Yıllar evvelki yurt günlerimden hatrımda kalan bir söz var. Herhangi bir eleştiri, uyarı yahut tartışma ortaya çıktığında birileri üsluptan şikayet edince takkeli hoca abilerimiz “Zarfa değil, mazrufa bak mübarek!” diye azarlardı insanı. Neticede söylenen şeyin şekline değil de içeriğine bakmak gerekiyordu. Bazılarımız “Ama üslup da önemlidir!” diye karşı çıkmaya kalktığında bu kez, “Lafın tamamı aptala söylenir…” cümlesini duyup mecburen susarlardı.
Başka hikayelerdeki insanlar yalnızca öyle oldukları için öyle davrandıkları halde, Kurtuluş’un geçtiği coğrafyada birçok davranış, düşünce ya da yaşantı öyle olmaları dayatıldığı için ortaya çıkar.
Her çalışmada estetik duyarlılığın, kaygının yansıması gerektiğini düşünmekle birlikte, merkeze alınması konusunda bazı çekincelerim var çünkü demokratik komünal bir topluluğun harcı ahlak ve politikadır. Estetik bu harcın, yani içeriğin, varlık biçimini ifade ediyor. Kuşkusuz varlık formsuz gerçekleşmez ama amorf sosyolojiyi de eleştiriyoruz. Peki bu amorf hali güzel bir forma nasıl kavuşturacağız?
Baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen kimlik, hafıza ve direnişin önemli bir taşıyıcısı olan Kürt müziği, asla sadece müzik olmamıştır. Tarih boyunca yaşanılan katliamların, acıların, sürgünlerin, yokluğun, doğayla kurulan bağın, inançların, baskıların hem dili hem tanığı olmuştur. Özellikle de direnişin. Bu direniş, müziğin çekirdeğini oluşturan dengbêjlerle başlayıp 70’li, 80’li yıllarda sürgünde yaşamak zorunda kalan sanatçılar, 90’larda özellikle MKM bünyesinde kurulan gruplar ve son dönemde birçok genç sanatçının çabasıyla devam etmektedir. Bu sanatçılardan biri de Kasım Taşdoğan. …