PolitikART
Anı-Hikâye

Zendora’nın Savaşçı Kadınları

Sayı: 324
Helin Murat
Zendora dağı etekleri ve Habur’un kenarları, kadın gerillaların kahramanlığına, savaşçılık yeteneğine, tüm zamanlarıyla şahittir. Burada yaratılan gerilla deneyimlerini hatırladıkça, efsanevileşmiş kişiliklerin çekiciliğinde maneviyatım güçleniyor, huzura kavuşuyorum. Her yer kadın gerillaların anılarıyla dolu.

 

Kaşura sınır hattına her gittiğimde, geçmiş ile şimdi arasındaki bir serüvene dalıyorum. Yağmur gibi düşünceler damlıyor beynime. Sınır hattının sunduğu farklı yaşam örnekleri epey ilgi çekici. Sınır ticareti yapan kaçakçılar, zoma çıkmış şivanlar, arazinin derinliklerindeki ağaç kovuklarında bal arayan arıcılar, çeşitli şifalı otların peşine düşmüş toplayıcı kadın ve erkekler, atlarla dolaşan ve seyislik yapan genç erkekler, celep denilen hayvan tüccarları, keklik avcıları, mazı toplayıcıları ve daha nice insan manzaraları… Geleneksel Kürt kıyafetleri içinde, sınırın her iki tarafındaki akrabaları ile aynı kültürden gelen bu insanların otantik özellikleri belirgindir. Kendilerine özgü bir dünyaları vardır. Yaşamın zorlukları karşısında ayakta kalma mücadelesi veren ve sıfır noktasında yaşayanlar olarak özünde sınırları tanımayan insanlardır bu yöredeki köylüler…

 

Sınırın gizemleri

Sınır hatlarının birçok gizemini bağrında taşıyan bu mekânın farklı bir yaşam örneği de buradaki varlığı uzun yıllara dayanan gerilladır. Gerilla buradaki yaşama damgasını vurmuştur. Kürdistan gerillası; Kürt halkını parçalama, kölelik, gericilik ve sömürü temelinde çizilen bu yapay sınırları ve anlamlarını yıktıkça sevgi ve saygı kaynağı olmuştur. Sınırları yerle bir ettikçe halkın gönlünde taht kurmuştur. Sınırları aşmak, hep büyük özgürlük patlamasına yol açmıştır.

Sağlam bir gerilla üssü olarak bilinen bu yerlerde yaşam bir başkadır. Olağanüstü yaşam örneklerinin anıları çok canlıdır hâlâ. İmkânsız denilen o kadar çok şey başarılmış ki buralarda… Özellikle Zendora Dağı etekleri ve Habur’un kenarları, kadın gerillaların kahramanlığına, savaşçılık yeteneğine, tüm zamanlarıyla şahittir. Burada yaratılan gerilla deneyimlerini hatırladıkça, efsanevileşmiş kişiliklerin çekiciliğinde maneviyatım güçleniyor, huzura kavuşuyorum. Her yer kadın gerillaların anılarıyla dolu.

İnsan burada kadın gerillaların tarihe iz bırakan geçmişlerini görüyor ve kendini hep huzurlu ve mutlu hissediyor. Kaşura’da, Zendora Dağı eteklerinde 95 yılında gerillacılık yapmış Zîn yoldaş da “Kadınlar olarak Kaşura’da nedense hep kendimizi huzurlu ve mutlu hissettik” deyince, aynı duyguları yaşadığımız için sevinmiştim. Özgürlük için savaşan kadın gerillaların yoğun emek ve yiğitliklerine şahit olunan bu mekânlarda anlamlı duygular yaşamamak, ortak değerleri tazelememek mümkün değil.

 

Zendora Dağı…

Kaşura’da bulunan Zendora Dağı bana gizemli geliyor hep… Zendora… Güzel bir isim. Kulağa hoş geliyor. Tarihten süzülüp gelmiş, duru ve çekici bir anlam taşıdığı hissiyatı veren bir isim aynı zamanda. Zendora ismi üzerine çok kafa yordum. Keşfedilmeyi bekliyor sanki. Habur’un gürül gürül akışını her daim bıkıp usanmadan seyrediyor. Habur’a yukarıdan bakan, başını göklere doğru dimdik uzatmış, Girê Berana’nın karşısında duran bu yüksek dağ, 1983 yılının baharından beri gerillaya mesken olmuş dağlardan biri. Özgürlük savaşçısı kadınların tüm yeteneklerini gösterdikleri bir mekân aynı zamanda. Kadınlarla Zendora Dağı’nın geçmişe dayanan bir dostlukları var.

İsmi Tevrat’ta da geçen Habur suyu, geçtiği her yere bereket akıtıyor. Zendora Dağı, ayağının altındaki bu güzelliklere ve verimli topraklara gururla bakıyor hep. Bereketli Habur ile gururlu Zendora Dağı’nın yakınlığı, iyi bir gözlemcinin dikkatini çekiyor hemen.  Zendora sanki gözünü alamıyor Habur’dan. Böyle bir hissiyat uyanıveriyor insanda. Hatta tarihî tabletlerin birinde, deniz tanrıçası olarak tanınan Ana Tanrıça Timat’ın bir ismi de Habur Ana olarak yazılmış. Habur’un, aktığı yerleri neden bir cennete çevirdiği, berekete boğduğu daha iyi anlaşılıyor böylelikle. İşte Zendora Dağı, ana tanrıça kültürünün geliştirdiği bu muazzam yaşama tanıklık ediyor. Şimdilerde, Habur’un kenarında uzayıp giden nice köyün üzerini toprak örtmüş. Köy mezarları oluşmuş burada. Dikkatli bakınca buradaki matemi anlamak münkün. Zendora Dağı bu harabelere yukarıdan acıyla bakmakta. Zendora yüksek ve asidir ama yükü ağırdır. Hem de çok…

 

Zendora’nın hikayeleri

Zendora Dağı’nın eteklerine baktıkça, güzel arazisinde yürüdükçe, 1995-96 yıllarında orada üslenmiş, YAJK’a (Yekîtiya Azadiya Jinên Kurdistan) bağlı bağımsız kadın bölüğü aklıma gelir hep. Sınır hattında yoğun bir pratik içinde olan bu bölük hakkında öyle çok şey duydum ki… Zendora’nın bu savaşçı kadınlarının hikâyeleri çok ünlüdür. Zendora, kadın gerillalara kucağını her zaman açmış. Kadın özgürlük savaşçıları da bu kucaklamaya cevap vermiş, savaşçılık kabiliyetlerini büyük bir çabayla geliştirmiş. Kendilerini çok yönlü geliştirdikleri, iradelerinden güç alarak savaşta öncü oldukları açık. İş birlikçi, ihanetçi Kürtlüğü temsil eden KDP güçleriyle yaşanan savaşta ön cephede yer aldılar. Yine faşist Türk ordusunun saldırılarına karşı büyük bir direniş gösterip erkek egemen zihniyete karşı özgür kadın çizgisinin mücadelesini verdiler.

1995 yılının Mart ayında, Metina’da kuruluşu yapılan YAJK’ın kongresinden sonra, bağımsız kadın bölüklerinin oluşturulması çalışması yapılmıştır. Önce Şehit Rûken Silopî arkadaşın bölük komutanı olduğu hareket halindeki bu kadın birliğine, aynı yılın sonbaharında Şehit Azime arkadaş (Zehra Okçu) komutanlık yaptı.

Azime yoldaş bu süreçte YAJK’a bağlı kadın birliklerinin oluşturulmasına önemli katkılarda bulunmuş, kadın ordulaşma tarihimizdeki yerini almıştır.

İsmini daha çok Azime arkadaşın bölüğü olarak tanıdığımız YAJK’a bağlı bu hareketli kadın birliğinin o dönemki pratiğinin ayrıntılı incelenmesi, kadın ordulaşma tarihimize mal edilmesi ve özgürlük savaşçısı kadınların hikâyelerinin edebî alanda yer bulması büyük önem arz ediyor.

 

Rûken arkadaşın bölüğü…

1. YAJK kongresinin son gününde “Çelik Operasyonu” başlayınca kongrenin yapıldığı şikeftte hummalı bir hareketlilik oluşur. Hızlı bir biçimde, savaşa göre düzenleme ve mevzilenme yapılır. Günlerce süren şiddetli çatışmalardan sonra operasyon, geri çekilmeyle sonuçlanır ve kadın kongresinin almış olduğu karar gereği YAJK’a bağlı kadın bölüğünün kuruluşuna gidilir. Rûken Silopî arkadaş bu bölüğün komutanı olarak Kaşura hattında, Zendora’nın eteklerinde mevzilendirilir. Nisan ayının sonunda örgütlenen bu bölük, yıl sonuna kadar yoğun bir pratik içinde çalışır.

Rûken arkadaş Silopîlidir. Savaşçıydı ve eyleme girmekten hiçbir zaman geri durmadı. 97 yılında KDP ile olan savaş sürecinde, Begulke eyleminde şehit düştü. Zendora’nın eteklerinde üslenen bölük 35-40 arkadaştan oluşuyordu. Bölük istekli, girişken ve tecrübeli ya da tecrübe kazanmaya açık olan arkadaşların bölüğüydü. Kendilerine son derece güvenen, atik, girişken bu arkadaşlar askerî, örgütsel, eğitimsel ve pratiksel tüm çalışmaları kendi güçleriyle örgütlendi. Kadınlar kendi akıl ve iradeleri ile gelişip güçlerini açığa çıkardıkça, özgürlük tutkuları da o derece sağlamlaştı.

Rûken arkadaşın bölüğündeki her bir kadın kendilerine verilen misyonun, görevin ve sorumlulukların farkında olarak savaşa en önde katılma iddiasıyla yola çıktı. YAJK’ın bir bölüğü olarak Kaşura sınır hattında savaşa katılmak onlarda büyük bir heyecan ve coşku yaratıyordu. Kadının özgürlük bilinci, öz iradesi ve örgütlü ordu gücüne dayalı bu kadın bölüğümüzün pratiğinin sonuçları da son derece çarpıcı oldu. Kadın yoldaşların hem yaşamda hem savaşta gösterdikleri bu güçlü duruşları, oldukça saygın ve dikkat çeken bir pratikle sonuçlandı. Rûken arkadaşın bölüğünün başarılı pratiği, o günlerde çok konuşulan bir deneyim oldu. Bizler bugün bile hâlâ o bölükten bahsediyoruz. YAJK kongresinden doğan bu kadın örgütlenmesi, kadınların ordu gücüne kavuşmasının neler yaratabileceğinin en iyi örneklerinden biri.

Begova kuşatması

Habur suyundan Kesta, Tepê Azad, Hiror, Orê, Derarê, Boxaza Şener’e kadar saf tutmuş bu bölük, sınırın stratejik bir yerinde mevzilenir. Güney savaşı adıyla tanımladığımız, 95 yılının Ağustos ayında ihanetçi KDP’ye karşı başlatılan hamlede, Zendora eteklerindeki bu kadın bölüğü aktif yer alır. Begova kuşatmasına en önde katılım sağlar. Habur suyunu geçerek Begova içlerine girmeyi başaran saldırı gurubunun manga komutanlarından Koçerî arkadaş, bu eylem sırasında şehit düşer. Zendora Dağı yiğit ve asi savaşçılığıyla bilinen Şehit Koçerîlerin toprağa düştükleri Habur kıyılarına bugün de vakurla ve dirayetle bakmaktadır.

Zendora’daki bu kadın bölüğümüz, askerî eylemlerin yanı sıra Girê Berana’daki arkadaşlara ihtiyaç olduğunda erzak aktarımı yapar. Betkar’ın sık ormanlıklarına, bir grup kadın arkadaş ya katır sırtında ya da kendileri sırtlayarak erzak götürür. Sınır karakolları ve korucu köylerinin olduğu bu yerlerde sırtta veya katırlarla ağır yükler taşımak, her gün eyleme gider gibi tehlikeli, pusulu arazilerden geçmeyi gerektirir.

Kadın yoldaşlarımız sınır hattında çoğu zaman düşmanla burun buruna gelerek, büyük bir dikkat ve disiplinle görevlerini başarır. Bölüğün lojistik ve erzak çalışmalarında hiçbir kadın arkadaş pusuya düşmez, en küçük bir zarar bile görmeden görevlerini başarılı bir şekilde yerine getirir.

 

Zîn arkadaş…

Yine o yıl, bu bölüğümüzün yürütmüş olduğu görevlerden biri de Botan’dan gelen yaralı arkadaşların karşılanıp Güney’e aktarılmasında, sınır kuryeleri olarak yer almaktır. Yaralı yoldaşları dikkatli ama hızlı bir biçimde, büyük bir özveriyle taşımanın zorlu bir görev olduğu açıktır. O dönem bu bölükte savaşçı olarak yer alan Zin arkadaş, yaralı arkadaşları karşılamalarını şöyle anlatıyordu: “Arkadaşlar geldiklerinde yara bere içindeydiler. Onları taşımak için kendi ellerimizle ağaçlardan sedyeler yapıyorduk. Sedyenin altına girerek yaralıları omzumuzda taşıyorduk. Yaralı arkadaşın durumu ağırsa iki gecede, hafifse bir gecelik bir yürüyüşle Metina’daki hastanemize aktarabiliyorduk. Havanın sıcaklığı yaralı arkadaşların taşınmasını zorlaştırıyordu. Gündüz hareket edemediğimiz için taşıma işini gece yapıyorduk. Yol iki gece sürecekse gündüzleri arazinin uygun yerlerinde saklanıyorduk. Yanımızda su mataraları, ekmek, tuz ve şeker bulunduruyorduk. Zaten bunların dışında da erzakımız yoktu. Manga ya da takım olarak yaralıları taşıyorduk. KDP peşmergeleriyle çatışmaların yoğun olduğu bir dönemdi. Çok dikkatli bir biçimde hareket ediyorduk. Yolda birçok aksilikle karşı karşıya kalsak da yaralı arkadaşları daha güvenli yerdeki hastanemize aktarabiliyorduk.”

Zîn arkadaş o dönemi yeniden yaşıyormuş gibi konuşuyor, konuşurken de siyah gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Kendinden emin ve gururla anlatıyordu o günleri.

 

“İşin ilginç yanı, o yaz taşıdığımız yaralıların hemen hepsi erkek arkadaşlardı. Tesadüf olsa gerek. Kadın arkadaşlar istekli, cesur ve iradeli bir biçimde, o zor koşullarda, saatlerce erkek arkadaşları omuzlarında taşıyorlardı. Kadınların iradeli, cesur duruşları ve yoldaşlığa olan bağlılıkları yaralı arkadaşların moralini daha artırıyordu. Yolda hiçbir arkadaş şehit düşmedi. Erkek arkadaşlar, onları taşıyan kadınlara hayranlıkla yaklaşıyordu. Birçoğu kendilerini karşılamaya gelenlerin kadın arkadaşlar olduğunu bilmiyordu. Hatta geçmişte kadına gösterilen eksik ve yanlış yaklaşımlarından dolayı birçoğu utanç duyuyor, pişmanlık yaşıyordu.”

Evet, Zendora eteklerinde, Kaşura sınır hattında hareket eden bu savaşçı kadınların her günü bir roman gibi geçti. Büyük zorluklar karşısında inanılmaz bir irade gösterilmiş, muhteşem bir kadın yoldaşlığı yaşanmıştı. Güçlü savaşçılık ve komuta özellikleri edinmenin yeri olan bu bölükte, Şehit Koçerî ve Şehit Sorxwîn arkadaşlar da yer aldı.

Şehit Koçerî arkadaş, güçlü kişiliği ve etkin katılımıyla, hakkında eser verilerek ancak yansıtılabilecek bir yoldaşımızdır.  Efsaneler yaratan, eylem ve pratikleriyle sevgi ve saygının kaynağı olmayı başarabilen bu kadın yoldaşlardan büyük moral alıyoruz ve ben bugün, birçoğu şehit düşen bu arkadaşların yüce anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Artık Zendora Dağı, bir kadın dağı olarak sonsuza dek mücadelemizde yerini alacaktır. 

 

Şehit Azime…

YAJK’ın kuruluş kongresinin yapıldığı şikeftte Şehit Azime arkadaş (Zehra Okçu), Önderlik sahasından yeni gelmiş biri olarak heyecanla doludur. Önderliğin “akıllı, zeki kadınlardan biri” olarak tanımladığı Azime arkadaş, kadın kongresi üzerine yoğun ilgisiyle dikkat çekmektedir. İddialı ve katılımcı bir duruşu vardır. Önderlik sahasındayken kadın kongresinin hazırlık çalışmalarında ve yoğunlaşma guruplarında yer almıştır. Önderlikle birçok kez diyalog kurmuştur. Savaş ve kadın, yaşam ve kadın, örgüt ve kadın, kadın militanlığı üzerine ciddi yoğunlaşmalar yapmış, savaş pratiğinden de sağlam sonuçlar çıkarmıştır. Azime arkadaşın şahsında Önderlik, savaşa öncülük edecek komuta kişiliğini yaratmayı hedeflemiştir.

Önderlik sahasına gitmeden önce Azime, Zelê’de kaldı. Orada tasfiyeci ve iş birlikçi çizginin temsili olan Ferhat şahsında köhnemiş erkekliğin kadına yaklaşımı dışlayıcı ve düşürücüdür. Kadını savaş dışında tutan ve mücadeleden uzaklaştıran bu yaklaşım, Önderliğin geliştirmek istediği kadın ordulaşmasına karşı örgütlenmiştir. Azime arkadaşın şahsiyeti üzerinde de bu yönde hesaplar yapılmıştı. Azime arkadaş Önderlik sahasında geçmiş pratiğe yoğunlaşan, kapsamlı öz eleştiriler geliştiren, Önderlik çizgisini özümsemeye çalışan biri olarak dikkat çekmiştir. Dağa gelmek üzere Önderlikle yaptığı sözleşmede, özgürlükte ısrarını şu şekilde değerlendirmiştir:

“1993 yılı sonunda Parti Önderlik sahasına geldim, bir yılı aşkındır da bu sahada bulunmaktayım. Ancak ben bu sahaya gelirken gerçekten de birçok yönden aşınmış bir kişilik olarak geldim. Burada özellikle Parti Önderliği’nin ve bütün yoldaşların, kendimi görme noktasında çok yoğun destekleri ve uğraşları oldu. İlk etapta içinde bulunduğu konum ve zorlandığım nokta, yaşadığım süreç ve gerçekleri kabul etmeme noktasıydı. Çok yoğun ve çeşitli eğitim süreçlerinden geçirildim. Bu kapsamda, özellikle 1994 yılında partileşme noktasında yaşanan çözümlemeler ve bir kadın için nasıl yaşanılacak sorusuna gerçek anlamda cevap olabilecek görevler, kendimi çözme açısından önemliydi. Kendi kapsamımda her ne kadar Parti Önderliği’ne bir bağlılık veya gerçekten bir istemim olsa bile bu çok sıradan ve kendi ölçülerimde olduğu için, bu istemlerin, kişiye çok daha fazla kaybettirdiğini de gördüm. Bu kapsamda özellikle kadının kendini kazanma noktası ve Önderliğin yapmış olduğu çözümlemeler yoğunlaştırıcıydı. Bunları da çok çeşitli eğitimlerle bütünleştirdim diyebilirim. Vermem gereken çok şey var çünkü saflara katıldığımdan beri partiye gerçek anlamda verdiğim herhangi önemli bir şey olmadı. Özellikle bir yıldır bu sahada, o yoğun desteğin ve kendimi bulma noktasında verilen çabaların karşılığını vermem gerektiğinin farkındayım. Bu konuda ülkeye yönelik gerçekten bir şeyler yapacağıma inanıyorum.”

Önderlik, Azime arkadaşa “Yeni bir başlangıç yapmak için oldukça donanmışsın. Kendini yeniden yarat, kendine karşı amansız ol” perspektifini sağlar.

Yeni bir başlangıç yapmanın, kendini gerçekleştirmenin heyecanını yaşayan Azime arkadaş, YAJK kongresinin tarihî bir dönüm noktası olduğunu iliklerinde hisseder. Bu temelde YAJK’ın birliklerinin geliştirilmesinde kendini de sorumlu görür.

Azime arkadaşın Gulka taburundaki çalışmaları ve komutanlık ettiği Zendora eteklerindeki hareketli kadın bölüğü, kadın ordulaşmamız açısından tarihe mal olmuş önemli çalışmalardandır.

Azime arkadaş 95 yılının sonunda örgütlendirilen kadın taburunda bölük komutanıydı. YAJK gücü olarak bahar hamlesine aktif katılmanın planlaması yapıldı. Önderliğin bu kadın taburuna aktardığı perspektif, “Metina dağı eteklerinde kadınlar savaşa öncülük edecek kabiliyette kendilerini geliştirmelidir” şeklindeydi. Kadının savaşa öz gücüyle, yaratıcı özgür aklıyla, kendi savaş birlikleriyle katılmasının tartışmaları, kadınlarda yüksek moral ve heyecan yarattı. Eğitim çalışmalarının önemli bir kısmını Azime arkadaş üstlendi.

Fanus ya da çıranın ışığında gece geç saatlere kadar okuduğu kitapları yoldaşlarıyla paylaşırdı. Herkesi kitap okumaya teşvik ederdi. Okuma yazmayı mücadele ortamında geliştirmiş, Türkçe kitapları Kürtçeye çevirerek yoldaşlarının eğitiminde aktif rol oynamıştı. Kış eğitimi sonrası 96 baharında taburun bir bölüğü Botan’a geçmiş; Azime arkadaşın bölüğü ise Kaşura sınır hattında, Zendora Dağı eteklerinde üslenmişti. Hep kadın gerillalara mesken olan Zendora eteklerinde, bu kez Azime arkadaş geleneği derinleştirerek sürdürüyordu.

Komutası olduğu bölükte, Zendora eteklerindeki kadınlarda çok ciddi bir çaba, özgürlük ruhu ve inancı vardı. Fırtına gibi esmişlerdi Kaşura’da. Savaşçı özellikleriyle öne çıkan kadın yoldaşlar, bizlere önemli bir tecrübe ve zenginlik bıraktı. Zendora denince hâlâ Azime arkadaşın akla gelmesi bu çabalarla ilgilidir. Azime arkadaş bir kadın komutan olarak her zaman özgürlük mücadelemizde onurlu yerini koruyacak. Artık Zendora, savaşçı kadınlara meskenlik etmiş bir dağ olarak sonsuza dek onurunu koruyacak. Umutla bakacak geleceğe, kadın savaşçıların dağı Zendora…

 

“Erkek gölgesi düşmeyecek”

Metina’nın bir bahar gününde, dışarıda rüzgârla karışık şiddetli bir yağmur yağıyordu. Gece yağmur daha da şiddetlenmişti. Bulunduğumuz noktanın yakınlarında bir yere yıldırım düşmüştü. Islak hava çadırımızın içine giriyordu, yağmurun sesi manganın çadırını sallayıp durdu sabaha kadar. Dışarıda kıyamet koparken mangamızda koyu bir sohbet başlamıştı. Uzun yıllardır dağlarda mücadele yürüten arkadaşların ağırlıkta olduğu mangamızda, Zîn arkadaşın hoş sohbeti hepimizi etrafında toplamıştı. Metina’da kaldığı yılları, anılarını anlatıyordu bize. Zîn yoldaş, birlikte mücadeleye katıldıkları Şehit Sorxwîn arkadaşla Metina’da yapılan tarihî 1. YAJK kongresine delege olarak katıldıkları zamanı ve Sorxwîn arkadaşı hem heyecanla hem de içi buruk hâlde anlatırken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Sorxwîn yoldaşla başlayan sohbetimiz YAJK kongresi, Gulka kadın taburu, Rûken Silopî ve Azime arkadaşın bölüklerine gelip gecenin ilerleyen saatlerine dek devam etmişti. Avrupa’da mücadeleyle tanışan Zîn yoldaş, Önderlik sahasında eğitim görürken Önderlik ona Zîn ismini almasını söylemiş. Botan’ın ünlü Mem û Zîn efsanesinin kadın kahramanının ismi çok yakışmış ona. Sorxwîn yoldaşla birlikte Avrupa’dan parti saflarına katılmışlar. Aynı zamanda Önderlik sahasında birlikte eğitim görmüşler. Önderliğin kadın kongresi için yoğunlaştırdığı grubun içerisinde, Kurdistan dağlarına gelmişler. Sorxwîn arkadaş gibi güzel bir yoldaşla aynı mekân ve zamanlarda, birlikte geçen onca pratik, aralarında güçlü yoldaşlık bağları oluşturmuş. Onun anısına bağlılığın bir gereği olarak Behdînan, Zağros ve Botan’dan sonra Dersim’de gerillacılık yapmanın hayalini kuruyordu Zîn yoldaş. “Yirmi bir yıldır bu hayalimin gerçekleşmesini bekledim” diyerek hedefindeki ısrarını vurguluyordu. Onun bu sözleri, Dersim’e bir gün mutlaka gideceğini hissettirmişti hepimizde. Sorxwîn arkadaş Dersim’e gitmek için yola çıkmıştı. Aksilikler çıkınca Amed’den geri dönmüş, 2005 yılında Besta’da bir çatışma sonucu şehit düşmüştü. Zîn yoldaş, hepimizin çok sevdiği değerli Sorxwîn arkadaşın Metina’daki anılarını anlatırken sanki o dönemlere gidip gelmiştik.

Sorxwîn ve Zîn yoldaşlar 94 ve 95 yılında Önderlik sahasında birlikte eğitim görmüştü. YAJK kongresinin hazırlık çalışmalarının Önderlik tarafından yoğunlaştırıldığı o günlerde, her ikisi de bu temelde çalışmaya katılmıştı. 95 yılının Mart ayının ilk günlerinde, on beş kişilik bir kadın gurubu tam donanımlı bir biçimde Dicle suyunu geçerek Zaxo üzerinden Metina’ya ulaştı. İçlerinde Azime ve Sorxwîn arkadaşlar da vardı. 

Önderliğin, YAJK kongresine katılacak bu grubu dağa şu sözlerle gönderdiğini söylüyordu Zîn arkadaş:

“İlk kez böyle bir kadın grubunu bu tarzda, özgün olarak kadın kongresine gönderiyoruz. Kongrenizi yapacaksınız. Kongrenize erkekler katılmayacak. Erkek gölgesi düşmeyecek.  Kongrede kendi karargâhınızı oluşturma kararı alacaksınız. YAJK karargâhınızın yeri Zap ve Metina arasında, erkeklerin karargâhından bir saat uzakta olacak ki bütün kararlarınızı bağımsız alabilesiniz. Yine sabah akşam elinizden kürek düşmeyecek. Sürekli mevzi kazacaksınız. İşiniz bitince elinize iğne iplik alıp arkadaşlarınızın elbise ve çoraplarını dikeceksiniz.” 

Bir yandan da Önderliğin bunları hangi amaçla söylediği üzerine yorum yapmaya başladık. “Gece gündüz mevzi kazacaksınız” demek, kadınlar olarak sürekli savaşın içerisinde aktif kalmak anlamındaydı. Savaşta başarıyı getirecek esas konu olan gelişim sorunlarıyla ilgilenmek gerektiğini söylüyordu Önderlik. Ya iğne iplik, dikiş meselesi ne demek oluyor? Aslında burada kadınların en küçük işten en büyük işe kadar, yaşamla ilgili tüm konularda erkekten destek bekleyerek değil, kendi irademiz ve gücümüzle yaşama katılmamızı, yaşamı yeniden ilmek ilmek örmemizi, çözüm üretmemizi kastediyordu. Yine kadınlar olarak birbirine emek verme, cins sevgisi, mütevazı olma, birbirine karşı ilgili olma, kadın dayanışması, birbirine destek olma gibi noktaların önemini de vurguluyordu. Bu dikiş meselesi, bizim yorumladığımız yönüyle çok hoşumuza gitmişti o gece.

 

Kadın bölüğünün güncesi…

Zendora eteklerindeki savaşçı kadınların, 95 yılındaki yoğun savaş pratiklerinin “bölük güncesi” olarak yazıldığını öğrendim son günlerde. O dönem günceyi yazanlardan olan Zîn, böyle bir güncenin varlığından bahseden ilk arkadaştı. Üç kişilik yazıcı biriminin içinde Sorxwîn arkadaş da varmış.

 

Günce, “Çelik Operasyonu”ndan sonra Önder Apo’ya hitaben yazılmış. Rûken Silopî arkadaşın bölüğünün güncesi olan bu defterin yazılma şekli de epey ilginç. Zîn arkadaş, “Büyük itinayla yazdığımız deftere Metina’nın dört çeşit toprağı, dört çeşit taşı ve rengârenk kır çiçekleriyle şekil veriyorduk. Her bir sayfasını özenle, sevgiyle, hasretle yazdık. Kadın savaşçılar olarak tüm yaşamımızı ayrıntılarıyla anlattık. Savaşta şehit düşen arkadaşların resimlerinin yanına, onlarla ilgili yazılar yazdık.” derken gözleri dolmuştu. Deftere konu olan arkadaşların birçoğu şehit… Defteri yazanlardan Sorwxîn arkadaş da şehit. Defteri Botan’dan gelip uzun bir yürüyüşte sırtında taşıyan kişi, Zelal Botan arkadaştı. 96 yılında defter, Şehit Zelal arkadaşa emanet edilmiş ve Önderliğe verilmesi söylenmişti. Defter uzun bir yolculuktan sonra, Botan’da efsaneler yaratmış ve komuta kişiliği ile tanınmış Zelal arkadaşın da emekleriyle Önderliğe sağlam bir biçimde ulaştırıldı.

Önderlik, kendisine büyük emekler sonucu ulaştırılan defteri eline aldığında gülümsemiş. Kutsal kitapları eline alır gibi almış, defteri öpüp başına koymuş… Defteri yazan arkadaşlarla telsizden konuşmuş. Önderlik dağda bu tür yazım çalışmalarının önemini belirtirken, bundan sonra da devam edilmesi gerektiğini söylemiş. Önderliğin bu kısa ama teşvik edici konuşmasından sonra bireysel güncelerin yanı sıra bölük günceleri yaygınlaşmaya başladı.

Evet, kadın özgürlük mücadelesinin her anının, kahraman şehitlerimizin ve özgür dağ yaşamının her anının romanlaştırılması dileğiyle…

 

*Bu yazı, Şehit Helîn Murat tarafından 2014 yılında kaleme alınmıştır.

 

Yayın Tarihi: 11/01/2024