Bu yazı, bir iletişim yöntemi olarak fotoğrafın doğasını, muhtemel bir tarihyazımının parçası olarak haber fotoğraflarını ele alıyor. Dahası böylesi bir olası tarihin sayfalarına gazeteciliğin ve fotoğrafçılık katkılarını örneklendirebilecek, bir dizi halinde haber fotoğraflarının derin okumasını yapmayı hedefliyor.
Fotoğraf donmuş bir karedir. Hayatın akışına aykırıdır. Çıplak gözle göremediğimizi görmemizi sağlar. "Atlar dört nala koşarken dört ayağının da havada olduğu bir an var mıdır?" sorusunu yanıtlar. Ya da "katil kim?"
Fotoğraf hayatın akışına ters bir mecra. Fotoğraf, akışı dondurup anı akıştan çekip koparır. Böyle yaptığı için kimi zaman hayatın içinde çıplak gözle göremediklerimizi görmemizi sağlar. O donmuş anı uzun uzadıya inceleyebilmemizi sağlar. Öncesini ve sonrasını, ötesini hayal etmeye davet eder. Fotoğraf çarpıcıdır, göz alıcıdır, takası ve dolaşımı kolaydır.
Öte yandan fotoğraf ketumdur, pek çok şeyi anlatmaz. Örneğin ne zaman, nerede, kim, ne olmuş? Bunları fotoğrafın yanı sıra birisinin kelimelerle anlatması gerekir. Neler olup bittiğini, öncesini ve sonrasını video ve film çok daha iyi iletebiliyorken fotoğrafın habercilikte kullanılmaya devam etmesi fotoğraf mecrasının işte o çekip çıkarma, öne koyma, sabitleme, daha kolay paylaşabilme özelliklerinden kaynaklanır.
Bu yazı, bir iletişim yöntemi olarak fotoğrafın doğasını, muhtemel bir tarihyazımının parçası olarak haber fotoğraflarını ele alıyor. Dahası böylesi bir olası tarihin sayfalarına gazeteciliğin ve fotoğrafçılık katkılarını örneklendirebilecek, bir dizi halinde haber fotoğraflarının derin okumasını yapmayı hedefliyor.
Fotoğraf estetiğinin ve tekil fotoğrafların estetik açıdan incelemesinin, sanat alanına ve sanat tarihi ve eleştirisine dahil olduğu düşünülür. Sanatın alanının dışında kalan fotoğraf alanları, özellikle de habercilikte fotoğrafların estetik özellikleri, pek inceleme ve tartışma konusu edilmez, hele de güncellerse. Foto muhabirinin ya da muhabir fotoğrafçının, yayının editörünün ve görsel editörün, kullanacakları fotoğrafların estetik özelliklerini göz ardı ettikleri anlamına gelmiyor bu. Fotoğrafın konuyu çarpıcı bir şekilde gösterebiliyor olması, estetik niteliklerinin bir parçası. Muhabir fotoğrafçıların ürettikleri güncel haber fotoğraflarının estetik açıdan değerlendirmeye konu olmamaları, fotoğrafın göstermeye çalıştığı şeyin (konusunun), fotoğrafın o konuyu nasıl gösterdiğinden (biçiminden) önemli olmasından kaynaklanır. Konunun aciliyeti ve ağırlığı, biçimin incelenmesine zaman ve yer ayrılmasını en hafifinden uygunsuz kılar; fotoğrafın gösterdiği şey, şu anda, şimdi ilgilenmemiz gereken şeydir.
Haber fotoğraflarının estetiğinin konu edilmemesinin bir başka nedeni de elbette genelde zor koşullar altında ve çoğunlukla muhabirin birinci kaygısı (amacı) olmaması. Foto muhabirin olay yerine gidebilmesine, fotoğraf makinesini kullanıp fotoğraf çekebilmesine, sonra olay yerinden sağ salim ayrılıp fotoğrafı başkalarına çeşitli mecralar üzerinden ulaştırabilmesine şükredeceğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Haber fotoğrafının estetik niteliklerinden bahsetmek lüks kalıyor.
Oysa foto muhabirlerin ürettikleri haber fotoğraflarının, örneğin dünyaca ünlü haber ajanslarına çalışan foto muhabirlerinin çektikleri, sergi ve yarışmalarda yer alan fotoğraflarının yüceltilmesinde olduğu gibi, konuyu arka plana atmak zorunda değiliz. Konunun ağırlığını göz ardı etmeden, arka plana atmadan da haber fotoğraflarının estetiğine bakmak ve ortaya çıkan fotoğrafın estetiğinin gösterdiği şeyle ilişkisini inceleyebiliriz. Bu fotoğrafları, hem konuları hem estetikleriyle, zamanımızı gösteren tablolar gibi düşünebilir, onları halkların yazılan tarihinin birer aracı ve parçası olarak kullanabiliriz.[1]
Her gün üretilen binlerce haber nitelikli fotoğrafın arasından bazılarının, o olayı temsil etme gücü, izleyicide uyandırdığı anlam ve duygusal etki gibi nedenlerle sosyal medyada çok paylaşıldığını, hatta ilk yayınlayan haber kurumu dışında pek çok başka haber kaynağının da aynı fotoğrafı kullandığını uzun zamandır gözlemliyoruz. Foto muhabirlerin veya “vatandaş gazetecilerin” çektikleri fotoğraflar aradan zaman geçtikten sonra, gene aynı nitelikleri yüzünden yeniden dolaşıma giriyor, ikonlaşıyor. Burada bir parantez açarak, ikonlaşan fotoğrafların somut hikayelerinden (kim, ne zaman, nerede) kısmen koptuklarını ve kendilerini mitolojiye açık bıraktıklarını ekleyeyim.
Esasen bir mülksüzleştirme olarak geniş tarihsel kapitalist bağlamda ele alınması gereken çevre talanında en son Muğla’nın Akbelen ormanındaki protestolardan pek çok görsel gördük. Bunlardan bir tanesinde, İkizköylülerin Twitter hesabında paylaşılan fotoğrafta, ağaca sarılan Zehra Yıldırım’ın arkasında Esra Işık, Zehra Yıldırım’ı ağaç ile arasına alarak o da ağaca sarılmış, onların yanında ağacın ardında kalan birisinin ağacın iki yanında kalan parmakları ve arka planda ise ters ışık nedeniyle yüzleri tam seçilemeyen bir grup jandarma görüyoruz. Zehra Yıldırım ve Esra Işık, ön planda, izleyiciye yakın, ikisi de öne doğru yere bakıyorlar, Zehra Yıldırım elinde bir şişe su tutuyor.
Evrensel'in haberine göre Muğla İkizköylü olan 88 yaşındaki Zehra Yıldırım, Yeniköy-Kemerköy Enerji tarafından Akbelen Ormanı’nda açılmak istenen kömür ocağına karşı direnenlerin oluşturduğu çadır alanda sabahtan akşama kadar nöbet bekleyenlerden birisi. Evrensel'in bir başka haberinde kullandığı ve pek çok yerde atıfsız kullanılan bu fotoğraf karesini Seda Elhan çekmiş.

Akbelen direnişinden neredeyse hiç dolaşıma girmeyen benzer bir fotoğraf, direnişteki köylülerden Aytaç Yakar ve Melahat Çulha’nın bu talanı nasıl yaşadıklarını Zeynep Kuray’a anlattıkları söyleşide kullandığı fotoğraf. Bu söyleşi ve fotoğrafın yayınlandığı mecra ANF Türkiye’de yasaklı olduğu için pek çok kişiye ulaşması önünde sansür engeli var. Dolayısıyla bazı fotoğrafların neden daha az dolaşıma girdiği ve daha az kişiye ulaştığı, fotoğrafın niteliklerinin ötesindeki maddi koşullarla ilgili.
Bu fotoğrafları, yer aldıkları haberlerdeki ayrıntılarla birlikte okuduğumuzda, yakın geçmişimizden gene ekoyıkım direnişlerinden miras aldığımız deneyimleri gösteren benzer fotoğrafları hatırlıyoruz, hatta bizim gibi hatırlayan içerik üreticileri tarafından hatırlatılıyoruz.
Benzer niteliklere sahip fotoğraflar olduğu için bu örnekleri de bu yazıya katmak istiyorum.
İlki Rize İyidere'de denize dolgu yapmak için Cengiz Holding’in İkizdere'de dünyaca ünlü İşkencedere Vadisi'nde taş ocağı yapmasına karşı direnişte, direnişe destek veren Hopalı Eren Dağıstanlı’nın çektiği fotoğraf. Dağıstanlı, taş ocağına karşı olanların başvurduğu yasal sürecin çelişkilerini ve kısıtlarını anlatırken, habercilerin çok kullandığı bu fotoğrafın çekilme anını da anlatıyor. Aynı kamulaştırma kararlarıyla şirketlere peşkeş çekilen vadi, valiliğin sokağa çıkma yasaklarına rağmen sekiz ay sürdürülen direnişe tanıklık etti.
İkincisi ise 2015 yılında yine ormanlık alanda yine Cengiz Holding’e ait şirketin maden çıkarmasına karşı Artvin’in Cerattepe’deki direnişten.

Bu direniş deneyimlerinden öğreneceğimiz çok şey var. Fotoğraflar tek başlarına belki yanıltıcı, ama yine de tarihimizin kaçınılmaz parçaları.
Dipnot
[1] “Halkların tarihi” derken, mecazi olarak değil, tarihyazımında ilk olarak Fransız tarihçi Lucien Febvre’in “yukarıdan değil alttan bakılan” dediği, daha sonra İngiliz Marxist tarihçi E. P. Thompson’nın “alttan tarih” dediği, tarihi, devletler ve şahsiyetlerin değil, anlam ve söylem üretmekte yapısal olarak araçlardan ve olanaklardan mahrum olanların bakış açısından görülen tarihi kastediyorum.
Yayın Tarihi: 22/08/2023