Bu yazıda, Jîn dergisi editörlerinden Hemzeyê Muksî’nin (Müküslü Hamza) (1892 – 1958) Mem û Zîn’in ilk matbu baskısına yazdığı 1919 tarihli “Dîbace - Mem û Zîn” (Önsöz – Mem ve Zin) başlıklı takdimini erken dönem postkolonyal okuma pratiklerinin örneklerinden biri olarak ele alacağım. Eleştirmenin Mem û Zîn’i okuma yönteminin belli başlı özelliklerini irdeleyerek icra ettiği okumanın “postkolonyal okuma” olarak tanımlanan yorumlama yönteminin bir prototipi olduğunu tartışacağım.
Bazı romanlar yalnızca bir hikaye anlatmaz; bir ülkenin belleğini, suskunluğunu ve çarpıklıklarını da açık eder. Eyyüp Epekinci’nin kaleme aldığı “İnvitro” da işte bu romanlardan biri. Polisiye türüyle yola çıkan anlatı, kısa sürede çok daha derin bir zemine kayıyor. Romanın başkahramanı Dicle Navdar, alışıldık dedektif portrelerinin ötesinde bir karakter. Soruşturmaları ilerlettikçe yalnızca bir cinayet değil; devletin ve bilimsel kurumların örtbas ettiği daha büyük bir gerçeği açığa çıkarıyor. Dicle’nin adalet arayışı, kişisel bir çaba olmaktan çıkıp toplumsal …
"05.45 İstanbul’un atmosferini yaratırken karanlığa odaklandım. Karanlığa karşı önümde iki seçenek vardı. Bu seçeneklerden biri karanlığı inkâr etmekti, diğeri ona dalmak. İkinci yol bana daha uygun geldi."
Bir bakmışsın bir arkadaşın düşmüş, yürüyemiyor. İşte o hal sana güç oluyor, o düşüş dizlerine derman oluyor. Kendinden, acından geçer; takatsizliğini unutur gidip onu sırtlarsın ya da omuz verir yürür, yürütürsün. Ona koltuk değneği olursun bir bakıma. Veya o takatsiz kalma halinde bir yoldaşın sana sıcak bir söz söyler, bırakalım sözü hafif bir gülümser, evet sadece hafif bir tebessüm eder ve sen canlanırsın, atlas gibi tutup dünyayı omuzlarsın. Ya da mumdan yapılmış bir tekneyle ateş …