PolitikART
Bellek

Mağduriyet Üzerine Düşünmek: İkili Çerçevenin Ötesi

Sayı: 346
Dr. Nisan Alıcı
Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.

Bu yazıda, siyasi, psikolojik ve toplumsal faktörlerin şekillendirdiği mağduriyet statüsünün Kürt sorunu bağlamında nasıl kurulduğunu ele alıyorum. Bunun için, 1990’larda başta zorla kaybetmeler ve yerinden edilmeler olmak üzere insan hakları ihlalleri ve devlet şiddetine maruz kalan kişilerin mağduriyet kavramıyla kurdukları ilişkiyi, bu kimliğe dair algılarını, yani çatışmadan doğrudan etkilenenler açısından mağduriyet kavramının sınırlarını tartışıyorum.  Yazı, 2018–2022 yılları arasında yürüttüğüm, insan hakları savunucusu, aktivist ve avukatlarla yaptığım görüşmelere dayanan araştırmamın bulgularını temel alıyor. Yazıda, mağduriyetin, “mağdur” kelimesiyle kolayca ifade edilebilecek tekil ve sabit bir kimlikten ziyade, farklı anlamlar ve duygular içeren çok katmanlı bir deneyim olduğunu vurguluyorum.

Deneyimlerine dair adlandırma hem politik mücadeleyi hem de direnişi kapsayan daha geniş bir şekilde yapılmalıdır. Bu görüş, hukuki bir kategori olmasına rağmen mağdurların deneyimlerinin karmaşıklığını yansıtmadığını belirten Diyarbakır’daki bir avukat tarafından da paylaşılmaktadır: “Zorla kaybedilenlerin yakınları politik bir mücadelenin parçası ve bu mücadeleyi yansıtan bir tanıma ihtiyaç var”

Karmaşık bir siyasi kimlik olarak mağduriyet

Mağduriyetin nasıl tanımlandığı ve algılandığı, içinde bulunduğu toplumsal bağlama, döneme ve topluma göre değişir (Brett ve Druliolle 2018). Kimi yazarlar mağdur teriminin edilgen ve apolitik çağrışımları olabileceğini ve bu çağrışımların kişileri özneliklerinden (agency) mahrum bırakabileceğini iddia eder (De Waardt ve Weber 2019; Saeed 2016). Ancak bu çağrışımlar evrensel değildir; aynı terim başka bağlamlarda güçlendirici, görünürlüğü artırıcı ve tanınma sağlayan bir işlev görebilir. Örneğin, Kolombiya’daki çatışma sonrası süreçte kimi kadınlar, mağdur olarak tanımlanmanın siyasal alanda alan açtığını ve taleplerini duyurmayı kolaylaştırdığını düşünmüştür (Krystalli 2020).

Görüştüğüm kişiler, çatışmadan etkilenenleri, özellikle aktif siyasi mücadele yürütenleri, güçlü siyasi özneler olarak görüyor. Birini mağdur olarak etiketlemenin, devlet şiddetine maruz kalan insanların karmaşık politik kimliklerinin diğer boyutlarını, özellikle de direnişi, mücadeleyi ve eyleme kapasitesini görmezden geldiğini düşünüyorlar (Mülakat no:2 2019; Mülakat no14, 17, 2020). Sanki kendilerine mağduriyeti dayatan devlete karşı direniş göstererek mağduriyetlerini politik bir mücadeleye dönüştürmemişler gibi (Mülakat no:17, 2020), onları pasif bireyler olarak işaretlediğini düşünüyorlar. Böylelikle mağdur terimi, kişileri sabit ve kilitlenmiş bir kimliğe indirgerken, onların farklı bağlamlarda üstlendikleri rolleri ve gösterdikleri faillikleri dışlama riski taşıyor.

Oysa kendilerine atfedilen kimliklere itiraz etmek, politik öznelik inşa etmenin bir biçimidir (Bouris 2007). Bu nedenle, bu kişilerin mağdur kimliğiyle kurduğu mesafeli ilişkiyi ve bu kimliğe nasıl direndiklerini incelemek, onların siyasi özneliğini tanımak açısından önemlidir. Deneyimlerine dair adlandırma hem politik mücadeleyi hem de direnişi kapsayan daha geniş bir şekilde yapılmalıdır. Bu görüş, hukuki bir kategori olmasına rağmen mağdurların deneyimlerinin karmaşıklığını yansıtmadığını belirten Diyarbakır’daki bir avukat tarafından da paylaşılmaktadır: “Zorla kaybedilenlerin yakınları politik bir mücadelenin parçası ve bu mücadeleyi yansıtan bir tanıma ihtiyaç var” (Mülakat no:15 2020).

Hukuki terminolojinin mağdur teriminin kullanımını zorunlu kılması, mağdurluğu tanımlayan çatışmaya özgü bir mevzuat olduğu anlamına gelmiyor. Mağdur statüsünü tanımlayan ve belirleyen mevzuata sahip çatışma veya çatışma sonrası bazı ülkelerin aksine, Türkiye’nin çatışmaya bağlı mağdurluk konusundaki kurumsal yapısı oldukça sınırlıdır.

Hukuki bir kategori olarak mağduriyet

Mağdur teriminin çağrışımları mağdurların kendilerini tanımlama biçimiyle örtüşmese de bu terimin günlük yaşamda bu kadar yaygın olmasının temel nedeni, hukuki terminolojinin katılığı ve baskınlığıdır. Hukuk, uğranılan zararı ve buradan doğan hakları mağduriyet kavramına dayalı olarak tanımlar ve çatışmayla ilgili insan hakları ihlallerini mahkemeye taşımak için de kişinin mağdur olarak tanımlanması gerekir (Mülakat no:10 2019). Diyarbakır’da kayıp yakınlarıyla çalışan avukatlar, ailelerin hukuki terminolojinin onları mağdur olarak tanımladığını, mağdur olmanın hukuki sonuçlarıyla daha çok ilgilendiklerini ve bu kelimeden rahatsız olan kimseye rastlamadıklarını belirtmiştir (Mülakat no:19 22 2020).

Aynı zamanda bir kayıp yakını da olan bir avukat da benzer şekilde düşünüyor ve mağdur kelimesinin anlamını sorgulamadığını, onu nötr bir kelime olarak algıladığını belirtiyor. Bu kelimeyi, kelime anlamıyla (yasal anlamıyla neredeyse aynı olan), bir suç nedeniyle zarar gören kişi olarak düşünüyor: “Bu kelimeyi hiçbir şekilde aşağılayıcı, yüceltici veya küçük düşürücü bir kelime olarak görmüyorum. Açıkçası, daha önce bu konuyu hiç düşünmemiştim. Sonuçta hepimiz mağduruz” (Mülakat no:24 2020).

Hukuki terminolojinin mağdur teriminin kullanımını zorunlu kılması, mağdurluğu tanımlayan çatışmaya özgü bir mevzuat olduğu anlamına gelmiyor. Mağdur statüsünü tanımlayan ve belirleyen mevzuata sahip çatışma veya çatışma sonrası bazı ülkelerin aksine, Türkiye’nin çatışmaya bağlı mağdurluk konusundaki kurumsal yapısı oldukça sınırlıdır. Bu ülkelerde kurumsal sistemler, insanların mağdur statüsüne ulaşmak ve belli haklardan yararlanmak için resmî olarak mağdur olarak kayıt yaptırmalarını gerektirir. Bu yardımlar danışmanlık ve sosyal desteği, Kuzey İrlanda’daki gibi emeklilik planı ve mesleki eğitimi ve Kolombiya’da olduğu gibi maddi tazminatı içerebilir (Cronin-Furman ve Krystalli 2020). Gelecekte Türkiye’de de çatışmadan etkilenenlerin zararını onarmak ve hak taleplerini karşılamak için kapsamlı bir kurumsal çerçeve oluşturulursa, mağdur teriminin anlamı ve çağrışımları değişebilir.

Türkiye’de siyasi öznelik ile mağdur kimliğinin kırılganlığı arasında varsayılan ikili karşıtlık, mağduriyetin, mağdurların önce kırılganlıklarını aşarak güçlendikleri, ardından siyasi aktörler hâline geldikleri ve en sonunda mağduriyetin ötesine geçtikleri doğrusal bir süreci izlediğini varsayıyor.

Sorumluluğun göstergesi olarak mağduriyet

Mağdur kelimesinin yaygın kullanımının bir başka nedeni ise bu kelimenin, ihlal ve mağduriyetin sorumluluğunu taşıyan faile dikkat çektiğinin düşünülmesi. Bu görüşe göre, mağdur kelimesini kullanmak, insan hakları ihlalinden sorumlu olan ve hesap vermesi gereken bir kişi ya da kurumun olduğunu belirtmek açısından hayati önemde. Dolayısıyla mağdur kelimesini kullanmaktan kaçınırsanız, suçu işleyen ve hesap vermesi gereken kişiler olduğu gerçeğini bulanıklaştırırsınız.

Örneğin, İstanbul’da yaşayan bir araştırmacı, mağdur kelimesinin sadece mağdurdan değil, aynı zamanda mağdur eden kişiden de bahseden bir bağlamda kullanılması hâlinde kabul edilebilir olduğunu ifade etti (Mülakat no:4 2019). Benzer şekilde, 1990’larda faili meçhul bir cinayetle öldürülen bir kişinin yakını, devlet şiddetinden dolayı mağdur olduğunu açıkça belirtmenin gerekli olduğuna inanıyor (Mülakat no:18 2020).

Oysa mağdurlar, siyasi özne olmak ve dönüştürücü kolektif bir direniş içinde yer almak için zorlu duyguları tamamen aşmak zorunda değildir. Mağdurlar, kendilerine dayatılan roller ve kimliklere meydan okuyarak kendi anlatılarını ortaya koyar ve özerkliklerini geri kazanırlar.

İkili mağduriyet anlayışının ötesine geçmek

Görüşmelerin çoğunda mağdur olmak ile ve politik olarak güçlenmeyi birbirinin karşıtı olarak konumlayan bir ikilik algısı mevcuttu. Benzer bir görüş başka bağlamlarda da geçerli. Kolombiya’da mağduriyetle ilgili baskın anlatılar, mağduriyeti siyasi öznelik için gerekli koşulların eksikliği olarak; geride bırakılması, aşılması ve tam vatandaşlık hakkına sahip siyasi özneler gibi olumlu ve güçlü bir şeye dönüştürülmesi gereken bir durum olarak tasvir ediyor (Krystalli 2020). Türkiye’de de siyasi öznelik ile mağdur kimliğinin kırılganlığı arasında varsayılan ikili karşıtlık, mağduriyetin, mağdurların önce kırılganlıklarını aşarak güçlendikleri, ardından siyasi aktörler hâline geldikleri ve en sonunda mağduriyetin ötesine geçtikleri doğrusal bir süreci izlediğini varsayıyor.

Evrensel olarak da mağduriyet; kırılganlık, çaresizlik ve zayıflık gibi çeşitli olumsuz ve engelleyici niteliklerle ilişkilendirilir (Cole 2016 s.264). Buna karşılık feminist yazarlar, özneliği kurmak için kırılganlığı yenmek gerektiği düşüncesinin maskülinist bir ideal olduğunu ve onu ortadan kaldırmanın feminist bir görev olduğunu savunur (Butler 2014; Cole 2016 s.263). Siyasi direniş temelde kırılganlığın harekete geçirilmesine dayanır; bu da kırılganlığın aynı anda hem maruz kalma hem de özne olma yolu olabileceği anlamına gelir (Butler 2014 s. 24).

Türkiye’de mağduriyete dair egemen anlatılar da bu anlamda kırılmazlığa ulaşmayı hedefleyerek maskülinist ideolojiyi besleyebilir. Kırılganlığı aşarak güçlenmiş bir politik özneliğe ulaşmak gerektiği yönündeki inanç, mağdurların güçlenmesine ve direnişine çok vurgu yaparken, mağdurlaşma deneyimine içkin diğer önemli boyutların (acı çekme, travma, yas, utanç gibi) yok sayılmasına sebep olabilir. Hatta bu tür zorlayıcı duygular siyaseten zayıflık olarak görülebilir.

Oysa mağdurlar, siyasi özne olmak ve dönüştürücü kolektif bir direniş içinde yer almak için zorlu duyguları tamamen aşmak zorunda değildir. Mağdurlar, kendilerine dayatılan roller ve kimliklere meydan okuyarak kendi anlatılarını ortaya koyar ve özerkliklerini geri kazanırlar. Bu nedenle mağduriyet ve güçlenmeyi birbirini dışlayan kavramlar olarak görmek yerine, mağduriyeti; kırılganlık, sessizlik, acı ve zayıflık kadar eyleme gücü, güçlenme, imkân ve direnişi de içeren çok boyutlu bir anlayışla ele alıyorum. Farklı konumları kapsayabilmek ve mağdurların nasıl acı çektiğini, hayatta kaldığını, harekete geçtiğini, geri çekildiğini, liderlik ettiğini, güçlendiğini ve aynı anda kolektif amaçlar için mücadele ettiğini daha iyi yansıtabilmek için ikili bir bakış açısından uzaklaşıp mağduriyete daha nüanslı yaklaşmak gerekir. Görüştüğüm bir avukat da bunu destekliyor: “Mağdur olmak, mutlaka pes etmek veya yenilmek anlamına gelmez. Mağdur olmama rağmen mücadeleye devam ediyorum” (Mülakat no:7 2019).

 

Sonuç

Mağdur statüsünün ve mağduriyetin çağrışımlarının etkilerini kavramak, çatışmadan en çok etkilenenlerin talepleri ve deneyimleri doğrultusunda barış inşası ve geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının tasarlanmasına yardımcı olabilir. Hukuki terminoloji ile mücadelenin gerçekliği arasındaki uçurumu kapatmak, henüz yerine getirilmemiş önemli bir görevdir. Çatışma sona erdiğinde ve uzlaşma süreci başladığında, bu durum uzun vadeli, sürdürülebilir bir barışın yaratılması için daha da önemli hâle gelecektir.

 

Dipnot ve Kaynakça

Bouris, E., 2007. Complex Political Victims, 1st ed. Lynne Rienner Publishers, Boulder, CO.

Brett, R., Druliolle, V., 2018. The Politics of Victimhood in Post-conflict Societies, The Politics of Victimhood in Post-conflict Societies. https://doi.org/10.1007/978-3-319-70202-5

Butler, J., 2014. Rethinking Vulnerability and Resistance. Plenary Conference XV Symposium of the International Association of Women Philosophers (IAPh), University of Alcalá, Madrid, 24th June, 1–19.

Cole, A., 2016. All of Us Are Vulnerable, But Some Are More Vulnerable than Others: The Political Ambiguity of Vulnerability Studies, an Ambivalent Critique. Critical Horizons, 17, 260–277. https://doi.org/10.1080/14409917.2016.1153896

Cronin-Furman, K., Krystalli, R., 2020. The things they carry: Victims’ documentation of forced disappearance in Colombia and Sri Lanka. European Journal of International Relations, 29–30. https://doi.org/10.1177/1354066120946479

De Waardt, M., Weber, S., 2019. Beyond Victims’ Mere Presence: An Empirical Analysis of Victim Participation in Transitional Justice in Colombia. Journal of Human Rights Practice, 11. https://doi.org/10.1093/jhuman/huz002

Krystalli, R., 2020. Women, Peace, and Victimhood. Global Observatory, 11–13.

Mülakat no:2, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2019.

Mülakat no:7, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2019.

Mülakat no:1o, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:14, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:15, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:17, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:18, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:19, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Mülakat no:24, Yazarın gerçekleştirdiği mülakat, 2020.

Saeed, H., 2016. Victims and victimhood: Individuals of inaction or active agents of change? Reflections on fieldwork in Afghanistan. International Journal of Transitional Justice, 10, 168–178. https://doi.org/10.1093/ijtj/ijv032

 

Yayın Tarihi: 18/01/2026