PolitikART
Toplum-Politika

Komünü Savunmak

Sayı: 344
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi
Devletin, iktidarın kafamızda oluşturduğu düşünceyle sınıflı, devletçi uygarlık sisteminin başladığı; komünler ve komünal yaşayan toplulukların ortadan kalktığı doğru değil. O bizim kafamızda oluşturulan algılardır. Nasıl bir algı oluşturmuşlar zihinlerimizde ‘sınırlar mutlaktır’ diye. İnsanlar oluşmaya başladığı andan itibaren sınırlar varmış gibi komünal yaşama ilişkin de öyle bir algı geliştirilmiş.

Komün, yabancısı olunan bir örgütlenme ve yaşam biçimi değildir. Genel olarak toplum tarafından bilinen bir yaşam ve örgütlenme biçimidir. Apocu hareket de daha ilk çıkışıyla birlikte bu yaşam ve örgütlenme biçimini kendine esas almıştır. Bu yönüyle de kendini diğer birçok grup ve hareketten farklı kılmıştır. Komün olarak var olunduysa, demek ki burada, günümüz koşullarında o komünün ne olduğuna ve nasıl savunulması gerektiğine de doğru yanıtlar vermek gerekiyor.

İnsan, komünle var olur. İnsanı anlatan temel özellik bilince, örgütlenmeye, eyleme ve üretime dayalı yaşamını örgütlemesidir. İnsanın ön-insansı olmaktan çıkarak insanlaşması bilinç, örgütlenme ve eyleme dayalıdır. Bilinç ne? Olup bitene anlam vermeye başlamak... Anlam verme sürecindeki örgütlenme nerededir? Doğa karşısındaki güçsüz ve zayıf varlığını sürdürebilmesi için bir arada yaşaması gerekliliğinde. Orada eylem nedir? Yaşamını sürdürmesi için yürüttüğü faaliyetler... Bunların toplamını oluşturan yaşam ise toplu yaşamdır; Bilinçli, örgütlü, eyleme dayalı topluluk yaşamı... Bu yaşam, topluluk yaşamının gereklilik ve gerçekliğini anlatan kavram ve kelimelerle anlamlılaşıyor. Bu kavram nerelerde kullanılmaya başlanıyor? O tür yaşamın, yani topluluk yaşamının gelişmeye başladığı yerlerde...

Kürtler komün kelimesine yabancı değildir. Komün yaşamına yabancı değiller. Komün Kürtlerin de ilk yaşama biçimidir, kendi yaşam gerçeklikleridir. Komün tartışmalarını yürütürken her zaman bunun bilincinde olmak gerekiyor.

İnsanın bilince, örgütlenmeye ve eyleme dayalı yaşamını Yukarı Mezopotamya’da, Toros-Zagros dağ silsilesinde oluşturmaya başladığını Önderlik manifestoda ayrıntılı açmış, önceki savunmalarda da bu konuya genişçe yer vermişti. Bu, eldeki buluntu ve verilerle de doğrulanan bir olgudur. Orada yaşayan bir topluluk var ve gelişmesini sürdürüyor. Oradaki topluluğun kendi topluluk halindeki yaşamına vermiş olduğu bir ad var. Komün, burada yaşamın gerçeği oluyor ama etimolojik olarak öyle bir kavramla ifadelendirilmesi, sözünü ettiğimiz yaşamın oluştuğu yerdeki toplumun kendine vermiş olduğu isimle alakalı. Hurri kavimleri, aryenik kavimler diye adlandırılıyor. O açıdan Kürtler komün kelimesine yabancı değildir. Komün yaşamına yabancı değiller. Komün Kürtlerin de ilk yaşama biçimidir, kendi yaşam gerçeklikleridir. Komün tartışmalarını yürütürken her zaman bunun bilincinde olmak gerekiyor.

Komün yaşamı, bu şekilde insanın toplum olarak var olmasının kök hücresini oluşturuyor. Bu kök hücre oluştuğu andan itibaren hep aynı mı kalacak? Öyle değil. Giderek gelişiyor, kendini farklı biçimlerde de gösteriyor. Fakat aynı anda bununla karşıt olan da oluşmaya başlıyor. Önderliğin karşıt olana karşı daha önce yapmış olduğu belirlemeler vardı. Önderlik bir ana nehir akışı olduğunu fakat nehir akışının bir yerde yarılmayı, çatallaşmayı yaşadığını söylüyordu. O çatallanmanın bir ucu devletleşmeye bir ucu da demokratik uygarlık olarak var olmaya devam ediyor. Önderlik bu değerlendirmeyi biraz daha derinleştirdi, güçlendirdi. Klan dışı, kabile dışı, aşiret dışı olan erkeğin toplum dışı örgütlenmesinin başlamasını bir karşıtlaşma olarak değerlendirdi. Bunu erkekler kulübü olarak adlandırdı. Bu, Önderliğin şimdiye kadar ki değerlendirmelerini daha da derinleştirmesidir. O süreçle birlikte topluma, komüne yönelik saldırılar başlıyor. O süreçle birlikte komün, komün olarak varlığını korumak durumunda çünkü saldırı altında. Erkekler kulübünün giderek güçlenmesi, örgütlü bir yapı haline gelmesi, komünleri denetimi altına alması, komün üyelerinin köleleştirilmesi gibi bir süreç yaşanıyor.

Bu niye önemli? Tarihi her zaman doğru temele oturtmak için... Bugünkü mücadelemiz açısından da önemlidir. Komün mücadelesi veriyoruz ya; vermiş olduğumuz mücadelenin doğru anlaşılması açısından da önemli. Komün kendini korumak ve savunmak zorundadır. Kime karşı? İşte komün dışı erkekler kulübü diye adlandırılan karşıt örgütlenmeye karşı kendini savunmak durumundadır. Komün dışı gelişen bu karşıt yapı her şeyi kendi egemenliği altına alıyor. Egemenlik kadının köleleştirilmesiyle başlıyor. Böylece toplum, o zamana kadar yaşamadığı sorunlarla karşı karşıya geliyor. Toplumsal sorunlar denen sorunlar o zaman başlıyor. Buradaki toplumsal sorunlar nedir? İnsanın sel felaketi, kıtlık, hastalık karşısında yaşadığı sorunlar değildir toplumsal sorunlar. Topluma karşı geliştirilen saldırıyla komün üzerinde kurulmaya başlayan egemenliğin sömürüyü ortaya çıkarmasıyla toplumun köleleştirilmesi aşamasına geçiliyor ve bunun neden olduğu sorunlar asıl toplumsal sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. İşte eksen çağı denen çağ da böyle başlıyor.

İktidarla tanışan, iktidara dayalı çözüm yaklaşımları hep komünden sapmayı ifade ediyor. Ama komünden sapma yaşanırken komünü savunan düşünce ve mücadeleler de var. Yani komün ortadan kalkmıyor. Komünü savunan mücadeleler de ortaya çıkıyor.

Bu sorunlar arttıkça komünü savunan hareketler de çoğalıyor. Toplumsal sorunların çözümü, o sorun nerede ortaya çıkmışsa orada düzeltmeyi gerektiriyor. Orada düzeltmeyi gerektiren klanların başkaldırısıdır, komün hareketleridir. Ama bununla birlikte sorunları görüp de iktidar üzerinden çözmeye yönelik yaklaşımlar da var. Konfüçyüs’ün yaklaşımı budur. Zerdüşti geleneğin iktidara dayalı sorunları çözmeye çalışmaya başlaması da böyledir. Sözünü ettiğimiz komünal hareketler ise iktidar dışı kalarak sorunu çözme yaklaşımları olarak beliriyor. Kimi çözüm yaklaşımları, ilk başta komünü savunma şeklinde gelişirken sorunu iktidar üzerinden çözmeye kalktıklarında komünal olmaktan çıkıyorlar. Revizyonist oluyorlar. Önderliğin Konfüçyüs’ten başlatıp bugünkü Çin Komünist Partisi’ne kadar getirdiği süreç, işte böylesi bir süreç. İktidara dayalı sorunlar çözülmeye başlayınca doğal olarak iktidarla uzlaşma -ki iktidardır- kaçınılmaz oluyor. Zaten Önderlik diyor ki “o tacı en demokrat olanın başına geçirsen de en barbar diktatör haline gelir.”

Tüm bunlara paralel olarak “komünü nasıl savunacağız?” görüşü ortaya çıkıyor. Bugüne kadarki pratik süreçler komünün iktidara dayalı olarak savunulamayacağı gerçeğini de gösteriyor. İktidara dayalı çözümler iktidarı geliştiriyor. Dinlerin de durumu böyledir. Köleliğe, egemenliğe, sömürüye karşıdır; eşitlikten yanadır ama iktidarla tanıştığı zaman bir iktidar aracı haline geliyor. İktidarla tanışan, iktidara dayalı çözüm yaklaşımları hep komünden sapmayı ifade ediyor. Ama komünden sapma yaşanırken komünü savunan düşünce ve mücadeleler de var. Yani komün ortadan kalkmıyor. Komünü savunan mücadeleler de ortaya çıkıyor.

Örnekler de verelim; Önderlik, Çin için bir Konfüçyüs bir de Lao Tzu’yu örnek veriyor. “Komündür” diyor, “temsil ediyor” diyor ama “Konfüçyüs revizyonisttir” diyor, “komün düşüncesini revize ediyor.” Bunlar sürekli var. Mesela Ortadoğu özgülünü ele alalım; Mani komünü temsil ediyor. İktidarla uzlaşmaya hiç yanaşmıyor. Mani’ye o zaman -Sasaniler dönemidir- iktidar da teklif ediyorlar ama o reddediyor. Yine Mazdek var; Mazdek bir reformcudur. Sasanilerdeki sömürü ve baskıya karşıdır, reforme edilmesini istiyor. İktidara ortak da oluyor. Mani’nin kabul etmediğini Mazdek kabul ediyor ve o günkü kral Kawais’le mutabık kalıyorlar ama yapmış olduğu reformlar egemen güçlerin tepkisini çekince kaybediyor, öldürülüyor. Daha sonraki süreçlerde de onun yolunu izleyenler var ama bir de komünde ısrar edenler var.

Mazdekin öldürülmesi

Mesela Karmatiler. Karmatiler de komün olarak örgütleniyorlar ve öyle etkili hale geliyorlar ki… O dönem iktidarda Abbasiler var ve onlar karşısında hem düşünsel olarak hem de toplum üzerindeki etki gücü itibariyle çok büyük bir güç haline geliyorlar. Abbasiler, Karmatiler karşısında çözümsüz kalıyorlar, bu yüzden o dönemki tüm düşünce insanlarını etrafında topluyorlar. 9. ve 10. yüzyıllarda Ortadoğu’da yaşandığını söylediğimiz rönesans, Abbasiler dönemine tekabül ediyor. Öyle bir rönesansın yaşanmasına sebep olan, Karmatilerin düşünce gücünden korkan Abbasilerin gücü ellerinde toplamak için düşünce insanlarını kendi çevrelerinde toplamalarıdır. Böylece kendi iktidarını güçlendirmek için bir hava yaratmaya çalışıyor. Karmatiler gelişiyor, güçleniyor neredeyse devletleşmeye varıyorlar ama bakıyorlar ki kendi düşüncelerinden uzaklaşıyorlar. Bu yüzden tekrar komünler, kabileler şeklinde dağılarak örgütlenmelerini sürdürmeye çalışıyorlar. Devletleşmiyorlar, ısrarlarını koruyorlar. Fatımiler de o kökten geliyor ama onlar iktidarlaşıyor.

Sümerlerin ilk ortaya çıktığı zamanın dünya haritasını gözümüzün önüne getirelim; Basra’nın kuzey batısında küçük bir noktadır. Koskoca dünyanın içinde küçücük bir nokta... O nokta mı büyüktür yoksa koskoca dünya mı?

Yine dinin içinde de benzer bir durum mevcut. Tasavvuf diyorlar. Biz bunlara hep gerici gibi bakıyoruz, laik kafayla düşündüğümüz zaman böyle oluyor. Fakat tasavvufçular da iktidar dışı toplum yaşamını savunuyorlar ve iktidardan uzak kalıyorlar. Bir hırka, bir lokma meselesi oralardan geliyor. İktidara bulaşmadığı zaman düşüncesine uygun yaşamı esas alan ve bunda ısrar edenler var.

Mesela daha sonra Şeyh Bedrettin hareketi var. Şeyh Bedrettin, Osmanlı’da kazaskerdir. O zamanlar iktidarı oluşturan üç ayak var; bir Şeyhülislam var, bir kazasker var ve bir de padişah var. Bir kazasker olarak Şeyh Bedrettin’in önemli düşünceleri var ve yazdığı kitaplar var. O zamanlar, Osmanlının en bilgelerinden biridir. Yeni düşüncelerle karşılaşınca eski kitapların hepsini yakıp kendini eski düşüncelerinden kurtarıyor. Ondan sonra da 1400’lerde Şeyh Bedrettin isyanları/direnişleri denen isyanlar başlıyor. Şeyh Bedrettin’in kendisi dahi asılıyor, katlediliyor. Sözün özü, gibi özelliklere sahip olan yapılar, gruplar ve kişiler var. Bunların varlığı komünde ısrardır.

Topluma nasıl doğru yansıtacağız? Mesela başka bir dünya mümkündür desek onu taşırabilir miyiz? Yanlış taşırırız çünkü o dünya zaten var. Sorun onu savunmaktır.

Bunun dışında bir de kendi toplumsallıklarını sınıflı, devletçi uygarlık sistemine bulaşmayarak sürdürenler var. Onlar da iktidarların ulaşamadıkları yerlerdeki yaşamlarını sürdürenlerdir. Bunlar dünyada nüfus olarak en kalabalık kesimdir.

Devletin, iktidarın kafamızda oluşturduğu düşünceyle sınıflı, devletçi uygarlık sisteminin başladığı; komünler ve komünal yaşayan toplulukların ortadan kalktığı doğru değil. O bizim kafamızda oluşturulan algılardır. Nasıl bir algı oluşturmuşlar zihinlerimizde ‘sınırlar mutlaktır’ diye. İnsanlar oluşmaya başladığı andan itibaren sınırlar varmış gibi komünal yaşama ilişkin de öyle bir algı geliştirilmiş.

Sümerler ve Ortadoğu haritası

Sümerler ilk sınıflı, devletçi uygarlığın kök hücresini oluşturuyor, çünkü veriler hep değişiyor, yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Şu andaki verilere göre öyledir diyelim ama bu sonuç değişebilir. Sümerlerin ilk ortaya çıktığı zamanın dünya haritasını gözümüzün önüne getirelim; Basra’nın kuzey batısında küçük bir noktadır. Koskoca dünyanın içinde küçücük bir nokta... O nokta mı büyüktür yoksa koskoca dünya mı? Elbette koskoca dünya. Daha sonra Asurlar ve Akadlar da bu haritaya birer nokta olarak ekleniyor. O noktalar biraz daha büyüyor ama dünya yine kocaman. Sonra Persler oluşuyor, onlar yine bir nokta yine dünya kocaman. O iktidar, devlet hep Ortadoğu’da oluşmaya başlamış. Afrika’da yok, Asya’nın derinliklerinde yok, Amerika’da yok, Avusturalya’da yok; Buralarda devlet yok, komünal yaşam var. Bu durum aslında 20. yüzyıla kadar da böyledir. 20. yüzyıla kadar komün olarak yaşayanlar coğrafik olarak da nüfus açısından da dünyada çoğunluğu oluşturuyor. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında dünya ulus devletlere bölüşüyor ve bugünkü dünya gerçekliği ortaya çıkıyor. Yine de komünal yaşam varlığını sürdürdü ve bugünkü dünya gerçekliği içerisinde de komün olarak yaşayanlar var. Amazon ormanlarında böyle yaşıyorlar. Hatta bundan 4-5 yıl önce Rusya steplerinde o güne kadar uygarlıkla yan yana gelmemiş topluluklara rastlandı.

Komün bu şekilde ta en başından günümüze dek var. Hatta sınıflı devletçi uygarlık sistemi içerisinde de varlığını sürdürüyor. Hep bu anlamda bir mücadele içerisinde. Ama komüne yönelik saldırılar da var. Komüne ilişkin tartışmalarımız sonucunda komünalist yoldaşlık hareketinin nasıl inşa edileceği, neyi kendine miras alacağı, neye dayanarak kendisini var edeceği eksenli yapabileceğimiz değerlendirmelerden doğru sonuçlar çıkardığımızda komüne gerçek bir anlam verebiliriz. Bir de bunun bilincinin topluma doğru yansıtılması gerekir. Topluma nasıl doğru yansıtacağız? Mesela başka bir dünya mümkündür desek onu taşırabilir miyiz? Yanlış taşırırız çünkü o dünya zaten var. Sorun onu savunmaktır. Yapılması gereken, tahribatlar varsa onları aşarak inşayı gerçekleştirmektir.

 

Yayın Tarihi: 14/11/2025