Yunus’un fotoğrafının bir hediye takdimine dönüşmesinde gasp edilen sadece fotoğrafın telif hakkı değil, ilk fotoğrafın yaratmış olduğu anlam ve duygu çerçevesidir.
Fotoğrafın Mülkiyeti, Mülksüzleştirmenin Fotoğrafı
1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden 2023 Maraş depremlerine, bu depremleri yerinde yaşamış ve hayatta kalmış ya da uzaktan izlemiş olanların deneyimlerine görüntülerin yansıttıkları da eklendi. Aklın alamayacağı şeylerin sınırına ulaştığımızda, olmuş olanı bu görüntülere bakarak algılamaya ve aklın alabileceği bir biçime sokmaya çalışıyoruz. Felaket görüntülerine bakarken dehşetten gözümüzü alamamamızın, far ışığına takılan yabani bir hayvanın yaptığı gibi donakalmamızın, görüntülerin bizi alıkoymasının altında bu yatıyor bence. Kağıt gibi katlanarak yerin içine gömülmüş, akordeon gibi yatmış binaların yüzlerce, binlerce canı almasını, daha fazlasını düzenli tıbbi bakıma mecbur bırakmasını aklımızın alabilmesi için her görüntüye, açıklamaya, uzman yorumuna aklımızı uzatıyoruz. Uzmanlar zemin bilgisinden, betonarme standartlarından bahsediyor, depremin zarar verebilme kuvvetini yeryüzü katmanları üzerinden anlatıyorlar. “Alüvyon zeminde deprem dalgaları toprağı sıvılaştırıyor” diyorlar. “Demirler birbirine bağlanmadığında katlar birbirinin üzerine katlanıyor” diyorlar. Anlıyor gibi oluyoruz ama aklımız gene de almıyor. “Burası deprem bölgesi” diyorlar. Eskiler, “burada yüzyıllardır deprem olur, yer yarılır mahalleleri olduğu gibi içine alır” diyor. Gördüğümüz fotoğraflar, izlediğimiz videolar kafamızda dönüp duruyor, birbirlerine eklemleniyorlar.
Zemin etütleri, bilirkişi raporları, belediyelerin verdiği imar ve iskan onayları, plana uygunsuz inşa edilen yapılar, çöken yollar. Kefenin cebi yok, “birilerinin cebi dolacak diye ölüyoruz” diyorlar. Ama işte tam öyle değil. O binayı yapan müteahhit yönetmeliğe uysa da cebini dolduracaktı, denetimci maaşını yine de alacaktı, mimar yine para kazanacaktı, giriş katını tutan market sahibi, duvarlarının arasını, kolonları kesmese de malla dolduracaktı. Yaptığı binaya kendi akrabalarını yerleştiren müteahhittin ve diğer saydıklarımın hepsinin cana kıymet vermemesini anlamaya çalışıyoruz. Benim canımla, senin canınla, anamın ninemin canıyla kumar oynayan bu doğmuşların (doğrulmuşların) kibrinin nereden geldiğini anlamaya çalışıyoruz.
Yunus’un fotoğrafının hediye olarak verilmesi anının fotoğrafı da benzer bir şekilde aklımı alıkoyuyor. Bu defa bir felaket fotoğrafının yarattığı dehşet değil söz konusu olan. Dünya ötesi bir canlıyla karşılaşmanın veya teknolojinin yarattığı kendi başına çalışan bir robot polis köpeğinin yarattığı türden bir dehşet. Başka bir toplumsal düzenin anlam dizgesine yabancı olanların yaşayacağı türden bir boşluğa yakalanma hali. “Bu fotoğrafta anlatılan nedir? Bu sahnede hangi ritüel yerine getiriliyor?”
“Yunus’un fotoğrafının” hediye edilmesinin fotoğrafı, bir “fotoğraf içinde fotoğraf”. 2011 Van depreminde Reuters fotoğrafçısı Ümit Bektaş’ın, gece yarısı bir kurtarma çalışması sırasında çektiği ve ertesi gün pek çok gazetenin ve haber kanalının yayınladığı fotoğrafın baskısı, sekiz aydan fazla süre sonra, süslemeli bir çerçeve içinde, dönemin başbakanı R. T. Erdoğan’a bir sahne üzerinde takdim ediliyor. Bu ikinci fotoğrafın yer aldığı haber metninden öğrendiğimize göre, 13 Temmuz 2012 günü AKP olağan il kongresinde “Van’a gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, AK Parti Van İl Başkanı Abdullah Aras tarafından 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen depremin simgesi olan Yunus’un fotoğrafı armağan” edilmiş. Yine aynı haber metnine göre Abdullah Aras, “Türkiye geçmişte yaşanan acıları unutmasın, depreme hazırlıklı olsun. Başka Yunuslar ölmesin diye bu fotoğrafı Başbakana hediye ettim” demiş.

“Yunus’un fotoğrafı” dediğimde çevremde çok genç olmayan ve gündemi izleyen tanıdıklarımın hemen hepsi hangi fotoğraftan bahsettiğimi anlıyorlar, aradan 13 yıl geçmiş olmasına rağmen. Bu da o halde, “Yunus’un fotoğrafının hediye edilmesinin fotoğrafı” olsun. Bu ikinci fotoğraftan bugüne geçen 12 yılda, Türkiye depreme hazırlıklı hale gelmedi. Hatta o geçen 12 yılda, güya deprem yönetmeliğine göre yapılan binaların çoğu geçtiğimiz Şubat ayındaki depremlerde yıkıldı. Deprem, bir mülksüzleştirme aracına dönüştürüldü. Hem depremin vurduğu Hatay ve Maraş gibi şehirlerde, hem de beklenilen gelecekteki bir depremin gölgesindeki İstanbul’da olduğu gibi kentsel dönüşüm tertibiyle. Van Depremi sonrasında, 1999 Marmara Depremi’nden sonra getirilen zorunlu deprem vergisi fonunda birikmiş ve deprem için kullanılması gereken para için “duble yollara gidiyor, demiryollarına, havayollarına, çiftçimize, eğitime gidiyor” demiş olan dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bugünkü mecliste yine Maliye Bakanı.
O halde bu fotoğrafı, depremi bile aracı kılan ama onunla sınırlı olmayan, daha geniş bir mülksüzleştirme sürecinin bir alameti, siyaset arenasındaki küçük bir örneği olarak okumak mümkün.
Yunus Geray, Van Erciş’te enkazdan çıkarıldıktan sonra iç kanama şüphesiyle ambulansla Erzurum Hastanesi’ne götürülürken, fotoğrafının çekilmesinden saatler sonra vefat etti. Buna rağmen ertesi günlerde basında yer alan fotoğrafıyla, Van Depremi’nin sembolu haline geldi. Bu fotoğrafın basın yoluyla edindiği anlam katmanlarını ve fotoğrafın farklı mecralarda dolaşımını inceleyen Funda Kaya, “Felaketin Görsel Ekonomisi” (Visual Economies of Disaster) başlıklı yüksek lisans tezini hazırlarken, foto-muhabir Ümit Beştaş’la derinlemesine görüşmeler yapmış. Bu görüşmelerde Bektaş, X’te paylaşmış olduğu gibi, Yunus’un fotoğrafının kullanılması için kendisinden izin alınmadığını söylemiş. (s. 110).

Bir fotoğrafın mülkiyeti kimdedir? 23 Ekim 2011 günü Van’da bir internet kafedeyken binanın çökmesi sonucu deprem yıkıntıları altında kalan 13 yaşındaki Yunus Geray’ın kurtarılmayı beklerken Reuters’in Türkiye’deki kadrolu fotoğrafçısı Ümit Bektaş tarafından çekilen fotoğrafından yukarıdaki iki kişi arasındaki hediye takdimine nasıl gelindi?
Kullandığımız dile bakarsak, “Yunus’un fotoğrafı” dediğimizde olduğu gibi, fotoğrafın aidiyeti gösterdiği kişidir, yani Yunus. Bu fotoğraf öncelikle Yunus’a ve dolayısıyla ailesine aittir. Fotoğrafın anları, deneyimleri maddeleştirmesinde, görünür kılmasında ve ölümsüzleştirmesinde bir şeyleştirme var, bir çekip koparma var; fotoğraf, o anları, o deneyimleri yaşayandan çekip alıyor, dolaşıma sokulabilir, takas edilebilir kılıyor. Buradan bakıldığında her fotoğraf, bir hırsızlıktır çünkü bir mülkiyeti ortaya çıkarır. Ve Fransız anarşist Proudhon’un, zamanında provokatif bir şekilde de olsa söylediği gibi, mülkiyet hırsızlıktır. Hem tarihsel andaki mülkiyeti kuran hırsızlık, hem de mülkiyetin mümkün kıldığı, süregelen hırsızlık.
Günümüzün mülkiyet ilişkilerinde fotoğrafın sahibi, fotoğrafı çeken kişi veya fotoğrafın çekilmesini sipariş etmiş olan kurumdur. Fotoğrafın nasıl kullanılacağı, nasıl dolaşıma sokulacağı, nasıl saklanacağı üzerinde tasarruf hakkı, bu mülkiyet sahibindedir. (Yukarıda Yunus’un ikinci fotoğrafında olduğu gibi, fotoğrafı çekenin adı haber metninde anılmadığı için, fotoğrafın sahibinin haber kanalı olduğunu varsaymak durumunda kalabiliyoruz.) Fotoğraf, yaratıcı bir ürün olduğu için, fotoğrafların mülkiyetini belirleyen, telif hakları yasalarıdır. Ama pek çok fotoğraf, özellikle haber fotoğrafları, kendileri için belirlenen dolaşım alanlarından kurtulup, farklı anlam alanlarına girerler. Yunus’un fotoğrafı da bir basın fotoğrafı olarak dolaşıma girdikten sonra yer aldığı haber metinleriyle birlikte, depremin ve Van depremi felaketzedelerin daha geniş toplumda nasıl algılanacağına dair rol oynadı, bir anlam taşıyıcısı kültür ürününe dönüştü. İşte Yunus’un fotoğrafının bir hediye takdimine dönüşmesinde gasp edilen sadece fotoğrafın telif hakkı değil, ilk fotoğrafın yaratmış olduğu anlam ve duygu çerçevesidir.
Elbette günümüzde, 19. yüzyıl Fransız yazarı Balzac gibi, fotoğrafın bizim bedenimizden, tayf gibi bir katman çaldığını, bizi eksilttiğini düşünmüyoruz. Fotoğraf, anları maddeleştirip dolaşıma sokmasına rağmen, bir mülksüzleştirme değil. Fotoğrafın o ilk sahibine dönmesini bekleriz, bir anı olarak. Yunus’un fotoğrafında olduğu gibi pek çok fotoğraf, fotoğrafın asıl sahibini tanıyanlara anı olarak döner. Bektaş, Yunus’un fotoğrafını rötuşlayarak, Yunus’un yüzündeki kir pası temizleyip, omzundaki eli sildikten sonra çoğalttığı fotoğrafı bir çerçeve içinde Yunus’un ailesine hediye etmiş. Funda Kaya’nın Bektaş’la yaptığı söyleşiden aktardığına göre Yunus’un annesi, bunun Yunus’un tek fotoğrafı olduğunu söylemiş. Bu yazıyı, anı olarak dönen Yunus’un bu ikinci fotoğrafıyla bitirelim.

Ümit Bektaş'ın Yunus'un ailesine verdiği fotoğraf. (yuksekovahaber.com)

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği'nin Yılın Basın Fotoğrafları 2011 yarışmasında Ümit Bektaş, Yunus'un fotoğrafıyla 'Yılın Basın Fotoğrafı'' ve
''Yılın Haber Fotoğrafı'' ödüllerini, dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den aldı. Yunus Geray'ın ailesi de ödül törenine katıldı. (Ntv.com.tr)
Serinin diğer yazıları için tıklayın.
Yayın Tarihi: 28/04/2024