Göç olgusunun birden fazla yüzü, birden fazla boyutu var. Yıkılan evler, kurşuna dizilen canlılar, yakılan ağaçlar, yerinden edilmiş insanlar bir kuşak boyu sürecek travmaların başlangıç noktasıdır. Kimseye ihtiyaç duymadan kendi kendine yetebilen bir toplum 24 saat içinde yerinden edilip her şeylerini geride bırakıyor, zorla itildikleri şehirlerde tek gözlü odalarda yarı aç yarı tok yaşama tutunmaya çalışıyorlar.
90’lı yılların karanlığına çoğunlukla dönem anlatıları ve geride kalanların mücadeleleri bağlamında odaklanan PolitikART’ın 346. sayısı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın içinden geçtiği siyasi sürece ilişkin bir hatırlama çağrısı olarak ele alınmalıdır.
Helin Şen, Sur’da bir polis tarafından vurulduğunda o kalabalık şehirlerden, İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den ses yükseldi mi? Hayır. Her şeyden önce bu sessizliği kırmamız gerekiyor. Bununla birlikte cezasızlığı sorgulamamız…
Cumhuriyetin kuruluşu Rumların sadece Pontos’tan değil, tüm Küçük Asya’da katliamlarla öldürülmeleri ve oradan sürgün edilmelerinin tamamlanması ardından gerçekleşir. İttihat ve Terakki’nin 1910’lardan beri planı, öncelikle Hristiyanların bu coğrafyadan silinmesi ve Sünni Müslüman inancıyla Türk milli kimliği taşıyan yeni bir devletin kurulmasıdır.
