PolitikART
Edebiyat

Kurd in em!

Sayı: 321
Yılmaz Sarı
Kürtlerin yok sayma pratiği üzerine inşa edilen, inkar ve imhanın bir hastalık derecesine vardığı yeni dünyada bir halk ozanı Cegerxwîn, halkının sözcülüğünü şiirleriyle üstlendi. Evrensel sessizliğe karşı “Kî ne em?” şiiriyle halkının talebini haykırdı.

Yokluğumuz üzerine kurulu bu dünyada bize kimse kim olduğumuzu ne olduğumuzu ne istediğimizi sormadı. İnkâr ve imha bir siyaset biçiminden öte yaygın bir hastalık gibi sömürgeci ülkeleri, onların toplumlarını, hatta giderek bireylerini sarmış, o klasik kara deyişle dünya ve Ortadoğu’da da paylaşım savaşlarıyla çizilmiş sınırlar ile kemikleşmiş durumda. Aşağılık bir yok sayma, birey olarak görmeme, varlığını tartışma, eğip bükerek, kâğıt ve giderek bilinçler üzerinde bir “gerçeklik” haline getirme, sömürgeciliğin Kürdistan için büyük planıydı. Birinci paylaşımı Birinci Dünya Savaşı sonrası cetvelle çizilerek oluşturulan yeni dünya düzeni içinde Kürt halkına bir mendil kadar kendi toprağı reva görülmezken, Kurdistan da “uluslararası sömürge statüsü” anlaşmalarla yeni sistemin, yeni dünyanın mihenk taşı haline getirildi. Lozan’da atılan imzalar bunun içindi. Uygulandıkça çeşitlenip değişkenlikler gösteren bu büyük plan karşısında Kürtlerin ayaklanmaları, isyanları özgürlüğe doğru gitmekten çok dünyaya “Biz de varız, biz Kürt halkıyız” demenin, varlık-yokluk savaşlarıydı. Dişiyle tırnağıyla, yoksul Kürt köylülerinin teri ve kanıyla yükselen bu direnişler karşısında da dünya dönüp “Siz kimsiniz, ne istiyorsunuz?” diye sormayıp, en iyi ihtimalle katliamlarla bastırılan direnişler karşısında suskunluğa sığınmayı tercih etti. Peki neden? Bu büyük halk karşısında bu kadar katılık, bu saçma düzen neden? Kurdukları yapay sınırlarla tahkim edilmiş sömürgeci devlet düzenlerinin devamı için mi? Neden? Bu sorunun tarihsel ve güncel, toplumsal ve sosyolojik birden fazla cevabı var ancak şimdi sırası değil.  

O soruyu biz kendimiz sorduk dünyaya, sessizliğe tahammülümüz kalmamıştı ve kendimiz soruyla birlikte yanıtını da haykırdık. Tarihsel devinimin Kürt halkının dünyaya sordurduğu o büyük, sarsıcı, sınırları ve yok sayma sanrılarını parçalayan soru kuşkusuz “Kî ne em!”di. Elbette yanıtını yine Kürt halkı genci ve yaşlısıyla hep bir ağızdan “Kurd in em” diye verdi. Meydanlarda, direniş alanlarında, kampüslerde, hapishane avlularında, dünya metropollerinin ortasında şaşkın bakışlar altında, statlarda, şenliklerde cenaze ve düğünlerde, dağ başlarında, işkence seanslarında, halay çekerken, yağmurlar, karlar, fırtınalar altında, aşık olurken, terk edilirken ya da, moralimiz bozukken, neşeliyken ya da yürürken, isyan ederken, direnirken, dirilirken, giderken ya da gelirken, şaşırtıcı bir coşkuyla bazen de ürpertici bir öfkeyle kendimiz sorup kendimiz yanıtladık. Kî ne em? Kurd in em! Kî ne em! Kurd in em! Kî ne em, Kurd in em! İlla da her seferinde üç defa kendine has ritmiyle söyleecekti.  Sorduk, yanıtladık. Soruyoruz ve yanıtlıyoruz. İnkâr ve yok sayma devam ettikçe de vazgeçmeyeceğiz.

Bu destansı soru ve cevap,  bu varoluş çığlığı, bu diriliş çığlığı sömürgecilere ve onları besleyen dünyaya karşı bir isyanın haykırışıydı. Bu soruyu sormayı ve yanıtını vermeyi halk olarak bize sağlayan, yaratan, dilimize ve bilincimize kazandıran, kendine bu uluslararası sömürge ülkede doğmuş olmanın onulmaz acısıyla ciğeri kanayan, yüreği kanayan, kalbi, gözü kanayan anlamında Cegerxwîn adını uygun gören büyük Kürt şair Şexmûs Hesên’den başkası değildir. Ulusal bir şair kimliğine sahip olması bir kernara neredeyse hepimizin dedesi yerinde olacak kadar yanımızda hissettiğimiz Cegerxwîn.

Seyda Cegerxwîn, Mela Cegerxwîn, büyük Kürt halk şairi Cegerxwîn, büyük sosyalist Kürt şairi yoldaş Cegerxwîn… Nasıl hitap ederseniz edin. Dede, kalik, pîro, şair, özgürlük savaşçısı, entelektüel eylem insanı… Kuşkusuz ona bütün bu sıfatları kazandıran yaşam, eylem ve üretim pratiğidir. Yüzyılın başından itibaren, yani Kurdistan’da acımasız sömürgeciliğin modern kurumlara kavuşmaya başladığı tarihlerden itibaren, halkının yaşadığı her acıyı, zorluğu, cefayı şahsen kendi yaşamında da görmüş geçirmiş bütün o belalardan alnının akıyla çıkarak özgürlük arayışına devam etmiş entelektüel bir şair Cegerxwîn. Sürgünü, açlığı yaşamış, erkenden öksüz ve yetim kalmış, sürekli bir arayış halinde olmuş ve Kürdistan’ı doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine neredeyse adım adım dolaşmış, tanımış, anlamış bir şair Cegerxwîn. Halkının isyanından yana saf tutmuş, yenilgiyi ve kazanmayı bilmiş, tekrar örgütlenme ve var olma kavgasını sürdürme kararlılığını da göstermiştir. İnsanlığın ulaştığı en ileri düşünce ve yaşayış biçimi olan sosyalizme inanmış, sosyalizmin de mazlum Kürt halkına özgürlük ve eşit bir yaşam getireceği düşüncesi ile örgütlenmiştir. Şiirlerindeki sınıf bilinci deyim yerindeyse sosyalizmin Kürdistan’a özgü uygulanış biçimidir. O topraksız rençberlerin, açların, işçilerin ve aydın gençliğin şairidir. Ancak bununla da yetinmez; sesi gürleştikçe ve o meşhur soruyu sorma cüretini de gösterdikçe giderek bütün Kürt ulusunun Homeros’u olmuştur.  Kurdistan’da yaşayan, Kurdistan’a yolu düşen her bülbülün sömürge altındaki Kürtlere,  onların esirliğine, mazlumluğuna ve özgürlük isteklerine ses olmasını ister, her şakıdıklarında Kurdistan demelerini ister. Şiirlerindeki aşkla, suyla, toprakla, ağaçla, hasretle özgür Kurdistan imgesinin hayat bulmasını istemiştir. Evîna Dil şiiri böyledir örneğin hatta bunun gibi onlarca şiiri sayılabilir.

Evîna Dil, Te Dil Kiriye Birîndar

Bihara Min, Hemî Zer Bûn Gul Û Dar

Me Ew Rojên Ciwanî, Dan Bi Tolik

Ketim Heştê, Ji Nû Ve Bûm Evîndar

Diran Û Çav Dil Pêk Ve Şikestin

Û Porê Min Spî Bûye Bi Yek Car

Bi Her Çaran Dibî Xort Û Dibî Pîr

Ji Bona Min Nema Hêja Ne Her Çar

Her ağaç, her buğday tanesi bir Kurdistan’dır, Kurdistan’a olan hasretidir.

Dîsa ji te dûrim welat

Dil ketye gomanên dikûr

Ger dûr û nêzîk bim ji te

Her dem li ser te kûre-kûr

Gava ji te ez dûr dibim

Ne ko ditirsim ez ji şûr

Divên çarekê bikin

Ji ser te rakin pî stûr

Tim dar bi destê dijmin e

Em têne kuştin rengê mûr

Kurên te ser xistin xewê

Lê ez dinalim wek bilûr

Böyle bir bütünleşme giderek ulusal bir imge, ses, figür olarak Cegerxwîn’i oluşturur. O bunların bileşkesidir. Bunların büyüyerek bir bilinç kıvılcımı yakmasıdır Cegerxwîn.  Bir çeşit kurucu şiir olarak “Kî ne em?” ayrıca ve çok yönlü ele alınmak durumundadır. Zira onu Puşkin gibi Gogol gibi Louis Aragon, Nazım Hikmet ve dünyanın diğer büyük ozanları şairleri gibi dil kurucu, ulus kurucu bir konuma getiren destanın “Kî ne em?” şiiridir dersek abartmış olmayız. Cegerxwîn ömrü hayatı boyunca sadece “Kî Ne Em?”i yazsa ve Kürt halkına ulaştırsa,,dünyaya duyursa yine de büyük bir şair ve ozan olarak anılacaktı. “Kî Ne Em?” bunun için yeterince güçlü imgelere, gür sese, cesarete ve halkın damarlarına yürüyen güce sahiptir.   Kısa da olsa anmadan geçmeyelim:

Em in ew Kurdê serhişk û hesin,

Îro jî dijmin ji me ditirsin

Bîna barûdê

Kete pozê min

Dixwazim hawîr,

Biteqim ji bin,

Dîsa wek mêra,

Bikevin çiya.

Naxwazim bimrim,

Dixwazim bigrim.

Kurdistana xwe

Axa Mîdîya,

Kîne em?

Hey hey hey kîne em?

Em in ew Kardox Xaldêwê kevnar,

Em in ew Mîtan, Nayrî û Sobar.

Em in ew Lolo,

Kardox û Kudî,

Em in Mad û Goş,

Horî û Gudî.

Em in Kurmanc û Kelhor, Lor û Gor,

Em in, em Kurd in li jêr û li jor

Çend hezar sal in

Kurdistana me

Perçe perçe ma

Bindestê dijmin!

Îro ji Lor û Kelhor û Kurmanc

Bazı şairler yalnızca dili inşa ederler. Bazı şairler de dilleriyle beraber uluslarını da inşa etmek zorundadırlar. Bu zorunluluğu erkenden içinde duymuş, bunun için kanamış Cegerxwîn hem dil kurmakla he de ulus bilincini dile yerleştirip geliştirmekle uğraşmıştır. Tarih, edebiyat, sosyoloji dil ve sosyalizm meseleleri etrafında yarattığı eserine Kürdistan’ı yok olan değil var ve özgür olacak bir ülke olarak kodlamış, geliştirmiştir. Tutkulu kişiliği, her yerde ve her koşulda halkının sesini sesi yapmasını bilmesi, imgesi ve sözüyle çağdaşları arasında bir adım öne çıkarmıştır. Dilini, kültürünü, özgürlük arayışını ülke bilincini toprağı kazarcasına dört sömürgecinin ellerinden, zincirlerinden kurtarabilmiş ve bu yönüyle de sivrilerek ayrışan bir ozan olmuştur Cegerxwîn. Eğer Kurdistan özgür bir ülke olabilseydi, dünyanın daha fazla tanıyıp anlayacağı, özenip gözeteceği bir şair ve entelektüel olarak sivrilecekti kuşkusuz. Bugün kendisi de ülkesi gibi dünya tarafından görülmeyen duyulmayan durumunda. Oysa o yüzlerine karşı sormaya devam ediyor “Kî ne em?”

Biz Cegerxwîn’i yanıtsız bırakmayalım o halde, içi serinlesin!

Kurd in em!

Yayın Tarihi: 18/10/2023