TKP'nin bugüne dek anlatılmamış tarihini, siyasi hattını ve kadrolar arası iç çatışmalarını 1978 yılında TKP Merkez Komitesi üyeliği yapan Ömer Ağın'la konuştuğumuz söyleşinin 3. ve son bölümünde PKK'nin neden Sol Birlik'e alınmadığını ve tarihsel TKP'nin dağılma sürecini ele alıyoruz.

III. Bölüm: Sol Birlik ve TKP’nin dağılma süreci
1978’de TKP Merkez Komitesi üyesi olan ve yaklaşık iki sene Moskova’da Marksizm-Leninizm Okulu’nda eğitim gören Ömer Ağın’ınla yaptığımız söyleşinin son bölümünde tarihsel TKP’nin artık en büyük ideolojik kırılmalarını yaşadığı süreçleri konuştuk. Ağın’ın aktarımlarına göre bu kırılmaların en önemlisi PKK’nin Sol Birlik’e alınmasının engellenmesi oldu ve bunun nedeni “ipe sapa gelmez suçlamalar”dı. Kürt yurtseverlerin ısrarla vurguladığı “Türkiye’de sosyalizmin örgütlenememesinin temelinde Kürt gerçekliğiyle yüzleşememek var” iddiasının kendini TKP’nin en büyük kırılmalarında da göstermesi bize şaşırtıcı gelmiyor. Ağın’ın ifadeleriyle: “KÖH, Sol Birlik’e alınmış olsaydı karşılıklı etkileşim olurdu. Fikir alışverişi olurdu; kopmalar olmazdı. Yeniden bir biçimlenme olurdu. Birikimlerin buluşması olurdu. TKP’nin dağılma süreci engellenirdi. Zaten sonradan TKP saflarında yer almış insanlar gitti, KÖH’te mücadele etti.”
Sizin TKP’ye katılım sürecinize gelelim. O dönem Dr. Şivan hareketinin olduğu sürece tekabül ediyor. Dersim Direnişi’nden sonra Kürtlerin yavaş yavaş örgütlendiği süreçlere doğru geliyoruz. Siz neden TKP ile yola çıkmaya karar verdiniz?
Aslında ben önce DDKO’nun üyesiydim. Şöyle başlıyor hikayem: 1970 yazıydı, daha darbe olmamıştı. DDKO’nun organize ettiği bir gezi vardı. Ben de gittim bu geziye. Orada Ömer Ayna ve Avni Gökoğlu da vardı. Sanırım daha sonraları Avni, Suruç’taki bir çatışmada öldürüldü. Diyarbakır Öğrenci Yurdu’nda kalıyordum. Zaten tüm Kürt öğrenciler orada kalıyordu. TİP Eminönü ilçesi Partizan grubu dediğimiz Veysi Sarısözen’in, Nabi Yağcı’nın ve Sıtkı Coşkun’un oluşturduğu bir grup vardı. Bunlar TİP’in içinde bir gruptu. Sovyet politikasını savunup TİP politikasını yetersiz görüyorlardı. Partizan adında bir dergi çıkarıyorlardı. Zaten gruplarının adı da “Partizan”dı. Ben onlarla o gezide tanıştım. O dönem Şeref Yıldız ve Kemal Daysal da vardı. Mustafa [Asım] Hayrullahoğlu vardı, TKP’nin Merkez Komitesi üyesiydi, işkencede öldürüldü.
İlerleyen süreçlerde Sosyalist Mücadele Örgütü diye bir örgüt kurduk. Sekreteri Veysi Sarısözen’di. İkinci isim Nabi Yağcı’ydı. Ben de bu süreçte gruba katıldım. Ara geçişler oldu tabii. Hem DDKO, hem Sosyalist Mücadele Örgütü’nde çalışıyorduk. Özetle benim TKP ile tanışmam Partizan grubuyla oldu.
12 Mart gelince Şeref Yıldız’ı yakaladılar. Şeref, sıkıyönetim dönemini içeride geçirdi. Veysi, TKP ile ilişki kurması için yurtdışına gönderildi. Partizan grubu TKP ile ilişki kurunca Sosyalist Mücadele Birliği olarak Kurdistan’da örgütlenmeye başladık. Hatta ilk örgütlenmeyi Lice’de kurmuştuk. Biz TKP’ye gidince bu örgüt de olduğu gibi TKP’ye katıldı, hepimiz TKP üyesi olduk. TKP’ye girme serüvenimiz böyle başladı. Şunu demek abartı değil: TKP, Türkiye’de örgütlenmeye başladığı sıralarda Partizan grubunun kadrolarına ve örgütleme ağına dayanmasaydı örgütlenemezdi. Kurdistan’a bizim örgütün kadrolarıyla gitti.
Yani TKP’nin Kürt sorununu gündemine alması biraz da sizlerle başladı diyebilir miyiz?
Biraz değil, tamamıyla bizimle başladı. Anlatmıştım, eski dönemde zaten yok; yeni dönemde de bizimle başladı. Zorlu oldu elbette. TKP Kurdistan’da ne kadar var olabildiyse parti içerisindeki Kürt komünistlerin, Kurdistan parti örgütlerinin çabasıyla oldu. Merkezin kafası net değildi. O zamana kadar TKP merkezinde de Kürt kadrolar yoktu.
1977’de Sovyetler Birliği’nde Marksizm Leninizm okulları vardı. Biz de oraya gittik. Giden ilk TKP’li grubun içinde ben de vardım. 20 kişilik bir gruptuk. Ben de o grubun sekreteriydim. Orada bir buçuk sene kaldık.
Moskova’dan döndükten sonra?
Moskova’dan dönünce benden önce Şeref Yıldız’ı Kurdistan’a göndermişlerdi. Artık TKP de Kurdistan’da örgütlenme kararı almıştı. Ben Moskova’dan 78’de geldim. Diyarbakır’a gittim, il komitesini kurduk. Komite üç kişiden oluşuyordu, sekreteri bendim. Sonra Kurdistan Yöre Komitesi’ni kurduk. İlk kurulan Kurdistan Yöre Komitesi’nin sekreteri Şeref Yıldız’dı. Komitede ben ve Süleyman Kartal vardık. Sonra Aziz Kaya da katıldı. Ardından 12 Eylül darbesi oldu. Şeref Yıldız yurtdışına çıktı. TKP’nin ilk gençlik örgütlenmesi ile ilk işçi örgütlenmesini biz yaptık; Kürt komünistler yaptı. TKP sürecinden sonra Politbüro üyesi olan Orhan Yıldırım, -şu an Berlin’de yaşıyor- merkez komitesi üyesi oldu. Yıldırım, işçi lideriydi. Halit Erdem ve Kemal Türkler Maden-İş yönetiminde beraberlerdi. Bunların hepsini Kürtler kazandırdı. Bizim dönemimizle başladı bu kazanımlar.
Sanırım Licê depreminin olduğu dönem TKP’nin de yoğun örgütleme çalışmaları var….
Licê depreminde artık biz çok örgütlüydük. Licê’nin 30 köyünde TKP ilişkileri vardı. Mesela, Birlik Dayanışma Grubu’nun TÖB-DER’de yönetime geldiği ilk yer Licê’ydi. Başkan, Mehmet Çakmak’tı. Çakmak aynı zamanda Partizan grubuna da girmişti. Hatta onun dilekçesini ben almıştım. Licê’den Diyarbakır’a yürüyüş düzenleyen TKP ve diğer sol gruplardı. İlk kadın yürüyüşünü Mardinkapı’dan Dağkapı’ya kadar yürüten yine bizdik. Batman’da, Van’da mitingler yapıldı. Nazım Hikmet geceleri oldu. Böylesi kitlesel çıkışlar oldu. Van, Hakkari, Mardin, Malatya ve Ağrı’da TKP il komiteleri kuruldu. Sendikalar içerisinde de bir hareketlenme vardı. Zaten sendikaların çoğu TKP’nin etkisi altındaydı. En azından DİSK öyleydi.
TKP’nin geleneksel klasik yaklaşımı bu durumu, yani sizin mücadelenizi ve Kürtlerin ilgisini nasıl değerlendirdi?
Çok ciddi engellerle karşılaştık. Engeller ideolojikti. Bir kere kafa bulanıklığı vardı parti merkezinde. Kürt sorununa yönelik hala ciddi hiçbir netleşme yoktu. 77’de Kürtçe radyo oldu. Başka yerlerde de Kürtler TKP’ye girdi. Kürt komünistler birlik olmaya ve kendini ifade etmeye başladı. Moskova’dan gelmiş, eğitim almış, birçok şeyin farkında, eli kalem tutan, yazı yazan, tartışan, Kürt kadrolarına katkı yapabilenlerdik. Kürtlüğü öğrenme süreci başladı. Anlayacağınız zıtların birliği yasası var ya diyalektikte, onun gibi bir şey oldu. Biz çoğaldıkça bu politik hat da gelişti. Kurdistan’da gerçekten cansiparane çalışan insanlar vardı. Kürtçe dilini geliştiren, etkinlik yaratan insanlar vardı.
Nazım Hikmet’in kitaplarını Kürtçe’ye ilk biz çevirttik. Ne olduysa Kurdistan parti örgütlerinin çabası ile oldu. Fakat dediğim gibi, parti merkezinin kafası hala bulanıktı. Bir kere bilgisizdiler. İkincisi, Sovyetlerin etkisindeydiler. Üçüncüsü Kürt isyanlarına “Kemalizm feodalizmi tasfiye ediyor” diyerek yaklaşıyor, bir türlü bu yaklaşımdan kopamıyorlardı.
Bir de TKP birden büyüdü. Değişik gruplardan insanlar gelmeye başladı partiye. TİP’ten, TKEP grubundan gelenler oldu. TSİP’ten kopan bir grup geldi. Bunları TKP’nin kadrosu içerisinde eritmek çok da kolay değildi. Mesela Ankara grubunda İşçinin Sesi diye bir oluşum vardı ve TKP’ye muhalefet yaptı. İngiltere kanadı diye çıktılar, onlarla uğraşıldı. Bu dönemde TKP aynı zamanda yeniden biçimlendi ve örgütlendi. Ama bu mücadele devam edince TKP saflarındaki çizgi de ayrışmaya başladı. Kurdistan Yöre Komitesi’ndeki o teslimiyetçi, çıkarcı, oportünist, klasik Komintern çizgisi -belki de Komintern’e bu kadar haksızlık yapmamak lazım- yüzünden, gerekli olan etkinlikler yapıldı diyemem. Ama zaten bütün bölgeyi derleyip toplayan, TKP hattındaki Sosyalist Mücadele Birliği’nin üyeleriydi. Onu da biz yaptık. Şeref Yıldız’ın başını çektiği çizginin daha sonra TKP’nin likidite olmasında da rol oynadığına inanıyorum ben.
Nasıl?
Öncelikle Sol Birlik’e Kurdistan Özgürlük Hareketi’ni almamakla başladı. Bunlar engelledi. Zaten KÖH, fiilen ve resmen başvurmuştu bu birliğe. Kimin nereye başvurduğunu, kimlere gittiğini çok iyi biliyorum. KÖH, Sol Birlik’e alınmış olsaydı karşılıklı etkileşim olurdu. Fikir alışverişi olurdu; kopmalar olmazdı. Yeniden bir biçimlenme olurdu. Birikimlerin buluşması olurdu. TKP’nin dağılma süreci engellenirdi. Zaten sonradan TKP saflarında yer almış insanlar gitti, KÖH’te mücadele etti. Ben iki-üç dönem Nurettin Demirtaş’ın genel başkan yardımcılığını yaptım.
PKK neden Sol Birlik’e alınmadı? Biraz ayrıntılandırır mısınız?
Sol Birlik, Avrupa’da faaliyet gösteren bir birlikti ve altı örgütten oluşuyordu: TKP, TİP, TSİP, TKSP, TKEP, PPKK’den (Kurdistan Öncü İşçi Partisi). PKK’nin bu birliğe alınmamasının nedeni o dönemki karşılıklı suçlamalar; ideolojik, politik çatışmalardı. Bunda Kemal Burkay’ın da TKP Merkez Komitesi’ndeki kimi Kürt yoldaşların da rolü olmuştur. O dönem TKP Genel Sekreteri olan Nabi Yağcı’ya yakın olan bir Politbüro üyesinin ipe sapa gelmez suçlamaları...
Şeref Yıldız mı?
İsim zikretmenin bir önemi yok. Bunların itirazı oldu. Grupçu yaklaşımlar ve çıkarlar ağır bastı. O birliktelik sağlanmış olsaydı özellikle TKP’nin likide edilmesi önlenebilirdi belki. Hatta birliğe katılan öteki partilerin dağılması da önlenebilirdi. O partilerin ulusal çıkarları nedeniyle ısrarlı istemlere rağmen PKK’yi Sol Birlik’e almadılar. Zaten birçok Komünist Parti de buna itiraz etti o dönem. Örneğin Fransız Komünist Partisi itiraz etti, PKK’nin birliğe katılmasını istiyorlardı. O sağlanmış olsaydı belki Kürtlerin bir kısmı terörist yaftasını da yemezdi. Bunların hepsi o dönemin zaafları. Bugün Türk solu olarak da Kürt grupları da yeniden önümüze bakacaksak buna dikkat etmemiz lazım.

Mehmet Uçum ve Recep Tayyip Erdoğan
KÖH ile TKP’nin birlikte ortak mücadele etmemesinde devletin de eli var gibi…
Tabii var. Çok önemli bir nokta bu. Ankara’da anayasa çalışmaları vardı. Biz oraya gittik. Nabi Yağcı, Cihan Şenoğuz, Halit Erdem, Naci Sümeli ve ben… Halit Erdem iki dönem HDP’nin yönetiminde de yer aldı. O zamanki partinin adını bilmiyorum, DEP olabilir, kapatmayla karşı karşıyaydı. Kapatma davası açılmıştı. Nabi orada önemli bir konuşma yaptı. Oradaki arkadaşlara “Devlet eğer Kürt Hareketi’nin kazanımını kapatırsa bundan sonra hepimiz kayıtsız şartsız yeni oluşan Kürt partisinde çalışacağız” dedi. Bu önemli bir tespitti, ciddi bir tavırdı, duruştu. Fakat parti kapatıldı, yeni parti açıldı ama kimse gitmedi. Bunun nedeni ise TKP’nin “altın çocuk” dediği şimdi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hukuk Danışmanı olan Mehmet Uçum’un kurduğu tezgahtı. O zamandan beri anlıyoruz ki bu adamlar bir komplo kurmuşlar. Yanlış bilgi getirip götürüyorlardı. Şeref Yıldız’ın olduğu çizgi de Uçum ile işbirliği yaptı. Bunları belgeleriyle yazdım.
Son olarak değinmek istediğiniz konular var mı?
Bu söyleşi TKP’nin geçmişteki, Onbeşlerin katledilmesinden sonra 1921 ile 1989 yılları arasındaki döneme ilişkin, Kürt ulusal sorununa ilişkin yaklaşımı üzerine benim düşüncelerimdir. TKP sınıf hareketi içinde büyük kayıplar ve bedeller ödeyerek mücadele etmiştir. Zamanında üyesi ve yöneticisi olduğum partiyi yerin dibine sokmak için değil, dersler çıkarmak için eleştirel yaklaşıyorum ve tekrar edeyim; bunlar benim görüşlerimdir. TKP’nin kuruluş sürecinde, Kore savaşı sürecinde, 70’lerde Atılım sonrası sınıf hareketi içinde önemli mücadeleleri vardır.
Türkiye’de 1 Mayısların 1976 yılından itibaren yığınsal olarak kutlanması, genel grevler, MESS Grevi, DGM Direnişi sonucu iktidara geri adım attırılması, sınıf içinde ve Kurdistan’da örgütlenmesi önemli konulardır. Sendikal alanda, köylüler alanında kooperatiflerle, gençlik ve kadın alanında yığınsal örgütlenmeler TKP’nin öncülüğünde gerçekleşmiştir.
Kürt ulusal sorununa yaklaşım konusunda geçmişten ders çıkarmak ve günümüzde sınıf mücadelesinde öncülük rolü üstlenirken Kürt Özgürlük Mücadelesi ile birleşik bir mücadele hattını örmek için komünistlere görev düşüyor. Böyle bir TKP’ye bugün ihtiyaç var ve eski TKP kadrolarının bu konuda çaba sarfettiğini de biliyorum. Bu söyleşide günümüze ilişkin bir söylemim olmadı ancak bunları belirtmeden de geçemeyecektim.
Yayın Tarihi: 26/02/2024