Türkiye, Kıbrıs’taki Türk azınlığını koruma gerekçesiyle 20 Temmuz 1974’te adaya askerî harekât başlattı. Harekât, adanın kuzey kesimlerinde yoğunlaştı. Bu harekâtla adanın yüzde 37'si işgal edilirken bu durum Kıbrıs açısından toprak kaybı ve büyük bir insani krizin başlangıcı oldu. Binlerce Rum, evlerini terk etmek zorunda kaldı ve büyük bir mülteci dalgası oluştu. Yaşananlar, Rum toplumu için büyük bir trajedi ve adanın kalıcı olarak bölünmesinin başlangıcı olarak kabul edildi. Adanın kuzeyinde kurulan de-facto Türk yönetimi, Kıbrıs’ın birleşme umutlarını uzun süreli olarak yok etti.

Emperyalist ülkeler tarafından Doğu Akdeniz’in batmaz savaş gemisi olarak algılanan Kıbrıs, bir yandan jeopolitik konumu bir yandan da doğalgaz gibi enerji kaynakları ve ticaret yollarının geçiş güzergahı olması bakımından önemli bir ada. 9 bin 251 kilometrekarelik bir alana sahip ada çevresinde bulunan enerji kaynakları ve Ortadoğu'nun tam kalbinde olması nedeniyle çok önemli bir konuma sahip.
Osmanlı, 4 Haziran 1878 yılında imzalanan Kıbrıs Sözleşmesi’yle 92 bin 799 sterlin karşılığında adayı Birleşik Kralık’a kiraladı. Türkiye, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Anlaşması’nın 20. maddesinde Kıbrıs’ın İngiltere tarafından ilhakını tanıdı. Bu anlaşmadan sonra Türkiye, Kıbrıs üzerindeki tüm haklarından vazgeçti.
Tarihi M.Ö. 9 binli yıllarda başlayan ada önce Mısır İmparatorluğu sonrasında ise Hititler, Fenikeliler, Asur ve Pers hakimiyetinde kaldıktan sonra Büyük İskender’in M.Ö. 333’te Perslere karşı kazandığı İssus Savaşı’yla Yunan hâkimiyetine girdi. Arkeolojik bulgular Kıbrıs'ın Girit ve Ege ile temaslarının en az M.Ö. 2000'den beri var olduğunu kanıtlıyor.[1] Akalar ve Mikenli tüccarlar M.Ö. 1400 civarında Kıbrıs'a gelmeye başladılar.[2] Yunanlar, M.Ö. 12. yüzyıl civarında büyük dalgalar halinde Kıbrıs'a gelmeye devam etti. Bununla beraber Kıbrıs, Yunan mitolojisinde önemli bir rol oynadı. Afrodit ve Adonis'in doğum yeri olarak kabul edildi; Kıbrıs'tan Kineras, Teucros ve Pygmalion adlı krallar çıktı.[3] Büyük İskender’in M.Ö. 323’te ölmesinden sonra bir süre Ptolemaios Hanedanlığı’nın egemenliğine giren ada, önce Mısır, ardından da M.Ö. 30’da Roma İmparatorluğu hâkimiyetine girdi. M.S. 394 yılında Roma’nın bölünmesiyle Bizans İmparatorluğu’nun bir ili haline gelen ada, M.S. 654’te Emeviler tarafından alındı. 688’de Bizans İmparatoru II. Justinianos ile Emevi Halifesi I. Abdülmelik arasında yapılan anlaşma gereği adada her iki tarafın da atadığı valiler tarafından kurulan özerk bir yönetim oluşturulurken, Kıbrıs Adası 688’den 868’e kadar bir Arap-Bizans kondominiyumu olarak idare edildi. 1191’de İngiltere Kralı I. Richard tarafından ele geçirilen ada Tapınak Şövalyeleri’ne satıldı. Ada halkının isyanı sonrasında Tapınak Şövalyeleri adayı I. Richard’a geri verirken, Kıbrıs Krallığı 14. yüzyılda Cenevizli tüccarların eline geçti. 1426 yılında Memlüklüler adayı kendilerine bağladılar. 1489’da da son kraliçe Caterina Cornaro’nun adayı Venediklilere satmasıyla Kıbrıs Krallığı son buldu. [4]

Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından işgal edildi ve Antik Çağ’dan beri ilk kayda değer nüfus değişimi başladı. Osmanlılar, adanın imar ve iskânı için 21 Eylül 1571 tarihli Padişah fermanı ile Karaman Eyaleti’nin belli şehir ve köylerinden adaya mecburi iskan yapılmasını kararlaştırdı ve adaya Müslümanlar yerleştirilmeye başlandı. Dört sancağa (Lefkoşa, Mağusa, Girne ve Baf) bölünen Kıbrıs, bir eyalete dönüştürüldü ve adada Karaman Eyaleti kanunlarının yürürlüğe konması kararlaştırıldı. [5]
Osmanlı, 4 Haziran 1878 yılında imzalanan Kıbrıs Sözleşmesi’yle 92 bin 799 sterlin karşılığında adayı Birleşik Kralık’a kiraladı. Türkiye, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Anlaşması’nın 20. maddesinde Kıbrıs’ın İngiltere tarafından ilhakını tanıdı. Bu anlaşmadan sonra Türkiye, Kıbrıs üzerindeki tüm haklarından vazgeçti. İngiltere 10 Mart 1925’te Kıbrıs’ı “Taç Kolonisi” (Kraliyet Sömürgesi) yaparken adaya ilk konsolosu da Türkiye Cumhuriyeti atadı.[6] Bu tarihten sonra İngiliz kolonisi olarak kalan ada 1960'ta bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması ile İngiltere'den ayrıldı. Bu tarihten sonra adada siyasi bir istikrar kurulamazken, 15 Temmuz 1974'te EOKA-B tarafından gerçekleştirilen darbe ile Makarios devrildi ve yerine Nikos Sampson getirildi. Sampson’un darbesi Kıbrıs’ta ciddi bir siyasi krize yol açtı.
Darbenin ardından Türkiye, Kıbrıs’taki Türk azınlığını koruma gerekçesiyle 20 Temmuz 1974’te adaya askerî harekât başlattı. Harekât, adanın kuzey kesimlerinde yoğunlaştı. Bu harekâtla adanın yüzde 37'si işgal edilirken bu durum Kıbrıs açısından toprak kaybı ve büyük bir insani krizin başlangıcı oldu. Binlerce Rum, evlerini terk etmek zorunda kaldı ve büyük bir mülteci dalgası oluştu. Yaşananlar, Rum toplumu için büyük bir trajedi ve adanın kalıcı olarak bölünmesinin başlangıcı olarak kabul edildi. Adanın kuzeyinde kurulan de-facto Türk yönetimi, Kıbrıs’ın birleşme umutlarını uzun süreli olarak yok etti.
Bugün ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nde 1 milyon 268 bin 689 kişi yaşarken, işgal altındaki topraklarda yaşayanların sayısı 380 bin civarında. Bu sayının 50 bine yakını yerli iken 300 binin üzerinde kişi ise Türk ordusunu oluşturan askerler ve 1974 sonrası Türkiye’den gelenlerden oluşuyor.
60’tan bugüne Kıbrıs demografisi
Kıbrıs’ın tüm nüfusu için resmi bir sayımın yapıldığı son yıl olan 1960’ta adada 573 bin 566 kişi yaşıyordu. Resmi tahminlere göre 441 bin 568 Kıbrıslı Rum, 3 bin 627 Ermeni, 2 bin 706 Maronit, 103 bin 822 Kıbrıslı Türk ve 24 bin 408 diğer (çoğu yabancı) nüfus bulunmaktaydı. Hükümet istatistiklerine göre 1960 yılında Kıbrıslıların yüzde 81,14’ü Kıbrıslı Rum (Ermeniler ve Maronitler dahil), yüzde 18,86’sı ise Kıbrıslı Türk’tü. Kıbrıs Cumhuriyeti istatistiklerine göre 1988’de tüm adanın nüfusu 687 bin 500, hükümet kontrolündeki bölgenin nüfusu ise 562 bin 700’dü. Ada nüfusunun 550 bin 400’ünün (yüzde 80,1) Kıbrıslı Rumlardan (6 bin 300 Ermeni ve Maronit dahil), 128 bin 200’ünün (yüzde 18,6) Kıbrıslı Türklerden ve 8 bin 900’ünün (yüzde 1,3) diğer gruplara (çoğunlukla İngiliz) mensup kişilerden oluştuğu tahmin edilmiştir. Bugün ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nde 1 milyon 268 bin 689 kişi yaşarken, işgal altındaki topraklarda yaşayanların sayısı 380 bin civarında. Bu sayının 50 bine yakını yerli iken 300 binin üzerinde kişi ise Türk ordusunu oluşturan askerler ve 1974 sonrası Türkiye’den gelenlerden oluşuyor.
Mülk gaspı meşrulaştırıldı
Bu işgal sonrasında adanın kuzeyinde yaşayan yaklaşık 160 bin Kıbrıslı Rum adanın güneyine göç ettirildi. Göç ettirilen Rumlardan kalan ev ve topraklara ise adanın güneyinden getirilen Kıbrıslı Türklerin yanı sıra işgal sonrasında adaya yasadışı olarak getirilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yerleştirildi. Yerleşimciler zamanla önce sadece Türkiye tarafından tanınan de-facto Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) vatandaşlığına geçirildi. 1994 yılında ise Cumhuriyetçi Türk Partisi tarafından İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası’nda (İTEM) yapılan değişiklikle işgal edilen topraklara tapu dağıtıldı. Tapu dağıtılan bu işgal ganimetleri ikinci ellere geçerken, bu bölgelerde büyük bir yapılaşma da başladı. 2004’teki Annan Planı doğrultusunda yapılan iki toplumlu referandum sürecinin başlamasıyla Türkiye, ada için büyük bir reklam propagandasına başladı. “KKTC’deki toprakları satın alın, yarın AB içerisinde malınız olsun” denilerek ganimet alanlarında inşaatlar satılmaya başlandı. Annan planının Kıbrıslıların çoğunluğu tarafından reddedilmesine rağmen KKTC ve Türkiye'nin adadaki reklam ve satışları devam etti. Rum mülkleri üzerine yapılan inşaatlar yerleşimci ve yabancı sermayenin eline geçirilerek, el konulan Rum mülklerinin iadesinin yolu tamamen kapatılmak istendi. Bu yöntemle, Roma Statüsü[7] dahil birçok uluslararası sözleşmede "İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında yer alan mülk gaspı meşrulaştırıldı ve Rumların bir daha buraya dönmesi engellenmek istendi. Tıpkı İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilerin toprakları üzerinde yaptığına benzer, burada da oluşturulan fiili durum ile toprakların asıl sahiplerinden izinsiz binalar dikilmeye devam ediliyor.

Müteahhit ve emlakçı akını
Kıbrıs Cumhuriyeti, 2006’da çıkardığı 303A isimli yasa ile kuzeyde bulunan Rumlara ait malların alım ve satımını, kiralamasını yapanları suçlu kabul etti. Uzun yıllar kâğıt üzerinde kalan bu yasa ilk olarak 2024’te Kıbrıslı Türk avukat Akan Kürşat'ın İtalya’da tutuklanıp, Kıbrıs'a teslim edilmesi ile uygulandı. Avrupa'da yaşayan Kıbrıslı Rumların açtığı dava sonucunda mal gaspı suçlamasıyla tutuklanan Akan, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından sözde ortamı gerginleştirmemek adına serbest bırakıldı. Fakat yine, 2024 yılında adanın güneyine geçen Türkiye ve İsrail vatandaşı Simon Aykut aynı suçlama ile Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından tutuklandı. Yargılaması devam eden Aykut, kuzeydeki Rum mülkleri üzerinde geliştirdiği ve sattığı 43 milyon Euro değerindeki gayrimenkullerle ilgili suçlamalardan kırkını kabul etti. Aykut “Dolandırıcılık amaçlı gayrimenkul işlemleri” (60 suç), "Çalıntı arazi bulundurma" (60 suç), "Kara para aklama" (62 suç) ve "Suç işlemek amacıyla komplo" (60 suç) suçlarından toplam 242 suç ile suçlanıyordu.
Yine 2025'te Fransa’nın Nice Havalimanı’nda, KKTC vatandaşı İran asıllı iş insanı Behdad Jafari, Kıbrıs Rum makamlarının talebi üzerine gözaltına alındı. Kuzeydeki Rum mallarının izinsiz kullanımı gerekçesiyle “Mülkiyet ihlali” şikayeti üzerine gözaltına alınan Jafari, Fransa'da tutuklandı. Ayrıca Kıbrıs basınında yer alan bilgilere göre 4 Kıbrıslı Türk hakkında da Lefkoniko’da (Geçitkale) Rum arazilerine apartmanlar inşa ettikleri tespit edildiği için uluslararası tutuklama emri çıkarıldı. Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, “Kuzey Kıbrıs’ta Rumlara ait eski mülkleri yasa dışı şekilde kullanarak gelir elde ettikleri” iddiasıyla açılan davada Macar uyruklu Ilona Lesko ve Melinda Ladanyi’ye hapis cezası verirken, İngiliz emlakçı Gary Robb ile Alman emlakçı Ewa Künzel de aynı suçlama ile tutuklandı. Açılan tüm bu davalarda Kıbrıslı Rumlar, izinleri olmadan mülklerini sahiplenen tüm ilgililerden şikâyetçi oldu.
Ermeni mülküne külliye, Rum mülküne meclis
Bir yandan yerli, yerleşimci ve yabancı sermayenin işgaline uğrayan adanın kuzeyi, bir yandan da devlet kurumları tarafından işgal ediliyor. İnşasını Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın duyurduğu; cami, meclis ve saraydan oluşan bir külliyenin inşa edildiği bölgeye daha sonra Yüksek Mahkeme binası da eklendi. Külliye’nin inşa edildiği arazinin 60 dönümü Ermeni bir aileye aitken, geriye kalan yaklaşık 9 dönüm ise 1973 yılı kayıtlarına göre Canev Denner adlı vatandaşa ait. Yine Rum bir aileye ait olan Dianellos Sigara Fabrikası binası da önce askeri bölükler tarafından kullanıldı, ardından restore edilerek KKTC meclisi oldu. Meclis Ermeni arazisi üzerine kurulan Külliye'ye taşınırken, Rumlara ait binanın topraklarına ne olacağı, bu sefer kim tarafından işgal edileceği sorulmaya başlandı. Mülkün asıl sahibi AİHM'e başvurarak mallarının iadesini ve tazminat talep etti. Fakat müracaat, AİHM'in alt komitesinde reddedildi ve davacılara KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'na başvurması önerildi. 2005 yılında kurulan bu komisyon Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından "Kıbrıs sorununun bir tazminat sorunu olduğu izlenimi vereceği" söylemi ile yasadışı ilan edildi. Nitekim aradan geçen 20 yılda komisyona yapılan 455 başvurunun sadece 94'ü bir sonuca bağlanabildi. Bu sonuç ise topraklarını terk etmek zorunda kalan Rumlara yapılan tazminatlar oldu. Sorun, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin söylediği gibi tazminat sorununa indirgendi. Rumların adalete erişim hakları ve topraklarına dönüşleri engellendi.
Kendi mülklerine izinsiz girdikleri gerekçesiyle aylarca tutuklu kalan 5 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. Fakat aylarca tutsak edilen Rumlara mahkeme başkanı tarafından sorulan bir soru akıllarda kaldı: "Mülklerinize neden geldiniz?"
"Mülklerinize neden geldiniz?"
Kıbrıs Cumhuriyeti devlet kurumlarına karşı herhangi bir adım atamazken, müteahhitleri tutukladı. Özellikle Simon Aykut için Türkiye, İsrail ve ABD'den büyük bir baskı gören Kıbrıs, Simon Aykut'u suçlu bulmaya hazırlanırken kuzeydeki de-facto yönetim ise Aykut'a karşılık 5 Kıbrıslı Rumu rehin aldı. Temmuz ayında, 1974 işgali sonrasında geride bıraktıkları toprakları görmek amacıyla Trikoma’ya (İskele) giden, yaşları 60'ın üzerinde 5 Rum, "Mülke izinsiz giriş" ve "Casusluk" iddialarıyla tutuklandı. Kendi mülklerine izinsiz girdikleri gerekçesiyle aylarca tutuklu kalan 5 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. Fakat aylarca tutsak edilen Rumlara mahkeme başkanı tarafından sorulan bir soru akıllarda kaldı: "Mülklerinize neden geldiniz?"
O gün geri dönecekler
Kıbrıs’ta yapılanları anlamak için belki de Filistin en iyi örneklerden birisi olacaktır. 7 Ekim 2023’ten beri süren İsrail saldırılarıyla Gazze’nin tamamen insansızlaştırılması gündeme getirildi. Zaten yıllardır Batı Şeria başta olmak üzere Filistinlilerin topraklarına İsrailli yerleşimciler yerleşmeye ve mülklerine el koymaya devam ederken tümden bir kentin boşaltılması konuşulmaya başlandı. İsrail ve KKTC’de, topraklarından koparılanları konu edinen yasal benzerlikler de dikkat çekiyor. Kıbrıs’ın işgal bölgesindeki yasanın adı “İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası” iken Filistin’in işgal edilmiş bölgesinde iskân yasasının adı ise “Mevcut Olmayanların Mülkleri Yasası.”
Dolayısıyla denebilir ki, yarım asrı aşan işgalin en derin yaralarından biri, Rumların kuzeye dönüşünü fiilen imkânsızlaştırmayı amaçlayan yağma düzenidir. 1974’te köklerinden koparılan insanlar, hâlâ evlerinin kapısının önünden kalkıp kendilerine ulaşacak rüzgârları bekliyor. Topraklarını görmek isteyen beş Rum’un tutuklanmasıyla verilmek istenen gözdağı ise nafile. Rum halkının, doğduğu yere dönme hakkı bir polis arabasının karanlık camlarına sığdırılamaz. O gün, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ada üzerindeki egemenliği yeniden tesis edildiğinde; yerleşimciler ve askerler adadan çekildiğinde, elli yıllık sessizliğin içinden yükselen o eski sokak isimleri tekrar duyulduğunda gelecek. Çünkü bu ada, üzerine çöken gölgeden daha uzun ömürlüdür —ve halkları en sonunda topraklarına dönecektir.
Kaynakça
[1] "Achaeans and Cyprus." Polignosisi. June 3, 2022.
[2] “The Achaeans are coming to Cyprus.” Politic. June 3, 2022.
[3] Stass Paraskos, The Mythology of Cyprus (London: Orage Press, 2016) p.1f
[4] Eric Solsten (Derleyen), Cyprus, a Country Study, Washington, D.C.; GPO for the Library of Congress, 1993, s. 12-13-16
[5] Mallinson, William (2005). Cyprus: A Modern History. I. B. Tauris. p. 81.
[6] Hasgüler, Mehmet. Kıbrıs’ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu; 37. sayfa, Alfa Yayınları, Şubat 2007
[7] Roma Statüsü, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC) kuran uluslararası antlaşmanın adıdır. 1998 yılında Roma’da kabul edildiği için bu isimle anılır ve 2002’de yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yetkilerini, görev alanını ve işleyişini düzenler. UCM’nin yargılayabileceği en ağır uluslararası suçları tanımlar: soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları, saldırı suçu. Devletler değil, bireyler (devlet başkanları dahil) yargılanabilir. Birçok ülke taraf olmakla birlikte, ABD, Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkeler Roma Statüsü’ne taraf değildir. Statünün amacı, uluslararası toplum adına cezasızlıkla mücadele etmek ve ağır uluslararası suçları işleyen kişilerin hesap vermesini sağlamak.
Yayın Tarihi: 05/12/2025