PolitikART
Toplum-Politika

Politik Kürdoloji, aşiretlere bakıyor

Sayı: 334
Tatyana Anatolyevna Odintsova
Kürdistan aşiretleri, tarih boyunca Rusya-Kürdistan ilişkilerinin geliştirilmesinde öncü bir rol oynamıştır. Ve her yeni aşamada, Rusya'nın Ortadoğu stratejisinde, bu kabilelere özel ilgi gösterilmiştir. Politik şartların etkisi, aynı zamanda Kürt toplumunun işlevsel olarak önemli yapısı olan kabile olgusunu da dönüştürmüştür.

 

Rusya-Kürdistan ilişkilerinin bizdeki tarihi dört döneme ayrılabilir. Tüm bu dönemlerin her birinde temasların niteliği ve genel olarak Kürtlerin Rus devletinin siyasi stratejisindeki imajı önemli dönüşümler geçirmiştir:

·   Çarlık (yirminci yüzyılın başlarındaki devrimci ayaklanmalardan önce)

·   Sovyet (SSCB'nin çöküşünden önce)

·   Sovyet sonrası (2000'lerin başına kadar) ve modern.

Rus-Kürt ilişkilerinin kökenleri, 11-12. yüzyıllarda Transkafkasya'nın etkili hanedanlarından biri olan Şeddadi'nin en parlak dönemine kadar uzanmaktadır. Şeddadi Kürtleri, Hıristiyan toplumlarla yoğun temaslar kurarak bölgesel ilişkilerin gelişimine damgasını vurmuştur. Rus tarihinde de Kürtlerden ilk kez XIII. ve XIV. yüzyıllarda bahsedilmektedir. Ancak Çarlık Rusya'sı toprak olarak genişledikçe, Kürt topluluklarının büyük bir kısmı da onun bir parçası haline geldi.

1813 yılında Rusya İmparatorluğu ile İran İmparatorluğu arasında imzalanan Gülistan Antlaşması ve ardından 1828 yılındaki Türkmançay Antlaşması'na göre Salmas, Hoy ve Urmiye Kürt bölgeleri (Rojhilat Kurdistan’ı) Rusya'ya bırakıldı. 1829 yılında ise Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan Adrianopolis (Edirne) Antlaşması'na göre Rus topraklarına Van, Kars, Erzurum ve diğer bazı Kürt bölgeleri eklendi. 1869-1885 yılları arasında ise Türkmenistan'ın Hazar Denizi kıyısındaki bölgeleri Kürtlerin tarihi topraklarını içeren bir bölge olarak Rusya'ya katıldı.

Çarlık Rusyası’nın Kafkasya'da en yoğun nüfusa ve gelişmişliğe sahip Kürt bölgeleri, Erivan, Tiflis ve Yelizavetpol Gubernalarıydı. İran sınırına yakın bölgelerinde de çok sayıda Kürt nüfusu bulunmaktaydı. O dönem açısından büyük aşiretlerin siyasi sığınma arayışıyla Rus sınırlarını geçmesi nadir görülen bir durum değildi. 1807 yılının sonunda Mehmed Sefi Sultan, Kürtlerin yaşadığı Karabağ Hanlığı'na yerleşecek olan yaklaşık 600 Kürt aileyi Rusya-İran sınırından geçirdi. Rusya İmparatorluğu'nda 1897 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımına göre 99 bin Kürt vardı.

Rus-İran ve Rus-Osmanlı savaşları dönemleri, uluslararası oryantalist topluluğun çalışmalarında en kapsamlı şekilde belgelenen ve en sık işlenen dönemlerdir. Sovyet devletinin kurulduğu yıllarda, imparatorluk yönetiminin hizmetindeki Kürt aşiretleri ve liderleri hakkındaki bilgilerin bir kısmı ya kaybolmuş ya da gizlenmiştir. Kürtlerin devrim öncesi tarihi, Kürt çevresi de dahil olmak üzere, Rusya'daki Kürtlerin tarihsel yoluna ilişkin belirli bir yüzeysel görüşün sürdürülmesine katkıda bulunan eksik veri alanları içermektedir.

İnsan faktörü de çeşitli yanlış anlamalara yol açmıştır. İlk olarak, erken Sovyet döneminde, özellikle Kızıl Kürdistan'ın çöküşünden sonra ve Stalin dönemindeki baskı dalgası sırasında cumhuriyetlerin siyasi çevrelerinin bir kısmında Kürtlere karşı hoşgörüsüz bir ruh hali vardı.

Devrim sonrası nüfus sayımlarında ve sosyolojik çalışmalarda, Kürt aşiretlerine dair veriler kaydedilmiş olsa da ağırlıklı olarak “Raiya Kürtleri” veya “aşiretsiz Kürtler” (klasik Doğu Bilimleri kaynaklarının adlandırdığı gibi) şeklinde kaydedildi. Transkafkasya bölgelerindeki bilgi geçmişi, İran ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarından kitlesel göçler sebebiyle pek derinlere inmiyordu. Birçok aşiret lideri 1917 sonrası Rusya'yı terk etti. Çünkü Kürt halkının elitleri Çarlık döneminde askeri ve devlet işleri konusunda başarılar elde etmiş olmalarından kaynaklı Sovyet yönetiminin zulmünden korkuyorlardı.

Kürdolog İ.A. Orbeli, Kürt kabilelerinin folklorunu derlediği araştırmalarında Kürdistan’ın farklı bölgelerini gezmiş ve köylülerin evlerinde konaklamıştır. Rus İmparatorluğu'nda Kürt bölgeleri, aşiret işleriyle ilgili bağımsız politikalarını yürütme hakkına sahipti. Ruslarla Kürtler arasında dostane ilişkiler kolaylıkla kuruluyordu. Kürtlerin asaletine, dürüstlüğüne, cesaretine ve sadakatine büyük değer verilirdi. Rus askerlerinin, bilim insanlarının ve diplomatlarının günlüklerinde Kürtler sıkça "bizim Kürtlerimiz", "Rus Kürtleri", "kardeş Kürtlerimiz" gibi ifadelerle anılıyordu.

İlginç olan, Kürtlerin, Rus İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından askeri ve siyasi elitlerinin büyük bir kısmının göç etmesine rağmen genel olarak genç Sovyet yönetimine güvenle yaklaşıp, içtenlikle destek verdikleridir. Tıpkı Çarlık Rusyası döneminde olduğu gibi, erken Sovyet döneminde de St. Petersburg, Kürtlerin kültürel ve siyasi hayatında önemli bir rol oynamıştır. Devrim öncesinde bu şehir, gelecekteki devlet adamları için bir eğitim merkezi olmuş, Sovyet döneminde ise burada Kürt toplumunun entegrasyonu ve gelişimi için kritik kararlar alınmıştır.

 

 

Aşiretler ve imparatorluk

Kürdistan aşiretleri, tarih boyunca Rusya-Kürdistan ilişkilerinin geliştirilmesinde öncü bir rol oynamıştır. Ve her yeni aşamada, Rusya'nın Ortadoğu stratejisinde, bu kabilelere özel bir ilgi gösterilmiştir. Politik şartların etkisi aynı zamanda Kürt toplumunun işlevsel olarak önemli yapısı olan kabile olgusunu da dönüştürmüştür.

Erken Sovyet döneminde, iktidarın merkezileşme sürecinde, kabile geleneği, sözde "yerel şeflik" ile mücadele bahanesiyle yıkılmaya çalışılmıştır. Geleneksel yaşam biçimleri ve sosyal yapılar küçümsenmiş, bu nedenle aşiretlerin gerçek anlamları çarpıtılmış, "Kürt kabilesi" tanımı çoğu zaman alay konusu olmuştur. Sovyet cumhuriyetlerinin yönetim organları, Kürt halkının desteğini kazanan aşiret liderlerinin kolaylıkla kazanabileceği siyasi rekabetten kaçınmışlardır. Bu bağlamda, Sovyetler döneminde "imparatorluk geçmişinden kurtulma" fikri, Kürtlerin toplumsal ve siyasi geleceği üzerinde karmaşık bir etki bırakmıştır: Kürt çıkarlarının savunucuları, toplum tarafından tanınan liderler olabileceği gibi yerel yönetimlere "uygun" olan kadro üyeleri de olabiliyordu. Bu nedenle, özgür halklar ve eşitlikler ülkesi olan Sovyetler Birliği'nde, Kürt toplumunun sesi, merkezi hükümete her zaman ulaşmamıştır. Öne çıkan (Kürdolog) Kürtbilimci Kereme Ankosî tarafından yayımlanan "Güney Kafkasya Kürtleriyle ilgili Belgeler" adlı arşiv protokolleri, bize şunu gösteriyor: Etnik düşmanlığın yasadan daha baskın olduğu yerlerde, çevresel koşullar Kürtleri sosyal ve hukuki olarak savunmasız bir grup olarak tanımlıyordu. Halkın itirazları da çoğu zaman Sovyet merkezine ulaşmıyordu.

Sadece on yıllar sonra en büyük Kürdologlardan E.İ. Vasilyeva şunları yazacaktır: "Kürt kabilesi, geleneksel olarak kabileyi sınıfsız toplumun sosyal organizasyonu tipi olarak anlamamıza dolaylı yoldan işaret eden herhangi bir prehistorik ya da arkaik öğe taşımaz." Günümüzde Kürtçe, aşiret ve kabile birliklerinin fenomeni, tekrar doğu bilimleri alanındaki bilimsel çalışmalar için önemli bir konu haline gelmiştir. Rusya-Kürdistan ilişkilerinin pre-reform dönemi, Kürt aşiretlerinin bölgesel ilişkilerdeki stratejik rolüne dair birçok unsuru aydınlatmaktadır.

Rus İmparatorluğu, aşiretleri özgürlük hareketlerinin temeli ve etnik çatışmaların körüklenmesini engellemeye yönelik bir potansiyel olarak görüyordu. Osmanlı yönetimi, Rusya'nın Kafkasya sınırına yakın bölgelerde de etnik düşmanlık politikasını uyguluyordu; bu Rusya için istikrarsızlık demekti. Tüm bu faktörler nedeniyle, Kürdistan'dan gelen aşiretlere imparatorluk hükümeti barış ve birlik kaynağı olarak görüyordu. İmparatorluk vatandaşlığını kabul eden aşiretlere, kendi toplumlarında yönetim özgürlüğü sağlanıyordu. Kürt aşiretleri, kültürel, etnik ve dini statülerini koruyordu. Rus devleti, Kürtlerin iç işlerine müdahale etmiyordu. Nitekim devletin tarihine birçok Kürt’ün ismi şanlı bir şekilde yazılmıştır. Örneğin, Şamşadinov Ali – Ashraf – Ağa, Erivan eyaletinin Kürt kabilesi Cafer Ali'nin oğlu, Kafkasya Askeri Bölgesi'nin Korgenerali ve daha birçokları. O dönemin çeşitli Rus kaynaklarında (bilimsel, siyasi ve askeri) Kürt toprakları başka bir isimle değil, sadece Kürdistan olarak anılmaktaydı. Ve Osmanlı ordusunda Kürtlerle karşılaşmalar sık olsa da Rusya, Kürdistan'daki durumu analiz etmiş ve Kürtleri bir düşman, Osmanlı'nın hizmetkârı olarak değil, bölgedeki potansiyel bir müttefik olarak görmüştü.

Önde gelen Rus askeri tarihçisi, Osmanlı (Türk) ordusu üzerine uzmanlaşmış, Kafkasya Askeri Bölgesi Genelkurmay Subayı Kaptan P.I. Averyanov, askeri – coğrafi protokollerde Kürt aşiretlerinin gücünü ve özgürlükleri için savaşma kararlılıklarını vurgulamış, "Kürdistan'da Türklerin egemenliği yalnızca silahlarla desteklenip yayılmakta" olduğunu ve Kürtlerin topraklarının "ateşe ve kılıca" teslim edildiğini belirtmiştir.

Rus Kürdolojisi'nin öncülleri, sadece bilim insanları değil, aynı zamanda devlet adamları olarak, Kürt aşiretlerinde Ortadoğu'da bir müttefik üsü kurmak için askeri – stratejik ve politik bir potansiyel görmüşlerdir. Örneğin, 1899 yılında St. Petersburg'da üst düzey bir toplantı düzenlenmiş, bu toplantıya Çar II. Nikolay'ın daveti üzerine Kürdistan liderleri Cafer Ağa Şikakî, Said Taha Hakkari ve Abdulrazak Bedirhan katılmıştır. Görüşmelerin sonucunda, Abdulrazak Bedirhan, Kürtler ile Ruslar arasında Osmanlı İmparatorluğu'na karşı işbirliği planı önermiştir. Kürt heyetinin ziyaretine hazırlık olarak, İmparatorluk Müzesi'nde Kürdistan kültürüne adanmış bir sergi bile hazırlanmıştı.

 

XIX. yüzyıl Rus basınında Kürtler

Özellikle ilginç olan, Rus İmparatorluğu'ndaki Kürt konusunun dönemin periyodik basınında geniş bir şekilde ele alınmasıdır; bu, Rus basınının hızlı bir şekilde yükselmesinden çok önce gerçekleşmiştir. Rus gazetelerinin gelişiminin zirveye ulaşması XIX. yüzyılın son çeyreğine denk gelirken, Kürtlerle ilgili yayınlar Rusya'daki gazetelerde XIX. yüzyılın 20'li yıllarında yayımlanmaya başlamıştır. Dikkate değer olan Kürdistan ile ilgili makalelerin ve notların yanısıra, Rus ve yabancı doğubilimcilerin (Oryantalist) keşif günlüklerinden alıntıların da devletin önde gelen gazetelerinde yayımlanmasıdır. Rus Kürdologları, periyodik basını, Kürt konusu hakkında yeterince bilgi sunmamakla eleştirmiş ve yayın sıklığının artırılmasını talep etmişlerdir.

1828 yılında, Moskova'da N.M. Karamzin'in editörlüğünde yayınlanan "Věstnik Evropy" dergisinde "Türk ve Pers Kürtleri" tanımlaması ile Kürtler üzerine oldukça önemli bir makale yayımlandı. 1830 yılında, Kafkasya'daki ilk gazete olan Tiflisskie Vedomosti'de TransKafkasya ve Kürdistan'daki Kürtler hakkında bilgiler yayınlanmıştır. Gazetede ayrıca, Erzurum ve Ahalkalaki bölgelerindeki Kürtlerin günlük yaşamlarına dair betimlemeler de yayımlanmıştır. 1830 yılında "Argadji Köyü, Orgova Şehri Kalıntıları, Yezidilerin Göçebe Hayatı" başlıklı bir makale ve Garni antik kentinin halkı ile Ararat bölgesinin yaşamına dair notlar yayımlanmıştır. 1831 yılında, Erivan ve Nahçıvan illerine dair istatistiksel veriler verilmiş, aynı yıl "Tiflis'ten Petersburg'a Mektup" başlığı altında Kürtler hakkında etnografik bilgiler sunulmuştur.

1846 yılında, Prens Vorontsov'un girişimiyle, Rusya'nın devlet desteğiyle "Kavkaz" adlı periyodik bir yayın çıkmaya başlamış, bu dergi, Kafkasya halklarının gelenekleri ve göreneklerini tanıtan, bölgedeki kabilelerin kültürlerine dair bilgi sunan bir yayın olmuştur. Rus gazetelerinde, devrim öncesi dönemde, Kürdistan'daki siyasi durum hakkında da çok detaylı bilgiler yayımlanmıştır. Örneğin, Cezire Emirliği'ne dair bilgileri Rus halkı, Kürdolog V. Dittel'in makalelerinden öğrenmiştir. Kürt prensi Badrhan'a halkın gösterdiği desteğe hayran kalmış ve şöyle yazmıştır: "Herkes Badrhan’a gitmek istiyor. Badrhan’ın topraklarında, altınla dolu bir torbaya sahip bir çocuk bile güvenle geçebilir." V. Dittel, Badrhan’ın akıllı ve adil yönetimi altında, geniş topraklarında Kürtlerin, Ermenilerin ve Asurilerin barış içinde yaşadığını yazmıştır.

 

Kürdoloji bilimi

Rusya-Kürdistan ilişkilerinin en önemli sonucu, dünya oryantalizminin tarihindeki ilk kez, Kürdoloji’nin (Kürt bilimleri) Rus İmparatorluğu'nda bağımsız bir bilim dalı, disiplin olarak yerleşmesidir. Bilginin temelini oluşturan devasa bir bilgi katmanı, Kürdistan'ın farklı bölgelerindeki aşiretlerle güçlü kültürel köprüler kuran Rus bilim insanlarınca geliştirildi. Bugün, Doğu Bilimleri tekrar Kürtlerin asil geleneklerine dönmekte ve Sovyet dönemi önyargılarını çürütmektedir.

80'ler ve 90'lar, Kürdoloji biliminin 'politik Kürdoloji’nin hızla yükseldiği yıllardı. Rusya'nın Doğu Bilimi, dünyada ilk kez uluslararası ilişkiler bağlamında Kürt tarihini ve gerçekliğini çözmeye karar verdi. Bu alandaki bilimsel çalışmalar, Ortadoğu bölgesinin geleceğinde her anlamda uzlaşıyı sağlayacak tarafsız bir değerlendirme yapmayı amaçlıyordu. Ancak günümüzde, 'politik olayları inceleme' yaklaşımı, barış ve diyalog fikirlerine hizmet etmek yerine, genellikle nefret ve düşmanlık dilinin güç kazanmasına neden olmaktadır.

Bir yazar, tanınmak ve kendini belli bir çevrede meşhur etmek amacıyla, çoğu zaman yeterli bilgi ve deneyime sahip olmasa da Kürt meselesi hakkında yazmayı seçmektedir. Oysa, bilimsel sorumluluk, kamuoyunun görüşünü şekillendirmede büyük rol oynar.

Ne yazık ki, günümüz Kürdolojisi, gerçek anlamını ve misyonunu gölgede bırakmış, keskin ve dikkat çekici ifadeler peşinde koşmaktadır. Kürt kültürüne dair çalışmalar çok az yapılmakta; oysa Kürtlerin kültürel mirası, halklarının ruhunun ve kimliğinin kalbi olan folklor, kültürel sömürüye tabi tutulmaktadır. Bu durum hem Kürt halkı hem de küresel çapta büyük bir tehlike arz etmektedir. Kültür, insanlığın en güçlü manevi ve ahlaki kaynağıdır ve yozlaşmış ideolojilerden korunmanın tek etkili bariyeridir. Kürt folklorunun ve kültürel çalışmalarının gelişmesi, kültürel mirası koruma ve etno-kültürel kimliğin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlama yoluyla, toplumsal krizlerin aşılması adına kritik bir adımdır. Bölgedeki kültürel tarihin ortak noktalarını belirlemek, diğer alanlarda da uzlaşıyı sağlayacaktır.

 

Odintsova kimdir?
Tatyana Anatolyevna Odintsova, Moskova Devlet Kültür Enstitüsü Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı doktora adayıdır. Araştırmalarının odağında, Kürt etno-kültürel kimliğinin oluşumu, gelişimi için mekanizmalar, faktörler ve araçlar bulunmaktadır. Doğu Bilimleri (Oryantalizim) dalında Kürdoloji çalışmaları yapan bir akademisyen olan Odintsova’nın "Benim Adım Kürdistan" adlı kitabı 2018 yılında Moskova’da basıldı. Kürtler ve Kurdistan üzerine yayımlanan makalelerinden bazıları şunlar: "Kürt Folklorunun Sosyo-Politik Önemi", "Rusya'da Kürdoloji’nin Tarihi", "Rusya'nın Orta Doğu Stratejisinde Kürdolojinin Rolü", "Rusya'da Kürtolojinin Evrimi", "Kürtlerin Folklorik Mirası ve Ahlaki Özbilinç Gelişimine Katkıları", "Modern Kürt Aşiretlerinin Sosyo-Kültürel Kurum Olarak Rolü", "Kürt Post-Folkloru" ve diğerleri.

 

Yayın Tarihi: 08/01/2025