Türk kaynakları, Pontos meselesine ilişkin olarak yalnızca sahadaki uygulamaları değil, aynı zamanda bu uygulamaların devletin en üst karar organlarında tartışıldığını, askeri-idari yapı aracılığıyla sistematik biçimde yürütüldüğünü ve ekonomik ile toplumsal boyutlarla bütünleştiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Zombi filmlerinde beni en çok etkileyen şey, mekânların belirsizliği oldu. Ne tamamen yaşayanlara ait ne de ölülere... Arada kalan, daha doğrusu bir “araf” mekânı bu. Benim çalışmamda da bu araf, yeni bir düşünme alanı açıyor: Ne merkeze ne de periferiye ait. Kadınların hikâyesini anlatmak için en doğru yer burasıydı.
Gettoyu bir araya gelen bir halk topluluğu olarak tanımlamak eksik kalır. Kürt gettosu, devletin Kürtler üzerindeki yüzyıllık inkâr, asimilasyon ve bastırma politikalarının kent mekânında somutlaşmış halidir. Buralarda yaygın biçimde görülen polis baskınları, kimlik kontrolleri, GBT taramaları, sokak güvenlik noktaları gibi uygulamalar da bunu ispatlar niteliktedir. Öte yandan Kürt gettoları yalnızca yoksulluğun değil, bir kimliğin, kültürün ve hafızanın da savunusuydu. Kürt gettosunda yaşayan halk kimliğinin yaşatılması, dayanışma kültürünün sürdürülmesi, devlet baskına karşı kolektif bir savunma mekanizmasının …
1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nun verilerine göre ise, 1987-1994 yılları arasında 3.438 yerleşim yeri boşaltılmıştır.
