PolitikART
Bellek

TKP ya da Türk-Sovyet konsensüsü - II

PolitikART Özel
İsmet Kayhan
Söyleşimizin ikinci bölümünde Ömer Ağın’la Nazım Hikmet’in Kürt sorununa bakışını, “Bizim Radyo”nun Kürtçe yayına başlamasını ve TKP’nin iç tartışmalarında Kürt meselesine bakışını konuştuk.

Nazım Hikmet ve Abidin Dino

 

II. Bölüm: TKP, Kürtçe yayınlara neden ve nasıl başladı?

 

TKP’nin politik söylemlerinde ifade ettiği “feodalizmle mücadele” adeta Kürtlerle mücadeleye dönüştü. TKP, yaklaşık yüz yıllık geleneği boyunca Kürtlerin dilini, tarihini, coğrafyasını ve Kürtlere dönük katliamları görmedi, hatta inkar etti. Nitekim TKP’li yetkililerin Dersim ve Şêx Seîd başkaldırısı için yaptığı değerlendirmeler bunun somut kanıtı. Günümüzde de TKP’nin Kürtlere dönük bu inkarcı politik anlayışı değişmedi, aksine gittikçe daha da şoven bir hâl alıyor.

Söyleşimizin ikinci bölümünde Ömer Ağın’la Nazım Hikmet’in Kürt sorununa bakışını, “Bizim Radyo”nun Kürtçe yayına başlamasını ve TKP’nin iç tartışmalarında Kürt meselesine bakışını konuştuk.

 

30’lardan sonraki süreçte Komintern çizgisi etkili, ama TKP’nin kendi içerisinde de tartışmalar var. Mesela Nazım Hikmet’in değerlendirmeleri var. “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” tartışılırken Nazım Hikmet “Kürtler neden ayrılmasınlar ki” diyor. İsterseniz o yıllardaki tartışmaları biraz konuşalım…

1978’den itibaren TKP Merkez Komitesi üyeliği yaptım. Bir iki sene Moskova’da Marksizm-Leninizm Okulu’nda okudum. Bu okulda yetkin insanlar, uluslararası düzeyde felsefeciler, bilim insanları dersler veriyordu. Ondan sonra kendi araştırmalarım da oldu. TKP’nin Kürt ulusal sorununun çözümü konusunda programatik söylemleri var ama pratik politik çizgisi eksik. Nazım’ın itirazları, konuşmaları var ama Nazım’ın bir birey olarak mı yoksa politik bir hattın temsili içerisinde mi değerlendirileceği kişinin kendi yorumuna bağlıdır. Çünkü o zaman Nazım’ın bazı düşünceleri Sovyetler tarafından da eleştiriliyor. Sadece Kürt konusunda da değil. Nazım’ın Viyana Konferansı’nda yaptığı konuşma çok nettir.

 

Ne diyor Nazım orada?

Kürtlerin ayrı bir ulus olduğunu, ulusal demokratik haklarının bulunduğunu, kaderlerini tayin etme hakkına sahip olduklarını net olarak anlatıyor. Ama Nazım da sonuçta TKP’nin politik hattına, yani Komintern’e bağlı. Moskova’da yaşayan bir insan. Onu düşünürken bunları da hesaba katmalı. Aslında burada önemli olan TKP’nin Kürtler içerisinde örgütlü olmaması. Kürtleri tanımıyor çünkü. Zaten bir süre sonra TKP, Viyana Konferansı’nda Nazım’ı partiden uzaklaştırıyor. Yalnız bu konuşmadan ötürü değil ama bu konuşmanın da etkisi olduğunu biliyorum. Sadece bu konuda değil, Ermenilerle ilgili olarak da TKP’nin tavrı aynı. TKP Politbürosu’nda İsmail Bilen’le birlikte Aram Pehlivanyan vardı. Merkez Komite’ye girdikten bir müddet sonra öldü. Aram yoldaş Ermeni fakat parti onun ismini bile Ermenice anmıyor.

 

TKP MK Dış Büro Konferansı, Nisan 1962’de toplanmıştı. Bu Büro, Zeki Baştımar (Yakup Demir), Marat (İ. Bilen), Nazım Hikmet, Abidin Dino, Aram Pehlivanyan’dan (A. Saydan) oluş­uyordu. Bu konferansta Kürt sorunuyla ilgili yapılan tartışma şöyle:
Fahri [Erdinç]: Şimdiye kadar Kürtlerin azınlık olduklarını destekle­dik şimdi Kürtlerin milli kurtuluş savaşının desteklenmesi ilk olarak ortaya atılıyor. Bu mesele münakaşa edilmeli.
Sabiha [Sertel]: Raporda Kürtlerin istiklali meselesi mi mevcut?
Zeki [Baştımar]: Parti’nin esas itibariyle görüşü her milletin kendi mukadde­ratını tayin etmesi hakkını tanımaktır. Kürtler milli demokratik hak­larını istiyorlar. (Dil, mektep, iş.) Şüphesiz parti esas prensiplerine bağlı. (Her milletin kendi mukadderatını tayini.) Yalnız bugün bu şi­ar etrafında mücadele edilmiyor tabii. Bugün demokratik haklarını tanımak meselesini destekliyoruz.
Marat [İ. Bilen]: Komünist Partisi baştan beri milli azınlıkların Leninci prensipler üzerinden (ayrı bir hükümet kurmaya kadar) bütün hak­larını tanıyor. Kararda tasrih etmeli [belirtmeli]. Prensiplere sadık kalan TKP, bugün şeklinde kesin olarak belirtilmeli. Kürtlerden değil milli azınlıklardan bahsetmeli. Fakat en büyük azınlık olduğu için bugün konkret olarak Kürtlerdir bahsedilen.
Zeki [Baştımar]: Bugün milli mukadderatlarını tayin etme durumunda bulu­nanlar Kürtlerdir. Mesela Lazlar henüz milli isteklerini ortaya sür­müş ve bu uğurda mücadele etmiş değiller. Kürtlerdir bu durumda olanlar.
Marat [İ. Bilen]: Bütün milli azınlıklar diye tasrih etmek gerekir.
Aram [Pehlivanyan]: Parti eskiden beri otonomiyi savunmuştur. Fakat yaptığı yayınlarda çoğu zaman açıklamamıştır. Mesela Bizim Radyo’da ba­ğımsızlık diye bir konu ele alınmamıştır. Şimdi deniyor ki TKP Kürt­lerin bağımsızlık savaşını destekliyor. Bu partiye karşı bir mücadeleyi başlatabilir. Bunu yayınlamayalım.
Nâzım [Hikmet]: Bunu formüle etmek lazım. Fransız Komünist Partisi’nin Cezayir’e karşı düştüğü duruma düşmeyelim. Mesela milli dil. Türki­ye’de Kürt hareketini yürütenler de bundan başkasını istemiyor. Kararda bu konu üzerinde önemle durularak redakte edilmesi gerekir.
Vartan [İhmalyan]: Türkiye’de diğer azınlıkların çeşitli teşekkülleri var. Kürt­lerin yok. Biz ilk planda bunu istiyoruz. Bu Leninci prensiplere ters düşmüyor.
Marat [İ. Bilen]: Demokratik haklar derken derebeyliğe karşı mücadeleyi falan anlıyoruz.
Bilal [Şen]: Bağımsızlık hakkını tanımak herhangi bir formüle tabi de­ğil. Bunu Türk halkının, kurtulmasıyla bağlamak lazım.
Marat [İ. Bilen]: Raporda var.
Nâzım [Hikmet]: Var ama Leninci prensibe göre bu yok. Mesela Fransız halkı kurtulmadı diye Cezayir halkı kurtulmasın mı? Türk halkı kur­tulmadan da Kürt halkı kendi kurtuluşu için savaşabilir.
Doktor [Hayk Açıkgöz]: Kürt halkı Türk halkının kurtulmasıyla da bağlıdır.
Nâzım [Hikmet]: Evet ama evvel de yapabilir.]

 

Ermeni çevreler, Pehlivanyan’ın Ermeni kimliğinin TKP tarafından görünmez kılındığını, hatta onu Türkleştirdiklerini söylüyor.

Bakın, 74 Atılımı’ndan önce partinin içerisinde çok sayıda Ermeni vardı. Beraberdik, birlikte çalışıyorduk ama Ermeni olduklarını bilmiyorduk. Daha sonra Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) sürecinde Sarkis Çerkezyan vardı İstanbul’da, Ermeniydi. Ermenice bir sürü şeyler yazdı, çizdi. Ama artık herkes konuşuyordu. Onun dışında yine çok eski tarihlerde partinin içinde epey Ermeni yoldaş vardı. Ama ben Ermenilerin TKP içerisinde kendi kimlikleri, kendi duruşlarıyla bir çizgileri olduğuna tanıklık etmedim, rastlamadım.

 

Peki neredeyse her konuda Komintern’i esas alan TKP Ermeni Soykırımı’nda neden resmi ideolojiyi esas aldı? Komintern mi böyle olmasını istedi?

Her şey de Komintern’le izah edilmez ki. Ayrıca Komintern itiraz edilemez de değil ki. Mesela Mustafa Suphi bir konuşmasında Komintern’e itiraz ediyor. TKP saflarında ideolojik biçimlenme yaratıldı. Kemalizmi ideolojik olarak bulaştırdılar TKP’ye. Sadece Kemalizm-TKP ittifakı olarak kalsaydı onu anlardık. İttifaklar yapılır. Sen de yerini bilirsin o da yerini bilir. Neye göre ittifak yaptığını bilirsin. AMa TKP ve Türkiye için söylersek Kemalizm, komünist hareketi deyim yerindeyse ehlileştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Bir yandan Mustafa Suphileri boğdururken öbür yandan “gerekiyorsa Türkiye’ye komünizmi de biz getiririz” dedi. Ankara’da bir komünist partisi bile kurdurdu.

 

Sanırım Mustafa Kemal de o “sahte komünist parti”nin üyesi.

Onu tam bilmiyorum, ama Celal Bayar’ın konuşmaları çok net ortada. Bırak komünist ve anti-emperyalistleri, genel bir şablonla, daha doğrusu demokrat bir çizgide mücadele eden Çerkes Ethemleri bile iki ateş arasında bıraktılar. “Yunan’la işbirliği yaptınız” dediler. Çerkes hareketini yok ettiler. Genel bir politikanın devamıdır bu.

 

Üstelik Suphilerin öldürülmesinden 10-15 gün gibi kısa bir süre sonra Çerkes Ethem’i de mahkum etti TKP…

Aynen o şekilde oldu. Birbirini etkileyen karmakarışık bir durum var. Tabii devlet belgeleri nedir onları bilmiyoruz.

 

İsmail Bilen’le birlikte çalıştınız. O dönem artık Kürt komünistlerin TKP’de olduğu dönem. Bilen Kürt meselesine nasıl bakıyordu?

İsmail Bilen, Zeki Baştımar’dan (Yakup Demir) sonra genel sekreter oldu. Yakup Demir’in ölümü çok eski değil. Tam tarihi net bilmiyorum ama sanırım 1974’te öldü. O zamana kadar genel sekreter Yakup Demir’dir, İsmail Bilen de Politbüro üyesidir. Zaten Politbüro dediğimiz, TKP Dışbüro diye biliniyor. Politbüro ve Merkez Komite hepsi o kadar. İkisinin toplamı da 11 kişiden oluşuyor. Türkiye’de yoklar. Demokratik Almanya’da ‘Bizim Radyo’ etrafında yayın yapıyorlar. 73’ten sonraki atılımla genel sekreterliği de değiştiriyorlar. Yakup Demir ayrılıyor. Yerine İsmail Bilen geliyor. İki ismin Politik hatları birbirine yakın. Özetle ayrı bir politik çizgi yok. Hele Kürt sorununda ben hiç rastlamadım. Kürtlerin tarihi, mücadelesi, bir halk olmaları, ittifakları, çatışmaları konusunda bilgileri eksikti. Benim temas ettiğim, konuştuğum insanlar böyleydi.

 

Amed, 1978

 

TKP yöneticilerinin Kürtlerle ilgili bilgi sahibi olmadığını söylüyorsunuz, gerçekten böyle mi?

Ben bunları belgelere dayanarak söylüyorum. Bilen yoldaşla bir yerde ikili bir görüşme yaptık. Ben öğrenci hareketinden geldiğim için İstanbul’da Sosyalist Mücadele Birliği’nin -TKP’den önce bizim kurduğumuz örgüt. 5 farklı yerde şubesi vardı. 3 tanesi bizim gençlik örgütünün elindeydi- Diyarbakır Öğrenci Yurdu’nun sorumluluğunu yapıyordum. Bilen yoldaş etkilenmişti, dinliyordu. “Keşke senin gibi konuşan, tanışan, bilgi veren Kürtlerle daha önce tanışsaydım” dedi.

Kadroların bilgisizliğinden çok o konjonktürün getirdiği bir durum da vardı. Düşünün 35’lerde gitmiş, 40 yıl Türkiye’ye gelmemiş. Örgüt yok, mörgüt yok Türkiye’de. Bugünkü gibi kaynayan bir Ortadoğu yok. Kürt sorunu konusunda önyargıları vardı. O önyargıları ölünceye kadar atmaya çalıştılar ama atamadılar. Zaten biz partiye girdiğimiz zaman da parti merkezinin bu açıdan kafası karışıktı.

 

Bizim Radyo’da Kürtçe yayın kararı nasıl alındı?

TKP’nin Kürt politikası 1977’de Hüseyin Erdem’in Kürtçe yayın yapmasıyla başladı. Onu da Sovyetler istedi. Bir de TKP’nin Kurdistan parti örgütlerinin talebiyle oldu. Bizim mücadelelerimiz sonucunda oldu.

 

Gerçekten İsmail Bilen “Kürtçenin toplama bir dil” olduğunu söyledi mi?

Bizim yanımızda dediler. İtiraz ettik tabii. Kararlılığımızı, Kürt oluşumuzu, Kürt tarihini net şekilde ifade ettik. Şimdi İsmail Bilen yoldaşın da hakkını yememek lazım. Veysi Sarısözen yoldaşın da birlikte çalıştığı için teyit ettiği gibi Bilen yoldaş, Kurdistan’la ilgili çalışmalarda ön açıcı ve destekleyici olmuştur ama önyargıları tabi ki vardı. Biz daha İstanbul’dayken spor sergi sarayında bir gece yapıldı. Yanılmıyorsam Nazım Hikmet gecesiydi. Salon tıklım tıklım doluydu. Hüseyin Erdem sunuculuk yapıyordu. Orada Kürtçe bir şiir okudu. Büyük ihtimalle de Cigerxwîn’in bir şiiriydi. Bu şiirinden dolayı onu uyardılar. Sırf Kürtçe okudu diye. Dediğim gibi o dönem Kürtlere karşı bir şartlanma var. Bunlar ister istemez handikap oluşturuyordu. İkincisi; bununla beraber atak yapılan yıllarda Kürt sorununu onlarla tartışan, konuşan, fikir alışverişinde bulunan hiçbir Kürt yoktu.

 

TKP’nin aynı yıllarda Avrupa’da birçok komünist partiyle ilişkisi var. O partilerinse Kürt hareketiyle ilişkisi var. Bu durum TKP’nin Kürt meselesine bakışını etkiledi mi?

TKP’nin Kürt meselesini gündemine alması Sovyetlere rağmen alınmış bir karar değildi. Fransız Komünist Partisi genel anlamda Kürt sorununa ilgiliydi. Ama TKP Sovyetler’in talebiyle Kürtleri gündemine aldı.

 

 

Castro’nun Kürt meselesindeki tavrı konusunda ya da tavırsızlığı konusunda TKP’nin etkisi var mıydı?

Önceleri hem Castro hem Che, Küba Komünist Partisi yöneticileri değildi. Orada komünist parti ayrı bir mücadele içinde. Devrimden sonra komünist partisine giriyorlar. Ama Sovyetler Birliği’yle aralarında çok sıcak ilişkiler vardı.

İsmail Bilen de Küba’ya gitti. Uluslararası Komünist Hareket’in toplantılarında Castro’yla birbirlerini çok sıcak karşıladıklarını fotoğraflarda görüyorduk. O fotoğraflar bizim yayınlarda yayınlandı. Sıcak mesaj veriyorlardı. Castro, Kürt meselesine komünist çerçevede bakıyordu. Çerçevenin mihenk taşı nedir peki? Tabii ki Sovyetler Birliği’dir. TKP “Kürtler milliyetçidir” diyorsa Castro’da “Evet, Kürtler milliyetçidir” der. Bu benim yorumum.

 

Yakın bir zamanda Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan “Şeyh Said’e yoldaş diyenlerle biz bir arada olamayız” dedi. Şimdiki TKP’nin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu “TKP” deyim yerindeyse hırsızdır. TKP’nin ismini çaldı. TKP kapanınca marifettir diye bu ismi aldı ve kendisine TKP dedi. Bunların Tarihsel TKP’nin kökeniyle hiçbir bağları yok. Bunlar SİP’tir. Bunlara SİP-TKP demek lazım. Bizim TKP ile bir alakaları yok. Bir iki insanın dışında eski TKP’yle kronolojik olarak bir ilişkileri yok. Bunun altını çizmek gerekir.

Şêx Seîd tartışmaları neden durup dururken ortaya çıktı? Bunun üzerine düşündüğümüzde aklımıza şu geliyor; bir yandan kayyum Şêx Seîd’in ismini bir bulvara veriyor. Öbür yandan Kürt dili yasak, Kürtçe konuşmak yasak, Cigerxwîn Kültür Merkezi’nin tabelası yasak ama bu isme göz yumuluyor. Kayyumun arkasındaki güçler Şêx Seîd’in mezarının nerede olduğunu söylemiyor. Madem Şêx Seîd’i onore eden bir şey yapmak istiyorsunuz öyleyse mezarını ailesine teslim edin.

Kedi fareye “Şuradan şuraya geç, sana bir kilo peynir vereceğim” diyor. Fare bakıyor mesafe çok kısa ama rüşvet fazla. Düşünüyor, düşünüyor sonra diyor ki “Ordan oraya geçince o mesafe kedinin beni yakalamasına yeter. Eğer geçersem peynir de gidecek ben de.” Şimdi birçok amacı var. Kürt Hareketi’nin, Kürtlerin direnişinin. Örneğin demokratik taleplerinin karşısına Hizbulkontra’yı yeniden ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Bunda bir bit yeniği var. Onların ellerini güçlendirmek gibi bir amaçları var. İkincisi; seçimler yaklaşıyor. Hesap kitap işleri var.

 

Kemal Okuyan Amerikan vatandaşı mı?

Öyle diyorlar. Elimde bir belge yok ama bunu çok insandan duydum. Amerikan vatandaşı olması önemli tabii ama söylediği şey ondan çok daha fazla önemli. Şimdi bunlar Şêx Seîd’e “hain” diyorlar, üstelik kendilerini TKP’nin bir uzantısı gibi göstererek bunu söylüyorlar. Bir kere burada riyakarlık yapıyorlar. Nedir riyakarlık? Bir kere Tarihsel TKP’nin Kürt hareketleri hakkında yaptığı değerlendirmeler yanlış olsa bile -ki yanlıştır bir çoğu- niye bunu yaptığı sorusunun cevabını biliyoruz. O zamanın TKP’si, Komintern’in çıkarlarını savunarak yaptı o değerlendirmeleri. Değerlendirmelerin dayandığı bir zemin var, Sovyetler var. Şimdikilerin ise dayandığı hiçbir sol/sosyalist zemin yok. Kime dayanıyor? Kiminle aynı şeyi söylüyor? Fatih Altaylı ile aynı şeyi söylüyor. Kemalist düşünceyi savunan, bugüne kadar Kürt hareketini, liderlerini paramparça eden, mezarlarını saklayan insanlara dayanarak bunu söylüyor. Bir kere dayanak noktaları farklı. Bunu ayırmak lazım.

Hainlikse, komünizm adına hareket edip bir halkın çıkarlarına ihanet edenler haindir. Bu tür partiler Kürt sorununun çözümü için genel sosyalist fikirleri genellemekten başka ne yapmış? Güçleri az olabilir, çok olabilir ama insanlar ölüyor, insanların çocuklarının cenazeleri parçalar halinde kutularda gönderiliyor. Karşılıklı ölümler oluyor. Ortadoğu kan gölüne dönmüş. Burada ne diyorsun? Türkiye’de milyonlarca Kürt var ama Kürtçe konuşmak yasak. 100 sene önce olmuş bir olayı ikide bir anlatmanın amacı nedir? Bugüne ne katkın oluyor? Demek ki bir yerden düğmeye basılmış; herkes kendi rolünü oynuyor.

 

III. Bölüm: TKP’nin Kurdistan’da örgütlenme yılları

 

Yayın Tarihi: 25/02/2024