PolitikART
Toplum-Politika

Öz-savunma, dayanışma ve yaşam mücadelesi gerçeği

Sayı: 325
Beyza Üstün
Yitirdiğimiz canların anısına, dayanışmayla yaraları saran tüm emekçilere, işçilere, kadınlara, halklara atfedilir…

 

6 Şubat 2023 ve sonrası yaşananlar, gün gün bugüne değin yürütülen çabalar, mücadeleler ve süregelen hafifletemediğimiz acılar, yaralar yaşamı hepimiz için başka bir boyuta taşıdı. Onaramadıklarımızın acısı, geri alamadığımız kaybettiğimiz canların ardından azaltamadığımız yanışlar, geri getiremediklerimizin bıraktıkları, yok edilen anılar bir yılın ardından bizleri bölgeye sürüklüyor. Gidersek, buluşursak onarabilir miyiz yüreklerin yanışını diye düşünüyoruz. Yıkılan her yeri, yok edilen her evi, her mahalleyi yeniden kurmak istiyoruz. Kamyonlarla, dozerlerle hafriyat alanlarına atılan her fotoğrafı, eşyayı, kitabı, dolabı, koltuğu, yatağı, masayı yerine aynen koymak mümkün olsa diye düşlüyoruz tüm çabalarımızı sürdürürken. Yaşam yeniden kurulsa kaybettiğimiz canlara huzur veririz, ardından bıraktıkları her kardeşlerimizin yüreği bir nebze soğur, yaralarına merhem oluruz diye düşünüyoruz. Gidemezsek dar geliyor bulunduğumuz yerler bize. Canımız yanıyor yetmezliklerimize. Dayanışıyoruz, dayanışmaktan hiç vazgeçmeden. 6 Şubat’tan bugüne değin.

Canlar yaşamı ile ödedi siyasetin yıllardır meşrulaştırdığı, desteklediği politikaların sonucunu. Birileri sermaye biriktirdi, bedelini enkazdan çıkamayanlar çıksa da sağlığını yitirenler ödedi, yaşam hepimiz için alaşağı oldu. İmar affı, politikalarının yaşandığı ülkemizde durum tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı ve hepimizi içine alarak kavurmaya devam etti.

Ülkenin her köşesinden; bölgeden ayrılmayan sağlık emekçilerinin, kadınların, siyasilerin, işçilerin, emekçilerin, ekoloji mücadelesi verenlerin bir yıldır onarmaya çalıştıklarına güç vermek için çırpınıyor her demokratik, politik örgüt ve her birey. Geri alamayacağımız onaramayacağımız yaşamların bilinciyle.

Canlar yaşamı ile ödedi siyasetin yıllardır meşrulaştırdığı, desteklediği politikaların sonucunu. Birileri sermaye biriktirdi, bedelini enkazdan çıkamayanlar çıksa da sağlığını yitirenler ödedi, yaşam hepimiz için alaşağı oldu. İmar affı, politikalarının yaşandığı ülkemizde durum tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı ve hepimizi içine alarak kavurmaya devam etti.

Zürih’ten, bir yıldır sesini duymadığım can dostum Sermin Demir telefonda derinden gelen sözlerle 6 Şubat’tan sonra hayatları değişen kardeşlerimizin/dostlarımızın yaşamını özetliyordu.  “Sana telefon edecek gücü ancak buldum, uzun süredir tedavi görüyordum” diye başladı sözlerine. “Malatya’da annem, babam, Ahmet’in (eşinin) yakınları, çocukların kuzenleri, aileden 11 canı yitirdik” dedi zorlayarak kendini, “Çocuklara kayıplarımızı anlatamıyoruz büyük anneleri, dedeleri, kuzenlerine ulaşamadıkça evde kırılmadık telefon eşya bırakmıyorlar”. Demir (oğlu) durumu kabullendikten sonra, depremin etkilerini dönem ödevi olarak seçmiş. Sonra zorlanarak ekledi “merak etme daha iyiyim.”  Neler söylemeye çalıştım bilmiyorum, burnumun sızısı mıydı çıkan sesler kelimeler mi onu da söylemem zor.

Tanıdığımız genç bir çift Antakya’ya yakın bir evde bebekleri ile 3 gün boyunca ses verdiler, ancak oraya inşaat makinalarının yaklaşmasına izin verilmedi. Hatırlarsanız inşaat şantiyelerinden işçiler istifa ederek bölgeye gitmişti, beraberinde götürdükleri inşaat araçları ile izinsiz yaklaştıkları binada (4. Gün) nice göçük altında kalanlar gibi her üçünün de cansız bedenlerine birkaç dakikada ulaşıldı.

Yaşanan facianın sorumlusu Deprem değil yaşamı faciaya sürükleyen ülkede uygulanan rejim ve yaşanan facialar da bu rejimin sonuçları. […] Yıllardır yapılan uyarıların hiçe sayılmasının sonuçları, yaşamı korumanın değil sermayeye açmanın ekonomi politik hedef olduğu sistem yapılanmasının sonuçları çok ağır yaşandı. Hala da yaşanmaya devam ediyor.

Göçükten çıkabilenler kış boyu soğukla mücadele ettiler. Hala bölgede halklar her an yıkılabilecek konutlarda, atık su karışan suları çeşmelerden kullanmaya çalışmakta. Çadırlarda yaşam mücadelesi vermekte, nereden getirildiği belli olmayan tankerlerden su ihtiyacını karşılamakta, hayatta kalmaya çalışmakta. Ardından sel bir kez daha vurdu bölgeyi. İklim krizine biçildi fatura.  

Halklar depremin yıkıcılığı ile de selin çadır alanlarını içine alarak vuruşu ile de yetkililer tarafından yalnız bırakıldı. Ülkenin her köşesinden gelen yardımların depremde zarar görenlere, kış koşullarında yaşamaya çalışanlara ulaşmasının engellenmesi; AFAD, Kızılay vb. devlet organizasyonlarının parayla çadır, kan satması; valilerin, kaymakamların ülkenin her köşesinden gelen gıda, çadır, kıyafet, battaniye yardımlarına el koyup yardım tırlarını hafriyat atıkları olarak tarlalara dere kıyılarına boşalttırmaları hangi suç hangi kriz tanımına girer? Tüm bu gerçekleri görünür kılmaya çalışan basın emekçilerinin engellenmesi, gözaltına alınması, tutuklanması; cezaevlerinde deprem kargaşasını fırsat bilerek tutuklu ve hükümlülere uygulanan işkenceler, hak ihlalleri[1] ülkede yaşananlardan bölgede oluşan deprem mi sorumluydu?

 

 

Yaşanan facianın sorumlusu Deprem değil yaşamı faciaya sürükleyen ülkede uygulanan rejim ve yaşanan facialar da bu rejimin sonuçları.  6 Şubat’ta soğuk ve deprem ardı ardına vurdu, 11 ilde yaşayan halkları, seller geldi ardından. Bir bölge katledildi. Yıllardır yapılan uyarıların hiçe sayılmasının sonuçları, yaşamı korumanın değil sermayeye açmanın ekonomi politik hedef olduğu sistem yapılanmasının sonuçları çok ağır yaşandı. Hala da yaşanmaya devam ediyor.  

Faciaya yol açan, depremde de sonrasında yaşananlarda da sorumlu olan siyasi iktidar, deprem sonrasında faciayı büyütme çabalarını sürdürüyor. Elindeki yetkilerini yaşam mücadelesi verenler için kullanmak yerine depremin vurduğu, vurmadığı her karış alanı sermaye birikimine sokmaya çalışıyor.  Kendi işini kolaylaştırmak için yasalar, KHK’ler çıkarıyor. OHAL ilan ederek sürdürdüğü saldırılarını her geçen gün yeni ihalelerle tüm bölgeye yayarak sürdürüyor.

Siyasi iktidar bölgeyi TOKİ’ye teslim edebilmek için, yaşam alanlarını sermaye birikimine sokmak için yaptığı çabaların sonucunda hızla binaları yıktı. Yıkılan binalardan, taşınan hafriyatlardaki molozlardan, içinde yaşamın izlerini taşıyan inşaat atıkları suların kenarına tarım alanlarının üstüne dökülürken bölgede tüm yaşayanlar asbest solumaya devam etti.

2 Şubat depreminin hemen ardından hızla Antakya’da Gülderen ve Dikmece köyünün başına gelen acele kamulaştırma ile el koyma hikayesi bunlardan sadece biri. 14 Nisan tarihli Cumhurbaşkanı kararı ile Dikmece’de  zeytinlikler başta olmak üzere tarım arazileri hızla kamulaştırıldı. TOKİ'nin Dikmece ihalesini alan şirket de Nisan ayı sonunda bölgedeki çalışmalarına başladı. Depremi yaşayanlar ise geçimlik tarım yaptıkları arazilerinin kamulaştırılmasına karşı çıkmak, yaşam alanlarını korumak için nöbet tutmaya başladı.

Deprem bölgesinde Hatay, Dikmece Köyü’nde halkın tarım arazilerini, zeytinliklerini acele kamulaştırarak, istimlak etmek için jandarma sabah saatlerinde bölgeyi kuşattı, şirketi köylülerin arazisine soktu. Köylülerin arazilerine geçmelerini önlemek için barikat kurdu. Dikmece köyü halkı direndi, direnmeye devam ediyor.

Deprem sürecinde birlikte gördük, yaşadık. Halklar kendi kendini yönetmeye yetkin. Elimizde o katliam betonlarını kaldıracak donanım olsaydı bizler tek tek kurtarırdık bugün aramızda olmayan canları. Acil durum yolları belirlenmiş olsaydı enkazdan çıkarılanlar zamanında sağlık kurumlarına yetiştirilebilirdi, Sağlık merkezleri doğru inşa edilmiş olsaydı SES ve TTB’ne bağlı sağlık emekçileri hasarlı binalarda her an riskle çalışmak zorunda kalmazlardı. Bu koşullara rağmen hala sağlık emekçileri bölgede yaşamın sağlıklı sürmesi için çalışmalarını yürütüyor. Sokak hayvanları için veteriner hekimleri sahada canla başla çalıştı. Türk Eczacılar birliğine bağlı eczaneler her gün ücretsiz ilaç ve tıbbi yardım malzemesi dağıtmaya devam etti.

Depremin etkileri de depremler de bölgede hala sürerken, yanısıra siyasi iktidarın sermaye birikim politikaları deprem bölgesinde tüm hızla sürdürülürken bizler; kadınlar, işçiler, emekçiler, emek ve meslek örgütleri, eşit ve özgür yaşamı politik hedefi kılan siyasi partiler, halklar kapitalist sistemin tüm çabalarına ve yok etme politikalarına karşı yaşamı yeniden öreceğiz. Deprem süresince sürdürülen dayanışma yaşam alanları özgürleşinceye kadar sürdürülecek, yaşamı ve yaşam alanlarını facialardan, siyasi iktidarların saldırılarından kapitalist sistemin sermaye çarklarından koruyacağız. Kararlıyız.

 

[1] TİHV Antep, Maraş, Hatay ve Malatya Merkezli Depremler Sonrası 6-23 Şubat 2023 Tarihlerinde yaşanan insan Hakları İhlalleri Raporu

 

Yayın Tarihi: 13/02/2024