Gettoyu bir araya gelen bir halk topluluğu olarak tanımlamak eksik kalır. Kürt gettosu, devletin Kürtler üzerindeki yüzyıllık inkâr, asimilasyon ve bastırma politikalarının kent mekânında somutlaşmış halidir. Buralarda yaygın biçimde görülen polis baskınları, kimlik kontrolleri, GBT taramaları, sokak güvenlik noktaları gibi uygulamalar da bunu ispatlar niteliktedir. Öte yandan Kürt gettoları yalnızca yoksulluğun değil, bir kimliğin, kültürün ve hafızanın da savunusuydu. Kürt gettosunda yaşayan halk kimliğinin yaşatılması, dayanışma kültürünün sürdürülmesi, devlet baskına karşı kolektif bir savunma mekanizmasının …
1990’lı yılların başında devlet eliyle gerçekleştirilen zorla yerinden edilme sürecinde, tahminen 1,5 ila 3 milyon arasında sivil Kürt yaşam alanlarını terk ederek kent merkezlerine veya başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nun verilerine göre ise, 1987-1994 yılları arasında 3.438 yerleşim yeri boşaltılmıştır.
Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.
Türkiye, Kürtlerle bir müzakere sürecinden geçerken 50 yıllık direniş ve savaş sürecinde neler yaşandığını yeniden hatırlamakta fayda var. Çünkü geçmişte yaşananlar bugün neye ihtiyaç duyduğumuzu belirler. Bu pencereden bakınca da üzerinde en çok durulması gereken dönemlerden biri Türk devletinin Kürt halkına, akla hayale sığmayacak zulüm ve şiddet politikalarını uyguladığı 90’lı yıllar olarak beliriyor. Ne yaşandı? Ne kadarını biliyoruz? O gün yaşananlar bugünü nasıl şekillendirdi? Mevcut müzakere sürecinde telafi ve tedavi edilmesi gerekenler nedir? İşte bu …