Tartışma hususu komüne dahil olan bir husustur. Yanlışlar yapılsa bile bunlar komüne aittir. Yanlışlar fark edilince komün için tartışmalarla yeni çözümler bulunur. Çünkü komünün esasında tartışma vardır; asıl eylem konuşmaktır. Esas olan tartışma ve karar almadır. Yanlışlar olsa bile bunun yanlış olduğunu komün üyelerinin kendileri pratikte deneyimleyerek üzerine tartışıp aşabilmelidirler. Bizim burada yapabileceğimiz en esaslı şey onların bu tartışma ortamlarını oluşturmaktır.

Komün konusunda “ütopiktir” yönlü yaklaşımlarımızı tam olarak aşabilmiş değiliz. Hala açıkça böyle söylenmese de “çok zor ve zahmetlidir”, “uygulanamaz” tarzında bir yaklaşım sergilenerek ütopik denilmese de ütopik gibi değerlendirmeler yapılabiliyor. Tanımlamalarımızda da sorunlar çıkıyor. Mesela “gidip komün oluşturacağız, komünler inşa edeceğiz” diyoruz. Sanki hiç komün yokmuş gibi bir yaklaşım ortaya çıkmış oluyor. Bu yaklaşım nedeniyle komün çalışmalarını zorlu ve zahmetli görüyoruz. Zaten zorlaştıran da bu yaklaşım oluyor, çünkü yeni bir toplum ve yeni ilişkiler yaratacağız diye düşünüyoruz. Bunu yapmak gerçekten de zordur hatta olabilecek bir durum değildir. Örneğin PKK komünal bir ortamdır, aramıza katılanlar önce her yönüyle komünalleştikten sonra mı geliyor? Böyle değildir. Daha çok komünal yaşamdaki güzellikleri görüyor, komünal ortamın yaratıcılığını görüyor ve ona ilgi duyarak katılıyor. Yoksa gelenler arasında sistemin içinde her türlü tıkanmayı yaşayan ve sistem tarafından adeta parçalanmış kişilikler de olabiliyor. Yani sistemin adeta içini boşalttığı kişilikler bile oradan çıkıp komünal yaşama gelebiliyor. Demek ki herkes komünal yaşama gelebilir, bu mümkündür.
Kapitalizm her yerde kurallarına göre yaşanmıyor. Zaten tamamen kapitalist toplum yoktur. Öyle olsa kapitalist kendini yaşatamaz. Yapacağımız şey toplumun kendisini yaşatabildiği, esas olan toplumsal değerlerini yeniden bedenleştirmektir.
Peki, bu kişi komüne nasıl dahil ediliyor? Onun güzel, iyi, doğru ve özgür tarafları açığa çıkarılarak, kendisine olan güveni geliştirilerek... Bu, toplum için de aynen geçerlidir. Toplumun güzelliklerini açığa çıkarmak, yaşanan güzellikleri daha görünür kılmak, bu konuda toplumun kendine güvenini geliştirmek gerekiyor. Mesela dayanışma içinde olan bir toplumsal yapıyı bu konuda daha da teşvik etmek bir yöntem olabilir. Bu özellikleri öne çıkarmak gerekiyor. Oluşturmak değil, yaratmak değil zaten var olan özellikleri öne çıkarmak, belirgin hale getirmek gerekiyor. Sadece yol ve yöntemde bir çözümsüzlük varsa dışarıdan komün örgütlemeye gidenler çareler oluşturabilir, bu konuda ön açıcı olabilir. Bunu bir örnekle tarif edersek etrafı zararlı otlarla çevrili bir bitkiyi yeşertebilmek için çevresini çapalamak gerekiyor. Zararlı otları kaldırarak onun kendi kendisine yeşermesini ve meyve vermesini sağlıyoruz. Komün konusu da böyledir.

Pieter Brueghel, Summer, Harvester
Komün sonradan oluşmuş bir şey değildir, ontolojik bir gerçekliktir, başlangıcımızdan beri vardır. Zaten bir yerde komün yoksa orada toplumsallık adına bir şey bulunamaz. Toplumsallık hala varsa komün olabildiği için vardır. Bunlar bilmediğimiz hususlar değil, fakat buna inanmak konusunda sorunlar yaşıyoruz. Çok abartıyoruz; mesela “komün nasıl oluşturulacak?” sorusunu gözümüzde çok büyütüyoruz. Özellikle de ekonomi konusunda tam bir tıkanıklık yaşıyoruz. Adeta bir finansçı, tüccar gibi toplumun tüm ekonomik girdi ve çıktısını hesaplamaya çalışıyoruz, böyle bir hesap içinde tıkanıyoruz. Oysa bizim yapacağımız şey bu değil. Özellikle kapitalizm her yerde yaygınlaşmış, o halde bu insanları nasıl bir araya getiririz diye düşünmeye başlıyoruz. Ama kapitalizm her yerde kurallarına göre yaşanmıyor. Zaten tamamen kapitalist toplum yoktur. Öyle olsa kapitalist kendini yaşatamaz. Yapacağımız şey toplumun kendisini yaşatabildiği, esas olan toplumsal değerlerini yeniden bedenleştirmektir.
Ta en başından mükemmel, kusursuz bir komün beklentisi içinde olunuyor. Bu iş böyle değildir. Komün ancak bir amaç için bir araya gelindiğinde ve bu temelde tartışmalar yürütüldüğünde gelişebilir. Bizim rolümüz ise onu ideolojik ve felsefi olarak güçlendirmektir.
Çok fazla abartmamalıyız, gözümüzde büyütmemeliyiz. Önder Apo, manifestoda İmralı için “biz burada bir felsefe komünüyüz” dedi. Gerçekten de komün, bu düzeyde küçük ve rahatlıkla oluşturulabilir bir husustur. Önder Apo komün konusunu çok kolaylaştırdı. Öyle ki 2-3 kişi bir araya gelse ve bir amaç doğrultusunda birlikte hareket etse komün olabiliyor. Komün oluşturma konusunda çok fazla yöntem vardır. İnsan sayısı kadar yöntem geliştirilebilir. Her konuda her insanın ihtiyacına göre komünler oluşturulabilir. Bir kişi farklı farklı komünlerde bulunabilir. Bu anlamda yöntem geliştirme sorunu yoktur. Bir kişi farklı komünlerde farklı meziyetleriyle bulunabilir. Mesela, bir komün sanat komünü ise ona sanatsal yetenekleriyle katılır. Başka bir komüne düşünsel yetenekleriyle katılabilir. Bir başka komüne de emeğiyle katılabilir. Önderlik, komün konusunda ufkumuzu oldukça genişletiyor. Mesela, Hz. Muhammed'in etrafındaki ümmeti bir komün gibi ele alıyor. Yine demokratik ulus perspektifi ile bir araya gelen toplumları ve toplulukları bir komün olarak değerlendiriyor. Peki bir ümmetteki veya ulustaki herkes eşit olabilir mi ya da aynı düzeyde komün bilincine sahip olabilir mi? Demek ki burada belli bir amaç ve yaşamsal ihtiyaçlar için bir araya geliş vardır; ortaklaştıkları ve kendilerini savunup sürdürebildikleri bir zemin yaratılmıştır. Daha sonra bu komünler kendi yaşam ilke ve ölçülerini oluşturabilirler. Örneğin, Kibbutz var İsrail'de. Burada kendi yaşamsal ihtiyaçları açığa çıktığında kendileri buna cevaplar bulmuşlar. Önemli olan sistemi oturtmaktır, diğer hususlar yaşamda karşılaşıldıkça çözümler üretilerek ilerlenebilecek hususlar oluyor. Mesela çocukların sayısı arttığında bunların eğitimini nasıl yapalım diye tartışıyorlar ve belli bir yaşa kadar eğitimi biz yapalım, bizim denetimimizde olsun diyorlar. Bu şekilde cevap buluyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? Üstten bir proje çizip, plan belirleyip onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Oysa çözümleri komünün kendisi tartışıp belirlemelidir. Kendi sorunlarına kendisi çözüm üretmelidir. Tartışma hususu komüne dahil olan bir husustur. Yanlışlar yapılsa bile bunlar komüne aittir. Yanlışlar fark edilince komün için tartışmalarla yeni çözümler bulunur. Çünkü komünün esasında tartışma vardır, asıl eylem konuşmaktır. Esas olan tartışma ve karar almadır. Yanlışlar olsa bile bunun yanlış olduğunu komün üyelerinin kendileri pratikte deneyimleyerek üzerine tartışıp aşabilmelidirler. Bizim burada yapabileceğimiz en esaslı şey onların bu tartışma ortamlarını oluşturmaktır. Bu konuda yöntemler geliştirmek ve komüne dahil olacak kişileri bir araya getirip tartışma zeminlerini geliştirmektir. Tartışma imkânı, zemini ve yöntemini göstermek yeterlidir. Sonrasında da o komüne sonuna kadar güvenmeliyiz. Onlar doğru yol ve yöntemini bulacaklardır. Bizim farkımız, bu komünlerin bir dayanışma örgütü veya dernek gibi dar amaçlar etrafında sınırlı kalmamasını sağlamak olmalıdır. Bunların da komün özellikleri vardır fakat kısa süreli ve dardırlar.
Komün çalışmalarında öncülüğümüz bu anlamda ideolojik temelde olabilir. Komünün toplumsal olarak ontolojik özelliğini kavratmak ve komünün sürekliliğini sağlamak için ideolojik öncülük yapılabilir. Yine paradigma ve Önderlik felsefesinden kaynaklı düşünsel anlamda bir öncülük rolü oynayabiliriz. Yol yöntem gösterme temelinde bir öncülük olabilir. Yoksa toplum çok rahatlıkla bunu yapabilir. Ta en başından mükemmel, kusursuz bir komün beklentisi içinde olunuyor. Bu iş böyle değildir. Komün ancak bir amaç için bir araya gelindiğinde ve bu temelde tartışmalar yürütüldüğünde gelişebilir. Bizim rolümüz ise onu ideolojik ve felsefi olarak güçlendirmektir. Yine toplumun bulduğu çözümlerin çözümsüzlük ve tıkanıklık yaratma potansiyellerini gördüğümüzde bu temelde tartışmalara dahil olmak gibi bir rolümüz olabilir. Fakat müdahaleci olmamak gerekiyor. İçinde olmak, birlikte gerçekleştirmek gerekiyor.
…an an kendimizi oluşturuyoruz. Kendimizle sürekli mücadele içindeyiz ve birbirimize karşı bu anlamda mücadele yürütüyoruz ki sistem kusursuzlaşsın. Komünler de tartışarak, birlikte iş yaparak hatalarını görüp bunları aşma yollarını bularak kusursuzlaşırlar. Esas olan komününün oluşmasıdır. Oluştuktan sonra tartışmalarla ve deneyimleriyle kendisini en iyiye doğru taşıyacaktır.
Mesele insanların komünü isteyip istememesi göz önünde bulundurulsaydı Sovyet deneyimi çok farklı sonuçlandırdı. Orada ilk zamanlarda insanlar normal mesai saatleri dışında, bir de sistemlerinin güçlenmesi için gönüllü olarak haftanın iki günü ücretsiz çalışıyorlardı. Bunu büyük bir istekle ve zevkle yapıyorlardı. Yani toplum, yürümesi için, sistemi çok ciddi düzeyde sahipleniyordu. Fakat başarılı olamadı çünkü orada sistem yukarıdan belirlenerek ve planlanarak topluma dayatılmıştı. Üstten olduğu için başarılı olamadı. Bu nedenle bizim de bu hataya düşmememiz gerekiyor. Biz de “komün ille şöyle oluşur” diyerek tek bir yöntem belirleyip dayatıcı olma durumuna düşmemeliyiz. Mesela, Rojava'da, Derik’te bir komün örneği var. O komün haftada bir gün silahlı eğitim, bir gün ise normal eğitim görüyor. Yine belli bir araziyi birlikte ekip biçiyorlar ve bir ortak ekonomi oluşturmuşlar. Burada olan husus niye diğer yerlerde olmasın? Komün bu işlerin hepsini kendisi tartışarak kararlaştırmış.

Kısaca, abartmamalıyız. Komünün canlanması için sadece öncülük yapmalıyız, rolümüz esas olarak budur. İnsanların komüne çok fazla ihtiyaç duyduğu biliniyor. Günümüzde kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşanıyor. Ünlü bir tarihçi geçen gün vefat etti, meğer huzur evinde kalıyormuş. Yani toplumun değerleri bile yalnızlık içindedir, insanlar dayanışmaya büyük ihtiyaç duyuyorlar. Derin bir yalnızlık yaşanıyor, o nedenle insanlar komün mücadelesine gönülden katılırlar. Yapacağımız tek şey buna öncülük yapmak. İnsanları tartışacakları, birlikte iş yapacakları ortamlara getirebilmek gerekiyor. Adım adım ve küçük adımlarla bu başarılabilir. Bir kişi bir komünde olursa oradan edindiklerini başka bir komüne de aktararak bunu geliştirebilir.
Bunları belirtirken “mükemmel bir sistem kurmayalım” demiyoruz. En başından mükemmel olmasını beklemenin yanlış olduğunu belirtiyoruz. Örneğin İslam'da Hz. Muhammed “ben ve sahabelerim arasında bir konuda birlik yoksa sahabelerim ne diyorsa doğru olan onların söylediğidir” diyor. Yani en baştan mükemmel bir katılımı değil yaşamı mükemmelleştirecek bir yöntemi esas alıyor. Mesela ilk katılan sahabeler de mükemmel, pir u pak değildiler ama katılır katılmaz kendilerini değiştirmeye başladılar ve önemli olan da budur. Mücadelemizde de böyledir; an an kendimizi oluşturuyoruz. Kendimizle sürekli mücadele içindeyiz ve birbirimize karşı bu anlamda mücadele yürütüyoruz ki sistem kusursuzlaşsın. Komünler de tartışarak, birlikte iş yaparak hatalarını görüp bunları aşma yollarını bularak kusursuzlaşırlar. Esas olan komününün oluşmasıdır. Oluştuktan sonra tartışmalarla ve deneyimleriyle kendisini en iyiye doğru taşıyacaktır.
Yayın Tarihi: 20/11/2025