PolitikART
Toplum-Politika

Üç günde, bir ömür işkence

Sayı: 341
Leman Yurtsever
“Kadın polis dahil dört kişiydiler. Araç hareket eder etmez camları kapatıp, son ses milliyetçi müzikler açtılar. ‘Ölürüm Türkiye’ şarkısını açtılar. Telsizi kapattılar, kurt işareti yaparak peşinden arabanın içindeki ışıkları da kapattılar. ‘Söyle şimdi orospu, fahişe, şimdi konuş bakalım,’ diyerek aracın içinde işkence yaptılar.”

 

Fatma Akaltun, 21 Ocak 2018’de Kadıköy’de gözaltına alındı. Türk ordusunun Efrîn’e yönelik savaşı kararını protesto için basın açıklaması yapacaklardı. O gün Fatma eyleme bir saat erken gitmişti. Boğa Heykeli’nin yakınında sigara içip etrafı seyrediyordu. Birden alana polisler yığıldı. “Bunu da alın, bunu da alın, şüpheli” dediler. “Suçum ne, neden beni alıyorsunuz”  dediyse de yaka paça sürüklenerek gözaltı alındı. Elleri sıkı sıkıya arkadan kelepçelendi. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala el bileklerinde sorunlar yaşıyor. Özel Tim ve Terörle Mücadele Polisleri aracın içine girer girmez küfürler ettiler: “Teröristler”, “şerefsizler”, “alçaklar”, “söyle şimdi orospu, fahişe…” Ardından polisler işkenceye başladılar. “Bütün işkence türlerinden nasibimi aldım” diyen Fatma Akaltun gözaltı sürecinde maruz kaldığı cinsel işkenceyi anlattı.

 

Kadına yönelik şiddetle sokaklarda, evlerde, işyerlerinde ve sosyal medyada karşılaşıyoruz. Ne yazık ki kolluk güçlerinin işlediği suçlar pek konuşulmuyor. Siz de zaman zaman gözaltına alındınız. Ne zaman gözaltına alındınız? Gözaltına alındıysanız cinsel işkence olaylarının yer zaman olarak detaylarını anlatır mısınız?

Evet, çok kez gözaltına alındım. Bunlardan en etkilendiğim 2018’deki gözaltı süreciydi. 21 Ocak 2018 günü devletin Efrîn’e yönelik savaş kararı üzerine üyesi olduğum sendikanın aldığı karardan dolayı Kadıköy Boğa Heykelin önünde basın açıklamamız olacaktı. Ben de eyleme bir saat erken gitmiştim. Boğa Heykeli’nin yakınında sigara içip etrafı seyrediyordum. Herkes fotoğraf çekiyor, konuşuyor, gülüyordu. Ben de orada durmuş insanlara bakıyordum. Birden alana polisler yığıldı ve hiçbir şey demeden “Bunu da alın, bunu da alın, şüpheli,” dediler. Neye uğradığımı şaşırdım. “Benim suçum ne? Neden beni alıyorsunuz?” dediysem de dikkate alınmadım. Yaka paça sürükleyerek gözaltı aracına bir eşya gibi attılar.

Araca götürülür götürülmez ellerimizi sıkı sıkıya arkadan kelepçelediler. Özel Tim ve Terörle Mücadele Polisleri içeri girer girmez direkt bize küfürler ettiler. O küfürleri hiç utanmayarak açık ve net söylemek istiyorum: “teröristler”, “şerefsizler”, “alçaklar”, “konuşma lan”, “siz teröristsiniz” diyerek kaba dayak ve dipçikle vurdular.

Benden sonra bir iki kişiyi daha getirdiler. Biz koltukta otururken “Bakmayın lan! Bakmayın lan! Önünüze bakın kafanızı kaldırmayın” deyip hepimize giriştiler. Her birimizin başında üç dört görevli polis vardı; biri küfür, biri dayak, biri kafalarımızı elleri arasına alıp defalarca cama vuruyordu. Anlayamamıştık bizim suçumuz neydi, biz ne yapmıştık. 5-10 dakika sonra iki genci daha getirdiler ve onlara da aynı şeyler yapıldı. Fakat getiren grup başkaydı. Onlar da “Bize bakmayın lan Ermeni dölleri, kafanızı eğin, gebertirim hepinizi!” dediler. O grubu da yukarıda belirttiğim işkencelerden geçirdiler.

Belli bir zaman sonra tek bir kişiyi ayrı bir polis grubu getirdi. Önce o şahsı küfür hakaret dövmeden geçirdikten sonra tekrar bize yöneldiler. Biz de aynı şekilde işkencelerden geçirildik. En son iki genci daha getirdiler. Önce onlara, sonra araçta bulunanlara aynı işkenceler yapıldı. Bu sürekli hale geldi. Her gelen grup aynı işkenceleri tekrarlıyordu. 1-2 saat ellerimiz arkadan kelepçeli halde bekletildik; saatin kaç olduğunu bilmiyordum, tahminen 18- 19 olduğunu düşünüyorum. Araba hareket etti. Kadıköy'de Rıhtım karakoluna götürdüler. 1.5 veya 2 saat aynı şekilde kelepçeli beklettiler. Karakoldaki idareciler dahil kalabalık bir polis grubu karşımıza geçmiş sanki tiyatro oynuyorduk. Kimi gülüyor, kimi sataşıyor, kimi “bunlar terörist”, “bunlar Ermeni” deyip kendi aralarında konuşuyorlardı. İdareciler ve polislere sürekli çay servisleri yapılıyordu ve koltuklarında oturuyorlardı.

Saatini hatırlamıyorum, bir süre sonra bizi tek tek hücre denilen koğuşa götürmeye başladılar. Üzerimizdeki eşyaları tutanak tutmadan bir kağıt poşete koydular. Neden tutanak tutulmadığını sorduğumda ise, “Gerek yok, kamera karşısında poşete koyuyoruz, hiçbir şeyin kaybolmaz,” dediler. Amir olan Bey’e “Kaybolan bir eşyam olursa karakoldaki memur ve amirlerin sorumlu olduğunu belirtmek isterim,” dedim. O gün yaptığım alışverişten iki tane Solingen marka cımbızım da vardı fakat tutanakta o cımbızlarım yoktu. Hücrede ne kadar kaldığımı bilemiyorum ama başımda ve ensemde şiddetli bir ağrı ve mide bulantısı başladı. Yanımda iki kadın arkadaş daha vardı. Arkadaşlara “Başım, ensem çok ağrıyor ayrıca midem de bulanıyor,” dedim. Arkadaşlar kapıya vurarak defalarca yardım istediler ama hiç kimse bakmıyordu. Karşımızda bir oda vardı. Bir görevli orada oturuyordu; “Arkadaşlarınızı çağırır mısınız, bir arkadaş çok rahatsızlandı, bir bakabilirler mi,” dediler ve o odada oturan memur eliyle ben karışmıyorum işareti yapıyordu. En az yarım saat geçti, kadın ve erkek arkadaşlar sürekli kapılara vurdular, seslendiler ancak gelip kapıyı açanlar “Biz bir şey yapamayız,” dediler ve kapıyı kapatıp gittiler. Gittikçe baş ve ense ağrım, midemdeki bulantı artıyordu, ne kadar süre geçti bilemiyorum. Arkadaşlar tekrar kapılara, demirlere vurarak “Arkadaşımız çok ciddi rahatsız, bir tansiyonuna bakın ya da limonlu bir su verin,” diye yalvardılar. “O zaman biz 112'yi çağıralım biz de tansiyon aleti yok,” dediler.

 

Belli bir süre sonra 112 ekibi koğuşa geldi. Şikayetimi sordular, ben de rahatsızlığım anlattım. Sağlık ekibi önce pulokmetri dedikleri aleti parmağıma taktılar, sonra diğer koldan tansiyonumu ölçtüler. 100 olması gereken dokulardaki oksijen oranı 94’e düşmüştü, üstelik benim sağlık problemim de yoktu. Bu da gösteriyor ki saatlerce kollarımız sıkı sıkıya arkadan kelepçelendiği için dolaşım sistemi bundan etkilenmişti. Kollarımı açtıkları zaman mosmor ve kırmızı haldeydi, ellerim uyuşmuştu ve hiçbir şey hissetmiyordum.

112 ambulansa bindirildim. Haydarpaşa Numune Hastanesine götürüldüm.

Tedavim bittikten sonra apar topar beni bir araca aldılar. Araçta yine 1 saatten fazla beklettiler, 1 saat boyunca özellikle kadın polis, şoför koltuğunda oturan polis ve amirim dedikleri bir kişi sürekli bana küfür, hakaret, bel altı küfürler “seni s…kerim” gibi benzer küfürler, hakaretler ettiler, kafama vurdular. Orda beni üç-dört kişi sürekli dövdü, bacağıma vurdular, kafama vurdular, saçlarımı çektiler. Yani bir sürü şiddete maruz kaldım. Bunu zaten mahkemede savcılara, hakimlere anlatmıştım.

İşlerini bitirdikten sonra diğer polisler de araca bindiler. Kadın polis dahil dört kişiydiler. Araç hareket eder etmez camları kapatıp, son ses milliyetçi müzikler açtılar. ‘Ölürüm Türkiye’ şarkısını açtılar, aracın içinde bir saatten fazla sözlü işkenceye maruz kaldım.

Telsizi kapattılar, kurt işareti yaparak peşinden arabanın içindeki ışıkları da kapattılar. “Söyle şimdi orospu, fahişe, şimdi konuş bakalım, seninle biraz sohbet edelim,” diyerek bir iki soru sordular. Ben cevap vermedim. Ondan sonra polisler: “Kalkacam, seni si…cem, si….ten sonra da s…mi ağzına verecem,” gibi insanlık dışı sözler sarfettiler. Ve devamla “A…na koyduğumun orospusu niye cevap vermiyorsun lan! Cevap ver bana susma! Ben konuş diyorsam konuşacaksın!” diyorlardı.

Yanımda oturan bayan polis ve en önde oturan polis sürekli yerlerinden kalkarak kafama, vücudumun diğer yerlerine vuruyordu. Daha önce anlattığım bütün işkence türlerinden nasibimi aldım.

Arabayı bazen çok hızlı bazen de çok yavaş kullanıyorlardı. Benim kollarım arkadan kelepçeli olduğu için bazen sağa sola yalpalanıp duruyordum. Özellikle sol tarafıma yalpalandığımda ise bayan polis bana “Yaslanma orospu! Fahişe!” diyerek beni elleriyle sağa itiyordu. Devamlı bunu yaptı. Ben nereye gittiğimizi bilmiyordum, arabadan inince gördüm, Atışalanı Emniyet Müdürlüğü yazıyordu. İçeri girdik, ilerledik, koridorun sonunda sağ tarafta bir odaya götürdüler. Ben kapının yanında beklerken solda kapısı bulunan bir odaya yönlendirdiler. O odada oturanlar amirlerdi galiba, beni görünce şaşırdılar. Hepsi oturmuş koltuklarına sigara içiyorlardı.

Polislere emir vererek: “Bu odada olmaz, dışarıda ifadelerini alalım,” dediler. Tekrar kapının yanında kelepçeli bekledim. Ben hastanede iken tuvalet ihtiyacımı karşılamama izin vermemişlerdi. Durum tam bir işkenceye dönmüştü.

Atış alanına geldiğimizde tuvalet ihtiyacım olduğunu söyledim. Kelepçeleri açtılar, tuvalete gittim. Bileklerime baktım, el bileklerim ve parmaklarım mor ve kırmızı bir renk almışlardı. Parmaklarımı hissetmiyordum. Lavabodan çıktım, tam ifade verecektim, o sırada biri “Önce avukatla görüşsün,” dedi. Ben de şaşırdım, ne avukatı? Meğer avukatlar ifademiz alınacak diye gelmişler. Avukatları görünce biraz kendimi güvende hissettim. Avukat görüşmesinden hemen sonra ifade vermemi istediler. İfade verecek bir durum söz konusu değildi. Sokakta geziniyorken neden suçlandığımı bilmediğimden ifade vermedim, susma hakkımı kullandım.

İfadeler bittikten sonra gözaltındaki diğer kadınlarla aynı araçta olmamız beni biraz da olsa rahatlattı ama küfürler, hakaretler yine havalarda uçuşuyordu. Anadolu yakasında bir yerde bekletildik. Kadın görevli yoktu. İki gün boyunca su ve yemek ihtiyacımız hiç bize sorulmadığı gibi, teklifte dahi bulunmadılar. İki günden sonra mahkemeye çıkardılar. Mahkeme dönüşü üç kadın arkadaşla ve 6-7 polisle yola çıktık, çıkmaz olaydık. Araç hareket eder etmez yine son ses müzik, küfür ve hakaretler… Üçümüze sürekli ama sürekli defalarca tekrarladılar. Ö. adındaki kadın arkadaş şoförün arkasındaki koltuğa, ben onun arkasındaki koltuğa, Ş. isimli arkadaş da benim arkamdakine memurların istekleri doğrultusunda oturtulduk. İlk önce Ö’den başladılar, iki erkek polis sürekli küfür ve hakaret ederek kafasını devamlı cama vurdular. Yanında oturan polis sağlı sollu sürekli suratına, kafasına vuruyor ve cinsel tacizde bulunuyordu. “Üniversitede kaç kişiyle yattın, kaç kişiyle sikiştin, biraz da bize ver, biraz da ben seni sikeyim,” deyip durdular. “Niye konuşmuyorsun lan,” diye söyleniyorlardı. Ö. cevap vermeyince daha da alasını yapıyor ve söylüyorlardı.

Ondan sonra Ö’nün yanına başka bir polis gitti. Ö’nün yanındaki polis de benim yanıma geldi. Ö’ye söylediklerinin hepsinden ben de nasibimi aldım. Benden sonra Ş. de aynı işkenceden nasibini aldı.

Başka bir polis yanıma gelerek neden işkence gördüğünü söyledin gibisinden “Sen daha işkencenin ne olduğunu görmedin, şimdi sana göstereceğim,” dedi ve yanıma oturdu. Bana soru sordu, ben de konuşmadım. “Neden cevap vermiyorsun bana lan!” diyerek kaba dayağa başladı. Saçımdan tutarak defalarca kafamı arabanın camına vurdu.

Sağlı sollu yumruklar, sözlü hakaretler devam etti. Cevap vermediğim için miydi, nedense çok sinirlendi, tekme tokat girişti. Koltuğun üstüne yatırdı beni, kafamdan tutarak sırtıma, bacaklarıma sürekli tekme atarak dövüyordu. Ondan sonra beni tekmeleyerek koltuğun arasına sıkıştırdı, yani yere attı. 5-10 dakika koltuk arasında yerde kaldım sessizce. Korkmuş olmalıydı ki, “Yeter kalk lan yerden!” diye bağırıyordu. Oysa ki kalkamayacağımı o da biliyordu. Yerde yüzü koyun yatıyordum. Üstümdeki montumdan tutarak üç dört hamlede ancak beni koltuğun altından çıkarabildi çünkü ellerim arkadan kelepçeli olduğu için hiç hareket edemiyordum.

Beni koltuğa oturttuktan sonra yine kaba dayağa başladılar. Bu sefer suratıma tokat atmak istedi, ben de kendimi geriye çektim. Üstüme gelerek beni koltuğa yatırdı, “Seni burada s…yim mi ha söyle s…yim mi?” diye tekrar etti.

Kendisi karşımdaki tekli koltuğa oturarak ve iki bacağımı açarak bacağıyla cinsel organıma sürekli baskı uyguluyordu. Defalarca tekrarladı.

Ve nihayetinde cezaevine varmıştık. Rahatlayacağımı düşünmüştüm ki daha kötüsünü yaşadık. Evraklarda sorun vardı, fotokopi olduğu için kabul etmiyordu cezaevindeki görevliler. “Ya aslını getirin ya da tekrar doktora götürün,” dediler. Onların da canına minnet, kelepçelerimizi çözmeden bizi Sadri Konuk Hastanesi'ne götürdüler.

Ben içeride muayene olurken kapıyı dinlemişler. Bunu benimle birlikte gelen arkadaşlar söyledi. Muayenemiz bitti, önce ben muayene oldum, kapıyı dinledikleri için diğer arkadaşları beklemeden beni arabaya aldılar. “Bu orospu doktora işkence gördüğünü söylüyordu. Bu hala akıllanmamış, biraz akıllansın diye sohbet edelim,” dediler. Yine aynı şekilde işkenceye devam ettiler. Diğer arkadaşlar gelince üçümüze de aynı şeyleri koro şeklinde devam ettirdiler.

Hastane çıkışı birbirlerine “Biraz gezelim, çok yorulduk. Biraz dinlenmiş oluruz,” diyorlardı. Hastaneden çıktıktan sonra yaklaşık 20 dakika dolaştırdılar. Issız, karanlık yollardan gidiyorduk. Ve nihayet cezaevine geldik. Tam rahatladık dedik bu seferde çıplak üst aramasına tabii tutulduk. Bu daha da canımı sıkmıştı. Kendime ait özelime dahi bakma hakkını kendilerinde bulmuşlardı. Bu yaşadığım o işkencelerden daha kötüsüydü benim için. Bu nasıl bir insanlık dışı bir işkence!

 

 

Sağlık kontrolünden geçtiyseniz, doktor odasına kolluk girdi mi? Karşılaştığınız sorunları anlatır mısınız?

Acilde bayan doktor sedyedeyken yanıma gelerek “Neyin var?” dedi. Ben de şiddetli baş ağrım ve ensemde şiddetli ağrı ve mide bulantısı olduğunu söyledim. Daha sonra beni hasta sandalyesine oturttular ve bir odada polislerle baş başa kaldım. Yanımda bir bayan, 3-4 tane de erkek polis vardı.

Bayan polis sürekli olarak bana “Orospu, fahişe, senin sokakta ne işin var, kendini kaç kişiye siktirdin, niye evinde oturmuyorsun, sokağa çıkacağına dağa, Afrin'e gitmiyorsun,” ve bu gibi hakaretler ediyordu. Ayrıca sürekli bacaklarıma tekmeler atıp saçlarımı çekerek “orospu, fahişe” diye tekrarlıyorlardı. Diğer erkek polislerde bir yandan kafama sırtıma, yanlarıma vurarak “Bu Ermeni dölüdür,” dediler. Sırayla bütün polisler hastanede işkenceye devam ettiler.

Tomografi çekilmesi gerekiyordu çünkü kafamın her tarafında şişlikler oluşmuştu. Tomografi masasına alındım ve tomografi çekildikten sonra polisler bana bağırarak, “Çabuk kalk lan, niye yatıyorsun!” dediler. Ben de hemen kalktım fakat ani kalkış nedeniyle başım dönüyordu. Ben de “Başım dönüyor, bir dakika bekleyin,” dediğimde “Sana bir şey olmaz, vatan hainlerine bir şey olmaz, çabuk kalk lan sana söylüyorum!” dediler. Ben de “Kalkamıyorum,” dediğimde yanımda olan sağlık çalışanı koluma girerek hasta sandalyesine oturttu. Beni müşahedeye aldılar. 100 cc serum taktılar, biraz rahatlamıştım. Serum hemşire tarafından çıkarıldı fakat damar içine takılan anjiyocut yani iğne daha duruyordu. Hastanede tuvalete gitmek istedim ilaç ve serum takıldığı için, fakat polis “Hayır olmaz, gideceğimiz yerde ihtiyacınızı karşılarsınız,” diyerek beni apar topar kaçırdı. Tuvalete gitmediğim için tansiyonum daha da yükseldi, saatlerce tuvalete gitmeden öyle kalakaldım. Bu durum çok ciddi bir işkence sorunuydu benim için.

Doktor genel anlamda beni muayene etmediği gibi bir daha da yanıma uğramadı ve beni bilgilendirmedi. Ben müşahedede hasta yatağında yatarken bayan polis ve diğer erkek polisler de başımda bekliyorlardı. Yukarıda saydığım işkence orada da devam etti. Yine küfür, hakaret ve tacize maruz kaldım. Doktorla görüşmek istediğimi söyledim; gerek olmadığını, doktorun çıkabilir, götürebilirsiniz dediğini söylediler. Yataktan kalkarken bayan polis kolumdan tutarak canımı acıtıyordu. Ben de “Canımı acıtıyorsunuz,” dediğimde acil serviste bütün polisler bana bağırdı ve hakaret ederek hemen kollarımı arkadan bu sefer demir kelepçeyle sıkı sıkıya kelepçelediler. Bu kelepçe daha da canımı yakıyordu. Hastane önünde bekleyen polis aracına biner binmez bayan polis ağzından hiç düşürmediği küfürleri kullanarak önce kafama vurdu ve saçımı çekerek tekmelemeye devam etti. Bir ara birbirlerine soruyorlardı “Neden bekliyoruz?” diye. Biri de “Raporu değiştiriyorlar,” dedi. Rapor dediği benim hastane raporu mu diye düşündüm içimden, bilemiyorum.

 

Savcılığa çıkarıldınız mı? Savcılık ifadesinde hangi sorunlarla karşılaştınız?

Üçüncü gün gözaltından çıkarıldık ve mahkemeye gittik. Mahkemede bu yaşadıklarımı savcılığa anlattığımda savcılık bana özellikle, “Bunları anlatmana gerek yok,” diye telkinde bulundu. Ben de “Hayır anlatmam gerekiyor, çünkü ben güvenlik güçleri tarafından şiddete, tacize, küfür ve hakaretlere maruz kaldım ve bunun zapta geçmesini özellikle istiyorum,” diye ifade ettim. Yani zaten yaşadıklarımı da orada açık ve net ifade ettim. Mahkemede polis amirlerinin ve de bütün polislerin odada olması yani mahkeme salonunda olması beni çok rahatsız etti. Hatta polis amirleri; savcı ve hakimin mahkeme salonuna girdiği odanın kapısında duruyorlardı. Atışalanı Karakolundan Çağlayan Adliyesine gidene kadar yine sözlü hakaret ve aşağılayıcı sözler devam etti. Mahkemeye çıktık, tutuklama kararı verildi; neden tutuklandığımızı ne biz ne de avukatlarımız anlamış değildik. Yani öncesinde hakim ve savcılarla görüştükleri için tutuklanma kararı verildi diye düşünüyordum. Açık ve net hakim ve savcılar orada güvenlik güçlerinin etkisinde kalarak bizi tutukladılar.

 

Savcılık ifadesinden sonra tutuklandınız. Konulduğunuz cezaevinde karşılaştığınız sorunları, işkence türlerini anlatır mısınız?

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldük. Cezaevine giderken çıplak aramaya maruz kaldık, hepimiz kaldık. Ben kesinlikle kabul etmeyeceğimi söyledim, “Eğer etmeseniz zorla çıkaracağız üstünüzü,” diyerek bizi tehdit ettiler. Sonuçta işkencelerden geçtiğimiz ve bütün gün sabahtan gece 12.00’ye kadar iki kez hastaneye getirilip götürüldüğümüz için artık mecburen çıkarmak zorunda kaldık. Yani üstümüzü, iç çamaşırımızı çıkararak kontrol edip öyle bizi aldılar. Konulduğumuz koğuş bir insanın yaşayamayacağı bir koğuştu. Tuvaletler ve lavabolar iğrençti, yataklar çok pisti. Ortam çok kötüydü. Özellikle öyle bırakıyorlar, insanların morali bozulsun diye ve özellikle o tür yere sokuyorlar. Herhangi bir örtü, şu, bu falan da vermedikleri için o pis yataklarda yatmadım, sadece oturdum. Açıkçası insanlık dışı diyebilirim.

 

Suç duyurusunda bulundunuz mu? Sonuç ne oldu? 

Suç duyurusunda bulundum. Ben hukuku çok önemsiyorum. Ülkede ne kadar hukuk işlemese de, gerekli yasalar yerine getirilmese de, ben yine umudumu yitirmiyorum. Türkiye’de hukuk işlemiyor zaten. Bunu herkeste biliyor. Hukuk da yok. Adalet de yok. Yani insani duygulardan koparılmış çok insan var maalesef. Onun için ben Türkiye’de her şekilde bunu sonuçlandırıp AİHM’e kadar götürmeyi düşünüyorum. Ama suç duyurusu noktasında bana herhangi olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi. Sadece bir kez Tuzla polis karakoluna çağrıldım, ifadem alındı. Mahkemede verdiğim ifadelerimin aynısını orda da ifade ettim. Ama herhangi bir sonuç alınmadı. Alınacağını da düşünmüyorum bu ülkede maalesef.

 

Olaydan sonra tehdit aldınız mı? Çevrenizde tepki ve destek aldınız mı?

Ben devlet memuruydum. Üç yıl boyunca görevden alındım. Görevden alındıktan sonra dava açtım. Davalarım olumlu sonuçlandı. Görevime geri döndüm. Fakat görev yerine dönerken çalıştığım birimde insanlık dışı şeylere maruz kaldım. Bana karşı tavır alanlar oldu, dışlandım. Üyesi olduğum sendikamı ve beni “terörist” ilan etmeleri hayatımı çok ciddi etkiledi. Hala da o problemleri yaşamaktayım kendi işyerimde.

 

Bu size yaşatılan şiddet hayatınızı nasıl değiştirdi? Fiziksel ve psikolojik etkileriyle birlikte anlatır mısınız?

Ben yaşadığım işkenceyi, özellikle cezaevindeyken, defalarca ağlayarak arkadaşım tarafından uyandırıldığımı hatırlıyorum. Cezaevindeki gardiyanların tutum ve davranışları, görüşmelere gidip gelirken sözlü sataşmalar, hakaretler, yemeklerin kötü olması, koğuşlara ani baskınlar yapılması, eşyaların dağıtılması yani bunların hepsi tabii ki psikolojik olarak çok ciddi etkiledi bizi. Hem gözaltında hem de mahkemelerin hakimlerin, savcıların, polislerin davranışları… Bütün bunlar ciddi anlamda beni çok etkiledi. Özellikle tutukluluk sürem boyunca çocuklarım küçük olduğu için ve okula gittiklerinden dolayı olumsuz etkilendiler. Ciddi sorunlar yaşadılar. Okulda kızım ciddi problemler yaşamış yani hayatımızı olumsuz etkileyen çok ciddi şeyler oldu diyebilirim. Moral, motivasyonumu olumsuz etkiledi. 4,5 veya 5 ay devam eden o etki bende şimdiye kadar bitti mi derseniz, hayır! Bu yaşadığım süreç dönem dönem aklıma geliyor, aynı problemleri bire bir yaşıyorum. Anlatılacak çok şey var da insan bazen ifade etmekte zorlanıyor gerçekten. Yani hayatımda çok olumsuz şeylere neden oldu. İki elimde de şu anda problemler var. Güç kaybı var her şeyden önce. Kelepçeyi çok sıktıkları için, ellerimde özellikle el bileklerimde halen sorunlar yaşıyorum.

 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Çok kez gözaltına alındım. Eyüp Devlet Hastanesinde 1 Mayıs bildirisini dağıtırken hastane polisinin şiddetine maruz kaldım. Kolumda morluklar oluştu. O davayı Türkiye’de kaybettim, ama AİHM’de kazandım. Türkiye tazminat ödemek zorunda kaldı. Ama 2022-2023‘te defalarca Cumartesi Annelerine katıldım. Cumartesi Annelerine yıllardır yapılan işkenceler tarif edilemez. Yaşlı annelere, yakınlarını kaybeden insanlara… Onlara destek için ben de defalarca eylemlere, basın açıklamalarına katıldım ve defalarca gözaltına alındım. Ellerimiz kelepçelenirken ters kelepçe takılması söz konusuydu. Saatlerce arabalarda bekletmeleri söz konusuydu. Yani bizim torunlarımız sayılabilecek kişiler dahi, bize bağırıp çağırdılar, ellerimizi arkadan kelepçeleyerek dolaştırdılar. Bu ülkede gerçekten hak, hukuk, adalet bir gün işler mi? Bu işkenceyi, bu insanlık dışı olayları yapanlardan, en üstekinden en alttakine kadar herkesten hesap sorulması gerektiğini düşünüyorum. Evet yaşımız ileri, belki biz göremeyeceğiz, belki biz yaşamayacağız ma bu insanlık dışı uygulamaları yapan her kimse mutlaka ve mutlaka adalet önünde hesap vermeleri gerektiğine inanıyorum. İşkence insanlık dışıdır. İşkenceye hayır, savaşa hayır diyorum.

Maalesef ki devlet eliyle, militarist güçler eliyle işlenen bütün suçların üstü örtülüyor. Ülkede hak, hukuk, adalet işlemiyor. Bu noktada tabi biz vatandaşlara çok büyük görevler düşüyor. Ama insanlar maalesef susturulmuş. Ne yazık ki apolitik bir halk söz konusu. Kendi başına gelmedikçe karışındakiyle empati kuramıyor. Bir de şöyle bir gerçekliğimiz var, suç işleyenler bu ülkede hep el üstünde tutuldular. Şu an değil, kadınlar yıllardır öldürülüyor kocaları tarafından, eşleri tarafından, babaları tarafından. Panzerlerin arkasında çıplak bedenleri teşhir ediliyor. Yıllardır bu ülkedeki kardeşleri tarafından, devlet güçleri tarafından, hatta siyasi insanlar tarafından kadınlar, insanlar maalesef görmemezlikten geldi. Bu an itibariyle umarım, temennim odur ki insanlar artık uyanır, insanlık dışı uygulamalara karşı herkes görevini yapar, ses çıkarır. Artık hiçbir insanın, hiçbir canlının dahi burnunun kanamamasını temenni ediyorum ve bir daha hiç kimse bu insanlık dışı muameleye tabii kalmasın diye mücadeleme devam ediyorum. Hak, hukuk, adalet yerini bulsun istiyorum.

 

Yayın Tarihi: 15/08/2025