Belfast deneyimi, dinî aktörlerin, kanaat önderlerinin ve inanç topluluklarının güven inşa ederek diyaloğu güçlendirebileceğini ve barışın toplumsallaşmasına katkı sunabileceğini gösteriyor. Çünkü din, yalnızca bireysel inanç alanında değil, toplumların ahlaki hafızasında, gündelik ilişkilerinde ve birbirlerini nasıl gördüklerinde de etkili olan güçlü bir toplumsal alandır.
Unutmamak gerekir ki, güç ilişkilerine bağlı olarak şekillenen farklı emek yapıları vardır, farklılıkları dolayısı ile ortak hareket edememekte ve potansiyellerini ortaya çıkaramamaktadırlar. Mesela devlet tarafından merkezden atanan güvenlik, yargı, eğitim ve idari personel her ne kadar ücretli sayılsa da ideolojik ve politik olarak kendini egemen pozisyonda görür, merkezi pozisyonda sayar. İşbirlikçi sermayedar, yönetici kesimle hareket etmeyi, hukuki ve kurumsal gücüne dayanarak hükmetmeyi esas alır. Sadece maaşıyla yetinmez rüşvet, iltimas sisteminden de yararlanır. Daha da ötesi …
"Serbest piyasanın tekelleşme yarattığı gerçeği karşısında tek alternatifin ‘merkezi planlama’ olduğu yanılgısına kapılmamak gerekiyor. Bütün bir iktisadi hayatı sadece ‘piyasa’ ve ‘devlet’ ikiliğine hapsetmek toplumsal yaratıcılığın ve toplumun öz gücünün de yok sayılması demek olurdu. Her iki seçeneğin dışında kalan, toplumun kendi öz gücüne dayanarak oluşturabileceği demokratik bir üretim sisteminin oldukça mümkün olduğu unutulmamalıdır."
Modern çağın en kapsamlı siyasal kavramlarından biri olan ulus, asırlar içerisinde yeryüzünün siyasi çehresini belirleyen fikirlerden biri. Bunun yanında, son yıllarda milliyetçilik de dünya siyasetinde yeniden yükselişe geçiyor. Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus kitabının yazarı Yener Orkunoğlu ile Alman ve Fransız ulus anlayışlarının tarihsel kökenlerini, Marksizmin ulus meselesine yaklaşımını ve demokratik ulus fikrinin günümüz açısından ne ifade ettiğini konuştuk. Orkunoğlu, ulus tartışmalarını tarihsel bağlamı içinde ele alırken, Türkiye'nin geleceğine dair alternatif bir siyasal çerçeve de …



