Kastik katil doğaya nesne olarak bakmaktadır. Duygudan yoksun bir insan yaratmak istemektedir. Yönetimi bazı kişilerle sınırlayıp kadını köle düzeyine getirmek istemektedir. Amacı insanı köleleştirmek olduğu gibi, hedefi kadının teslim alınmasıdır. Kastik katil bu zihniyet temelinde toplumsallığı parçalamak isterken ana tanrıça buna karşı toplumsal değerleri savunmak için komünal anlayışı konfederasyon temelinde geliştiriyor. Komün içinde kırsalda bulunan kabileler bir araya gelmek zorundadır. Yoksa kendilerinin yok oluşunu getirirler.

İlkel komünalizmde mağara sanatı
Klan formunda gelişmeye başlayan komün, ateşin bulunması ve toplumun etrafında toplanmasıyla hızla kendini geliştiriyor. Ateşin etrafında bir araya gelmek aynı zamanda sosyalliği de geliştiriyor. Bütünlüklü bir ruh oluşturuyor. Var olan zorlu koşullara karşı yaşanan korku ve insanın bilinmezlik düzeyi bütünlüklü bir yapı ortaya çıkarıyor. Aslında bir ikilem doğrultusunda oluşan bütünlük diyalektik bir süreçtir ve insanların bir araya gelmesini zorunlu kılıyor. Çünkü biyolojik olarak insan, doğa karşısında çok zayıf bir olgudur ve farklı bir şey yaratma bilincinden yoksun olduğu için komün birlikteliği doğalında gelişiyor. Doğalında gelişen komün dayanışmayı da beraberinde getirmektedir ve bu nasıl yaşamalı sorusuna verilmiş komünal bir düşüncedir. Herhangi bir tehlike ve doğanın gizemliliği karşısında ne yapabiliriz sorusu bilinmezliği ortadan kaldırıyor ve bilincin gelişmesine neden oluyor.
Tarih sınıflar savaşı değil, Önder Apo’nun tabiriyle “komün ve devlet arasındaki çelişkidir.” Önder Apo, hakikatin anacıl toplum etrafında klan ile geliştiğini ve temel çelişkinin ise komün ve devlet arasında olduğunu ifade etmektedir.
Toplumu bilinçlendiren komünal yaşamın tarihini ocak kültürüyle başlatabiliriz. Xarpêt’te ortaya çıkan ve M.Ö 10 bin yıllarına denk gelen Tepecik ve Tülintepe höyüklerinde buluntuları keşfedilen ocak kültürü, somut olarak tarihe yansımış durumda. Hurriler, topluluk konfederasyonlarının temelini atan bir oluşumdur. Ama komün gelişiminin tarihini ateşten başlatsak bile bu tarihi Homo Erectusun ateşi sistemli olarak kullanmasına kadar yorumlamak mümkün. Komün tarihi bu kadar eskiye dayanırken 18. yüzyıl öncüleri komünü yeni bir yapılanma olarak, özel mülkiyete karşı ortak mülkiyete dayanan bir sistem olarak tanımlamaktadır. Komünün ekonomik temelde ele alınması son derece dar bir anlayış olduğu gibi, tarihi de devlet ile başlatmak anlamına geliyor. Marks gibi öncüler bile tarihin gelişimini sınıfların savaşı şeklinde tanımlar; komünal temelde gelişen doğal toplumu ilkel olarak değerlendirip sınıf temelli gelişimi günümüze taşır. Oysa komünal yaşamın temelini oluşturan klan ilkel değil, bilinçlenen günümüz insanının ortak zihniyetidir. Tarih sınıflar savaşı değil, Önder Apo’nun tabiriyle “komün ve devlet arasındaki çelişkidir.” Önder Apo, hakikatin anacıl toplum etrafında klan ile geliştiğini ve temel çelişkinin ise komün ve devlet arasında olduğunu ifade etmektedir.

Yamato klanı, M.S 4. yüzyılda Japonya adasında devletleşti
Komün zihniyetinin bir başka örgütlenme biçimi ise klanları aşıp kabileye doğru form kazanan toplulukların artık kendilerini, Önderliğin deyimiyle, konfederasyon temelinde örgütlemesidir. Bunun da temel bir nedeni var: komün ve devlet çelişkisinin ilk nüvelerini oluşturan erkek zihniyetinin gelişmeye başlamasıyla sistemleşen ataerki ile Enki-İnanna çatışmasındaki tarihsel çelişki... Erkek şahsında gelişen ataerkil zihniyete karşı, düşürülmek istenen kadın ve komünal toplumun kendini konfederasyonlarda örgütlü kılması, dönemin vazgeçilmez örgütlenme biçimidir. Toplum, kadın şahsında konfederasyon örgütlenmelere giderken erkek ise kastik katil örgütlenmeye doğru gitmektedir. Kadın şahsında çalınan ortak değerlerle başlayan komün ve devlet çelişkisi günümüze kadar kendini yeni bir örgütlenmede güç haline getiriyor.
Bu temelde iki zihniyeti ele aldığımız zaman, kastik katil doğaya nesne olarak bakmaktadır. Duygudan yoksun bir insan yaratmak istemektedir. Yönetimi bazı kişilerle sınırlayıp kadını köle düzeyine getirmek istemektedir. Amacı insanı köleleştirmek olduğu gibi, hedefi kadının teslim alınmasıdır. Kastik katil bu zihniyet temelinde toplumsallığı parçalamak isterken ana tanrıça buna karşı toplumsal değerleri savunmak için komünal anlayışı konfederasyon temelinde geliştiriyor. Komün içinde kırsalda bulunan kabileler bir araya gelmek zorundadır. Yoksa kendilerinin yok oluşunu getirirler. Ve bunun öncülüğünü de kadın yapmaktadır. Yani burada iki kültür gelişiyor.
Bu çağa [Eksen Çağı] öncülük eden ve aşiretleri konfederasyona götüren, devletleri toplumsal reforma götüren beş öncü vardır; Zerdüşt, Buda, Lao Tzu, Konfüçyüs ve Sokrates. Bu beş öncü de ikilemler üzerine komünal düşünceyi geliştirmektedirler. Mitolojik kutsallıklara kurban edilen bir insanın değersizliğine karşı değerli kılınan insanı ön plana çıkarmaktadırlar.
Mesela, tarihte ortaya çıkan Hurri, Urartu, Lulu ve diğer konfederasyonları bir araya getiren yine savunmadır. Bu yapılar, savunma temelli olarak ortak kültüre dayalı gelişiyor. Gelişimlerinde sömürüye ve egemenliğe karşı ortak düşünceye ve mitolojiye dayalı bir bütünlük var.
Mitoloji, topluluğun/toplumun manevi dünyasını ifade ediyor. İki kabile mitolojik düşüncede bir araya geliyor. Ama bu toplum doğaya bağlı olduğu için şehre odaklı değil, kırsal alana odaklı bir konfederasyon geliştiriyor. Ve konfederasyon iki kabilenin yaşama isteği üzerine, toplumsal değerleri savunma temelinde gelişiyor. Çünkü kendini savunmayan bir kabile yaşayamayacağını ve değerlerini koruyamayacağını iyi bilmektedir. Bu temelde konfederasyon demokratiktir. Öncüsü kimse aynı şekilde toplumsaldır. Bu konfederasyon topluma dayalı bir birliktelik ile yönetiliyor. Düşünce bir olsa da kültürler farklıdır, bu onun varlığıdır, ama bir arada yaşayabiliyorlar, çünkü kültürler toplumsaldır. Günümüzde bile farklı aşiretler dernek temelinde örgütlenip kendilerini ifade etmeye çalışmaktadırlar. Lakin bu yeterli bir örgütlenme mekanizması olmadığı gibi günümüzün sorunlarına karşı da yetersiz kalmaktadır.

Behistun Yazıtı, ilk Zerdüşti kral Darius'a karşı ayaklanmaları konu ediyor
Konfederasyonların gelişimi Hurrilerden Med imparatorluğuna kadar geliyor. Aynı amaçla ama bu sefer ideolojik, felsefi yönü güçlü olan öncülerin düşünceleri tarafından geliştiriliyor. Bu dönemin felsefi yönü, iyi ile kötü arasındaki çatışmanın insanın yüceliğini ortaya çıkarmasıdır. Bu dönemde karanlık ve aydınlık düşüncesi etrafında güçlü tanrı krallar değil, bizzat insanın yüceliğini ortaya çıkaran bir düşünce hakimdir. Önderliğin tabiriyle eksen çağıdır. Bu çağa öncülük eden ve aşiretleri konfederasyona götüren, devletleri toplumsal reforma götüren beş öncü vardır; Zerdüşt, Buda, Lao Tzu, Konfüçyüs ve Sokrates. Bu beş öncü de ikilemler üzerine komünal düşünceyi geliştirmektedirler. Mitolojik kutsallıklara kurban edilen bir insanın değersizliğine karşı değerli kılınan insanı ön plana çıkarmaktadırlar. Onun için bu beş öncü de farklı bağlamlarda, insanı değerli kılan düşünceleri öne çıkarmaktadır.
Örneğin, Zerdüşt’ün, çocukluğunda karşı çıktığı ilk şey beşik kertmesi kültürüdür. Zerdüşt, kutsal kitabının Yasna 31. bölümünde diyor ki “iyilik mutlaka kazanacaktır. Ama eğer insan sorumluluğunu yerine getirirse.” Görüldüğü gibi Zerdüşt evreni yaratan tanrıya rağmen insanın yüceliğini öne çıkarmaktadır. Ve bunu genel olarak ahlaki ölçülerde geliştirmeye çalışmaktadır. Mesela Med İmparatorluğu Zerdüşt’ün felsefesinden etkilenen bir imparatorluktur ve onun düşünceleri temelinde gelişmektedir. O dönemde “Gau” (köyden şehir yönetimine doğru giden yönetim) “kavi mir” (aşiret öncülerinin yönetimi) ve yaşlılar konseyi denilen yönetim sistemleri var. Her biri farklı temellerde demokratiktir. İşte Med kralı Deioces (Diones) yaşlılar konseyinde öncü bir lider olarak çıkıp altı aşiretin bileşenliğinde, Asurlulara karşı konfederasyona doğru giden bir sistem geliştiriyor. Ve daha çok altı aşiret öncülüğünde geliştirilen yaşlılar konseyini Keyakser konfederasyona dönüştürüyor. Med İmparatorluğu, Kürt kimliği üzerinden varlık haline gelse bile konfederasyonlarında farklı birçok kimlik vardır. Konfederasyon bünyesinde Kafkasya’dan gelen İskitler bile mevcuttur. Bu sistem M.Ö. 522’de Darius’un tahta gelip Zerdüştlüğü resmi din ilan etmesine, daha sonrasında M.Ö. 486 yılında Artaxerxes dönemine kadar da devam etmektedir. Ancak adı geçen bu iki kral öncülüğünde Zerdüştlük özünden boşaltılıyor.
Buda, insanı bir ada gibi tarif ederek bağımsız olmadığını söylerken anlaşılan şudur; bireyden topluma doğru giden bir özgürleşme hamlesi. Birey kendini özgürleştirdiği oranda toplum da özgürleşebilir.
Medlerin yayılma dönemlerinde Hindistan’da koloniler gelişiyor. Buda, bu dönemde Zerdüşt’ün düşüncelerinden etkilenen Aryenik kültürün devamıdır. Buda, kast sistemine karşı çıkıyor ama toplumun önüne bir sistem koymuyor. Komünal ölçülere dayalı bir zihniyet savaşı veriyor. İnsanın değerlerini ön plana çıkarıyor. Buda bunu ön plana çıkarırken bir sistem olarak değil de insanın kendi kendisiyle savaşması gerektiğini hatırlatır. Buda, nefis tanrısı Mara’ya karşı yürüttüğü savaş nezdinde başarıya ulaştığında zaten sisteme gerek duyulmayacağını söylüyor. Ve Buda, insanı bir ada gibi tarif ederek bağımsız olmadığını söylerken anlaşılan şudur; bireyden topluma doğru giden bir özgürleşme hamlesi. Birey kendini özgürleştirdiği oranda toplum da özgürleşebilir. Ve bu inanç, sanghaların öncülüğünde, manastırlarda, komünal ölçülere dayanan bir sisteme dönüşüyor.
Sokrates de devleti savunur ama bireyin kendini bilmemesine, sorgulamamasına karşı çıkar. Bunlara ek olarak; Önderlik, Ortaçağ’da komünleri manastır ve tarikatlardan başlatıyor. Esseni tarikatı, Sasani döneminde Mani ve Mazdek; İslam döneminde Mutezile, Hariciler ve Karmatiler...
Beş öncüden biri olan Konfüçyüs, daha çok bir devlet adamı olarak ön plana çıkıyor; Ama devleti toplumun lehine reformdan geçirmek isteyen bir devlet adamı. Geleneksel ölçülere dayanan ahlaki bir devlet kurmayı ve aşiretlerin devlet bünyesinde birleşmeleri gerektiğini savunuyor. Konfüçyüs kendisini geleneksel inançların sözcüsü olarak kabul ediyor. Yani günümüzün demokratik entegrasyon ölçülerine dayanan bir sistem olarak düşünebileceğimiz bir sisteme dayanıyor. Ve genel ahlaki ölçülerini “Ven ve Ren” kelimelerine dayandırıyor; Yani, bütün insanları kucaklamalıyız. Bu temelde Çin’de devlet sistemleri Konfüçyüs’ün ölçülerine dayanarak kendini geliştiriyor.
Lao Tzu ise devlet sistemini ve onun doğa dışı gelişen bütün yapay sistemlerini tümüyle reddetmektedir. Günümüzün sivil itaatsizlik eylemleri gibi bir tarza dayanarak devlete karşı komünal sistemler geliştirmek istiyor. Lao Tzu, çiçekten başlayarak insana doğru giden diyalektik bir ilişki geliştirmeye çalışıyor. Doğanın dengesine göre bir ilişki geliştirmek istiyor. Ama bu düşünce Yunanistan’da özünden saptırılıyor.

Lao Tzu
Sokrates de devleti savunur ama bireyin kendini bilmemesine, sorgulamamasına karşı çıkar. Bunlara ek olarak; Önderlik, Ortaçağ’da komünleri manastır ve tarikatlardan başlatıyor. Esseni tarikatı, Sasani döneminde Mani ve Mazdek; İslam döneminde Mutezile, Hariciler ve Karmatiler... Yine 1234’te Fransa merkezli, arınma anlamına gelen Cathar komünü gelişiyor. Bu tarikatlar ve mezhepler komünal hareketler olarak biliniyor; toplum ve din temelli gelişiyorlar. Özünde komünal, düşüncede tanrının ölçülerini esas alan hareketler olarak dogmatikliğe karşı gelişiyorlar. Hepsi, “Madem ki mülk tanrınındır, o zaman neden özel mülkiyet var?” sorgusunda birleşiyorlar. İşte bu ölçünün temelini sınıf sistemine karşı çıkarak Mazdek atıyor. Buna örnek olarak da doğada var olan su ve rüzgarın oluşumunu gösteriyor. Bunlar bütünlüklüdür, o zaman toplumun da bütünlüklü olması ve sınıfın olmaması gerektiğini savunuyor. Mazdek, tamamen ideolojik yaklaşan bir öncüdür. Sasani imparatorluğunda bir dönem kabul edilse de sonrasında katlediliyor. Mazdek katledildikten sonra eşi Hürrem mücadelesini sürdürmüş ve Hürremi hareket şeklinde anılarak büyük bir etki yaratmıştır.
Bütün bunlardan hareketle, halklar, komün bilincine sahip olduğu için kırsal kesimden başlayarak ihtiyacı temelinde örgütlenmelerini geliştirebilirler. Halkımız buna yabancı olmadığı gibi her bir sözlerinde bu değerleri inşa edebilecek tarihsel deneyimlere sahiptir.
Yayın Tarihi: 15/11/2025