Köy meydanında konuşma yaptığında onu en çok yaşlılar ve kadınlar dinlerdi. Sanki konuşmasını öncesinden hazırlamış gibiydi. Ama hayır! O an içinden geldiğince konuşurdu. Sesi gür çıkardı hep. İtiraf etmek gerekirse hepimiz onun hayranıydık. Serhed’in el ve ayakları buz kesen soğuklarına aldırış etmeden, hiç durmadan çalıştı. Kimin için? Bizim için. Tee Rojava sınırlarını aşıp gelmişti.
“Benim de gönlümde Kurdistan yatıyor. Bu yaşımda Kurdistan’ın kurulacağına inansam mavzerimi alır ben de dağa çıkarım”* demiş Serhed halkı, Kurdistan Özgürlük Hareketi gerillalarına… Serhed yolculuğum boyunca bunu düşünüyorum Sîpan’a uzunca bakıp. ‘Sîpan Xelatê’ stranı dolanıyor dilime. Uzun uzun mırıldandıktan sonra Ağrı Dağı’na varıyorum. Her dağda kanı dökülen, her patikayı aşıp özgürlüğe koşan kadın ve erkek gerillalar geliyor aklıma. Aracın camından gördüğüm her dağa dokunuyor, Aras Nehri’ne kadar varıyorum.
Aras’ın kıyısına her geldiğimde, çocukluğumdan beri beynimi kemiren “Acaba Heval Metin bu nehrin suyundan geçip köye geldi mi hiç? Bu akan berrak sudan o da içti mi?" sorularını soruyorum bir daha kendime. Bu satırları yazarken 30 yıldan sonra gerilla Metin’den bir haber alacağımdan habersizdim. Çok uzun bir yoldan gelip sevdiklerine kavuşur gibi…

Köylülerden 90’lı yıllara ait gerilla anı ve hikayelerini dinlerken, bir yandan da Heval Metin’e dair izleri sürmeye devam ettim. Rojavalı Metin’i hiç görmedim, Kasım 1993’te adımı o koymuş. Ben daha birkaç günlükken gözleri gözlerime değmiş, hatırlamam mümkün değil ama hissediyor insan. İlk ve son karşılaşmamızın olacağını bilmeden, büyümüşüm meğer ben de.
Çocukluğumdan bu yana o gitti ben ardından koştum, her hikâyede ondan bir parça bulup bunları zihnimde birleştiriyordum. 60 yaşlarında, uzun boylu ve mavi gözlü bir anlatıcım Metin’i şöyle tarif etmişti: "Köy meydanında konuşma yaptığında onu en çok yaşlılar ve kadınlar dinlerdi. Sanki konuşmasını öncesinden hazırlamış gibiydi. Ama hayır! O an içinden geldiğince konuşurdu. Sesi gür çıkardı hep. İtiraf etmek gerekirse hepimiz onun hayranıydık. Serhed’in el ve ayakları buz kesen soğuklarına aldırış etmeden, hiç durmadan çalıştı. Kimin için? Bizim için. Tee Rojava sınırlarını aşıp gelmişti.”
Köye her gelişimde tanıdıklardan gerilla anılarını anlatmalarını isterim. Her zamanki gibi lafı dönüp dolaştırıp Heval Metin'e getiriyorum. Uzun boylu, kocaman siyah gözlü, beyaz tenli ve gür bıyıklıymış. İncecik beline yeşil-grimsi şal doluyormuş. Parmakları uzun, tok bir sesi varmış. Güvenilir, cesur, herkesin derdini kendine dert edinirmiş. Kadınların köyde söz sahibi olması için elinden geleni yapar, erkeklere sürekli Öcalan'ın çözümlemelerinden, tespitlerinden bahsedermiş. Sanırım köyde şu anda kadına yönelik şiddet, baskı ve erken yaşta evlilik olmamasının mimarı gerilla Metin ve arkadaşları.
Kurdistan’da devlet baskısının, köy yakmaların, faili meçhullerin ve Beyaz Torosların kol gezdiği yıllarda, köy köy halk örgütlenmesini yaparmış. Şehit düştüğünü yıllar önce söylemişlerdi. Şehit düştüğü anı düşününce, canından parça kopuyor insanın. Digor’da Pifîk köyünün yakınlarında bir itirafçının devlete teslim olması üzerine dört arkadaşıyla (sayı net değil dört kişi oldukları tahmin ediliyor) pusuya düşürülmüş heval Metin ve şehit düşürülmüş. Devlet onun izini öyle sürmüş ve onun şahsında özgürlük gerillasından öyle nefret ediyormuş ki, şehadetinde bile savaş suçu işlemiş. Evet bu bir savaş ve gerillanın cenazesine karşı suç işlenmiş. Metin’in şehit düştüğü 1994 yılında da işlenmiş bu suç. Şehitlerin cenazeleri, çatışma bölgesinde el konulduktan sonra helikoptere bindirilmiş. Ve Metin’i helikopterden atmışlar. Kurdistan’ın Metin’i, Rojavalı Metin’i…
Saçları artık ağarmış aynı anlatıcım bu şehadetin tanıklığını anlatırken nefesim kesiliyor, dışarı çıkıyorum. Uzun uzun bakıyorum yine nehre: “Aras’a kim olduğunu, buralara nasıl geldiğini anlattın mı heval Metin?”
İçeri girdiğimde çay demlenmiş, limon ve mewîc eşliğinde içilmeye başlanmıştı. Anlatıcılarımın yanına oturdum tek tek anıları dinledim susarak. Her birinin o yılları anlatırken gözleri doluyor, iç çekiyorlar. Kim bilir, belki onlar da benim gibi, birinden izler arıyorlardı. Her gerilla başka birinde derin izler bırakmıştı. Biryar, Bişar, Veysel, Metin ve diğerlerinin adı her geçtiğinde çay boğazımızda yumruk oluyor. Sıcak bir sıvı kütlesi kaynıyor boğazlarda.
O yıllar köyde kadınlar arasında moda haline gelen dikiş makinesi, gerillaya da fayda sağlarmış. Yırtılan veya dikilmesi gereken kıyafetler olunca kadınlar büyük bir mutlulukla işe el atarmış. “Köyde en güzel nevresim ve perdeleri ben dikerdim. Çocukları nişanlı olan kadınlar yanıma gelir, çeyizlerindeki dikiş işlerini yapmam için benden ricada bulunurlardı. Bir gün babam beni yanına çağırdı.
Elinde bir torba vardı sımsıkı tutuyordu. Torbanın içindeki elbiselerin yırtıklarını, söküklerini gizlice dikmemi istedi. O sıra gerillaların kıyafetleri olduğunu anladım. Gaz lambası önünde bir torba dolusu kıyafeti diktim. Babam bazen her hafta bazen de ayda bir arkadaşların kıyafetlerini getirir ben onlara bir faydam dokunuyor diye her iğne sesinde mutlu oluyordum."
Bölgede Metin adlı başka bir gerillanın daha olduğunu hatırlıyorum. Çocukluğumda hep anlatırlardı onu da. Yıl net olmasa da “1992 veya 93” diye anlatılıyordu. Buğday tenli, uzun boylu, kilolu biriymiş. Digorluymuş. Harekete yeni katılmış ve eğitimi sürüyormuş. Bir gün devlet, gerillanın Digor’a yakın bir köyde olduğu ihbarını aldıktan sonra baskın düzenlemiş ve çatışma çıkmış. Bacağından yaralandığı için çok kan kaybetmiş. Elinde silahıyla arkadaşlarının yanına ulaşmaya çalışmış ama düşman her yeri sarıp, gerilla grubunu kuşatmaya almış. Yaralı bacağıyla yürüyemeyen Metin, düşmanın eline geçmemek için üzerindeki el bombasını patlatmış. Onun da cenazesine işkence edildiği ve panzerin arkasında sürüklendiği söyleniyor. Digorlu Metin’in annesini 2010’lu yılların başında bir gerilla için kurulan taziye çadırında görmüştüm. Örgülü beyaz yeleği ve beyaz tülbentiyle ağıt yakıyordu…
Bir kış akşamı, köy evindeki bir şevbêrkte isimlerin ve anıların hafızamızı dirilttiği, bizi değerlerimize sımsıkı bağladığı zamanlara yolculuk ederken, Rojavalı Metin’in adımı koyduğu ‘o an’ı anlattılar. O anı dinlediğimde “İsim koyucularımız aynı zamanda hikayemizin yazıcısı mı?” diye soruyorum kendime.
"Amcan gerillaya katılmıştı. Senin dünyaya gelişine yakın bir zamana denk geldiği için kimse bebeğe bir isim koyalım diye düşünemez haldeydi. Tabi tek neden bu değildi. O yaz Digor'daki yürüyüşte 17 kişi katledilmiş yüzlerce kişi yaralanmıştı. Katledilenlerin hepsi tanıdık köylerdendi, akraba sayılırdı. Bizim köyden de genç bir kadın katledildi, yaralılar da çoktu. Olaylar üst üste gelmişti. Bir akşam dışarıda babamın evine giden eşimi beklerken karanlıkta biri bana doğru geldi. Önce ürperdim ama baktım heval Metin. Gülümsedi, 'Kimi bekliyorsun?' diye sordu. Cevabını verdikten sonra sizin eve gideceğini söyledi ve kendisine eşlik etmemi istedi. Size gittik, odanın ortasına dikilen ahşap kirişlere (hustîn) ipler bağlayıp sana beşik yapmışlardı. Nenenle, amcanın gerillaya katılımını konuştu. Nenen gözyaşlarını tutamayınca 'Ben de bir annenin tek oğluyum. Altı kız kardeşim var, annemin tek oğluydum. Rojava'dan buraya geldim. Onlarca şehir geldim, dağ gezdim, patika yürüdüm. Ama buradayım karşında. Ne için? Senin ve halkının özgürlüğü için' dedi heval Metin. Sustu sonra. Sana yaklaşıp alnından öptü, ‘Ne kadar güzel bebek. Ne zaman doğdu, adı ne?’ diye sordu. Cevaplarını aldıktan sonra, tekrar gülümseyerek ‘Olur mu öyle şey, ona bizim oralardan bir isim koyalım’ dedi ve adını koydu."
Eve döndüm. Rüzgârın kulakları sağır eden sesi cama çarpıyor, bu ses eşliğinde haber kanallarından ülkenin siyasi gündemine odaklanmaya çalışıyordum.
Hiç beklemediğim bir yerden bir telefon geldi. Müjdesini isteyip heval Metin’in de aralarında olduğu bir fotoğrafı gösterdi. Serdhed'in ilk gerillalarından Bişar Serhed, bana Metin'in bir fotosunu ulaştırdı. Müjdelerle ulaştırılan fotoğrafta Metin'in yüzü artık netti. Adı Salman. Hesekêli.

Metin'e veda…
Fotoğrafını gözleri gözlerine dokunan, seninle konuşan, dağlara olan sevdana tanıklık edenlere gösterdim. Kimisi öpüyordu fotoğrafı, kimisi inanmayıp bir daha bakıyordu. Yıllarca içinde biriken özlemin yerini sevinç gözyaşları aldı. "En azından Şehit Metin'in bir fotoğrafını gördük, bu mutluluk bir ömür yeter bize" dediler. Yüzüne uzunca baktım heval Metin… Zihnimde çizdiğim gözlerin, ellerin, saçların, vücudun fotoğraf karesiyle aynıydı. Sanırım en çok buna sevindim ve şaşırdım. Çocukluk özlemim artık tam karşımdaydı. Kafamdaki soruların yanıtları birer birer netleşti; Aras'ın suyundan içtin, karlı yolları yürüdün, uzanıp uçsuz bucaksız gökyüzünde yıldızları saydın ve karın ayak seslerini dinledin. Artık geçtiğin her yolda, yürüdüğün her dağda ve karın her ayak sesinde seni anacağım. Nehrin kenarına her koştuğumda senin için kana kana içeceğim.
*Kurdistan özgürlük mücadelesine 46 yılını veren Bişar Serhed’in gazetemize verdiği röportajdan alınmıştır.
Yayın Tarihi: 10/01/2024