PolitikART
Toplum-Politika

"Talebeler"den "User"lara: Dönüşümün ve Umudun İzlekleri

PolitikART Özel
Diyar Rûmet & Arîn Kaçkar
68 kuşağını, 71' devrimci kopuşunu, PKK özelinde 73' gruplaşma atılımını, Türkiye ve Kuzey Kurdistan sathında başka bir dünyaya dair yürüyüşün tabiri caizse emekleme aşamasını var eden gençlik grupları/ örgütleri, zamanın 'talebeleri' neredeler?

"Gençliğinizi, büyük ihaneti ve büyük onursuzluğu yaşamamanız için çaldım ve alıp bir yere sakladım."

Abdullah Öcalan

Gençlik, bir toplumsal grup olarak devletin şekillenişinden bugüne kadar gerontokrasiye ve onun kurumsallaşmış biçimi olarak devlete/iktidara karşı en direngen ve dinamik isyan gruplarından birini oluşturur. 20. yüzyıl başlarında bir zafer olarak Ekim devriminin de öncülüğünü yapan bu toplumsal grup 20. yüzyıl boyunca birçok ulusal/toplumsal hareketin öncülüğünü üstlenerek 68’ Mayıs’ında politik bir kimlik kazanır.

19. ve 20. yüzyıl boyunca Türkiye ve Kurdistan’da birçok toplumsal grup devlete/iktidara karşı direniş gösterir. Osmanlı modernleşmesi ve ulus devlet inşası ile yerleşikliğe (dolayısıyla iktidara) karşı isyan eden kentin dışındaki Torosların komünal Türkmen aşiretleri ve Zagrosların komünal Kurmanc aşiretleri, kentlerde sosyalizm mücadelesine öncülük eden Ermeniler ve Türk dışı diğer topluluklar devlete karşı en direngen isyan gruplarını oluşturur.

Sonraki süreçte Türkmen aşiretlerinin göçebelikten zorla kopartılarak kente dahil edilmesi, Ermenilerin ve diğer etnik grupların tasfiyesi, Kuzey Kurdistan'da Ağrı, Zilan, Koçgiri, Dersim isyanları ile ayaklanan Kürtlerin başarısızlığa uğraması 1940-1960 arası dönemi sessizleştirir. "Sessizlik dönemi"nin isyan kimliğini Kurdistan’da eşkiyalar/şakiler taşırken Türkiye’de sosyalist hareketler dar bir aydın çevre tarafından konuşulur.

Solun 1961 anayasası ile sessizliği dağıtarak yükselmesi doğallığında Kuzey Kurdistan'da da daha ideolojik-politik örgütlülüklerin ortaya çıkmasına vesile olur. Türkiye'de yükselen sol hareket, legal olarak Türkiye İşçi Partisi (TİP), Kürt öğrenci-gençlik gruplarından gelen kimi temsilcilerin (DDKO) desteği ile Kürdistan'da da ciddi bir oy alarak TBMM'ye girer.

TİP, 1971 muhtırası ile kapatılmadan önce Kültür Devrimi ile politikleşen devrimci gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya gibi isimler, klasik Marksist-Leninist tezler etrafında verili legal hareketlerin reformizm ve revizyonizm bataklığında olduğunu, devrimci şiddet temelinde bir çözümün gerekliliğini tespit ederler. Bu temelde 1971 devrimci kopuşu ile Türkiyeli devrimciler devlete silah sıkma kudretine erişir. Bu çıkış, Kurdistan'da kimi reformist veya küçük burjuva milliyetçisi partileri etkisi altına alsa da bu gruplar devrimci öncü olma misyonuna talip olamaz ve savrulurlar. Lakin Mahir'lerden İbo'lara ses getiren devrimci öncü olma misyonu o dönem yeni gruplaşma kuran Abdullah Öcalan öncülüğünde PKK veya ‘talebeler’ somutunda vuku bulmaya başlar.

1971 muhtırasına PKK Hilvan ve Siverek pratikleriyle cevap vermiş, Maraş ve Çorum pogromlarında -özellikle Maraş'ta- lise gençliğinin üzerindeki etkisiyle önemli bir güç olmuştur. Daha sonra gelen Diyarbakır zindan direnişleri ve 1984 Eruh atılımı ile öncü devrimci güç ilanını gerçekleştirmiştir. Bu kavşakta PKK ile öncülük misyonu, Türkiyeli devrimci gruplardan Kürdistan 'talebeleri'ne geçer.  Bundan sonraki 40 yılda Kurdistan başta olmak üzere özellikle Okmeydanı, Gazi mahallesi gibi metropol mahallelerinde Türkiyeli devrimci gruplara da öncülük eden Özgürlük Hareketi olur.

PKK’nin öncülüğünde, Zap zaferinin etkisiyle stratejik denge durumundan kaçamayan ve müzakere sürecine çekilen T.C., Rojava'da IŞİD saldırılarının ardından büyük ve etkili şekilde mobilize olan hareketin temel öncüsü gençliği görmüş, bu verili güç karşısında dehşete düşerek MGK kararları ile yeni bir konsepti devreye sokmuştur: Çöktürme Konsepti.

Çöktürme Konsepti, T.C.'nin kuruluşundan beri kullandığı özel savaş tekniklerinde yeni bir aşamayı imlemektedir. Bu konsepte karşı ilk tepkiyi veren ve yiğitçe dövüşen de yine gençlik hareketidir. Nusaybin Sendromu ile, özyönetimde yer almış gençlerin de söylediği gibi "devletin altında kaldığı"; kaba kuvvetin, soykırımın, talanın direnişi bitiremediği, aksine devletin askeri zafersizliği ile politik sınıf mücadelesi bağlamında tüm kurumlarıyla kendisini çöktürdüğü bir süreç yaşanmıştır. Bu sendromun devlet cephesinden çıktısı savaşta yeni bir aşamaya geçilmesi gerektiğidir.

Müthiş bir direnişin, müthiş bir mirasın fiziksel savaş karşısında yenilgiye uğramaması egemenlerin savaş yönteminde Çöktürme Konseptine yönelmesine yol açmıştır.  2014 yılında planlanmış olsa bile Nusaybin Sendromu ile işlerliğe koyulan Çöktürme Konsepti, devrimci öncüyü (PKK) ve değerlerini politize olmuş halkın gündeminden çıkarmak, hiçleştirmek, zaman ve mekândan kopararak halkı lümpenleştirmek amacını taşır. Bu şekilde kuşaklar arası devrimci miras aktarımı kesilecek, bir kuşak devrimci mirastan yoksun olarak halk yığınlarına dahil olacaktır. Bugün gençliğin ve demokratik siyasetin içinde olduğu kriz, devletin bu değişimi karşısında araçlarını geliştirememesi ve savaşarak öğrenememesinden ileri gelir.

Özel savaş devleti günlük kaygıları, yenilgiyi ve umutsuzluğu her yerde yaymaya çalışırken resmin tamamını kayyum etkinliklerine katılan ya da lümpenleşen gençliğe ayırmak bu nedenle bizi bir sonuca vardırmayacaktır. Zira Tiktok'ta ARGK müziklerini korkusuzca paylaşanların her biri umut kaynağıdır. Bu kaynağın, doğallığında geliştirdiği bilinci öncüsü ile birlikte sokaklarda akarını/yatağını bulacaktır.

Dünya devrimci hareketleri tarihi incelendiğinde her hareketin kendi mitlerini ve sembollerini oluşturduğu görülür. PKK hareketi de kuruluşunda itibaren tarih okumasını ve yaratımını devletli sistemle hegemonya savaşına girerek yapmıştır. Bu savaşım sonucunda yaygın ve kabul edilmiş olanı ters yüz edip yenisini yaratmış, bu yaratımı devrimci miras olarak aktarmıştır. Son 9 yıllık süreçte fiziksel imhanın imkansızlığı ve failin de yara alması sebebi ile Türk ulus devleti bu devrimci mirasa saldırır. Serhildan gençliğinin köksüz kalması, zafere susayan nevrozlu ruh halini çeteleşerek ya da ideolojisizleşerek doyurması bu yeni savaş yönteminin bazı sonuçlarıdır.

Kurdistan'dan, Türkiye'deki metropol üniversitelerine giderek devrimcileşen ilk kuşağın, ilkokuldan itibaren politik bilince sahip diğer kuşağa el vermesi hem 2016 tasfiyeleri hem Özgürlük Hareketi’nin kendi akademilerini yaratmakta eksik kalması ile kesintiye uğramış, mevcut aydın gençlik hareketinde tıkanmalara yol açmıştır. Gençliğin direngenliği ve öncülüğündeki tıkanma tam bir eylemsizliği beraberinde getirmemekle birlikte, en radikal çıkışları yine gençlik gerçekleştirir. Siyasi dilini ve pratiğini “barış süreci”ndeymiş gibi kuranların, liberalizmin ve orta sınıf siyasetinin sözcülerinin Kurdistan’a baktığında gördüğü ‘renkli tabutları’ Kurdistan gençliği taşımayı reddetmiştir. Güncel olarak herhangi bir eylemselliği örgütlemekten uzak olan dijital medyayı, kuru bir tepki diliyle kullanan demokratik siyaset yürütücülerine kıyasla en radikal kullanan yine gençliktir.

Devletin ve özel savaşın saldırılarına rağmen teslimiyet yoluna girmeyi reddeden gençliğin karşıtını oluşturma çabası ‘çöktürme'nin gereğidir. Bugün Türkiye metropollerinde ve Kürdistan şehirlerinde, Kürtlüğün ve sömürgeciliğin bir anlam ifade etmediği, savaş gerçeğinden uzak ve siyasette söz kurmaktan aciz bir gençliğin varlığı yadsınamaz. Fakat bu görünenin gerçeğin tamamı olmadığını belirtmek gerekir. Bugün Amed meydanında kayyum etkinliğine katılan gençlerin, dijital medyadan gerçek politik alana (sokağa) taşan ve örgütlenen bir hareketlilik ile esamesinin okunmayacağı bir gerçektir. Bu gençleri oraya sıkıştıran şeyin özel savaşa ve kültürel soykırıma karşı cesur atılımlar gerçekleştirememekten kaynaklandığını da söylemek gerekir.

Oraya sıkışan gençliğin, -bugün Kurdistan'da yaygın bir platform olarak kullanılan- Tiktok'ta PKK'nin 1990'lara ait müziklerini sık kullanması veya Awazê Çîya'nın "ARGK" adlı eserini benimsemesi makası kapatmanın gayet mümkün olduğunun çok bariz bir ifadesidir. Özel savaş devleti günlük kaygıları, yenilgiyi ve umutsuzluğu her yerde yaymaya çalışırken resmin tamamını kayyum etkinliklerine katılan ya da lümpenleşen gençliğe ayırmak bu nedenle bizi bir sonuca vardırmayacaktır. Zira Tiktok'ta ARGK müziklerini korkusuzca paylaşanların her biri umut kaynağıdır. Bu kaynağın, doğallığında geliştirdiği bilinci öncüsü ile birlikte sokaklarda akarını/yatağını bulacaktır.

Türkiyeli 'muhalifler' her ne kadar farklı ele alsa da bugün kültürel iktidar iki bloğun da tam olarak kazanamadığı bir çekişmedir: PKK şahsında vücut bulan demokratik uygarlık kültürü ile ulus devlet fikriyatında vücut bulan kapitalist modernite kültürü… AKP iktidarının Çöktürme Planını da bu çekişmeden bağımsız düşünmemek gerekir. Türk ulus devleti kültürel ve sanatsal üretimde yetersiz olsa da var olanın (demokratik modernite kültürünün) içeriğini boşaltmakta kendini gün geçtikçe geliştirir. Demokratik siyaset ve gençlik en çok bununla mücadele etmelidir. Zira bugün ulus devlet, gençliği etkilemek için Özgürlük Hareketi’nin sanatsal yaratımlarını kullanmaktadır.

Bakur ve Türkiye sahasındaki gençlik hareketinin mevcut krizi, daha iyi bir çıkışın yaratılması için tüm aktörler açısından fırsat olarak değerlendirilebilir. 9 Ekim yaklaşırken devrimci mirastan öğrendiğimiz bir gerçeği hatırlatmak gerekir. Özgürlük Hareketi en ciddi tasfiye süreçlerini gençliğin müdahalesi ve atılımı ile boşa çıkarmıştır. Kapitalist Modernite güçleri de 15 Şubat 1999 komplosu ile özgürlük hareketinin biteceğini umarken bugün karşılarında o tarihten çok sonra doğan gençleri görmektedir. Kazanma umudunun bittiği, yenilgili yılların birkaç on yıl daha süreceğine inanılan bu dönemde demokratik siyasete ve dolayısıyla gençliğe düşen görev bu mirası ve gücü anlamlandırabilmektir.

 

Yayın Tarihi: 29/09/2023