Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın gözaltında kayıplara karşı sürdürdükleri direnişin elimizdeki görsel birikimi, bir araya gelenleri her hafta izleyen gazetecilerin çektiği ve basının haberlerinde kullandığı görsel kayıtlardan oluşuyor. Bu direnişe dair bir başka arşiv, güvenlik güçlerinin ürettiği görsel arşivdir.
Fotoğrafların fotoğrafları. Fotoğrafları tutanların fotoğrafları. Dünyanın en ağır fotoğraflarını tutan ellerin, yüzlerin fotoğrafları. Cumartesi Anneleri diye bildiğimiz bir direnişin, ısrarın, talebin görsel birikimi, iç içe geçmiş fotoğraflardan oluşuyor. Basında yer alan fotoğraflar bir oturma, hatırla(t)ma ve direnme eyleminde Cumartesi günü bir araya gelenlerin, zorla kaybedilenlerin yakınlarının genellikle vesikalık olan büyütülmüş fotoğraflarını birer karanfille göğüslerinde taşırken gösteriyor. Bir zamanlar bir bebek, koşturan bir çocuk, bir delikanlı, uçsuz bucaksız topraklar ve daha bucaksız gökyüzü arasında kalbi atan, soluk alan bir beden olduğunun, onu tanıyanların tanıklığından ve hatırasından gayrı, somut nesneler olarak fotoğraflar. Kaybedilenlerin varlığının kanıtı olan bu büyütülmüş fotoğrafları taşıyanların fotoğrafları.

Gazeteci ve eylemcilerin çektikleri fotoğrafları, halkların tarihini yazmanın önemli bir unsuru olarak düşünmeye davet eden bir önceki yazıda, muhabirlerin çektiği fotoğrafların sadece içerik olarak değil, estetik olarak da değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştum. Gazetecilerin çektiği fotoğrafların gösterdikleri kadar ifade biçimlerinin de bu fotoğrafların yarattığı etkide rol oynadığını, çevre mücadelesinden yakın dönem örneklerle tartışmıştım.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın gözaltında kayıplara karşı sürdürdükleri direnişin elimizdeki görsel birikimi, kaybedilmiş yakınlarının bulunması ve kaybettirenlerin yargılanması talebiyle her Cumartesi İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda, Amed’de (Diyarbakır) Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde, Êlih’te (Batman) Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde ve engellendiklerinde İHD (İnsan Hakları Derneği) merkezlerinde bir araya gelenleri her hafta izleyen gazetecilerin çektiği ve basının haberlerinde kullandığı görsel kayıtlardan oluşuyor. Bu görsel kayda sadece oturma eylemi değil, polis baskısı, gözaltı ve mahkeme süreçlerinin takibi ve bunlara dair basın bildirilerinin haber ve raporlarındaki görsel kayıt da dahil oluyor. İstanbul’da eylemin 700. haftası olan 25 Ağustos 2018’den bu yana polis şiddetiyle engellenen eylemi izlemek için toplanan gazeteciler de, tıpkı geçmişte olduğu gibi iktidarın baskı ve şiddetine maruz kalıyorlar.
Gazetecilerin ve Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın eylemlerine katılanların görüntüleri dışında bu direnişe dair bir başka arşiv, güvenlik güçlerinin ürettiği görsel arşivdir. Oturma eylemine engel olsun olmasın, güvenlik güçleri eylemin en başat takipçisidir ve kullandıkları görüntüleme cihazlarıyla bir baskı arşivi oluşturmaya devam ediyorlar.
Halkların tarih yazımında fotoğrafın imkanlarını düşünürken, bu imkanların, bu işin bir ucundan tutanlar tarafından, bir araya gelme, toplanma, hikâye anlatma, görsel kayıt tutma üzerinde en genel anlamıyla yönetimin tüm baskı, engelleme ve kriminalleştirme araçlarına ve yöntemlerine karşı yaratıldığını ve kullanıldığını aklımızda tutmalıyız.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın kayıplara karşı sürdürdükleri direniş, sessiz bir oturma eylemi, ardından bir kaybın hikayesinin aktarılmasını içerir. 27 Mayıs 1995 tarihinden bu yana aynı talebi dile getiriyorlar: “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın”. Öte yandan bu oturma eyleminin, sessizliği kırma, görmemek için bakmamayı tercih edenleri görmeye davet etme gibi etkileri var. Babası Fehmi Tosun’un 1995 yılında İstanbul’da polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilmesinin ardından Cumartesi Anneleri ile yolu kesişen Besna Tosun, bu mücadelenin devletin suçlarını ifşa ettiğini söylüyor: “Biz Cumartesi Anneleri olarak devlet eliyle işlenen insanlık suçlarını görünür kılıyoruz, ifşa ediyoruz aslında. Devletin amacı da tabi ki bizi susturmak ve devletin işlediği suçların üzerini örtmek” dedi. Bu mücadelenin Türkiye’deki tarihçesi, iktidarla olanların geçmişteki devlet suçlarıyla olan ilişkisini de aşikâr ediyor. İHD İstanbul Şube Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi, Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak’ın söylediği gibi, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin bir başka etkisi de zorla kaybetmenin rutin bir uygulama olmaktan çıkarmış olmasıdır. Arjantin’de her perşembe Plaza de Mayo meydanında ellerinde pankartlarla sessizce duran ve juntanın kaybettirdiği çocuklarını arayan Plaza de Mayo Annelerinin eylemlerinden esinlenerek oturma eylemi olarak başlayan Cumartesi eylemleri kısa zamanda ana akım basın tarafından “Cumartesi Anneleri” diye adlandırıldı.
Mart 1995 Gazi Mahallesi Olayları sonrasında 21 Mart’ta gözaltına alınan Hasan Ocak’ın cesedi, kaybolmasından 5 gün sonra köylüler tarafından Beykoz Buzhane Köyü ormanlık alanda bulundu ve Kimsesizler Mezarlığına gömüldü. Hasan Ocak’ın ailesi ve yakınlarının yoğun çabaları sonucunda cesedi 15 Mayıs 1995'te Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'nda bulundu. İHD’nin “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” kampanyasıyla Hasan Ocak, kimsesizler mezarlığından alınıp Gazi Mezarlığı’na defnedildi. Diğer kayıp yakınları Ocak ailesi ile bir araya gelmeye başladı. Hasan Ocak’ın ailesi, Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ve ailesi, kayıp Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin ve ailesi ve beraberindeki 30 kişilik grup 27 Mayıs 1995 tarihinde Galatasaray Meydanı’nda ilk oturma eylemini başlattı. Taleplerini “Gözaltındaki kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın” olarak duyurdular.
Bu mücadelenin Türkiye’deki tarihçesi, iktidarla olanların geçmişteki devlet suçlarıyla olan ilişkisini de aşikâr ediyor. İHD İstanbul Şube Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi, Hasan Ocak’ın kardeşi Maşide Ocak’ın söylediği gibi, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin bir başka etkisi de zorla kaybetmenin rutin bir uygulama olmaktan çıkarmış olmasıdır.
Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın oturma eylemine yönelik güvenlik güçlerinin 15 Ağustos 1998'de başlayan saldırıları 7 ay sürdü. Her Cumartesi, 31 kez gözaltı oldu. 13 Mart 1999'da, 170. haftada gözaltıların artması nedeniyle oturma eylemine ara verildi. 10. yılda, 31 Ocak 2009'da yeniden oturma eylemi başladı.
2015 ve 2016’da İstanbul’da meydana gelen bombalı saldırılardan sonra güvenlik gerekçesiyle Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın etrafı polis kordonuna alınmaya başlandı. Oturma eylemine katılmak isteyenler aramadan geçirildi.
25 Ağustos 2018 günü 700. hafta buluşmasına polis, biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, basın açıklamasından saatler önce, terör örgütü bağlantısı iddiasıyla izin vermediğini açıkladı. Bakan Soylu, polis müdahalesiyle ilgili, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık”, dedi. Gözaltına alınan 47 kişi, yaklaşık 8 saat sonra serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlar hakkında dava açıldı. Cumartesi Anneleri/İnsanları’na yönelik engelleme, 700. haftadan bu yana sürüyor.

700. hafta bir araya gelen Cumartesi İnsanları'nın toplanmasını engelleyen polisin gözaltına almaya çalıştığı Emine Ocak'ı gazeteci Hayri Tunç görüntüledi.
700. haftaki oturma eylemine polisin müdahalesine ve toplananların direnişine dair pek çok sarsıcı görüntüden bir tanesi, Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın gözaltına almak üzere iki kadın polis taraftan iki yandan kollarından tutularak gözaltı aracına götürüldüğü sırada, gazeteci Hayri Tunç’un karşı cepheden çektiği karedir. Soldaki TOMA’nın yanından kameraya doğru gözaltına alınmak üzere yürütülen 82 yaşındaki Emine Ocak’ın arkasında bir diğer Cumartesi İnsanı ve onun sağ yanında bir kadın polis, arka planda başka polis memurları kareye girmiş ve görsel olarak da Emine Ocak’ın etrafını çevirmiş. En önde ortada olan Emine Ocak’ın kameraya, yani fotoğrafa bakana doğru yürümesi, yüz ifadesi, fotoğrafın izleyicide yarattığı duyguyu belirleyen en baskın unsurlar. Elbette bu fotoğrafın bakanda yarattığı duygu, bakanın bu fotoğraftan çıkardığı anlam ve kafasında kurduğu cümle, sadece fotoğrafın konusuyla değil bakanın kendi öznelliğiyle de ilgili, yani bakanın kendi kişisel tarihi ve şimdi durduğu yerle ilgili. Öte yandan, bazen fotoğrafın sadece estetik unsurlarını görmeye ve bunların, izleyicide yarattığı etkiyi, duyguyu yaratmakta nasıl katkıda bulunduğunu çıkarmaya çalışırken fotoğrafa bir yabancı gibi bakmayı deniyorum, yani konuya, bu coğrafyaya ve buranın tarihine yabancı biri gibi fotoğrafa bakmaya çalışıyorum. Bu iki bakışı birbirinden ancak bir zihin egzersizi olarak, sadece bir anlığına ayırmak ve karşılaştırmak mümkün. Her iki okumada da bu fotoğraf bende bir aciliyet duygusu yaratıyor, kareye girip Emine Ocak’ın yanında durma, içinde bulunduğu duruma müdahale etme aciliyeti.
Fotoğrafa bakanın, 25 Ağustos 2018’de gözaltına alınmaya çalışılan Emine Ocak’ın imdadına yetişme ihtimali yok. Yine de, o tarihte 82 yaşında olan Emine Ocak, o gün orada bulunanların tepkileri sayesinde son anda gözaltı otobüsüne bindirilmedi ama kalkanlarla itildi ve kolları morartıldı. Bu fotoğraf, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın maruz kaldığı baskının ve engellemenin, 4’lü polis karesinin ortasında bir kadının sessiz çığlığında bakana ulaşmasını estetik olarak sabitlemiştir.
Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, 700. haftadaki polis saldırısını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. AYM, Şubat 2023'te "kötü muamele" iddiasını reddederken, Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
AYM, Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın 700. hafta eylemine yönelik polis saldırısına ilişkin bir hak ihlali kararı daha verdi. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri'nin başvurusunda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmeden AYM, kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti ise kabul edilemez buldu. AYM, 29 Mart tarihli kararında Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.
AYM kararları sonrasında 8 Nisan 2023'te Galatasaray Meydanı’na çıkma kararı alındı. O zamandan beri Cumartesi Anneleri/İnsanları meydana çıkmadan gözaltına alınıyor.
Serinin diğer yazıları için tıklayın.
Yayın Tarihi: 28/10/2023