PolitikART
Toplum-Politika

KÖH ve TDH Diyaloğu: Ortodoksi ve Kuramı İnşa Etmek

PolitikART Özel
Remzi Haydar
Marksizm, bilmenin mülkiyet haklarının “iddiayla” ele geçirildiği garantili bir bilme biçimi değildir, aksine “eleştirel ve devrimci”dir. Eleştirel ve devrimci bir kuramsal girişim, kendi sonuçlarından korkmamayı da taahhüt etmelidir, ki bu sonuçlar kendisi açısından yıkıcı ve dönüştürücü olabilsin.

Bugün, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin (KÖH) sorularının Marksizm için de bir yere tekabül ettiğine ilişkin belirli bir kuramsal müdahale yapmak zorunludur. Bu zorunluluk, özellikle Türkiye Devrimci Hareketi’yle (TDH) ilişkilerden doğan tartışmalara ilişkindir. Yıllardır TDH’nin klasikleşmiş bir yaklaşımı mevcuttur. Buna göre, KÖH bir ulusal hareket olarak, dayanışma gösterilmesi gereken bir oluşumdur. Tartışma genellikle UKKTH (Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı) çerçevesinde ele alınır ve KÖH’nin ülkesel ve evrenseller üzerine iddiaları ve söylemleri görmezden gelinir. Bunun temel dayanağı TDH’nin sosyalist, KÖH’nin ise bir ulusal hareket olmasıdır. Bu noktada birtakım soruları güncellemek gerekir.

Marksizm, bir yerlerde mevcut olan kahince bilgilerin kullanım hakkını yalnızca kendisini Marksist olarak tanımlayanlara açmış bir önden verili kehanetler bütünü değildir. Marx ve Engels’in açtığı, ancak sonu gelmeyecek bir biçimde açtığı, bir alan üzerinde Marksizm, kendisini sürekli bir biçimde üretmesi ve yeniden üretmesi gereken bir kuramsal alana sahiptir. Zira Marksizm’in önden bildirilmiş ve “pratikle sınanarak doğrulanmış” bilgileri ve bilgi yapıları vardır demek, ya dini bir haleyle kuramı kendi içine kapatmaktır ya da klasik felsefi pragmatizmdir. Zira herhangi bir kuram, belirli bir pratiği önceden bilme iddiasına sahipse, bu basit anlamıyla idealist, düşüncenin her şeye kadir olduğu anlayışıdır. Dolayısıyla, kesinlikle reddedilmelidir.

Marksizm, bilmenin mülkiyet haklarının “iddiayla” ele geçirildiği garantili bir bilme biçimi değildir, aksine “eleştirel ve devrimci”dir. Eleştirel ve devrimci bir kuramsal girişim, kendi sonuçlarından korkmamayı da taahhüt etmelidir, ki bu sonuçlar kendisi açısından yıkıcı ve dönüştürücü olabilsin.

Son kertede, Marksizm açısından demek ki iddia değil, ancak soruların sorulduğu ve üretilen cevapların oturduğu belirli bir düzlem önem taşımaktadır.

Bu noktada KÖH’nin paradigma değişimi olarak adlandırdığı geniş bir süreç içerisinde ürettiği sorular ve birtakım yanıtlar Marksizm için ne anlama gelmektedir? Örneğin, devlete ilişkin üretilen sorular ve sömürü biçimlerinin yalnızca artı-değer sömürüsü olamayacağı, bu muhasebeye özgü anlayışın yetersizliğine dönük eleştiriler… Bu yazı üretilmiş herhangi bir soru için, sorunun tanıtlanması ve yanıtlanması için yeterli alana sahip değil elbette, ancak soruların varlığı kritiktir.

Marksist siyasetin açıkça krizle boğuştuğu, ulusal kurtuluş hareketlerinin sistemle bütünleştiği bir dönemde, KÖH, var olmanın pratik yollarını ararken, bu teorik alanın sınırlarına işaret eden sorularını da yöneltmiştir. Cevaplarını bir Marksist olarak vermediğini söylemesi bir şeyi değiştirmez, bu sorular Marksizm’in alanı üzerinde sorulmuş, cevapları için eleştirel ve devrimci bir pozisyonun gerekliliğine işaret edilmiştir.

Cevapların kendisinin mevcut olduğunu ve bunların Marksizm’e dair olduğunu iddia etmek mümkün değil elbette -böylesi bir söylem kimseyi memnun etmez. Ancak, sorular ve üretildikleri zeminler yoklandığında Marksizm olmaksızın düşünülemez oldukları görülecektir.

Diğer taraftan, TDH iki yönlü bir tepki geliştirmiştir bu krize. Birincisi, giderek daha muhafazakâr bir biçimde Marksist kuramı kendi içine kapatma ve kendi geleneklerinin sınırlarına hapsetme. Ki bu, aynı zamanda Marksizm’in eleştirel ve devrimci kuramsal boyutunun tahrifiyle sonuçlanan, sürekli bir biçimde kendinin tekrarını üreten bir “haklılık” pozisyonudur. Marksizm’in zaten söylemiş olduğu şeylerin bir de pratikte gerçekleşmek suretiyle doğrulandığına ilişkin dini görüş. Bu sınıf ve çeşitli önceliklerin terk edilmemesine dayanan, önceden verili bir kuramsal haklılık pozisyonunun çeşitli biçimlerde kanıtlandığı, totolojik bir pozisyondur. Sınıf diye önceden verili bir bütünlüğün mevcut olmadığını, bunun emperyalist konjonktürdeki pozisyonla, mevcut toplumsal formasyonla, çeşitli biçimlerde bölünmüşlüğün üretilmesiyle zaten paramparça olduğunu, sınıfın birliğinin ancak mücadelelerin çokluğu içerisinde mümkün olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

Bir diğer pozisyon ise, Marksist kuramın, hala haklılık belgesini elinde tutarak elbette, Marksist olmayan birçok biçimle eklektik olarak birleştirilmesi. Örneğin, ekolojiye dair bir tartışma, elbette bir ekolojistin ve aynı zamanda da belirli bir düzeyde eşitlikçi politik pozisyon savunan birisinin kuramlarıyla “tamamlanabilir”. Marksizm, belli yerleri tamamen kaplamış, ancak açıklıkları her türlü puzzle parçasıyla tamamlanabilir bir bütünlük olarak ele alınmaktadır bu seçenekte de… Ancak kabul etmek gerekir ki, her iki eğilim de sosyalist mücadelelerin içerisinde sayılabilecek eğilimlerdir.

Bu noktada KÖH’nin pozisyonu özgündür. O klasik bir ulusal kurtuluş hareketi olmaktan koparken, Marksizm’in belirli bir dogmatik yorumunu da karşısına almış, artık kendisini Marksist olmayan bir pozisyonda tanımlamıştır. Ancak bu Marksist olmayan pozisyon tanımı, bazı açılardan sorunludur. Zira Marksizm’in kuramsal sorunsallarının içerisinden türetilen sorular çerçevesinde üretilen yanıtların hala hüküm sürdüğü bir alandır burası. Velhasıl, bir siyasal hareketin kendine dair iddiası elbette bu dönemde esas alınabilir, ancak bir çağın kendisi hakkındaki fikirlerine bakarak yargıya varılamaz. Zira Kürdistan Özgürlük Hareketi kendi pozisyonunu Marksizm dışı tanımlıyorsa bile, Marksistler, üretilmiş olan sorular üzerine ciddiyetle tefekkür etme sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu soruları edinmeli ve Marksizm’in krizine verilecek kuramsal yanıtlar açısından önemlerini teslim etmelidir.

Belki de Marksizm dışı tanımlamak söylemini de ciddiyetle düşünmek gerekmektedir? Zira demokratik konfederalizm, belirli bir tip idealizmle, aşamalı olarak ileri akan homojen tarihin cennete varacağına dair kuramla mücadelede gayet iyi bir müttefiktir. Çünkü demokratik konfederalizm, geçiş süreci olarak ele alınan sürecin bizatihi devrimin kendisi olduğunu, varılmak istenen son olarak “cennet fikri”nin terk edilerek mücadelelerin çoğulluğunun kuruculuğunu vurgulamaktadır. Marx da “bugünkü durumu ortadan kaldıran gerçek hareket” olarak komünizmden söz etmiyor muydu?

Sonuç olarak, eskinin angajman kurallarını geride bırakan yeni tipte bir ilişki geliştirmek için, çeşitli sosyalist akımların -bunun içinde elbette Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin- Marksizm’in sorunsallarıyla kurduğu özgün ilişkilerin göz önüne alınması gerekmektedir. Böylelikle ulusal hareket ve hakikatin bilgisine sahip sosyalist hareket ikiliğinin yerine, “devrimci mücadele”nin çeşitli sosyalist bileşenlerinin eşit mesafeli ilişkisi hayata geçirilebilir. 

Yayın Tarihi: 31/08/2023