Nehirlerin, ırmakların akış güzergahları aynı zamanda yaşam yolları, doğanın yaşam kaynağıdır. Yaşama akar gibi bu yollarla canlılara, insanlara uzanır, su ile yaratılan yaşamın tüm güzelliklerini, bereketini bahşederler.

Bir su damlasına bir hidrolojik merkez hem de sosyo kültürel bir ortam olarak bakarsak bu yönüyle bir akarsuyun da bununla bağını kurabiliriz. Her su damlası aynı zamanda yeryüzündeki yaşamın taşıyıcısıdır ve her akarsuyun hareketi doğanın ilkeleri, yapısı, dünyanın yerçekimi ile uyumluluk taşır. Ovalardan, vadilerden, dağların yamaçlarından geçer, ormanın içlerine dalar, küçükten büyüğe doğadaki tüm canlıları etkiler ve biz canlılar gibi bir biçimde etkileşime girerler. Yani nehirlerin, ırmakların akış güzergahları aynı zamanda yaşam yolları, doğanın yaşam kaynağıdır. Yaşama akar gibi bu yollarla canlılara, insanlara uzanır, su ile yaratılan yaşamın tüm güzelliklerini, bereketini bahşederler. Sadece çorak toprağı yeşillendirmek, hayat vermekle kalmaz, insana da can verirler. Suyun geçtiği her yerde sadece oradaki halkın günlük yaşam tarzında değil, sanat da dahil olmak üzere sosyal, ekonomik ve kültürel boyutuyla yaşamın her alanında inkar edilemeyecek belirgin izler bırakırlar.
”Kürdistan Nehirlerinin Îzinde” adıyla geliştirilen proje açık bir öğrenme süreci olup Kürdistan akarsularına yönelik bir yol haritası sunuyor. Kürdistan’ın halkı ve nehirleriyle diyaloga, etkileşime davet ediyor.
Nehirlerin yol haritası
En çok nehirlerin bulunduğu Kürdistan’da bunun etkilerini kapsamlı olarak görmek mümkün. Kürdistanda olduğu gibi Fırat, Dicle, Xabûr, Munzur, Murat ve daha niceleri de tarihten günümüze yaşam yolları inşa etti. Antroposen olarak adlandırılan dönemde yaratılan sonuçları sorgulayanlar için rotalar oluşturdu. Tarihin tüm zamanlarında insanı ve diğer tüm canlıları kendilerine çekti. Onlarla, doğayla bağ kurup dost olan, ekolojik bir yaşamı esas alan insanların renkleri, sesleri, toplumsal-kültürel sembolleri, kültürel anıları, mitleri ve direnişleriyle etkileşimde bulunmamızı sağladı. Direnişlerinin yankılarına götürüp, bize onların devamı olduğumuzu hatırlattı. Doğanın su döngüsü sayesinde çorak toprakla bütünleştikten sonra buharlaşan su damlaları yağmur halinde yeniden yeryüzüne dönerek yaşam direnci ve umudunu yeşertiyor. Buharlaşma, yağış ve suyun akışından oluşan sonsuz döngü aynı zamanda yeryüzündeki tüm canlılar arasında da bir iletişim bağı oluşturuyor.
Bu konuda farkındalık oluşturmak için ”Kürdistan Nehirlerinin Îzinde” adıyla geliştirilen proje açık bir öğrenme süreci olup Kürdistan akarsularına yönelik bir yol haritası sunuyor. Kürdistan’ın halkı ve nehirleriyle diyaloga, etkileşime davet ediyor. Nehirlerin oluşturduğu su ağı aracılığıyla kültürel hafızamızı yenilememize, küresel iklim krizi ve ekolojik sorunlar karşısında mücadele edecek düzeye getirmemize olanak sağlıyor.

Fırat, Dicle ve Xabur nehirlerinin haritası
Proje çerçevesinde, 2020 yılından itibaren başlatılıp yayınlanan etnografik bir araştırmanın haritası 2023-2025 yılları arasında Berlin’deki Spor İnitiative’de Waterbodies (Nehirler) adıyla sergilendi. Projenin etkinlikleri kadın ve çocuklara açık olarak sunuldu. Söz konusu harita sergilendiğinde buna Kürt kadınlarının berrak sesi ve nehirlerle uyumlu muhteşem müziği eşlik etti. Kürt kadınlarının sesi ve müziği sayesinde herkes bir halkın suya, nehire, akarsuya, yaşama ve insanlığa olan bağlılığının farkına vardı. Bu etkinliklerde jineoloji de bir nehirin güçlü kolları gibi akarak onlarla buluştu. Nihayetinde kadınlar olarak yaşamın tüm alanlarda hikayelerimizi ve yorumlarımızı kendimiz geliştiriyoruz. Ve sorunların giderek derinleştiği bu antroposen kriz içinde Kürt kadınların düşünceleri çözüm alternatiflerini de sunuyor.
Nehirler ve akarsuların izlerini hidro-feminist bir perspektifle sunan bu harita Fırat, Dicle ve Xabûr nehirlerinin akış yolunu ortaya koyuyor. Bu haritada görüldüğü gibi suyun tarihi ve geçtiği havzalar bu coğrafyadaki kadınların sesi, emeğiyle örüldü. Bu nehirlerin suları her zaman an be an akacakları güzergahı tüm açıklığıyla görerek, yol aldıkları topraklarla bütünleşti.
Geleceği tehdit eden eko-kırım da kaynağını tahakküm zihniyeti ve ataerkilliğin ideolojisinden alıyor. Bu zihniyet yaşam nehrinin akışını keser gibi engelleyici rol oynuyor, her alanda sorunlar yaratıp bu krizi derinleştiriyor.
Kadınların mücadelesi belirleyici
Dicle, Fırat ve Xabûr nehirlerine kadar kollektif bilgi aynı zamanda “Bilgi Nehri Jineoloji” çalışması ile de buluşarak ekolojiye yönelik tartışma ve değerlendirmeleri daha çok bilince çıkaracak.
Hiçbir barajın durduramayacağı, hiçbir erkek egemen sistemin etkide bulunamayacağı, hiçbir iktidarın kontrol edemeyeceği ve aktığı her güzergahta güç veren ve bununla daha da güçlenerek akan bir nehir…
Bu konuyu gündeme getiren ve çalışmaya öncülük eden ise kadınlar. Nehirleri koruyan, buna karşı uygulamaları sorgulayan, nehirlerin sağlıklı kalması ve bu coğrafyanın can damarı olan suların varlığını koruması, özgür akması için kaygı duyup mücadele eden kadınlar…
Bununla birlikte kadınlar olarak bunu doğru yerde, doğru sorular ve doğru kişilerle tartışmalı ve bununla da yetinmeyip -suyun kaldırma kuvvetiyle toprağa yakınlaşan bir nehir gibi- herkese ulaşmaya çalışmalı, örgütlenmeli ve mücadelemizi, varlığımızı sürdürmeliyiz. Sorularımızın cevabı ve sorunların çözümünü yanlış yerde aramamalıyız. Bugün karşı karşıya olduğumuz ekolojik yıkım da bir kez daha bu mücadelenin önemi, gerekliliği ve doğruluğunu kanıtlıyor.

Çözümün kaynağı doğada
Bugün geleceği tehdit eden eko-kırım da kaynağını tahakküm zihniyeti ve ataerkilliğin ideolojisinden alıyor. Bu zihniyet yaşam nehrinin akışını keser gibi engelleyici rol oynuyor, her alanda sorunlar yaratıp bu krizi derinleştiriyor. Bu krizin çözümü için yeşile, umuda ve doğa sevgisine yönelik sorularla yola çıkabiliriz. Ekolojik krizin yarattığı açlık gibi sorunlar çok yönlü olduğuna göre kadınlar olarak bizler de irademiz, dilimiz, söylemimiz ve eylemimizle bunun çözümü için bir nehir gibi güçlü akmalı, her alana ulaşmalı, çok yönlü olmalı ve bulunduğumuz her yerde yaşamı yeniden inşa ederek, umudu yeşertmeliyiz. Aksi halde dünyayı tehdit eden ekolojik felakete karşı nasıl duyarlı yaklaşıp çözüm bulabiliriz?
Diğer yandan her ne kadar sorunun ve çözümün kaynağını uzakta arıyor olsak da yanıbaşımızda duruyor. Çünkü her konuda ilham alacağımız doğanın içindeyiz ve çözümü yaratacak olan da doğanın ta kendisi. Bunun için doğa ile bütünleşmemiz gerekiyor. Dört bir yanı betonla kuşatılmış kentlerde ne zaman yeşille, ormanla ya da akan bir nehirle buluşmak için dışarı çıkıyoruz? Oysa ki nehirler sözü edilen karanlık, korkulu rüyaların tümünü alıp götürerek, aydınlatabilir. Buna rağmen hiçbir nehirin antroposenin her geçen gün artan bu devasa çöpünü, kirini ve kanalizasyonlarını temizleyemeyeceğini de biliyoruz.
Kürdistan’ın şah damarları
Bir su damlası gibi ağır ağır ilerleyecek, birleşerek bir ırmak gibi akacak ve hakikate yaklaştıkça hızımızı arttıracağız. Fakat pratikleşmemiş bir düşüncenin kendiliğinden gerçekleşmesi ya da yaşamı etkilemesi mümkün değil. Fırat ve Dicle Mezopotamya’nın şah damarları ve onlar da nihayetinde bu kadim coğrafyada geçmişten bugüne sabırla yağan her yağmur damlasından oluştu. Bugün halen tarih boyunca yağan bu küçük damlaların gücünü bağrında taşıyarak akıyor. Kürdistan’ın dört bir yanında bu coğrafyaya can veren Munzur, Xabûr, Ava Spî, Çemê Çeq Çeq, Zap, Soran ve daha niceleri gibi…
Munzur gibi bir nehirin kaynağını hiç gördünüz mü? Bu güzellikteki bir nehrin çöpe, kire, kanalizasyona dönüştüğüne tanık olup bunun kokusunu burnunuzda hissettiniz mi?
Bu uygulamalara örnek olarak Nusaybin’den Qamışloya uzanan Çeq Çeq suyunu örnek verebiliriz. Kadınların kenarında dolaştığı Qamışlo’daki Çeq Çeq suyu, Ava Spî’nin bir kolu. Fakat yaşam için oldukça önemli rol oynayan bu su kaynağı Antroposen’in tüm haksızlıklarına maruz kaldı. Ayrıca Türk devletinin saldırıları nedeniyle Kuzey Doğu Suriye’de yüzbinlerce kişi yıllardır su sorunu yaşıyor ve bölgedeki verimli topraklar su ile buluşamadığı için çölleşme tehtidi ile karşı karşıya. Buna karşı çözüm isteniyor. Bu istemler uluslararası alanlarda da yıllardır dile getirilmesine rağmen hiçbir kurum duymuyor, duymak istemiyor.

Doğaya sevgi ekmek…
Nehirler sevgilerini can verdikleri canlılar, balıklar, yeşerttikleri ağaçlar, cennete çevirdikleri topraklarla dile getiriyor. Şêrko Bêkes şiirlerinde bu aşkı oldukça kısa ve öz biçimde dile getiriyor. Bizler de patriyarkalizmin egemen, zulümkar aşk hikayelerinden uzak durarak günebakan gibi yüzümüzü sade, berrak, doğal bir sevgiye dönebilmeliyiz.
Kürdistan’da bunu en sade haliyle görmek mümkün. Örneğin Soran bölgesi ve Rewanduz’da okula giden çocuklar ağaçları sulamaktan hoşlanıyor. Yine Ezîdî çocukların bulunduğu bazı kamplardaki okullarda sevgiyle ağaçlar ekiyorlar. Bu sevgiyle geleceğin çocuklarını yine Dicle nehrinin kenarında hayal ediyorlar. Bu nehirler beş yıl önceki nehirler değil. Oldukça hızlı gelişmeler oluyor. Her şeyden önce bir yağmur suyu gibi sabır ve sevgiyle birikiyor. Ya siz, ne zaman berrak yağmur suyunu biriktirmeye başlayacaksınız?
Kürdistandaki Akarsuların Haritası: (Şermin Güven M.A. Nature Pedagogue, Social-and Cultural Anthropologist at Disaster Research Unit/Freie Universität Berlin)
Yayın Tarihi: 11/04/2025