“Abdullah Öcalan’ın Perspektifi komünü devlet karşısında konumlamaktadır hem de bunu yaparken komünü siyasal ontolojinin kalbine yerleştirmektedir.”

Giriş
Perspektif metninin en önemli tartışmalarından birisi devlet ve komün tartışmasıdır. Devletin karşısında/devletle karşılaşmada komünün konumlandırılması ve içeriği metnin kanımca en kuvvetli bölümüdür. Ama burada önce marksizmdeki klasik tartışmaları aralayacağız yani Paris komünü tartışmasını Marx, Engels ve Lenin üzerinden okuyacağız. Sonrasında çağdaş tartışmanın Kristin Ross ve Murray Bookchin üzerinden izini süreceğiz. En sonunda ise Perspektif metninde komün tartışmasını inceleyeceğiz. Bütün bu tartışmaları komünün varlığının nasıl kavrandığı ile sınırlı tutuyorum. Bir komün nedir ve devlet karşısında varlığı nasıl konumlandırılıyor? sorusunun peşine düşmeyi amaçlıyorum.
Klasik tartışmada Komün
1871 yılında Alman işgali karşısında Paris işçilerinin ve kent yoksullarının ortaklaşa kurdukları komün, o güne kadar hiç rastlanmamış bir karşılaşmayı örgütlemiştir. Proletarya Marx’ın ifadesiyle politik iktidarı ilk kez kendi eline almıştır. Ama burada Marx ve daha sonra Paris Komününü çözümleyen Fransa’da İç Savaş kitabına yazdığı giriş ile Engels, daha çok devlet iktidarı ekseninde dururlar. Özellikle Engels’in ifadesi çok açıktır. Komün “devlet olmayan devlet”tir. Ona göre Paris komününün önemli iki yanı yönetim kademelerinin aynı anda geri de çağrılabilen biçimde seçimle doldurulması ve bu kademelerdeki insanların maaşlarının işçi maaşları ile aynı olmasıydı. Burada Engels komünün devleti dönüştürmesine bakmıştır, gözleri komün pratiklerini devlet pratikleri olarak görmüştür. Dolayısıyla da devletin ortadan kaldırılmasından çok proleteryanın devleti dönüştürmesine odaklanmıştır.
Karl Marx’a dönersek 1871’de kaleme aldığı Fransa’da İç Savaş (The Civil War in France) Paris Komünü’nün bir nevi tarihini yazarken önce uzun uzun Thiers ve Troche gibi karşı-devrimci Fransız burjuva siyasetçileri üzerinden aslında burjuva siyasetini anlatır. Anlatılan isimleri değiştirdiğinizde Türkiye ya da dünyadaki başka bir ülkedeki siyaset yapısını anlattığı sanılabilir. Ama çözümleme Komüne yöneldiğinde başka türlü bir metin ortaya çıkar. Komün ona göre proletarya iktidarının bir laboratuvarıdır ve başarısızlığının temelinde de burjuva iktidar aygıtlarını yeterince parçalamaması yatar. Komünün devletle karşılaşmasında onu başka bir devlet biçimi olarak görür. Proletarya burjuva aygıtını eline geçirmiş ama yeterince parçalayamadığı için başarılı olamamıştır. Gerçi tam buna karşıt bir Bakunin-Korpotkin çizgisinin egemen olduğu bir anarşist damar da komünün üzerin daha çok durur.
Lenin de Komünü yukarıda Marx ve Engels’te gördüğümüz devlete karşı devlet düzleminde düşünmüştür. Onun özellikle Devlet ve Devrim kitabının bir bölümü tümüyle Komün deneyimine ayrılmıştır. Komün’ü çok önemsemekle birlikte bir örgütlenme modeli olamaz, çünkü yeterince merkezi ve disiplinli değildir ona göre. Bu belirlemenin bir sonucu olarak burjuva iktidarına karşı yeterince önlem alamadığını söyler Lenin. Bu da onu Komünü bir model olarak önermesini engeller. Komün onun için burjuva iktidarına karşı mücadelede eleştirilen bir onurlu deneyimdir. Devlet karşısında değil, devletle karşılaşmada komün tartışılır ve yetersizlikleri öne çıkarılır.
Çağdaş tartışmalar
Marx ve Lenin’den (ki bu çerçevede Troçki’nin de önemli katkıları olduğunu da söyleyebiliriz) çağdaş kuramcılar da Paris Komününü tartışmışlardır. Onların tartışması ise devlet karşısında komünün gücü üzerinedir. 1960’lı yıllardan itibaren Fransızların ağırlıkta olduğu komünü devlet karşısında, özellikle de merkeziyetçiliği karşısında konumlandıran bir eksen vardır. Badiou, Ranciere, Debord, Lefebvre, Harvey bu tartışmada yer alan önemli isimlerdir.
Ama burada Komünün devlet karşısında konumlanmasına Bookchin ve Ross üzerinden bakacağız. Murray Bookchin Komüne doğrudan demokrasi olanağı üzerinden bakar. Komüne asıl anlamını veren halk meclislerinin varlığıdır. Komün bu anlamda da devlet iktidarının karşısında konumlanır. Ancak o da Komünün zaafını koordinasyonsuzluk olarak belirlemiştir.
Kristin Ross ise komünü devlet biçiminden başka bir örgütlenme modeli olarak düşünmektedir. Bu model tahayyül edilebilir bir gelecek sunar. Burada insanlar günlük hayatlarını dönüştürürler, komünal lüks kavramı ile ifade edilen biçimde güzeli hayatlarının merkezine koyarlar. Komün devlet karşısında konumlanmıştır.
Perspektif’te Komün
Abdullah Öcalan’ın Perspektif metni yukarıdaki klasik ve çağdaş tartışmaların hem dışında hem de içinde yer alıyor. İlk olarak devlet-komün tartışmasını daha da genişleterek komüne komünizm tasavvurunda temel bir yer veriyor. Devlet-komün ikilemini sosyalizm anlayışında yeniden düşünmeyi öneriyor. Eksen, klasik marksist devletle karşılaşmadan devlet karşısında komüne kayıyor. Komün burada esasen bir toplumsallık anlayışı olarak ortaya çıkıyor. Burada da çağdaş tartışmanın bir devamı gibi dursa da metin komüne açık biçimde bir önem veriyor. Paris Komünü örneğinde tartışan diğer kuramcıların aksine özellikle Sümer özgülünde Mezopotamya toplumlarını önemsiyor. Komünizm tasavvuru ulus devletçi değil, aksine öz-örgütlü yerel temeller üzerinde yükseliyor. Devletin rolünü büyütmek yerin komünalite ile ilgileniyor, bunun da yolunun öz-örgütlenme olduğunu belirtiyor.
Sonuç
Paris Komünü devlet iktidarını düşünmek açısından hem klasik marksistlere hem de çağdaş kuramcılara önemli bir olanak vermiştir. Bununla birlikte komünü devlet karşısında özellikle komünizm tasavvuru ile birlikte düşünmek yeterince tartışılmamıştır. Bu konuda Perspektif bana göre oldukça önemlidir. Hem komünü devlet karşısında konumlamaktadır hem de bunu yaparken komünü siyasal ontolojinin kalbine yerleştirmektedir.
Yayın Tarihi: 23/12/2025