hastalıkları olmamasıdır. Kendi yaratıcı gelişmesini sürdürmesi, yine pratik politikada da kendisini taktiksiz bırakmaması, bunun direnişini hemen her sahada -zindanda, dağda, ülke içinde ve dışında- göstermesi, onu emperyalizmin en çok korktuğu ve baş etmekte güçlük çektiği baş hareket haline getirebilmiştir.
Hiç şüphesiz bu anlamda bir emekçi hareketi, partisi olarak önemini korumak durumunda.
Bu da ancak başarıyla mümkün olur.
Çünkü kendisine karşı yalnız bir özel savaş gücü, yalnız Türkiye faşistlerinin en azılı saldırısı yoktur. Bunun arkasında bütün uluslararası gericiliğin saldırısını görmek gerekiyor. Dolaysıyla PKK kendini hep ufukta, amaçta, moralde çok çok güçlendirmesi, pratiklerde çok yoğunlaştırması gerekiyor. Varolan, kendisini başarılı kılan gelişmeleri bir sonuç olarak değil, hep bir başlangıç olarak görüp yetkinleştirmek durumunda.
Bu anlamda militan çözümleme büyük anlam taşıyor. Bizlerin son dönemlerde örgüt içinde geliştirdiğimiz çözümlemeler aslında PKK'nin başarısı için kaçınılmaz oluyor.
Şunu çok açıkça ortaya koyduk ki; çözümlemek istediğimiz kişilik, oldukça düzenden etkilenen ve çağlar ötesi kalıntıları üzerinde çok güçlü taşıyan bu birey, başlı başına bir özel savaş öğesidir. Şunu da yine gösterdik ki, bunun çözümlenmesi, bundan kaynaklanan direkt-dolaylı tehlikelerin aşılması, PKK'yi PKK yapan temel bir özelliktir. İçinde böyle bir mücadeleyi yürütmesi, hastalıklı bireyi tespit edip aşmaya çalışması, aslında onun başarısının özünü ifade ediyor.
Şu çok açıkça ortaya çıktı ki, ne kadar "mücadeleye ben varım" denilirse denilsin, ne kadar kendini adamış olursa olsun, kapsamlı olarak kendini çözememiş her birey, her militan, hatta her önder tip, çok kısa bir süre içinde bir engel olmaktan, hatta kendini bir bela gibi çok tutucu bir öğe olarak dayatmaktan kurtaramamaktadır. Zaten bu reel sosyalizme öncülük eden partilerin de çözülüşü burada başlıyor. Bu partilerin politbürosunda, merkezinde tutuculaşma, bürokratlaşma gelişince, ardından dalga dalga bütün devlete, topluma yayıldı. Böylece çözülme, aşamayı yapmama olayı gelişti. PKK'de bu tehlike bin defa daha fazla var.
PKK içindeki tip reel sosyalist ülkelerden kat be kat daha fazla hastalıklı bir tiptir.
En köhne, çapul, bir üçüncü elden kapitalizmin, yani Kemalist kapitalizmin etkilediği tiptir. Aynı zamanda çağ ötesi kölelik biçimlerinin; aileciliğin, kabileciliğin, bireyciliğin en geri biçimlerinin çarpıttığı bir tiptir. Bu tipin kendi başına on tane devrimi yerle bir etmeye yeter olduğunu kendi pratiğimizden iyi biliyoruz.
Çözümlemeler bunu çok yüksek seviyede gösterdi. Partimiz içinde herkes şunu iyi biliyor ki, bu tip eğer aşılmasaydı, değil PKK'yi 1995'lere getirmek, 1985'lere bile getiremezdik. Hatta 1975'lerde ortaya çıkaramazdık. Bu kişilik ile mücadelemiz, aynı zamanda sosyalist parti niteliğinde bir gelişmeyi ifade ediyor. Sınıf mücadelesinin sadece sınıfın veya halkın objektif-fiziki ortamında değil, onun örgütü içinde de, beyninde de yürütülmesi şarttır. En kılcal damarlarında, akciğerlerinde, kalbinde yürütmek gerekiyor. Eğer sınıf mücadelesinde tam başarıya ulaşılmak isteniliyorsa, bürokratlaşmaya, tutuculaşmaya karşı iç mücadeleyi, nefs mücadelesini yoğun bir biçimde sürdürmek gerekiyor.
Her ne kadar bazı ustalar sosyalist aşamada da sınıf mücadelesi durmaz deyip, daha da geliştirilmek durumunda olduğunu söylemişlerse de bu, çok genel ve çok kısa bazı sözcüklerle değerlendirilmiştir.
Lenin de bundan bahseder; "Sosyalizmde küçük-burjuva, küçük meta üretiminden adeta fışkırır. Bu da sosyalist düzeni sürekli tehdit edecektir" der. Ama söz bu kadardır. Bunun parti içinde nasıl yürütüleceğini ne kendisi görebilmiş - ömrü buna yetmemiştir- ne de daha sonra geliştirilmiştir. Stalin'in kaba bir sınıfsal mücadele anlayışı vardır. "Bazı elebaşıları" demiştir, abartmalı bir biçimde. Onlar da kendilerini gizlemişlerdir, gizlemeyenler de kaba bir biçimde tasfiye olmuşlardır. Sonuç; bu yaklaşımın büyük başarısızlığıdır.
Mao da benzer değerlendirmelerde bulunmuştur. Fakat her ne kadar Çin, hâlâ biraz kendisini sürdürüyorsa da, bunu çok yönlü geliştirmiş olmaktan uzaktır. Çin'de bir Sovyet deneyimine benzer gelişmeler yoğundur. Ama eğer sınıf mücadelelerini yoğunlaştırırlarsa, belki onun da Sovyetler'deki partinin hastalıklarına düşmeden özellikle sosyalist demokrasi ve enternasyonalizm hususlarında ne kadar görevlerini yerine getirdiği tartışılabilir. Eğer halen yaşıyorsa, bu biraz da mücadele ilkesine bağlı kalmalarından ötürüdür.
Tabii biz sadece bir devlet kurma döneminde değil, çok erken bir dönemde bunu farkettik. Bu fark ediş sadece parti içinde bazı sağ ve sol sapmalara karşı çıkma biçiminde değil. Her ne kadar bunu gözardı etmediysek de, çok kaba sağ-sol yaklaşımlara, onların temsilcilerine yönelik gereken mücadeleyi verdiysek de, bunun yetmediği daha sonra -özellikle günümüze doğru geldiğimizde- çok açık bir biçimde ortaya çıktı.
Sağ ve sol sapmalarla mücadele yetmez.
Sağ ve sol sapmaları besleyen daha derin nedenler var. Bir baktık ki günlük olarak en önder durumunda olan kişi bile mücadeleyi kendi içinde geliştiremezse, en benim diyen militan yapıda günlük moral, eğitim kadar yeterli pratik yürütemezse, aslında o parti öncü parti olmaktan çıkar. Nitekim PKK'nin bütün dönemsel taktik adımlarına baktığımızda, birkaç kişinin tıkatması büyük başarısızlıkları ve kayıpları beraberinde getiriyor. Bu büyük mücadeleye rağmen eğer bu böyle oluyorsa, tehlike büyüktür demektir.
O zaman çare nedir?
Çare; partinin içini hem moral düzeyde, hem de pratik-politik düzeyde yeterli kılabilecek çözümleme gücünü, bunun mücadelesini kesintisiz ve giderek yoğun bir biçimde vermektir.
PKK bunu son yıllarda biraz yürüttüğü için gelişmekten alıkonulamadı. Zaten ABD'nin, "PKK en terörist örgüttür" demesi de bu nedenledir. Diğer bütün örgüt modelleri aşıldığı halde PKK'nin bu yöntemle aşılmaması, onun özgün yönünü ortaya koyuyor. Yine T.C.’nin bütün çözdürücü çabalarına rağmen, neredeyse çözmediği tek bir sol Kürt grubu kalmadı. PKK'nin ise tam tersine bu büyük özel savaşa rağmen varlığını daha da etkili kılması, yine bu çözümleme gücünün yetkinliğinden ileri geliyor. Bu anlamda da PKK, sosyalist parti deneyiminde, hatta sosyalizmde, sosyalist partilerde, bunun beyninde sınıf mücadelesi çok ileri düzeyde yürütüldüğü için, denilebilir ki sosyalist partiler tarihinde bir ilerleme, bir geliştirme, bir katkı oluyor.
Günümüzde bir parti sosyalist niteliğini korumak istiyorsa, sadece pratik-politik başarılarla değil, moral üstünlüğüyle kendini yürütmek istiyorsa, biraz PKK gibi olmak zorundadır.
Eski dünya modeli insanlık için dar bir gömlektir
İşte PKK'nin evrenselliği olsa olsa böyle tanımlanabilir. Belki de tam istediğimiz gibi formüllendirmiş olamayabiliriz, ama bütün belirtiler PKK'nin bu niteliklerinin bundan sonra başarılı olmak isteyen genelde her örgütlenme, özelde sosyalist örgütlenmeler için kaçınılmazdır. İnsanlığın ağır sorunlarına, özellikle çok çaba, incelik isteyen politik görevlerine, moral görevlerine başka türlü karşılık verilemez. İşte onun için Türkiye'nin bütün siyasi partileri tıkandı, aşındı, yenildi. Sağıyla, soluyla bütün dünyada, bugün bir Fransa'da, bir Almanya'da, hatta bir İngiltere'de partilerin hemen hepsinin eskidiği, aşıldığı ve hatta artık ilgi gösterilmediği söyleniyor.
Doğrudur, klasik bütün sağ-sol partiler aşılıyor.
Zaten kendileri "halkın ilgisizliği çok gelişiyor" diyorlar. Fakat yeni parti arayışına cevap verilemiyor. Sınırlı bir cevap verme halkın desteğini çığ gibi büyütüyor. Türkiye'de bile çok liberal ve yaşamak durumunda olan Türk burjuvazisi için bir Yeni Demokrasi Hareketi var. Popüler olmaya çalışıyor ve oluyor da biraz. Neden? Eski bütün sağ-sol partiler bir yerde tutuculaştığı için bu böyle oluyor.
Dünyada da bu böyledir. Bu yeni değişim rüzgarları diye sunmak istedikleri de - çok çarpık da olsa- aslında budur. Hatta denilebilir ki, eski model devlet anlayışı artık aşılmak zorunda. Bugün devletçilik çok geliştiriliyor. Bu bir anlamda eski sağ-sol partilerin, reel sosyalizmiyle ve liberal kapitalizmiyle devlette ifadesini bulan bütün rejimlerin ve bunların dayandıkları köhnemiş devlet yapılarının, artık insanlık için bir dar gömlek durumunda kalmasından ötürüdür. Bütün devletler artık toplumlar için bir dar gömlektir ve yırtılmak zorundadır. Tabii çözüm bulunamıyor; bulunmadığı için de sıkıntılar giderek artıyor.
Demek ki, günümüzün en temel bir çelişkisi de, insanlığın başına artık zırhlı bir gömlek gibi sıkıştırılıp durulan devletleri aşmaktır, -onun sağ ve sol parti dayanaklarını aşmaktır. İnsanlık buna ihtiyaç duyuyor. Birçok belirti kesinlikle bu aşamaya gelindiğini gösteriyor. Bu anlamda, 21. yüzyıl bir yerde bu tip devletlerin aşılmasıdır. Sadece sınıf diktatörlüklerinin aşılmasını demiyoruz. Reel sosyalizm olsun, liberal kapitalizmiyle veya devlet kapitalizmiyle adı ne olursa olsun mevcut modeller artık insanlık için ciddi bir engel teşkil ediyor. Tam da bu noktada, sosyalizmin devletin tüketilmesi, söndürülmesi teorisine yeniden bir açıklık kazandırılabilir. Bu anlamda bu tip devletlerin sönmesi ve aşılması gerekiyor. Sosyalizm bu konuda en iddialı söylemin sahibi olabilir.
Halklar artık mevcut devletleri taşıyamıyorlar.
Muazzam bir bürokratik yığın olmuşlar; hiçbir yaratıcı gelişmeye fırsat vermiyorlar. Sadece rantı toplayıp, çok çalışmayan kesimlere dağıtmakla uğraşıyorlar. Bu dayanılmaz bir durumu ortaya çıkarır; bir felaketi geliştirir.
O halde sosyalizmin devlet teorisi yeniden parlak bir biçimde hem ileri sürülebilir, hem de doğrulanabilir. Sosyalizmi kurmak, bir devlet kurmak olmadığı, hatta devletin çok temel bir biçimde aşılma görevi olduğu artık anlaşılmak durumundadır. Sosyalizmin bu ilk aşaması bunu göremedi veya gördüyse de gereklerini yerine getiremedi. Bu yeni aşaması kesinlikle devletlerin bu aşılma durumunu hem görmek, hem göstermek, hem de bizzat değiştirmek durumundadır. Bunu sağladığında sosyalizmin en iddialı ideolojik, moral ve politik bir güç olacağı açıktır. Tabii bunun somut yansımaları işte toplumun kendi içinde yeterli bir nüfus, yeterli beslenme, sağlık, eğitim vb. alanlara indirgenecektir. Yine özellikle çevreye yansımaları olacaktır.
Sosyalizmin bu sorunlar üzerinde yoğunlaşması kaçınılmazdır. Ama politik devrim olarak da bu devletlerin az çok aşmak zorunda olduğu, bunlar yerine getirilmeden hiçbir reformun kendi başına yeterli olmayacağı görülüyor.
İşte yeni birçok parti doğuyor; reformist, yeşil partiler. Bu partiler, bu devlet sistemlerini aşmadıkça, hiçbir zaman amaçladıkları sağlıklı bir çevreye ulaşamayacak, tahribatın önlenmesinin önüne geçemeyeceklerdir. Yine toplum içindeki moralin tüketilişinin, yaşam umutlarının sönmesinin önüne geçemeyeceklerdir. Bu anlamda günümüzdeki reformizm deneyleri fazla başarılı olamaz.
Sosyalist teorinin bu kadar kapsamlı olması, bu dev gibi sorunların çözülmesi açısından gereklidir, kaçınılmazdır. Her ne kadar "reformlar kaçınılmazdır, başka türlü bu sistemi aşmak mümkün değil" deniliyorsa da - tıpkı 19. yüzyılın sonlarındaki reform ile sosyalist ideolojiye dayatılan reformist partiler gibi- , bu, sadece kapitalizmi daha tehlikeli bir biçimde büyütmeye, yaşamını sürdürmeye götürür. Tıpkı reel sosyalizm deneyiminde görüldüğü gibi kapitalizme yanaşarak, onunla uzlaşmaya ve giderek kapitalizmi daha tehlikeli sorunlar biçiminde büyütmeye yol açar. Bu açıdan reformizmi görerek, onu devrimin gelişmesine bağlamak, onunla ne sağ, ne de sol tarzda uzlaşarak veya çelişerek, doğru bir yaklaşımla karşılayarak devrimin hizmetinde kullanabilmek de önem taşıyor.
Görülüyor ki, emekçilerin dayanışma ve mücadele günü her zamankinden daha fazla bir sosyalist ufkun, umudun ve onun programının, pratik-politik olarak da taktiklerinin geliştirilmesi konusu bizi oldukça düşündürüyor.
Partimiz PKK bu konuda şanslı bir durumu yaşıyor veya oldukça bilinçli, örgütlü çabalarıyla bugün anlamlı bir biçimde karşılıyor. Hatta denilebilir ki, en başarılı bir biçimde karşılayan bir parti oluyor. Buna dayanarak önümüzdeki sürece en iddialı, umutlu yaklaşılabilir. Yine insanlık dışı özel savaşa karşı da pratikte yürüttüğü insanlığın en soylu, en kutsal devrimci savaşımını geliştirebilir. Yaşanan süreç; hem umutta, iddiada ve ruhta bir büyük gelişme, hem de pratik-politikada başarılması gereken devrimdir. Bunun heyecanı, kendi başına militanı canlandırmaya ve büyük oynamaya yeterlidir. Biraz daha taktik ilkelerine, esaslarına dikkat edilirse, PKK bünyesinde her militanın çok önemli gelişmeleri yaratmaması düşünülemez. Hatta Kürt halkı gibi çok geri bir halkın PKK'yi izlemesinin yol açtığı gelişmelerin daha büyüğünü, bundan sonra başta Türkiye halkı olmak üzere bölge halklarının göstermesi işten bile değildir.
Böyle bir sürecin içine de girilmiştir. Özellikle Türkiye emekçilerinin dayanılmaz yaşam koşullarını, dayatılan son derece lanetli durumu aşmaları en ivedi sorundur. Neredeyse bütün koşullar, Türkiye emekçi halkına ayağa kalkma gereğini dayatıyor. Tabii PKK de buna en çok yardımcı, onun bizzat ortaya çıkarıcı ve destekleyici gücü oluyor. Bu da tarihi bir fırsat anlamına geliyor.
Her zaman söylediğimiz gibi, bu temelde görevlerin başarılması Ortadoğu'da büyük gelişmenin, yeni bir devrimsel gelişmenin başlangıcı oluyor.
Türkiye emekçilerinin dayanılmaz yaşam koşullarını, dayatılan son derece lanetli durumu aşmaları en ivedi sorundur. Neredeyse bütün koşullar, Türkiye emekçi halkına ayağa kalkma gereğini dayatıyor. Tabii PKK de buna en çok yardımcı, onun bizzat ortaya çıkarıcı ve destekleyici gücü oluyor. Bu da tarihi bir fırsat anlamına geliyor.
Ortadoğu halklarının tarihlerinde, çok şerefli uygarlık dönemlerinde kendilerinin birliktelikleri vardır.
Uygarlığa ilk geçiş bu topraklarda olmuştur. Görkemli köleci imparatorlukların, uygarlıkların kuruluşu ve en yaratıcı yönleri burada gelişmiştir. Yine feodal uygarlık en görkemli biçimiyle bu topraklarda ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin -ki onun değişik bir biçimde reel sosyalizmi kendisine benzeştirme anlamında olsun- genel gelişmesi, bugün Batı dediğimiz uygarlık biçiminde karşımıza çıkıyor. Bu Ortadoğu halkları aleyhine çok dengesiz olan, tarihi gelenekleriyle son derece çelişen bir duruma çok cüceleşmiş bir insanın, bir insanlık toplumunun adeta kötü örneğinin ortaya çıkmasına yol açıyor.
Ortadoğu halkları bunun mahkumu olamazlar. Kendi tarihlerinin, kendi büyük uygarlık gerçeklerini her geçen gün daha da farkına vararak, doğru sahipleniş başarılırsa ancak yaşayabileceklerini gün geçtikçe daha iyi görüyorlar. Şu son birkaç yüzyıldır aşılanan kapitalizm müthiş bunalım getirmiştir. Denilebilir ki, insanlığın en yaşanılmaz topluluklarına ve toplum biçimlerine burada yol açmıştır. İnsanın doğduğu beşiğe, insanlığın mezarı gibi olma rolünü biçmiştir. Hiç şüphesiz Ortadoğu halkları bunu gördüklerinde daha büyük bir tepkiyle ayağa kalkabileceklerdir.
İşte partimizin söylemi bu, yaptıkları da budur.
İnsanlığın beşiğini insanlık mezarına çevirmek isteyen kapitalizme karşı duracaktır.
İnsanlık için büyük bela olan, tam bir kumar rejimi olmaktan öteye varmayan çapulcu kapitalist-emperyalizme cevap verecektir. Tıpkı uygarlığın başlangıcında olduğu gibi, sınıflı toplumların aşılması ve bu çapul kapitalizminin aşılması biçiminde de bir beşiklik görevini görecektir. Partimizin ilk çıkışında da biz bu değerlendirmeleri yaptık.
Şafak vaktinde bu topraklar ve bu halklar nasıl rol oynadılarsa, uygarlığa, sınıfsız bir topluma, onun uygarlık biçimlerine tekrar bir beşiklik görevini görmemesi için hiçbir karşı neden yoktur. Olsa da, bu büyük bir tarihi görev için engel olarak görülüp boyun eğilmez.
Bu kadar ufku büyük düşünüyoruz.
En önemlisi de güncel olarak dayanılmaz yaşam engelleri var. Bu engellere günlük olarak karşı çıkmak bile, bir insanın yaşaması için belki de ekmek-sudan, havadan daha değerli oluyor. PKK'yi zaten günlük olarak yaşatan, insani özelliklere bu kadar şiddetli gereksinimi olmasından ötürüdür. Demek ki, bu kadar büyük ufku, ileriyi görebilmek, güncel olarak hiçbir biçimde kabul edilmez yaşam engellerine karşı olmak, bir insanı atom bombasından daha değerli, güçlü kılıyor.
PKK biraz bunu gerçekleştirdi.
PKK'deki önder tip bunun az çok gerçekleşmesinin adı oluyor.
Eğer ısrar edilirse, her militan bu tarz bir kişilikleşmeyi yaşarsa ve bunu sürekli kılarsa, gerçekten en büyük umutların, en uzun vadeli ütopyaların bile, önemli bir gerçekliğe dönüşmemesi için hiçbir neden yoktur. Zaten PKK'nin birçoklarına mucizevi gibi gelen pratik başarısı da bunu gösteriyor.
Biz bu temelde sosyalist ideallerimize, yine halkların tarihlerine olduğu kadar, güncel çıkarlarına ve bu anlamda emekçilerin dayanışma gününe bağlılığımızı belirtiyoruz.
Partimizin oldukça iddialı ve başarılı mücadelesiyle bunu selamlıyoruz, bütün insanlık ve halkımız için kutluyoruz.
Kaynak: Sosyalizmde Israr İnsan Olmakta Isrardır / Şubat 1998
Yayın Tarihi: 01/05/2024