"İlk zamanlar bu acı bir tek sana aitmiş gibi geliyor, acıyı yaşadıkça bir halkın acısı olduğunu görüyorsun. İşte o zaman daha çok yaşıyorsun, acı daha derinleşiyor."
O ayakkabılarda bir Kürdün değil, on binlerce Kürdün hikayesi var. Kiminin kaçarken düştüler ayaklarından, kiminin ölüsünün ardından kaldılar. Toprağın örttüğü ayakkabıların, her birinin ayrı bir hikayesi var. Saklı ama anlatılmayı bekleyen hikayeler…
O dağ kadını, Sakine’nin kendi güzelliğini görme arzusu üzerine ona boy aynalarından söz etmiş. Bahsettiği o uzak diyarlarda boy aynalarının da olduğunu anlatmış ona.
Her gerillanın bir hikâyesi var diyordu Halil. Unutulmaması için çektiği her fotoğrafın altına kısa hikâyelerini yazarak, bir defter hazırladı. O defteri de Avrupa’ya gönderdi. Binbir zahmetle oluşturulan bu defter Kürdistan dağlarından kuryeler tarafından alınıp, günlerce yürünerek Şam’a götürülüyordu. Yolda, pusu da düşmanın eline geçme riski de vardı, Dicle nehrinden geçerken su da gitme riski de…



