Komünal bir ekonomi olmalıdır fakat esas olan bütün yaşamın komünal hale getirilmesidir. O nedenle Önderlik, en küçük birimden en büyük birime kadar toplumun komünlerden oluşmasının, yani komünler aracılığıyla örgütlendirilmesinin gerekli olduğunu söylüyor. Eğitim, yönetim, kültür, spor, sağlık, savunma kısaca tüm alanlarda komün örgütlenmeleri geliştirilerek kendi kökü üzerinde toplumun yeniden yeşermesi sağlanmalıdır.

Komünün gelişmesinin nedeni nedir ve toplum için kendisiyle ne getirmiştir soruları önemlidir. Eğer insanlaşmaktan ve toplumsallaşmaktan bahsediyorsak bunun özünde komün vardır. İnsan komün ile insan olmuş, toplum komün ile toplum olmuştur.
İnsanı hayvandan ayıran en temel özellik akıldır. Bu beceri ise toplumsallaşma ile gelişmiştir. Akıl konusu neden önemli? Çünkü Önderlik Kürt aklını oluşturmaktan söz ediyor ve bizler de bunun mücadelesini veriyoruz. Bu aklı uzakta aramamalıyız, nerede toplumsallaşma yani komün gelişmişse orada ortak akıl gelişir. Biz komünü hep çok uzakta arıyorduk, tarihte arıyorduk ama esas olarak Apocu mücadele içinde komün yaşamı hep vardı. Zaten apocu mücadele bütün gücünü de bu komünaliteden alıyor. Bu hareket onca saldırıya rağmen neden bitirilemiyor, dağıtılamıyor, diye soruluyor. Bunun sebebi komünal değerlerinden, yaşam tarzından, anlayış birliğinden kaynaklıdır. Bizi güç haline getiren de komünal oluşumuzdur. Önderliği bu kadar güç yapan ve bu kadar saldırıların hedefi haline getiren husus yine komünal olmasıdır. Bütün toplumlarda komünallik ne kadar öne çıkmış ve gelişmişse orada ortak akıl da benzer oranda gelişmiştir ve orada toplumsallık güçlüdür. Orada ayakta kalma ve direnme gücü öndedir, ekonomi gelişmiştir ve o toplumda kadın güçlüdür. Tüm bunlar bir zincirin halkaları gibi birbiriyle bağlantılıdır.
Ağanın, erkeğin, iktidarın etkisinin güçlü olduğu yerlerde hem koruculaşma hem de ihanet yaşanmıştır. Kürt tarihinde komünalite ve kadın ilişkisi bu temelde çok canlıdır ve rahatlıkla gözlemlenebilir düzeydedir. Kadın ne kadar önde ise komünalite o kadar gelişkindir ve o düzeyde direnişçidir.
Yine komünallik ne kadar gelişmişse bireycilik de o kadar azdır. Bunun tersi de doğrudur yani bireycilik ne kadar gelişmişse komünallik de o kadar azalmıştır. Birey için de bu geçerlidir; İnsanda bireycilik ne kadar gelişkinse ortak akıldan o derece uzaklaşır ve o derecede komünal örgütlenmenin dışında kalır. Kısaca toplum, birey ve örgüt için bunları rahatlıkla belirtmek mümkündür.
Peki ne oldu da erkek egemen zihniyet hâkim hale geldi? Toplum nerede kaybetti de toplumsallığını yitirmeye başladı ve toplumda yabancılaşma gelişti? Neden savunmasını, yönetimini, ekonomisini, kültürünü, kendiliğini başkalarına bırakarak kendisini tanımlayamaz hale geldi? Bizim bütün mücadelemiz kendini tanıma ve bu çerçevede kendini yeniden oluşturma mücadelesidir. Sadece mücadelemizin gerekçelerine baktığımızda bile anlayabiliriz ki birey de toplum da kendine yabancılaşmış durumdadır. Ne zaman ki komünalite yitirildi, o zaman bu yabancılaşma derinleşmeye başladı. Komünal düşüncede, kültürde, bununla bağlantılı komünal mücadelede sorunlar çıktığında görüyoruz ki insan kendi gerçekliğinden, hakikatinden uzaklaşmaya başlamıştır. Bunun sonucunda da iktidarcı egemenlikçi sistemler oluşmaya başlamıştır.

Yukarıda değindiğimiz hususa Koçerleri örnek verebiliriz. Koçer yaşayan topluluklardan korucu çıkmaması dikkat çekicidir. Kadının renginin belirgin olduğu topluluklarda bu çok sınırlı yaşanmıştır. Bir diğer ifadeyle, koruculaşma erkek eliyle gelişmiştir. Yine ihanet konusunda da bu geçerlidir. Ağanın, erkeğin, iktidarın etkisinin güçlü olduğu yerlerde hem koruculaşma hem de ihanet yaşanmıştır. Kürt tarihinde komünalite ve kadın ilişkisi bu temelde çok canlıdır ve rahatlıkla gözlemlenebilir düzeydedir. Kadın ne kadar önde ise komünalite o kadar gelişkindir ve o düzeyde direnişçidir. Direniş, komünal kültür üzerinden gelişiyor.
Toplumun esas kaybı, komünalite konusunda yaşanan kayıptır. Geçmişte biz de komün konusunu biraz reel sosyalist pratiklere bakarak sadece ekonomi ekseninde ele aldık. Ekonomi ne kadar gelişkinse teknik ve teknoloji o kadar gelişir fikrindeydik ve bu gelişimin toplumu şekillendirip değiştirdiği noktasından hareketle yaklaşım gösteriyorduk. Oysa, komünal bir ekonomi olmalıdır fakat esas olan bütün yaşamın komünal hale getirilmesidir. O nedenle Önderlik, en küçük birimden en büyük birime kadar toplumun komünlerden oluşmasının, yani komünler aracılığıyla örgütlendirilmesinin gerekli olduğunu söylüyor. Eğitim, yönetim, kültür, spor, sağlık, savunma kısaca tüm alanlarda komün örgütlenmeleri geliştirilerek kendi kökü üzerinde toplumun yeniden yeşermesi sağlanmalıdır.
Komün bir iradedir, yönetimdir ve demokrasidir. Bir komünün demokrasi ile bağını koparırsan onu bitirmiş olursun, orada komün kalmaz. O nedenle komün ve kendini yönetme, komün ve demokrasi konusu birbirini tamamlamazsa bin komün oluştursak da gerçek anlamda bir komün elde edemeyiz. Demek ki zihniyette ve bilinçlenmede bir sorun var. O halde komün örgütlemede, komün olmada ve komünal yaşamada zihniyet konusu çok önemlidir. Bu olmazsa diğer her şey şekli kalır. Öyleyse biz bu konuda ne kadar bilinç sahibiyiz? Bizde devlet ve egemen erkek mantığı açığa çıkıyor, yaklaşımımızı bu belirliyor. Yani bizde örgütlü hale gelen yabancılaşma bugün komün oluşturma önünde engel oluşturuyor.

Bu bağlamda, şu an, toplum ve siyaset içerisinde çok fazla sorunlu yaklaşım olduğunu söylemek gerekir. Hala toplum kendisini savunacak birilerini bekliyor, kendisini yönetecek ve besleyecek birilerini bekliyor. Mesela, ekonomi konusunda dünyanın birçok yerinde kooperatifler örgütlendi. Bunlardan en önemlileri Sovyetlerdeki Kolhoz ve Solhoz örgütlenmeleriydi ama bunlar tam anlamıyla başarılı olamadı. Demek oluyor ki üstten belirleyerek bir kooperatif oluşturma yaklaşımı sonuç almıyor. Çünkü söz konusu komünal örgütlenmeler, yurttaşların birlikteliğiyle inşa edilmemiştir. Bununla da bağlantılı olarak ekonomik tekel sorunu çözülebilmiş değildir; birey mülkiyeti ve toplum mülkiyeti konuları netleştirilmiş değildir. Biz de “küresel ekonomi ile topluluk ekonomisi bir arada nasıl yürütülecek?” konusunda yeterli anlamda çözümler geliştiremedik. Bir toplumda ekonomi konusu çözüme kavuşturulmadığında siyaset de diğer çalışmalar da yeteri kadar yürütülemez. “Topluluk ekonomisi nasıl olacak ve bu çerçevede komünler nasıl oluşturulacak?” konusu gerçekten önemlidir. Bu konularda en ileri numune olarak İsrail'deki Kibbutz örneği veriliyor. Bunun başarılı olmasının nedeni toplumun komüne gönüllü katılımıdır. Normal mesaisinin yanında insanlar bir de üye oldukları kooperatiflerde çalışır. Ekonomisi özerktir ve gönüllülüğe dayanmaktadır. Kürtlerde de ekin biçme mevsiminde, pale denildiğinde herkes çalışmaya birlikte giderdi. İmece kültürü gelişkindi. Şimdi bu ortaklık çok zayıflamış durumda. Bu nedenle toplumun kültürünü tekrardan diriltmek ve ona dayalı olarak çalışma yürütmek gerekiyor.
Toplumsallaşma kadının arayışı ve yaratıcılığıyla mümkün olmuştur. Akıl konusu da benzerdir. Kadının hâkim olmadığı bir akıl analitiktir ve tehlikelidir. Bu küçük bir komün için de büyük bir ordu için de geçerli bir kuraldır. Esas olan ortak akıldır ve bu kadında daha gelişkindir.
Önderlik, “ihtiyaca göre komün oluşturulur” diyor. Bir köye gittiğinde onun ihtiyacı neyse o ihtiyaç üzerinden komünü geliştirirsin. Biz ise üstten kendimiz belirleyip planlıyoruz ve öyle köylere gidiyoruz. Bu nedenle de çabalarımız başarılı olamıyor. Çünkü toplum, bizim ihtiyaç gördüğümüz şeyi o an için kendi ihtiyacı olarak görmüyor. Toplumu kendi hakikati üzerinde örgütlemediğimiz için geçmişteki gibi gönüllü, coşkulu bir şekilde katılmıyor ve komün oluşturmaya dahil olmuyor. Burada açığa çıkan temel gerçeklik şudur: ancak toplumun ihtiyaçları temelinde bir ekonomik örgütlenme ve komün faaliyetleri yürütülebilir. Çin, Sovyetler, Küba deneyimleri tam başarılı olamadı çünkü devlete dayanıyorlardı. O halde biz başarılı olmak için komüne dayanmak durumundayız. Komünün birincil temel özelliği gönüllü katılımdır. Peki biz bunu sağlayabiliyor muyuz? İkincil temel özellik demokrasidir. Gerçekten oluşturduğumuz komünlerde demokrasi belirgin midir? Üçüncüsü ise kadın ve erkek eşitliğine dayanmasıdır. Bunlar eşit midir? Bu konularda yetersizliklerin olduğu görülüyor.

Kadın, komünün temel harcıdır. Bu konuda bireysel olarak söylediklerimizin, teorik bilgilerimizin karşılığına denk gelecek bir pratikleşme düzeyimizin olmadığı bir gerçektir. Bu nedenle söyleyeceklerimiz genelde ayakları havada kalan doğrulara dönüşmektedir. Ancak komünün kadınsız gelişemeyeceğini hepimiz iyi biliyoruz. Kadının güçlü olmadığı bir toplumsallık yıkılmaktan kurtulamaz. Çünkü insan toplumsallaşarak insan oldu ve toplumsallaşma kadın etrafında geliştiği için insan kadınla insan oldu demeliyiz. Toplumsallaşma kadının arayışı ve yaratıcılığıyla mümkün olmuştur. Akıl konusu da benzerdir. Kadının hâkim olmadığı bir akıl analitiktir ve tehlikelidir. Bu küçük bir komün için de büyük bir ordu için de geçerli bir kuraldır. Esas olan ortak akıldır ve bu kadında daha gelişkindir.
Kadın ve komün diyoruz, oysa kadın komünün oluşturucusu ve yaratıcısıdır. Önderlik toplumu tanımlarken, kadının öncülük rolüne vurgu yapar. Sadece komünde değil bütün yaşam alanlarında bu öncülük belirleyicidir. Yine Önderlik, mücadele süreçlerine öncülük yapacak olanın da kadın olduğunu belirtiyor. Yaşamımızda bunlarla ilgili bir çelişki yaşıyoruz. Mesela demokrasi kavramını dile getirdiğimizde kendimizde var olan iktidarcı eğilimleri düşünüyor ve çözümleyebiliyor muyuz? Yine demokrasiye öncülük yapmamız gerektiği sonucuna varıyor muyuz? Sistemin zihniyetimizde oluşturduğu bu anlayışlara karşı bir mücadele veriyor muyuz? Bu konularda eksiklik yaşanıyor. Önce kendimizdeki bu sorunları aşamazsak Önderliğin geliştirdiği komünal kültürü ve örgütlenme anlayışını bütün toplumda nasıl geliştireceğiz? Bunun sonuç almayacağı nettir. Kadının öncülük ettiği toplumda komün gelişir. Bu nedenle de kadın ve komün birbirine son derece bağlıdır.
Yayın Tarihi: 19/11/2025