Yapay zeka günümüzde ağırlıklı olarak algoritma verimlilik, büyük bilimsel ve teknolojik gelişim hatta ekonomik gelişme vaatleriyle sınırlı değil. Yapay zeka çerçevesinde yapılan tartışmalar aynı zamanda insanın kim olduğu, nasıl bildiği ve eylemlerini hangi değerler doğrultusunda biçimlendirdiği sorularını dönüştürme potansiyeline de sahip.

1956’daki Dartmouth atölyesinden 2025’in trilyon parametreli modellerine kadar uzanan yetmiş yıllık süreç, bilişim tarihinde kat edilen mesafeden fazlasını, insanmerkezli kozmolojinin sarsılışını gösterir. Facebook’un otomatik “anı kolajı”ndan ChatGPT’nin saniyeler içinde şiir yazmasına kadar genişleyen uygulama spektrumu, bireyin kendi benliğini tanıma kipini radikal biçimde yeniden şekillendiriyor.
Ünlü Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın insanın ayna ile ilk ilişkisini anlatırken, insanın kendisini ilk kez maddi bir varlık olarak görmesinin hikayesini irdeler. Lacan, çocuk altı aylıkken aynada gördüğü bütünleşik imgeye büyülenmiş biçimde bakıp bedeninin dağınık hareketlerini unuttuğu anı “ayna evresi” olarak adlandırır. Bu sahnede benlik içeriden değil, dışarıdaki yansımayla kurulur; özne, ilk kez "kendine" nesne konumu atfeder.
Aynanın yerini alan yapay zeka
Dijital çağda bu dramatik an tekil bir anda değil, sonsuz geribeslemeli bir veri akışına dönüşmüştür. Instagram filtreleri, Snap AR lensleri ve "beauty mode" selfie kameraları Lacan’ın aynasını milyarlarca cep telefonunun ekranına taşır. Kullanıcı çekimdeki yüz simetrisini otomatik düzeltir, cilt dokusunu pürüzsüzleştirir, sonra da görüntüyü 24 saatlik “hikaye” raf ömrüne gönderir. Kurucu yansıma artık duvardaki aynada değil, başparmakla kaydırılan bölümlere ayrılmış fragmanlar halindedir; imgeler kaybolsa da kopyaları bulut arşivlerinde, etkileşim metadatası ise şirket sunucularında yaşamayı sürdürür.
Bu sürekli ayna yalnızca görsel değil, istatistiksel geribildirim üretir: beğeni sayısı, izlenme süresi, algoritmik “keşfet” puanı. Benlik değeri, kalp ikonunun altındaki rakamlara endekslenir; öznenin narsistik tatmini dopamin döngüsüne bağlanır. Klinik literatürde yükselen selfie dysmorphia vakaları, yani kişinin cerrahi müdahaleyle, filtrelenmiş yüzüne benzemek istemesi, Lacan’ın “imge ile gerçek beden arasındaki uçurum”unu somut patolojiye dönüştürür.
En sonunda ayna kırılır: piksele bölünmüş yansımalar reklam hedefleme modellerine dağılır; bu parçaların tutulduğu veri merkezleri modern bilinçdışı gibi işlemeye devam eder. Kullanıcı yeni bir video çekerken, algoritmalar bir sonraki filtreyi ve müzik trendini çoktan planlamıştır; özne, kendi yansımasının mülkiyetini geri almak için sonsuz bir kaydırma döngüsünde çırpınır.
Öteki ve birey üzerindeki hükmü
Filozof Slavoj Žižek ise Lacan’dan ödünç aldığı Büyük Öteki kavramını "toplumsal simgesel düzenin görünmez düğüm noktası" olarak tanımlar: Dil gramerinden hukuk normlarına, para formundan moda trendlerine kadar neyin arzu edilir sayıldığına dair çerçeveyi “Öteki” kurar. Geç kapitalizmde bu çerçevenin kurucu yazılımı tahmin algoritmalarıdır. YouTube’un sonsuz öneri şelalesi, TikTok’un “For You” akışı veya Spotify’ın Daily Mix listeleri, veri emerek Öteki’yi sayısal bedene kavuşturur.
Algoritma önce mikro‐işaretleri toplar: izlenme süresi, kaydırma hızı, duraksama anı. Bu bilinç-öncesi verisi, kullanıcının sözel beyanlarından daha güvenilir sayılır; çünkü arzunun “neden istediğini bilmeyen” karakteri, davranışsal ipuçlarında açığa çıkar. Žižek’in ifadesiyle özne, "içsel tutarlılıktaki çatlağı" dışsal akışta onarmaya çalışır—ancak algoritma bu çatlağı sömürerek artı‐değer‐bilgi üretir.
Žižek, çağdaş süperegonun "Enjoy!" ("Keyif al!") diye buyurduğunu söyler. Aynı mantık, TikTok’ta "one more video" uyarısıyla işler: Kullanıcı, haz veren içeriği kendisi seçtiğini sanır fakat öneri motoru haz akışını porsiyonlar. Video bittiğinde ekrana düşen “Senin için yine buradayız” mesajı, süperegonun tatlı sert gülümsemesidir. Böylece algoritmik Öteki, hem arzuyu körükler hem de tatmin eşiğini yükselterek sonsuz ertelenmiş haz döngüsü yaratır.
Öteki'nin algoritmik kodu, kullanıcıyı ‘tam olarak senin gibiler bunu sevdi’ diyerek onu belirli bir yapı, bir grup, bir düşüncenin içine enjekte eder. Ancak bu tanınma, ideolojik bir yanlış‐tanımadır; özne, kendi eksikliğini benzerlerin yankısından duymaz. Sonuçta politik içeriklerde yankı odası etkisi büyür: Algoritma, radikalliği tıklanma süresiyle ödüllendirir, komplo videolarını zincirleyerek Žižek’in "fantazmatik çekirdek" dediği alanı popüler kültürle harmanlar. Özne, kendi politik tutkusunun üretim bandında özneleşir; yani arzunun efendisi değil, ürünüdür.
Kimliğin inşasının dijital izleri
Bazen sistem, yanlış video önerir; kullanıcı "Bu da ne?" diyerek rahatsız olur. Žižek’e göre semptom tam burada parlar: Öteki kusur gösterdiğinde görünmez olan görülür hale gelir. Garip öneri, algoritmanın ideolojik yapısını çıplaklaştırır; özne arka plandaki veri‐muhasebe makinesini sezer. Ancak çoğu zaman bu semptom hızla geçiştirilir—bir sonraki kaydırma hareketi, rahatsız edici bilinç kıvılcımını söndürür.
Böylece bitmeyen scroll jesti, kimliğin süresiz ertelenen inşasını dijital ritüele dönüştürür: Parmak aşağı inerken Öteki, kullanıcının sıradaki durağını çoktan planlamıştır; arzu, enerji verimli sunucularda önceden hesaplanıp servis edilir.
Shoshana Zuboff da gözetim kapitalizmini “davranışsal artığın ele geçirilip pazar ürününe dönüştürülmesi” olarak tanımlar. 2020’lerde veri analitiği, kullanıcı eylemlerini tahmin etmekle kalmaz, bu eylemlere müdahale eder: Amazon’un “önsevkıyat” patenti, satın almayacağınız ürünü bile kargo zincirine sokarak sizi satın almaya iter. Böylece ayna, yalnızca benliği yansıtmaz; aynı zamanda onu manipüle eden ekonomik motora bağlanır. Benlik, şeffaf barkod etiketine dönüşür.

Algoritmalar ne yapacağına karar vermeye başladı
Shoshana Zuboff, gözetim kapitalizmini “davranışsal artığın ele geçirilip öngörü ve müdahaleye dönüştürülmesi” olarak tanımlar. Burada davranışsal artık (behavioural surplus) kullanıcıdan çekilen veri fazlasıdır—bizzat kişinin fark etmediği mikrosezgisel izlerdir. 2020’lerin sonunda veri analitiği yalnızca “ne yapacağını” tahmin etmekle kalmaz, ne yapman gerektiğine karar vermeye başlar.
Amazon’un 2017’de patentlediği “önsevkıyat” (anticipatory shipping) sistemi, veriyi yalnızca gelecek siparişi kestirmekte kullanmaz; lojistik süreci başlatıp tüketiciyi fiilî satın alma mecburiyetine iter. Benzer biçimde Netflix’in Play Something butonu, boş ekran anksiyetesini engeller; karar anını ortadan kaldırarak “pasif izleyici”den “veriye uyumlu tüketici”ye geçişi hızlandırır. Bu üç adımlı zincir—tahmin, yönlendirme, değiştirme—Zuboff’un “kaynak olarak insan deneyimi” dediği yapıyı kurar.
İşin psikopolitik boyutunda nudging temel taktiktir. Google Maps, trafik yoğunluğunu azaltmak için rota önerirken, aynı veriyi benzin istasyonu reklamlarına bağlar. Kullanıcı, konfor sinyali aldığını sanır; gerçekte davranışı, reklam verenin kar fonksiyonuyla hizalanır. Zuboff bunu “gösterişli eşleştirme” (oneway mirror) olarak niteler: Kullanıcı systemi izlediğini zannederken, sistem onu ışık hızıyla tarayıp kategorilere ayırmıştır.
Davranışsal artığın değeri, gölge veri piyasalarında katlanarak artar. Veri komisyoncuları oyuncu profillerini kredi skorlarına, konum geçmişini sigorta primlerine satar. 2024’te ABD Federal Ticaret Komisyonu, 45 veri aracına karşı soruşturma başlattı; 12’si “türev davranış ürünü” ihlali nedeniyle ceza aldı. Zuboff’un vurguladığı gibi, “gözetim rantı” klasik emeksermaye denklemine yeni bir sömürü vektörü ekler: Öznenin gelecek davranışı ipotek edilir.
Bütün bu süreçte ayna, yalnızca benliği yansıtmaz; manipüle eden ekonomik motora bağlanır. Kullanıcı kimliği, “müşteri ömür boyu değeri” (CLV) grafiğinde satır, reklam portföyünde vektör olur
Ben olgusu ve yapay zeka etkileri
İnsan benliği 300 bin yıllık bir tarihe sahiptir ve modern çağlara kadar belirli ve çok da karmaşık olmayan yapılar içinde şekillenmesini almıştır. Modern çağda ise birey bir belirsizlik ve korku durumu içinde yaşar.
Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite’de kimliğin artık "projeden çok bir görev" olduğunu söyler; birey, sabit rolleri miras almak yerine durmadan "kendini kurmak" zorundadır. Öte yanda Michel Foucault’nun panoptik (gözetim altında) toplum tasviri, görünmez gözetimin özneyi içselleştirilmiş bir denetim ağına hapsettiğini vurgular. Dijital çağda bu iki tespit birleşir: Yapay zeka temelli algoritmalar, hem Bauman’ın akışkan kimliğini pazarlanabilir fragmanlara bölüyor hem de Foucault’nun panoptikonunu (mahkumların gözetimden kaçmalarına hiçbir imkan vermeyen hapishane düzeni) avuç içi ekranlara dönüştürüyor.
Modernlikten sıvı modernliğe bocalama.
Sanayi öncesi topluluklar, durağan ritüeller ve şeffaf hiyerarşilerle kimlik için hazır kalıplar sunuyordu. Modern kentsel yaşam, Bernard Lewis’in de işaret ettiği gibi ("geleneğin çözülmesi") köklü aidiyet ağlarını gevşeterek bireyi belirsizliğin ortasına bıraktı. Bugün, küresel veri akışları bu belirsizliği büsbütün hızlandırıyor: Instagram hikayeleri, Twitter giderleri, Whatsapp durumları… Hepsi kısa ömürlü, takas edilebilir roller üreterek kimliğin tutarlılığını aşındırıyor.
Algoritmik manipülasyonun semptomu
Davranışsal verilerimiz, Zuboff’un tanımladığı "gözetim kapitalizmi" dokusunda ham maddeye dönüştükçe, özne hem tüketici hem ham madde olarak ikiye bölünüyor. Foucault’nun gözetiminden farklı olarak, burada göz "nötr" değildir; reklam motorlarının yönlendirdiği bir çıkar mantığıyla hareket eder. Bauman’ın "çöp insan" imgesi—sistem fazlası kitle—dijital ortamda "görülmeyen veri"ye denk düşer: algoritma akışına tutunamayan içerik ve kimlikler silinir.
Carl Sagan, her ne kadar bir filozof olarak tanınmasa da insan, bilgi ve benlik konusunda güçlü tespitlere sahiptir. Sagan’ın "mütevazı merak" tavrı, veri merkezli benliğe karşı dışsal bir perspektif kazanma yolu olarak değerlendirilebilir. Özgünlük artık biyografik anlatı değil, bilinçli sınır çizme eylemidir: yani veriyi paylaşmayı seçmemek, bildirim döngüsünü kırmak, tek tuşla gelen tatmin yerine uzun vadeli anlam üretimini tercih etmek.
Sıradanlığın krizi ve olası çıkış.
Modern hayat, sıradanlığı olağanüstü hızda tüketir. Algoritmalar, popüler olanı sonsuz kopyayla çoğaltarak özgünlüğü maskeleyen bir parlaklık tabakası üretir. Çıkış yolu, Foucault’nun "öznellik teknikleri"ni dijital diyetlere uyarlamakta yatıyor: kendini söylemek (blog, podcast), kendini denemek (açık kaynak projeler) ve kendini dönüştürmek (yaşam boyu öğrenme). Böylece benlik, piyasanın barkodundan sıyrılıp etikestetik bir pratik haline gelebilir. Bu da algoritmaların kar formüllerini bozmaya yetecek özyönetimli benlik fikrini hala mümkün kılmaktadır.
Yayın Tarihi: 18/05/2025