Yapay zeka uygulamalarının yarattığı ilk büyük tartışma sanat alanında oldu. Çünkü insan bilgi birikimini, hesaplama becerisini, komplike soruları çözme kapasitesini bir makineye devretmeye hazırdı ama yaratıcılığını değil.

2023 yılında Hollywood yazarları tarihlerinin en uzun grevine gitti. Beş ay süren grev sırasında yapılan görüşmelerde en dikkat çeken konu üretim sürecinde yapay zekanın kullanımıydı. Nihayetinde prodüksiyon şirketleri yazarlar ve yaratıcı ekibin üretim sürecindeki rollerini garanti altına alan bir anlaşmaya imza atmayı başardı.
Oxford’lu matematikçi Marcus du Sautoy, “The Creativity Code”da yaratıcılığı “beklenmedik yerde anlam ve duygu uyandıran yeni örüntü keşfi” olarak tanımlar. Yapay zeka bu gereksinimi istatistiksel tekdüzeliği kasıtlı bozarak geçer: Ağ, milyonlarca örneğin ortalamasını değil, ortalamanın sapmasını dener; sonra geri bildirimle işe yarayan hatayı korur, yaramayanı siler.
Google DeepDream’in saykodelik köpek gözleri rüyanın log dosyası gibidir; Jukebox’ın çarpık gitar riff’leri cazdaki “sahte akor” geleneğini hatırlatır. Ressamın bilinç dışı fırça sıçramasıyla, ağın ağırlık matrisindeki rastlantısal dalgalanma aynı rolü oynar. Yani bir anlamda hatayı esine dönüştürür. Böylece yaratıcı an, ister insan tuvali önünde ister grafik işlemci rafında doğsun, düzenle kaos arasındaki o ince çatlağa yaslanır. İstatistiksel modelimiz için sanatsal ürün tam anlamıyla bir "kontrollü sürpriz"dir.
Medya kuramcısı Lev Manovich "AI Aesthetics" kitabında sanat tarihini "akış" ve "kural" gerilimiyle okur. Rönesans’ta kural, Barok’ta akış, modernizmde tekrar kural kırma… Yapay zeka dönemi ise her ikisini hiper hızda döngüye sokar: Kural önce veri seti olarak verilir, model akış üretir, insan küratör beğenip tekrar kural yazar. Manovich, bu "twin pipeline" döngüsünün yeni estetik norm olduğunu ileri sürer. Artık fırça izinin tekliği değil, stil mutasyonunun hızı değerlidir.
Özgünlük bir yanılsama mı?
Yapay zekanın grafik işlemcileri aracılığıyla görme yeteneğine kavuşmasının ardından “generative art” üretimi adeta veri kolajından ibaret parlak bir hologram olarak çalışıyor. Bunu dev bir görsel blenderla karşılaştırabiliriz. Pulitzer ödüllü sanat eleştirmeni Jerry Saltz’a göre modelin yaptığı geçmiş resimlerin renk ve form istatistiğini pürüzsüzleştirmektir. Bu anlamda algoritmanın yarattığı ürünler “nostaljik bir yankılanmanın” ötesine geçemez.
İnsanı da aslında farklı değerlendirmek de zordur. Picasso’nun “İyi sanatçılar kopyalar, büyük sanatçılar çalar” sözleri, yaratımın daima referans zinciriyle beslendiğinin ironik bir ifadesidir. İnsan da sürekli beslenir ama güncel çelişkilerle harmanlanarak “hatalı” ürün ortaya koyar. Özgünlük bir anlamda budur. Yapay zeka da bunu geri bildirimlerle hataların yaptığı olumlu yansımalarla kurar.
O halde yapay zeka ile insan arasındaki fark, ham maddenin ortaklığı değil, ham maddeye müdahalenin niyeti olabilir.
Özgünlük tartışması iki soruya düğümlenir: Birincisi izleyicide yeni bir duygu alanı açılıp açılmadığı sorunudur. İkinci soru ise eseri ortaya getiren süreçte sorumlu öznellik olup olmadığıdır. Yapay zekâ görsel pazarın sürüp giden akışlarını cilalayıp sunabilir; ama öznenin sorumlu, sınır aşan eğilimlerini yansıtmaktan uzaktır.
İşte tam da bu nedenle yapay zeka tarafından üretilen her şey, ABD Telif Bürosu tarafından anonim sayıldı. Yani bunların kullanımı için herhangi bir telif ödenmesi gerekmiyor.
Yapay zekâ sanatın sorusunu "Kim yaptı?"dan "Nasıl yankılandı?"ya çeviriyor. Yaratıcı unvan, tekil dahiden çok örgütlü diyaloğa kayıyor: Veri arz eden izleyici, kod yazan mühendis, küratör sanatçı ve modelin ortak üretimi.
Yeni tuval dijitaldir, ama hayret duygusu hâlâ insanda filizlenir. Hayret canlı kaldığı sürece yaratıcı hak, algoritmanın değil, algoritmadan etkilenen öznenindir.
Yayın Tarihi: 23/05/2025