Kürt Özgürlük Hareketi, post-Sovyetik dünyanın resmen varlığıyla ezilenlerin en güçlü politik temsilcisi olma rolüne talip olmuştur. Politik-askerî gücüyle iradi devrimci güç olacağını Arap Baharı’nı, Rojava'da “Halklar Baharı”na çevirmesiyle kanıtlamıştır.
Ender Öndeş, Yeni Yaşam gazetesinde kaleme aldığı "Hazır Özeleştiriye Başlamışken" başlıklı yazısında yeniden inşa sürecine giren demokratik siyaset (HDP) ve onun ideo-politik olarak yaslandığı devrimci parti (PKK) üzerine kimi saptamalarda ve öneri mahiyetinde değerlendirmelerde bulundu. Yazıda bizim açımızdan nirengi noktası Kürt hareketinde var olduğunu iddia ettiği bir “Marksizm alerjisi” savını ortaya atmasıdır.
Marksizm’den kopan Kürt Özgürlük Hareketi'nin ideolojik/politik pozisyonuna saldırmak için bu savın ilerisine geçen çeşitli Türk sol gruplar olsa da Ender Öndeş bu konu bahsinde tartışmalı yönü devam eden “aşma” kavramını kullanarak tabiri caizse sert eleştirilerin olabileceğini bizzatihi ifade etmiştir. Bu yüzden biçimsel olarak var olan ve eşit gözüken bu savlar öz olarak birbirinden ayrı ve uzaktır.
HDP diğer öncüllerinden farklı olarak bambaşka bir konjonktürel ve reel politik dünyada doğmuştur. Geçmişteki MGK konseptlerinin bu kadar keskin bir şekilde yenildiği (Zap, 2008) ve devlet içi fraksiyonların -ideolojik muhteva üzerinden ayrışmasının (AKP'nin yükselişi)- bu derece açıktan hegemonya savaşı verdiği bir dönemde demokratik çözüm kapsamında demokratik siyasetin kendisi olarak doğmuştur.
HDP veya demokratik siyaset nerededir ve neyi imler?
Öndeş, yazısında Kürt Özgürlük Hareketi'nin devrimci partisi/öncülüne dair yoksullara dayanan bir hareket olduğunu ve bugün hâlâ pozisyonunu koruduğunu ifade ederken, beri yandan, aktüel siyasetinin başat öncüsü HDP veya yeni dönem ismi ile Yeşil Sol Parti'nin hareketin stratejik bir evresi olarak paradigma değişimi ile birlikte ortaya çıkan ve belki de son dönemde artan* 'alerji' durumunu tespit etmeye çalışmaktadır. Bunun teorik tartışmasına tam odaklanmadan önce yazıyı yapı-söküme uğratmanın zaruriyet olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarda açıldığı gibi devasa bir politik organizasyon içerisinde Kürt Özgürlük Hareketi net olarak anlaşılabilir ve bu organizasyonun diğer şemaların belirli bir özerkliğe sahip olduğu bilinmelidir. Yazar yazıya başlarken "Yoksul ailelerin ‘talebe’ çocukları tarafından başlatılan Kürt siyasal hareketi, 1970’lerin ortalarından bugüne kadar ve şimdi de esasen bir yoksullar hareketidir. Sokakta ve her yerde hareketi taşıyan, bedellerini ödeyerek bugüne getiren ve halen de sahadaki sosyolojik temelini oluşturan güç, emekçiler ve yoksullardır. Özellikle mücadelenin sıcak alanlarında durum şu anda da tam olarak böyle zaten" şeklinde bir tespitte bulunmaktadır. Devrimci öncünün -yeniden tekrarlayarak- politik ideolojik pozisyonunu koruduğu savıyla birlikte, hemen akabinde "Demokratik siyaset alanının ise kendine özgü bir durumu var" ifadesiyle legal siyasetin özgüllüğüne/özerkliğine odaklanmaktadır. Dolayısıyla yerinde ve doğal bir ayrıma giderken Antep halinde hareketi örgütleyen Haki Karer'i anarak devrimci öncüye tekrar dönmektedir.
Kürt gençleri HDP üzerinden değil ve fakat hareketin devrimci kanadına ait metinler üzerinden ideoloji ile tanışarak politikleşmektedir. Yazar bilhassa HDP öncülü partileri bertaraf ederek (onlara bir çeşit olumluluk atfediyor) salt HDP'ye odaklanmaktadır. Bu bakımdan HDP özgülünde tartışmak en doğrusu olacaktır.
Devrimci öncü ile demokratik siyaset ayrımının yerinde olarak devam etmediği ise "Kürt hareketinin içinde yayılan Marksizm alerjisi, bu ideolojik temele su taşımıştır" ifadesi ile net olarak anlaşılmaktadır. Yazıda, "Kürt hareketi" sıfatıyla eleştirilerin odağındaki kurum bir anda özerkliğini yitirmektedir. Fakat buraya kadar gelmeden zaten Marksizm eleştirisinin devrimci öncünün önderliği tarafından teorize edildiği yazar ve okuyucular açısından bilindiğini söylemek de mümkün. O zaman hareketin özerk kurumları arasındaki bu çelişki, farklılık veya tutarsızlık niye var? Madem varsa bunun Marksizm eleştirisiyle nasıl bir bağlantısı bulunmaktadır?
Marksizm'in terk edilmesiyle Kürt Özgürlük Hareketi, Maoist/Leninist organizasyon yapılanmasında değişiklikler yaşanmıştır. Legal siyasetin varlığı eskiye dayalı olsa da sönüktür ve ERNK'nin dağıtılmasıyla birlikte daha fazla güçlendirilmeye çalışılmıştır. Fakat ERNK'nin propaganda faaliyetlerini tam anlamıyla üstlenmediği gibi, zira bugün, Kürt gençleri HDP üzerinden değil ve fakat hareketin devrimci kanadına ait metinler üzerinden ideoloji ile tanışarak politikleşmektedir. Yazar bilhassa HDP öncülü partileri bertaraf ederek (onlara bir çeşit olumluluk atfediyor) salt HDP'ye odaklanmaktadır. Bu bakımdan HDP özgülünde tartışmak en doğrusu olacaktır.
HDP diğer öncüllerinden farklı olarak bambaşka bir konjonktürel ve reel politik dünyada doğmuştur. Geçmişteki MGK konseptlerinin bu kadar keskin bir şekilde yenildiği (Zap, 2008) ve devlet içi fraksiyonların -ideolojik muhteva üzerinden ayrışmasının (AKP'nin yükselişi)- bu derece açıktan hegemonya savaşı verdiği bir dönemde demokratik çözüm kapsamında demokratik siyasetin kendisi olarak doğmuştur.
Hareket açısından, Zap Zaferi ve Rojava Devrimi’nin ayak sesleriyle savaşın süreksizliğine içkin olarak demokratik siyaset, barışın sağlanması değil barışın sürekliliğini eyleyen konumundadır. Bu durum, Hareket’in kavram setiyle ifade edilirse "yeni yaşamın inşasıdır". Fakat HDP'nin temel yanlışı demokratik çözümde ısrarıdır. Zira “demokratik çözüm” savaşın tarafları arasında bir mutabakattır, HDP buna katkı yapabilir ama asli mücadele alanı demokratik siyasetle inşa sürecinde ısrar olmalıdır. Demokratik çözümün adresi olarak kendisini kurgularken ontolojik olarak devrimci alanda bulunmadığı için karşı muhatap olarak devlete, iktidara ve hiyerarşiye daha yakın olduğundan savrulmalar yaşamaktadır. Doğallığında bağlı olduğu yapı içerisinde özerk iken onun bütün amacına el koyma cüretine girişmekte ve böylece halktan koparak öz kaybına uğramaktadır. Sınırlarını unuttuğu gibi, sınıfsal pozisyonundan da uzaklaşmaktadır. Pratik politikada 2015 seçimlerinde kazandığı görece zafer yine Hareket’in kavram setiyle ifade edilirse “erken iktidar hastalığı”na yakalandığı açıktır. Bu bakımdan orta sınıf etkisiyle birlikte düşünüldüğünde, halktan ve özünden kopma Marksizm alerjisinden çok Hareket’in ideolojik pozisyonundan uzaklaşmış olmasıyla daha net anlaşılabilmektedir.
Neden ille de Marksizm?
Kürt Özgürlük Hareketi, özünde Marksist-Leninist bir ulusal kurtuluş hareketi olarak ortaya çıkmasına rağmen atlattığı badireler ve aldığı neticeler sonrası sürekli kendisini yenileyen bir toplumsal harekettir. Bu hareket, post-Sovyetik dünyanın resmen varlığıyla ezilenlerin en güçlü politik temsilcisi olma rolüne talip olmuştur. Politik-askerî gücüyle iradi devrimci güç olacağını Arap Baharı’nı, Rojava'da “Halklar Baharı”na çevirmesiyle kanıtlamıştır. Muhammed Buazizi'nin yaktığı ateşi Paramaz Kızılbaş ve Arin Mirxan'la buluşturmuştur. Ezilenleri temsil etme kudretini, tüm bu pratik askeri-politik başarılarını dayandığı ideolojik çizgiye borçlu değildir diyemeyiz elbette. Başarılar bağışlayan bu ideolojik veçhede yoksullar/ezilenler nerededir sorusunu tartışmaya açmak elzemdir.
Bu tartışmayı, "Proletarya öncülüğünde diktatörlük kurularak devlet aygıtıyla sınıfsız yani komünal esaslara dayalı topluma ulaşılamaz. Çünkü devlet sınıfsızlaştırmaz, sınıfı yaratan bizzat devletin kendisidir."¹ alıntısından hareketle derinleştirmek gerekirse, Marksizm’in belli yorumu içinde çizgisel tarih anlayışının da etkisiyle sınıfların ortadan kalkacağı "komünizm" aşaması Kürt Özgürlük Hareketi'nin herhangi bir tarihsel aşamadan ziyade şu an gerçekleşmesi için mücadele ettiği şeydir. Bu argümana Marx'tan hareketle zemin sunmak gerekirse, "Komünizm bize göre ne yaratılması gereken bir durum ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ideadır. Biz bugünkü duruma son verecek gerçek harekete ‘komünizm’ diyoruz". Hareket, proletaryanın iktidarından sonra gelecek bir “komünizm” için değil, şimdiye son verecek bir komünalizm ile sınıflaşmanın ortadan kalkması için mücadele etmektedir. Bunu şimdi yapma uğraşında bulunduğu için başka aşamalarla ertelememektedir.
Sınıf ya da daha açıklayıcı olması açısından proletarya, Kürt Özgürlük Hareketi'nin paradigmasında devletçi uygarlığın bir parçası olarak görülmektedir. Diğer bütün tabakalaşmalar gibi komünal toplum için yok edilmesi gereken fenomen haline gelmektedir. Burada proleteryaya olumsallık atfedilmese de, karşıt sınıflar olabilecek burjuvazi ve orta sınıf için kanser oldukları ifade edilmektedir.² Kürt Özgürlük Hareketi’nin önderi ve ideoloğu Abdullah Öcalan, özellikle orta sınıf için faşizmin mimari olduğunu belirtmektedir; paradigmada sınıf mücadelesi es geçilmez fakat her tür sınıflaşmanın karşısında olmak salık verilmektedir.³ Sınıf, kendiliğinden devletçi uygarlığın bir parçası olarak vardır ve demokratik uygarlık ile birlikte tarihe gömülecektir. İlerlemeci anlayışla sınıfa olumsallık atfedilmez ve pozitivist-düalist anlayışla diğer birinin iktidarını hedeflemeden onları yaratan maddi koşulları -burada zihniyet kavramını idealizmden, Hegel felsefesinden kopararak maddi zemine oturtur- sonlandırmaya gayret etmektedir.
Bu bakımdan, sınıf nosyonuna dair demokratik modernite bir sınıfsızlaşma pratiğine içkin olarak Marksizm'den daha radikal bir yerde konumlanmaktadır. Hareket, pratik politik açıdan da yoksullara yaslanmaktadır ve onları dinamik motor güç olarak mücadelenin önü gücü haline getirmektedir. HDP ya da legal siyaset ise devlet, bürokrasi sarmalında mücadelesini demokratik çözüme endeksleyerek kanserli hücreye, orta sınıfa yakınlaşmaktadır. Demokratik siyaseti büyüterek sınıfsızlaşmanın maddi politik -barış hâli- uzamını yaratmaktan uzak durmaktadır.
Legal siyaset, Marksizm alerjisinden dolayı değil hareketin ideolojik pozisyonundan uzak durarak sapmalar üretmektedir. Legal siyaset, Hareket’in mücadelesi içerisinde bir kavşak iken yol ayrımlarını yaratan farklı bir öznellik ile birlikte devletin/sınıfın çıkmaz sokaklarına savrulmaktadır. Yaratılması ve olması gereken, Hareket’in kendisinin -Marksizm- eleştirisi üzerinden büyümesine, eşik atlamasına rağmen o eleştirilerde sorunsallar üretmekten değil; onun o kavşakta durmasına ve bin bir kavşaklar inşa etmesi için kendisine Demokratik Modernite içerisinde müdahale etmektir.
Dipnot ve Kaynakça
*Yazarın böyle bir tarihsel saptaması yok ama bunu keşfetmek zor değil.
¹ https://demokratikmodernite.org/sinif-degil-komunalite/
² Abdullah Öcalan, özgürlük sosyolojisi, syf 119
³ a.g.e syf 120-121
https://demokratikmodernite.org/demokratik-siyaset-ve-ucuncu-yol-teorileri/
https://sendika.org/2014/10/eski-bolseviklere-diyalektik-nihilizm-ve-reformizmdir-cengiz-baysoy-otonomdergisi-org-219522/
Yayın Tarihi: 19/08/2023