PolitikART
Toplum-Politika

Sonsuz g‘öç

PolitikART Özel
Neşe Açık
Henüz elektriği olmayan köylere jeneratör götürüp o jeneratörleri kullanarak insanlara “elektrik işkencesi” yapan devletin zulmü ile sınandı senin de köyün.

Hediye Tekin, uzun yıllar Mezopotamya Kültür Merkezi ve Tevgera Jinên Azad içerisinde çalışmalar yürüttü. Tekin’in cenazesi 8 Aralık günü kadınların omzunda taşınarak Doğançay Mezarlığı’na defnedildi.

 

80’lerdi… Göç ettirildin.

Bingöl’den İzmir’e bitmeyen o yolculuk başladı. Ara ara, uzun uzun söylediğin stranlara sızan, göç ve evinden edilmişlikti.

Bambaşka bir yerde bambaşka insanların içinde devam edecekti hayat. Yamanlar'da. Yamanlar, yerinden edilenlerin İzmir'de belki biraz daha güvende olurlar diye yan yana gecekondular dikip bir yaşam kurdukları Kürt semti.

Sadece gecekondular dikilmedi, yaşam da yeniden örüldü orada.

Bir bir dayanışma örüldü, mücadele örüldü. Sen ördün. Hesapsızdın. Tez canlıydın.

İnançlıydın "o gelecek günlere”.

 

Xuşka Aytan

Kız kardeşin Ayten, 1988’de Bagok'ta 19 yoldaşı ile birlikte tarihe geçecek bir direnişte şehit düştü.

Müebbet yatan kardeşin "1966 yılında bir dağın eteğinde açtığın gözlerini, 1988’de yine bir dağın eteğinde yumdun" diyecekti Ayten için.

Kanîreş’in, Liçik’in canı ciğeri Ayten. Kürdistan halkı ise "Xuşka Aytan" diyecekti tam da adına yakılan o parçada geçtiği gibi:

"Li Merdine li Bagoke

Xun heriki weke cihoke".

 

Mezarsızlıkla sınandın.

Nusaybin'de yapılan anıt mezarlığa Ayten'in adı verildiğinde, yeni çıkmıştın zindandan. Orada olmak istiyordun. Her şeyden çok hakkındı. Mezarsızlığın hakkı diye bir şey var, biliriz biz. Yıllar yıllar sonra onlarca şehitle birlikte kaldırdın cenazesini kardeşinin Nusaybin'de.

İnançlıydın "o gelecek günlere”.

 

Her tutsak yakınına görüşçü oldun

Kardeşin, 30 sene 3 ay zindanda kaldı. Kar demedin, kış demedin, görüşündeydin. Çıplak aramaya maruz kaldın. Bedenin üstünden utandırılmak istendin, teşhir edildin, taciz edildin. Sözlü, fiziksel her türlü devlet şiddetini yaşadın zindan kapılarında.

Görüşçüsü olmayan, yakınlarının görüşüne gidemediği her bir tutsak yakınına görüşçü oldun, dost oldun, yoldaş oldun; her seferinde aynı şiddeti yaşarken her seferinde taciz edilirken, o baskıya sürekli maruz kalırken.

Yıllarca.

Vazgeçmedin.

Direndin.

İnançlıydın "o gelecek günlere”.

 

O kadınların yoldaşı oldun

Hem yaşadın hem tanığı oldun yaşatılan baskıların. Kadınların her görüş öncesinde nasıl taciz edildiğinin en somut şahidiydin.

60'ını geçmiş bir anne, bir seferinde, görüş öncesi "Soyun çırılçıplak soyun. Bakın her yerime. Ben utanmam. Siz utanmıyorsanız ben hiç utanmam" demişti hani.

O annenin yoldaşıydın işte.

Utanmamak zorunda bırakılmıştın ve utanmamak zorunda bırakılmışlarla her seferinde o kapıda dimdik bekliyordun.

Gözaltına alındığında, regl olduğu fark edilince çırılçıplak soyulup, gözleri bağlanarak bacaklarından sızan kanlar ile hücrede tutulmuş, “erkek” gardiyanlarca izlenen, “erkek” gardiyanların kahkahaları ile kırılmak istenen, kendi bedeni ile kendisine işkence edilmek istenen o gencecik kadının yoldaşıydın.

“Mazgalı açıp kahkahalar atıyor ve tiksindirici şeyler söylüyorlardı her seferinde, bir daha kendi bedenimden ve regl kanından asla utanmamaya orada karar verdim” diyen o kadının. Çok iyi tanırsın. Yoldaşıydın onun da.

 

Kapını kaç kez kırdılan evinin

Gözaltılara hiç ara vermedi devlet. Her fırsatta baskısını da işkencesini derinleştirdi.

Tam çıktığını duyduk ki tekrar ve tekrar. Devlet dili ile “gizli tanık” bizce yalancı tanık ifadeleri ile sistemli bir biçimde derinleştirildi uygulanan şiddet.

Gözaltında veya zindanda olmadığında da karakollara imza vermeye zorlandın. Devlet her bir imkanı ile üstüne üstüne geldi. Bingöl'den çıkıp geldiğin bu şehirde de kapını kaç kez kırdılar evinin.

Nefes alma diye.

İnançlıydın "o gelecek günlere”.

 

Alışmamalıydık

Kalktın sokak sokak gezdin İzmir’i. Kapı kapı anlattın inandıklarını.

Toz değdirmedin.

Eğmedin.

Direndin.

Yolu İzmir’e düşen herkesin Hediye ablasıydın. Yoldaşıydın.

Gördüğünden yüz çevirmeyendin.

Sen direnirken alıştık hepimiz. Sayısız gözaltına alıştık.

Aylarını, yıllarını bir karakola gidip imza vererek yaşamak zorunda bırakılmana alıştık. Evinde geçirdiğin üçüncü gün kırılırcasına dövülen kapına alıştık. Çıplak aramalara alıştık. Devlet tacizine alıştık. Devletin şiddetine, seni maruz bıraktığı o sonu gelmeyen şiddete alıştık. Herkese, her yere koşarken, her yere koşarken sen senin yaşadığın o yalnızlığa da alıştık.

Alışmamalıydık.

 

O taş tam göğsümüze oturdu

Kardeşin çıktı zindandan. Güzel günlerin hayalini kurduk hepimiz. Bir şeyler biraz daha iyi olacaktı artık. Birlikte olunacaktı.

Ve Cumartesi günü kaybettik seni.

Bu evin duvarındaki her şeye rağmen direnen, en temiz en inançlı taşlarından birini kaybettik.

O taş geldi tam göğsümüze oturdu.

O taş tam göğsümüze otursun istedin.

Bunca kalabalığın içindeki o yalnızlığın da, o taşla birlikte göğsümüze otursun istedin.

Hakkındı.

Tam göğsümüze oturdu.

 

Katil, tacizci, işkencecisin!

Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim biçimi demokrasi değil “cellatokrasidir” demiştik. Cellatlar rejiminde, kırk senedir sana uygulanan işkenceyi, şiddeti göğsümüzün ortasındaki taşla bir kez daha bir kez daha söylemek zorundayız bu nedenle. Bu sistemli işkenceyi üstüne basa basa teşhir etmeliyiz her seferinde bu nedenle.

Hala devam eden çıplak aramaları (tutsaklara ve görüşçülerine), karakollara giderek imza verme esareti ve şiddetini, “gizli tanık” ifadeleri ile uydurulmuş/kurgulanmış iddianamelerle yapılan işkenceyi, keyfi uzatılmış gözaltıları, bu sonu gelmeyen tacizi, gözdağı vermek için tekrar ve tekrar uygulanan ev baskınlarını.

Senin yıllardır nefes almaksızın yaşamak zorunda bırakıldığın her birini.

Ve tekrar tekrar söylemeliyiz, en yüksek sesimizle, en derin öfkemizle.

Türkiye Cumhuriyeti devleti katildir. Tacizcidir. İşkencecidir.

Hediye Tekin’e bir yaşam/ömür borçludur.

Bu intiharın planlayıcısı, sorumlusu ve suçlusudur.

 

Yayın Tarihi: 15/12/2024