PolitikART
Edebiyat

‘Kürt Aşkı’ çağı

Sayı: 330
Yılmaz Sarı
Parçalanmışlığını, uluslaşma sancılarını, tutsaklık çelişkilerini, yaşam gayretlerini ve alışkanlıklarını temsil ederler. Destanları nesiller boyunca dilden dile anlatılır, seslendirilir. Kurdistan’ın, Kürt olmanın yazgısı bu destanlarla yeniden üretilir, paylaşılır ve günümüze kadar ulaşırlar.

Görsel: Hogir Ar

 

Doğanın hayata bahşettiği en büyük yaşam kaynağı aşktır. Aşk doğanın en büyük buluşu. Canlı hayatın sürdürülebilirliğinin yegâne motivasyonu. Özgür insan mülkiyetsiz, iddiasız, iktidarsız, sınıflı toplumun bütün genetik kodlarından uzak, sadece üretmeye ve paylaşmaya dayalı yaşadığı; belki de insanlık tarihinin en sınırlı, en güzel ve en katıksız döneminde kuşkusuz özgür aşkı da yaşadı. Tohumlu nebatın peşinde geniş, güneşli çayırlarda, verimli su yataklarında, korunaklı vadilerde süren yaşam kuşkusuz özgür tercihlerle sınırsız yaşanıyordu. Cinsler arasındaki çelişkiler sınıflı toplum tarafından tahrik edilmemiş, kuşatılıp manipüle edilmemiş, iğdiş edilip tüketime, iktidara, hırsa ve sömürüye zemin olarak kurgulanmamıştı ve kendi doğal, müdahalesiz varlığını sürdürüyordu. Kuşkusuz verili tarih, arkeoloji tüm bu hayatın bize iki ırmak arası coğrafyada, Mezopotamya’da vuku bulup yayıldığını işaret ediyor, gösteriyor ve hatta ispatlıyor. Yabani nebatın tohuma giderek tahıla döndüğü insanlığın bu kadim yaşam alanı aynı zamanda özgür insanın özgür aşkı, cinsler arası eşit birlikteliği de yaşadığı coğrafyadır. Bu açıdan da hayat verendir. Tahıl üretiminin giderek bilinçli ve aletli tarıma evrildiği sınıflı toplumun şafağında yaşanan erkek karşı-devrimi ile insanlık “tarihin başlangıcı”, daha doğrusu mülkiyetli tarihin başlangıcı yaşanmış, giderek her tohum tanesinden özgür aşkı yaşadığı kadına da çocuğa da mülkiyet dayatılmıştır. Özgür aşk ufkunun ölmediği ama ölümcül bir yara aldığı insanlığın görüp görebileceği en korkunç karşı devrimdir erkek karşı-devrimi.

İnsanı, doğayı ve aşkı kuşatmış sınıflı topluma karşı bütün mülkiyetlerden, mülkiyete dayalı imaj, şöhret, makam benzeri bütün olgulardan vazgeçen erkekler ve kadınlar yalnızca tek bir şey istemektedirler. Birlikte özgürce yaşayabilecekleri bir hayat.

Geleneksel Kürt destanlarının hemen hepsinin DNA’sında bu özgür insana, özgür doğaya ve elbette özgür aşka dönme özlemi vardır. Bunu demek abartı olmayacağı gibi bu durum söz konusu destanların yaşandıkları coğrafyanın kolektif bilinçaltına tamamen uygun olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Bu açıdan bakılacak olursa Kürt halk destanlarının daha anlamlı ve anlaşılabilir olacağını söyleyebiliriz. Özgür aşkın önündeki bütün engellerle savaşmak zorunda kalan genç erkek ve kadınların deyim yerindeyse hazin ve trajik hikâyeleri devasa arayışların korkunç çelişkiler yumağı içinde bütün yaşam koşullarını zorlayarak anlamlı bir yaşamsal çıkış sağlama savaşına dayanır. İnsanı, doğayı ve aşkı kuşatmış sınıflı topluma karşı bütün mülkiyetlerden, mülkiyete dayalı imaj, şöhret, makam benzeri bütün olgulardan vazgeçen erkekler ve kadınlar yalnızca tek bir şey istemektedirler. Birlikte özgürce yaşayabilecekleri bir hayat. Ancak karşılarına gelenekleri, alışkanlıkları, rekabetleri, hırsları ve kibirleriyle muazzam bir korkunç erkek toplum çıkar. “O onunla olamaz, bey kızıdır”, “Bu bunu sevemez, el oğludur”, “O şununla evlenmelidir, ittifaklar öyle emreder”, “Bunlar bir araya gelemez, beylik zarar görür”, “Böyle aşk olamaz, farklı mezheptenler.” Devletler, beyler, mirler, rakip aşiretler, ordular, savaşlar, geleneksel kadın ve erkeklikler, bütün mülkiyet ilişkileri ve sömürgeci alışkanlıklar, topraklar, sürüler her şey ama her şey bu aşkın karşısına dikilir. Yiğitlikler, kahramanlıklar, hayran olunası güzellikler, akıllar; yerine göre yalvarmaklar, korkusuzluklar, kaçmaklar da dahil hiçbir fedakarlık kavuşmayı sağlayamaz. Bu güzel kadın ve erkekler, aşıklar uçurumlardan atlar, kendi canlarına kıyar, hançerlenir, zehirlenir, hapsedilir, zindanların diplerinde çürümeye, vazgeçmeye terk edilir; türlü oyunlarla mağlup edilir, yine de aşklarından vazgeçmezler ancak trajediyi de aşamazlar.

“Kara sevdayı bitirdik” diyordu Kürt Halk Önderi. Gerçekten de Özgürlük Hareketi bir kara sevda bitirme hareketi olarak şekillendi. Bütün tarihi dokusu bunun çabası ve emeğiyle bezenmiştir, bu yakından bakılınca daha objektif ve berrak görünür.

Bütün bunlar olurken toplum izler, herhangi bir dahli yoktur toplumun. Yalnızdırlar. Sahipsizdirler. Halk yoktur, özgür kurumlar, eşit koşullar yoktur. Özlemini duydukları özgürlük için, toplumsal özgürlük için savaşacak kimseler yoktur. Yalnız bireylerdir. Dönemlerinin belki de son özgür bireyleridir. Kimileri kocayı, kimileri babayı, mîri, aşiretleri karşılarına alılar. Direnirler. Aç susuz kalırlar ama direnirler. Ancak sonuç değişmez. Kürdün talihini, talihsizliğini, arayışını, tutkusunu, özlemlerini temsil ederler.

 

Çizim: Ercan Altuntaş

 

Parçalanmışlığını, uluslaşma sancılarını, tutsaklık çelişkilerini, yaşam gayretlerini ve alışkanlıklarını temsil ederler. Destanları nesiller boyunca dilden dile anlatılır, seslendirilir. Kurdistan’ın, Kürt olmanın yazgısı bu destanlarla yeniden üretilir, paylaşılır ve günümüze kadar ulaşırlar. Edebiyat sınıfının yeterince ilgisini çekmeseler de sözlü edebiyatın temel besin kaynakları, tükenmeyen, hep çağıldayan kaynakları olarak hafızalarda yerlerini korurlar. Her birinin adlarını, güzelliklerini, yiğitliklerini, fedakârlıklarını, özlemlerini ve o trajik sonlarını biliriz, hayıflanırız. Ancak toplumsal değişimin meselesi veya çıkış noktası haline getirmeyiz onları. Bu Kurdistan Özgürlük Hareketi’ne kadar böyledir.

Yeni bir çağ başlıyordu. Başlamak zorundaydı. Kürt Aşkı Çağı. Bu çağ, özgür bireylerin özgür topraklarda modern sömürgeci, mülkiyetçi yaklaşımların ezemeyeceği, boşa çıkaramayacağı tutkuyla yaşanacak bir aşk çağıydı.

“Kara sevdayı bitirdik” diyordu Kürt Halk Önderi. Gerçekten de Özgürlük Hareketi bir kara sevda bitirme hareketi olarak şekillendi. Bütün tarihi dokusu bunun çabası ve emeğiyle bezenmiştir, bu yakından bakılınca daha objektif ve berrak görünür. Bütün gözeneklerine sirayet etmiş bir kara sevda bitirme hareketi. Bu aynı zamanda geleneksel Kürt destanlarının çağımıza ulaşmış kahramanlarına, o güzel kadın ve erkeklere, onların özgür aşk özgür yaşam tutkularına ve heveslerine bağlılığın da göstergesidir. Çünkü Özgürlük Hareketi ve Önderliği halkını ve onun toplumsallaşma özgürleşme düzeylerini çok iyi bilmektedir, tanımaktadırlar. Kürdistan’da özgürleşmeye doğru bir çıkış olacaksa o da bahsi geçen Kürt’ün talihsizliğini aşmakla mümkündür. Bunun yolu da toplumsal, ulusal ve bireysel özgürleşme çabalarına modern saiklerle, araç ve yöntemlerle yeni alanlar, kurumlar ve anlayışlar kazandırmakla mümkündür. Kürt Halk Önderi, etrafında toplanan çağdaş Mem û Zîn’lere, Sîyabend û Xecê’lere, Zembilfiroş ve Xatun’lara bu olanakları yaratmak için ömrünü, emeğini, tutkusunu, bilincini verdi ve onlara özgürlük olmadan aşkın da olmayacağını, özgür bireylerin özgür aşklarının yaşanabilmesinin özgür ülkeye ve özgür topluma, bunların yaratılmasına bağlı olduğunu anlattı; yıllarca bıkmadan, usanmadan, her seferinde her türlü sapmaya, geriliğe, kara sevda eğilimlerine karşı durarak, uyararak. Bunun için bütün eğitim, değişim olanaklarını sunarak nefes nefese bir özgürleşme faaliyeti yükseltti. Yeni bir çağ başlıyordu. Başlamak zorundaydı. Kürt Aşkı Çağı. Bu çağ, özgür bireylerin özgür topraklarda modern sömürgeci, mülkiyetçi yaklaşımların ezemeyeceği, boşa çıkaramayacağı tutkuyla yaşanacak bir aşk çağıydı. “Savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir” formülü Özgürlük Hareketi’nin damarlarında yürüyen yaşam formülüne dönüşüyor ve binlerce iddialı genç kadın ve erkek önce kendilerinden başlayarak, bütün alışkanlıkları yıkarak büyüyor, yakın tarihin gördüğü en amansız kavgaya kahramanca atılıyorlardı. Geçtiğimiz yılların özeti budur. Gelecek yılların da özeti bu olacaktır kuşkusuz. Özgürlüğü her türlü öznenin önüne koyarak yücelten ve giderek ölümden yaşam yaratan ya da tersine çeviren bir gerçekleşme hali, sömürgeciliğin kırdığı bireyin ayakları üzerinde tekrar dikilerek topluma, halka da alan açma hali. Artık Mem ve Zînler’in yalnız olmadığı; halkla, toplumla kucaklaştığı bir gerçeklik. Kapitalist moderniteye ve onun ısrarla yaşatarak kendine dayanak haline getirdiği feodal kırıntılara karşı özgür Kürt’ün dünyada yankılanan sesi sonuç olarak “Jin, Jiyan, Azadî”yle ifadesini bulan bir evrenselleşme ve çağlar sonra erkek karşı-devrimine başkaldırı olarak vücut buldu. Kuşkusuz bu daha da gelişecektir. Daha da büyüyecek ve yeni destanlar çağı bu sefer yalnızca dilden dile değil edebiyatın da yaşam kaynağı olacaktır. Bu tam da Kürt Halk Önderi’nin ön açabileceği bir çığır, tam da Özgürlük Hareketi’nin göğüsleyebileceği bir evrenselleşme. İnsanlık çıkış ararken denenmiş yolların hepsi tükenerek umutları azaltmışken, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir insani yozlaşma ve çürüme ile yüz yüzeyken bu çıkış bütün insanlığa temiz bir nefestir kuşkusuz. Destanları yazılacak, aşkları, özgürlük tutkuları dilden dile anlatılacak, toplumların hafızalarına kazınacak çağdaş Derwêş’ler, Binevş’ler, Mem’ler, Zîn’ler yaşıyorlar. Yanımızda yöremizde bize de öğretiyorlar. Büyük trajedileri gelecek kuşaklar için büyük özgürlük arayışlarına, çıkış noktalarına çeviriyorlar. Kürt Aşkı Çağı onların sayesinde; canları, kanları, emekleri sayesinde pırıl pırıl yükselmeye devam ediyor.

 

Yayın Tarihi: 19/07/2024