Günümüzde tarih, bir anlamda atalaştırma ve tanrılaştırmanın imalat sanatı olarak işlenir. Çünkü egemenlerin yazdığı tarih, sınıf temelli kadının düşürülmesi üzerine kuruludur. Elbette halklar da böylesi bir tarih yazımından nasibini alırlar.

Kral Astiyages zincire vurulmuş halde Kiros’a teslim edilirken. (Jac. van der Borght, 1771-1775)
Tarihten ders çıkarmak hiçbir zaman tek yönlü bir süreç değildir. Geçmiş bizim için bugünün ışığında anlaşılabilir ve bugünü tümüyle ancak geçmişin ışığında anlayabiliriz. Yani geçmiş, bugün ve gelecek, tarihin sonsuz zinciri içinde birbirine bağlıdır. “Tarih şimdidir” söylemi temelini bu bağdan alıyor da diyebiliriz. Elbette bir farkla; tarihten süzülüp gelirken, yanlış halkaları sökerek, kırılmaları-aldatmaları da bir bir görerek... Nihayetinde Serok Apo'nun ifadesiyle “tarihsiz insan köksüz, geleceksiz ve belleksiz insandır.”
Tarih felsefesinin önde gelen düşünürlerinden Collingwood’un görüşleri şöyle özetlenebilir; Tarih felsefesi “kendi başına geçmiş”le ya da “tarihçinin kendi başına onun hakkındaki düşünceleri” ile değil, “karşılıklı ilişkiler içinde bu iki şeyle birden” ilgilidir. “Tarihçinin üstünde çalıştığı geçmiş, ölü bir geçmiş değildir, belli bir anlamda bugün hala yaşayan bir geçmiştir.” Fakat geçmiş bir eylem, tarihçi onun ardında yatan düşünceyi anlamadıkça öldürür, yani tarihçi için anlamsızdır. Bu nedenle, “bütün tarih düşüncenin tarihidir.” ve “tarih, tarihi üstünde çalıştığı düşüncenin, tarihçinin zihninde geçmişin yeniden kurulması deneysel kanıtlara dayanır.” Fakat bu kendi içinde deneysel bir süreç değildir ve yalnızca olguların seçilmesini ve yorumlanmasını, yeniden kurulma süreci yönetir. Zaten onları tarihi olgular yapan da budur. Fakat günümüzde tarih, bir anlamda atalaştırma ve tanrılaştırmanın imalat sanatı olarak işlenir. Çünkü egemenlerin yazdığı tarih, sınıf temelli kadının düşürülmesi üzerine kuruludur. Elbette halklar da böylesi bir tarih yazımından nasibini alırlar. Toplumsal değerlerin oluşmasında öncü rol alan Kürtler, tarihleri saklı bırakılmak istense de yiğitlikleriyle her zaman diğer toplumları etkilemiş tarihe de izler bırakmışlardır. Bir ayakları hep dağlarda olan Kürtler, Sümer kitabelerinde “dağlılar” anlamında “Kur-ti” olarak karşımıza çıkar. Asur kitabelerinde “kahraman ve beden cihetinden sağlam olan” şeklinde tanımlanır. Babiller tarafından “savaşçı” anlamında “Kardu” denir Kürtler için. Farslar halen de “Gurdar, Kurd” sözcüklerini “cesur, yiğit savaşçı” sözcükleri yerine kullanır. Böylesi bir kadim halkın nasıl sömürgeleştirildiği konusu çok boyutlu bir sosyolojik-toplumsal çözümleme istiyor. Kürtlerin ilk gerileyişinin başladığı tarih, bu çözümleme yolunda bir basamak olabilir.
Başta da belirttiğimiz gibi; egemenler tarafından yazılan tarih birçok yanılsamayı içinde barındırır. Mag direnişini büyük bir katliam ile bastıran Pers Kralı Darius (I. Dara) M.Ö. 515 yılında Tagustan Dağı'nda (Bestun Dağı) yüksekçe bir yere bu direnişi çarpıtan şeyler yazdırır. Bu büyük Mag katliamını Kürtlerin ilk gerileyişi olarak ele alabiliriz.
Zerdüşt, toplumun yaşadıklarını, sorunlarını ve çelişkilerini daha iyi tanımlayabilmek için farklı topluluklar arasında dolaşmıştır. Zerdüşt inancında, özgürlük ışık ile temsi edilir ve beyazı giyme hakkı özgür olduğunuzda verilirdi. Uzlaşmacı bir dinden çok, direnişçiliği ve mertliği kutsuyordu. Kürt gençlerini güçlü birer savaşçı yapmak istediği bilinen bir gerçektir.
Med İmparatorluğu'nun son hükümdarı olan Astiyages’e Persler tarafından “Akzi Zahak” denir. Buradaki Zahak’ın Dehak’taki kötülüğün sembolü olduğu biliniyor. Astiyages’den intikam almanın yollarını arayan Harpagos, Perslerin bu memnuniyetsizliğinin farkında olduğu için bir halkın tarihini değiştirecek ihaneti gerçekleştirip Med İmparatorluğunu altın tepside Perslere –Kiros’a- sunmuştur. Bu tarihi olay Kürtlerin devlet olma açısından “gerileyişine” sebep olsa da toplumsal gerileme Mag’ların katledilişiyle gerçekleşir.

Bilindiği gibi; Mag’lar (Magi, Magu, Maga) Mania bölgesinde, Zerdüşt öğretisini izleyen tapınaklarda yetişen rahiplerdir. Zerdüşt, Mag rahiplerinin oluşturdukları bir düşünce mirasına sahiptir ama bu düşünce öyle söylendiği gibi sistematize olmuş, her şeyiyle rotaya girmiş bir dinsel yapılanma değildir. Zerdüşt, toplumun yaşadıklarını, sorunlarını ve çelişkilerini daha iyi tanımlayabilmek için farklı topluluklar arasında dolaşmıştır. Zerdüşt inancında, özgürlük ışık ile temsi edilir ve beyazı giyme hakkı özgür olduğunuzda verilirdi. Uzlaşmacı bir dinden çok, direnişçiliği ve mertliği kutsuyordu. Kürt gençlerini güçlü birer savaşçı yapmak istediği bilinen bir gerçektir.
Maglar, Med egemenlerinin (Harpagos) Pers efendilerle yaptığı işbirliğini kabul etmeyerek, onların pasifize olduğu ve asimile edildiği bir dönemde özgürleşme sürecini bizzat kendi ellerine alma çabasına girmişlerdir.
Kiros'un (Kyros) Massaget Kraliçesi Tomris’in ordusu tarafından öldürülmesinden sonra Medler ve Persler arasındaki çelişkiler daha da derinleşmeye başlamıştır. Persler küçük bir kavimken, kısa sürede kendi egemenlerini oluşturmuşlardı ve Med egemenleri ile Pers egemenleri arasında çıkar dengeleri Perslerin lehine dönmüştü. Bu yüzden Medler, Pers iktidarını yıkmak için bir araya gelmişlerdi. Bu örgütlenmede Maglar öncülük yapmıştır. Pers iktidarından sonra, toplumsal statüleri en fazla çözülen kesim Maglar olmuştur.
Magların Darius tarafından büyük bir katliama uğraması Kürtlerin ilk toplumsal gerileyişinin başlangıcıdır. Darius tahta geçtiğinde Med-Pers İmparatorluğunu yeniden yapılandırır. Şiddet yöntemiyle Medleri siyasi ve dini alanda tasfiye eden Darius, daha sonra da tüm iç muhalefete yönelerek siyasi kırımlar gerçekleştirir. Yüzyıllardır başkent olan Ekbotana’nın yanında Persepolis’i inşa ettirip, siyasi başkent haline getirir.
M.Ö. 529’da Kiros’un ölümünden sonra tahta oğlu Kambises (Kambyses) geçer. Tahta oturur oturmaz, Mısır üzerine sefer düzenleyen Kambises kimi tarihçilere göre; Mısır savaşında aldığı bir yara sonucu ölmüştür. Fakat Heredot, Kambises’in atına dönmek isterken kendi kılıcı üzerine düştüğünü, yarasının derin olduğunu ve bu şekilde öldüğünü söyler. Dönemin en detaylı bilgilerini veren Herodot’un anlatımına bakacak olursak; Kambises, ölüyü mezarından çıkarıp, işkenceler edecek kadar zalim biridir. İnançlarına ters düştüğü halde iki kız kardeşiyle evlenmiş, kızgın olduğu bir zamanda küçük kız kardeşini öldürmüştür. Erkek kardeşi Smerdis’i ise rüyasında tahta geçtiğini gördüğü için öldürtmüştür. Tüm bunlardan hareketle Herodot, Kambises’in “kutsal hastalığı” (sara hastalığı) olduğunu iddia eder. M. Ö. 521’de Mısır seferinde olan Kambises’in kardeşini öldürttüğünü bilen Mag Gomatas (Gomitas) bunu fırsata çevirip aynı isimdeki kendi kardeşi Smerdis’i, Kambises’in öldürttüğü Smerdis’in yerine tahta oturtur. Anlatının ayrıntıları bu yazının asıl konusu olmadığı için geçiyoruz. Nihayetinde tahtın Maglar tarafından ele geçirildiği Darius ve üst sınıftan altı Pers tarafından anlaşılır. Kendilerine Yedili (Yedi Suikastçı) diyen bu grup tarafından Maglar tahttan indirilir ve o gece yüzlerce Mag katledilir. Bu katliam gecesine Persler tarafından Magophoni (Magumons-Mag Kıyımı) denir ve bayram olarak büyük şölenlerle kutlanır. O gün Magların dışarı çıkması yasaktır.
Henry Sayce’a göre; Mag Gomatas isyanı 521’dedir. Kendisini Kambises’in kardeşi Bardiya (Herodot’da Smerdis) olarak göstermiş ve iktidarı ele geçirmiştir. Bu isyan, dinsel ve politik karakterdedir. Medlerin inanışlarının karşısında olan Ormuad dinine karşı ve Pers egemenlerine karşı bir başkaldırıdır. Gomatas, Herodot’un anlattığı gizli örgütlenmeden sonra, kendi taraftarlarıyla birlikte Media’dan Niseo’ya çekilmiş ve birkaç ay sonra orada öldürülmüştür.

Kürt halkını kısa sürede örgütleyebilecek olan toplumsal kesimi temsil eden Magların Darius tarafından büyük bir katliama uğraması Kürtlerin ilk toplumsal gerileyişinin başlangıcıdır. Darius tahta geçtiğinde Med-Pers İmparatorluğu'nu yeniden yapılandırır. Şiddet yöntemiyle Medleri siyasi ve dini alanda tasfiye eden Darius, daha sonra da tüm iç muhalefete yönelerek siyasi kırımlar gerçekleştirir. Yüzyıllardır başkent olan Ekbotana’nın yanında Persepolis’i inşa ettirip, siyasi başkent haline getirir. Hamurabi yasalarından esinlenerek kendisini “Kralların Kralı” olarak ilan ettiği yasalar oluşturur. Ayrıca Zerdüşt felsefesinin özünü çarpıtan Mobadlar ile Maglara karşı yeni bir rahip grubu oluşturulur. Zerdüşt inancının gerçek ruhban sınıfı Maglar ile Mobadlar arasındaki güç dengesi Mobadların Sasani iktidarınca kurumsal yapıya kavuşturulmasıyla Magların aleyhine işler. Bilindiği gibi; Sasani döneminde Avesta yeniden yazılır fakat “Zend Avesta” olarak. “Zend” kelimesi “Azenti” kelimesinden gelir; şerh veya beyan manasındadır.
İnancın çarpıtılarak bir forma kavuşturulduğu göz önünde bulundurulunca Avesta’ya bir “şerh (zend) olarak yazıldığı anlaşılmaktadır. Her defasında iktidarı arkasına alan Mobadlar, Sasani iktidarı sonrasında Magları daha zayıf düşürerek, etkisizleştirirler. Kurulan Mobad üst düzey kurumları ile Zerdüşt ruhban sınıfı denetlenir. Mağlar yerele sıkıştırılır ya da dışlanırlar.
Maglar, Darius’un katliamıyla iktidardaki tüm güçlerini yitirip, tasfiye edilmelerine rağmen Kürt toplumu içerisinde öncülük konumlarını Klasik Çağ boyunca korumaya devam etmiş ve ortak bir din, dil ve kültür etrafında kalmasında çimento rolü oynamışlardır. Kapadokya’dan Hemedan’a kadar bu birleştirici rolü görmek mümkündür. Magların öncülük ettiği dini inanç (Zerdüştlük ve Ezdailik) tüm işgal ve istila saldırılarına karşı; Kürtlerin kültürel ve siyasi olarak güçlü hanedanlar etrafında bir arada kalmalarını sağlamıştır. Mag rahipleri dini sözcüler oldukları gibi politika ve kültürel alanlarda da bağlayıcı bir otoriteye sahiplerdi. Hatta hekimlik, adalet vb. toplumsal alanlar da onların kontrolündedir. Tedavi yöntemlerinin izlerinin “magie” tedavi bilgileri olarak Hipokrat geleneğine kadar uzandığı bilinmektedir.
Önderlik, tarih ile çağın düşüncesinin karşılıklı etkileşimi sonucunda günümüz ile geçmiş arasında birbirini etkileyen, oluşturan ve tamamlayan simbiyotik bağı sağlamış olur. Ada direnişinin açığa çıkardığı hakikat, Önderliğin kendisini çözümlediği oranda dünyayı, özellikle Ortadoğu’yu da çözümlediğidir.
Şüphesiz bir toplumu sömürüye açık hale getirmenin ilk koşullarından biri olan ahlak ve politika yoksunluğuyla, bu iki dokunun düşünsel temeli olan toplumsal zihniyet çöküşü sağlanmadan sömürü gerçekleştirilemez. Tarih boyunca egemenler, sömürgen tekel amaçları için ilk iş olarak “zihniyet hegemonyasını” bu nedenle inşa ederler. Magların katledilmesi temelini bu anlayıştan alır. Bugün bile Kürtler içinde siyasal bir tabaka oluşmasını istemeyen egemen güçlerin, özellikle Maglar gibi toplumsal öncü kesimleri Kurdistan’dan uzaklaştırmaya çalışmaları ya da katletmeleri bu anlayışın devamı niteliğindedir. Kürtlerin ilk gerileyişi olan Magophoni sonrası, Kürt klasik döneminin sona erdiği emirliklerin yıkılmasına kadarki süreçte Kurdistan’da direnişler sürmüştür. “Modern” denebilecek Kürt tarihinin 19. yüzyıl sonrasında da büyük isyanlar yaşanmışsa da ne yazık ki bu isyanlar her seferinde büyük katliamlarla bastırılmıştır. Bugün ada direnişi ile ortaya çıkan büyük anlam gü
cü, bütün bu tarihsel süreçlerin, bütün düşünce güçlerinin bir sentezidir. Bu da Aşık Daimi’nin deyimiyle bin çiçekten bir peteğe bal işleme tarzındadır. Kürt halk önderliği, benimsediği ideolojik yöntemle geçmişe şimdinin penceresinden bakar ve tarihi tasarlarken bulduğu parçaları birleştirip analizlerde bulunur. Düşünceden yoğrulan tarih bilgisinden gerekli dersler çıkardıktan sonra onları yeniden yapılandırmaya başlar. Bunu savunmalarında somutlaştırdığını görürüz. Böylece Önderlik, tarih ile çağın düşüncesinin karşılıklı etkileşimi sonucunda günümüz ile geçmiş arasında birbirini etkileyen, oluşturan ve tamamlayan simbiyotik bağı sağlamış olur. Ada direnişinin açığa çıkardığı hakikat, Önderliğin kendisini çözümlediği oranda dünyayı, özellikle Ortadoğu’yu da çözümlediğidir.
Kürdistan Devrimi’nin zihniyet ve yaşam kazanımlarını kendi öz pratiğinde bulabileceğine inanan Önderlik, Kürdistan Devrimi’nin önemini şöyle ele alır: Kapitalist modernitenin tuzak yüklü, hakikati yutan ve çılgın tüketim canavarları haline getirdiği bireyciliğiyle ve bireyciliği doğuran azami karcılık, ulus-devletçilik ve endüstricilik unsurlarına karşı demokratik ulus, komünal ekonomi ve ekolojik endüstrinin iç içe inşa edilmesinin toplumsal yaşam tarzına dönüştürülmesiyle demokratik ve sosyalist birey yaşamsallaştırılabilir. Kendi zihniyet, etik, estetik devrimini alabildiğine derinleştirip bireye mal ederek Ortadoğu halklarına taşırabilir. Ortadoğu’nun her zaman bütünsellik ve evrensellik arz eden tarihsel kültürüne kendi öz devrimiyle önemli katkıda bulunabilir.
Bilindiği gibi Zerdüşt, dağınık olan küçük ve parçalı kabileleri birleştirmeyi ve ortak bir düşünce etrafında toparlamayı amaçlamıştır. Önderliksel doğuş da böylesi bir Zerdüştvari çıkışla, parçalanan Kürt gerçekliğini yeniden bir bütünlüğe kavuşturmuştur. Üzerine gelindiğinde sorgulamalarını derinleştirerek, Zerdüştvari bir şekilde “Siz kimsiniz?” diye sorması, oluşan bilinç birikimini yansıtır. Magophoni’den bin yıllar sonra açığa çıkan Ada Direnişi Kürtlerin toplumsal doğuşu olarak yeniden ilerlemeye başladığını gösterir.
* Sincan Kadın Kapalı Cezaevi
Yayın Tarihi: 15/10/2024