Çarlık Rusyası’nın genişlemesi bir Kürt generalin doğuşunu da beraberinde getirdi. Redkan aşireti reisi Guli Cafer Ağa Tümgeneralliğe kadar yükselse de ne kendi aşiretinin egemenliğini ne de Kürt-Rus ilişkilerinin gidişatını değiştiremedi.

Rus birlikleri, Kars Kalesi'nin görünümü, 1877-1878.
Kürt sorunu söylem olarak şekillenmeden çok daha önce birkaç yüzyıl boyunca Kafkasya’nın güneyindeki savaşların anahtarıydı. Kürdistan’daki savaşların bir parçası olarak, Çarlık Rusyası hakimiyetinde yaşayan Kürtler de sayılarının azlığına rağmen bu tarihin canlı bir parçası oldu. Bugün çoğunluğu Azerbaycan’da asimilasyon ile eritilmiş, Ermenistan’da ve Gürcistan’da ise Sovyet öncesi ve sonrası göç etmiş olsalar da Kürt anavatanının bir parçası olan bu topraklarda varlıkları hâlâ devam ediyor.
Kafkas coğrafyasında etnik çeşitlilik her dönem neredeyse derebeylik düzeyinde, idari yapılar oluşturmuştur. Her halk ve farklılık, kendi özgün varlığı ile devleti andıran toplumsal formlar oluşturur. Güneye inildikçe, Transkafkasya kompozit idari yapıların oluştuğu bir hâl alır. Bu coğrafya Med İmparatorluğu’nun yönetim sistemi olan aşiretler ve onların konfederal birliğinin derin izlerinini taşıyor, Med izi kalıcılaşmıştır. Çok sayıda Kürt hanedanlığına ve devletine de ev sahipliği yapan Küçük Medya (günümüzde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan olarak adlandırılan bölge), tarihi Kürt anayurdunun bir parçasıydı. Transkafkasya bölgesindeki Kürt varlığı, Kur ve Aras arasında yoğunlaşmasına rağmen, birkaç yüzyıl boyunca göçler ve yerinden edilmelerle tekrar tekrar şekillendi.
Transkafkasya’da, milattan sonra da Kürt devletleri ve hanedanlıkları kurulup yıkıldı. Kral Canşer’in (Canşir) Mîhranî hanedanlığı en bilinenlerden biriydi. Deysemî, Şeddadî ve Revvadî hanedanlıkları yüzyıllarca bu toprakları Kürt kimlikleriyle yönetti. Ardı sıra gelen Gürcü, İran ve Rus hakimiyet dönemleri, Kürt varlığının eriyip asimile olduğu ve zorlukla aşiret yapılarını koruyabildiği dönemler olmuştur.
Akraba Kürtleri etkileme stratejisi
1804’te başlayan ve 1877’de son bulan bir tarih, bizler için derslerle dolu bir zamanı işaret ediyor. Kürt aşiretlerinin ülke kurup vatan yönettiği zamanlardan, imparatorluk orduları arasında sıkışıp kaldığı, kurbana dönüştüğü bir yüzyıldı bu. Çarlık Rusyası’nın ‘sıcak denizlere inmek’ diye tanımlanan stratejisinin bir kolu da Ortadoğu’ya açılmaktı. Rus-İran-Osmanlı İmparatorlukları arasında savaş meydanına dönüşen Transkafkasya’da, Çarlığın sınırlarının genişlemesi ile o zamana kadar hakim olan devletler ve halklar savaşta insan gücüne dönüştü.
Çarlık Rusyası'nın Kürtlere yaklaşımı, Rus-İran ve Rus-Osmanlı savaşlarındaki Kürtlerin tavrı ile de doğrudan ilişkilidir. İran’ın bir parçası olan Erivan Serdarlığı’ndaki bölgenin Çarlık Rusyası’nın egemenliği altına girmesiyle, Kürtler kitlesel olarak Çarlık tebasına dönüştü. Rus bürokratlar, Kafkasya’daki Kürtler aracılığıyla Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtler üzerinde de etkilerini yoğunlaştıracaklarını düşündüler. Aşiret yapılarını korumuş Kürtler ile Çarlık Rusyası arasındaki ilişkinin asıl yakınlaşması bu sebeple oluştu. Rus askeri kaynaklarının raporlarında, Kürt süvarilerinden sürekli bir biçimde ‘cesur savaşçılar’ diye bahsedilmesi de bu politikayı beslemiştir. Çarlık orduları savaşırken, arkalarında karşıt bir güç bırakmamayı esas aldı. Ruslar, bu perspektifle, cephe hattında bulunan Gürcistan ve Erivan Kürt aşiret liderleriyle ilişki geliştirmeyi mecburi saydı. Rusya’nın ilk Kürt politikası aslında böyle başlamış oldu. “Düşman kazanmaktansa dost kazanalım”, “Osmanlının içinde de bağlarımız olsun” o zamanın ilkesiydi.
Bu siyaseti desteklemek için Kürtleri aşiret yapıları dahilinde kendi iç işlerinde serbest bıraktıları. Bunun için Loris-Melikov tarafından, N.N. Muravyov’un özel görevler için yanında bulunduğu sırada hazırlanan ve yeni alınan topraklarda düzenin sağlanması ve idari yönetimin kurulmasını amaçlayan "Kürt aşiretlerinin yönetimi için kurallar" kitapçığı ve memorandumu, Rusya adına savaşacak Kürt alaylarının bir Rus kurmay subayı gözetiminde, yerel dilleri ve gelenekleri bilen bir kişi tarafından teşkil edilmesine dayanıyordu.
Kırım Savaşı’nda da Kürt süvarilerinin Çarlık Rusyası’na bağlı Kazak Süvari Alayları komutasında savaşa dahil olduğu bilinen bir gerçek, ama 1830’lara kadar bu ilişki çok üst düzeyde değildi. Kürtler geçici süreler için Kazaklarla birlike saldırılara katılıyordu. Erivan’ın Rus egemenliğine girmesinden sonra Redkan ve Zilan aşiretine bağlı kabileler, Rus bölgesinin içerisinde kalmış oldu. Çarlık Rusyası, Fars ve Türk egemenlerine karşı, Kürt aşiretleri ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Nahçıvan’dan başlayarak, Erivan, Kars ve Erdexan çevresindeki birçok aşiret ile iletişim ve işbirliği sınırın öte tarafındaki akrabalar ve diğer Kürt aşiretleri üzerinde de etkili oldu.
Kırım’da Kürt süvari saldırsını gördüler
Osmanlı ordusu içinde yer alan Kürt süvarilerinin Kırım Savaşı’nda, Rus birliğine yaptığı düzensiz süvari saldırılarında, Kürtlerin savaş kabiliyeti Rus Genelkurmayının dikkatini çekti. Muhafız alayı Albayı M.T. Loris-Melikov’un V.O. Bebutov’a sunduğu raporda belirttiği gibi, "1853 sonbaharında bize karşı harekete geçen”, "5-6 bin kişilik Kürt süvarisi, Türk ordusunun en iyi birliklerinden birini teşkil ediyor." Kürt faktörünün önemini anlayan Rus komutanlığı, Transkafkasya’da "Kürtlerin sempatisini kazanmaya" yöneldi. İşte bu strateji ile oluşturulan Çarlık Rusyası ve Kürtler arasında Guli Cafer Ağa ile başlayan ilişki ve ittifak, ölümüne kadar da etkili oldu. Cafer Ağa'nın adı Rusya'nın "Kürt politikası"nın uygulanmasında önemli bir rol oynadığı için Rus-Kürt ilişkilerinin tarihine yazılmıştır. Ancak biyografisi çok ayrıntılı değildir. Sovyet Kürdoloji tarih yazımında, Cafer Ağa, Rus hükümetine sadık olan Kürtleri ve genel olarak Rus yanlısı eğilimlerini temsil etmekteydi. Bunun için ona ve onunla birlikte Çar’ın ordusunda üst rütbelere ulaşan Ali Eşref Ağa hakkında yeterince bilgi yoktur.
Amcası Rojhilat’a gidince
Rusya, savaşan güçleri içindeki Kürtlerin ister Müslüman isterse de Êzîdî olsun temsilcisi olarak atadığı Guli Cafer Ağa’yı muhatap kabul ederek ilişkileri şekillendirdi. Dini bütün bir Müslüman olan Guli Cafer Ağa, Rusya'nın egemenliği altında kurulan Kürt güçlerinin en üst askeri ve idari sorumlusuydu. Ancak onun aşiretin başına geçişi, amcasının Rusya ile yapılan Erivan savaşının ardından İran’a çekilmesi ile başlar. Guli Cafer Ağa’nın amcası Çongdeve Hüseyin Ağa, 1826-28 savaşında Erivan Serdarı’nın yanında Ruslara karşı savaşmıştı. Kont Paskeviç bir raporunda, Kürtlerin önde gelenlerinden Süleyman Ağa ve Hüseyin Ağa ile görüştüğünü ve işbirliği yapmaya eğilimli olduklarını belirtse de güven hissetmeyen Hüseyin Ağa, mahiyeti ile birlikte İran’ın elinde kalan bölgelere geri çekilmeyi tercih etti. Yeni Erivan Eyalet Valisi Tümgeneral Krasovski’nin tüm girişimleri sonuçsuz kalmıştı. Bunun ardından, Erivan’da kalan Redkan (Rekanî) aşireti mensuplarının yeni lideri Guli Cafer Ağa olmuştur.
Şekillenen askeri işbirliği, Kürt aşiretleri üzerindeki baskıyı da kırdı. Guli Cafer Ağa’ya kadar olan dönemde, Çarlık orduları ve Kazak Alayları, Kürtleri dizginlemek için özellikle Gürcistan ve Erivan Serdarlıkları bölgesinde, Kürtlerin yaşam kaynağı olan sürülerine ya el koyar ya da telef ederek boyun eğdirme yoluna giderdi. Cafer Ağa’nın Rus ordusuna girişi ile birlikte bu uygulama son buldu.
Behlül paşayı yenip Bazîd’e girdi
Redkan aşiret reisi Guli Cafer Ağa’nın askeri yaşamından Çarlık Rusyası kaynakları övgü ile bahseder. Tümgeneralliğe kadar yükselen Cafer Ağa, tüm hayatı boyunca ne tutuklandı ne de bir soruşturmaya konu oldu. Erivan’da doğan Guli Cafer Ağa, 10 Mart 1853’te Rus ordusunda teğmen rütbesi ile göreve başladı. 24 Ağustos 1853’ten 26 Ekim’e kadar Orgov Birliği’nde Kürtlerden oluşan bir bölüğü yönetti. Mayıs 1854’e gelindiğinde emrinde iki yüz Kürt vardı. 5 Mayıs’ta Orgov Birliği ile birlikte, Erivan Müfrezesi’ne katıldı ve 25 Kasım 1854’e kadar burada görev yaptı.
Bu dönemde, General Bebutov’un emriyle biri Erivan, diğeri Kars Müfrezesi’nde olmak üzere, Rus ordusu bünyesinde her biri beş yüz savaşçıdan oluşan iki Kürt alayı kurulmuştur. Erivan Müfrezesi’ne bağlı olan alayın bir kısmı Erivan Kürtlerinden oluşurken, bir kısmı ise Ağrı Dağı çevresindeki aşiretlere mensuptu. Bu alayın başında binbaşı rütbesiyle Guli Cafer Ağa bulunuyordu. Kars Müfrezesi’ne bağlı alayın başında ise kuzeni Ahmet Ağa bulunmaktaydı. Her iki Kürt alayında, Kürt komutanların emrinde Rus Kazak komutanları görev yaptı.
Guli Cafer Ağa’nın askeri olarak öne çıktığı ilk olay, 17 Temmuz 1854’teki Çengel Muharebesidir. Cafer Ağa, teğmen olarak başladığı Kırım Savaşı’nda gösterdiği komuta yetenekleri nedeniyle, Çarlık kararnamesi ile binbaşılığa terfi ettirilmişti. Cafer Ağa’nın binbaşı olarak katıldığı Erivan Müfrezesi ile Osmanlı ordusu 12 Haziran 1854’te Bazîd (Beyazıt) dolaylarında Surb-Ohanes Manastırı civarında karşı karşıya geldi. Burada Kürt Süvari Alayı kritik bir rol oynadı. Behlül Paşa komutasındaki Osmanlı süvarileri yenildi ve Kürdistan’ın Serhed eyaletinin idari merkezi Rus kontrolüne geçti. Bu savaşta, Rus güçleri arasında yer alan Kürt birliklerinin akraba ve aynı aşiretten güçlerin Osmanlı saflarında durduğunu unutmamak gerekir. Behlül Paşa yakın çevresi ile birlikte, Kürt güçlerinin de içinde yer aldığı birlik tarafından esir alındı. Bu muharebelerdeki başarılarından dolayı, 1. Kürt Alayı’ndan üç süvari, Miho oğlu Mısto, Resul oğlu Ahmo ve Halo oğlu Yusuf, madalya aldılar.
Rus birliklerinin Bazîd’i ele geçirdiği bu kısa zaman aralığında, bölgeyi yönetmek için Bazîd sakinlerinden bir divan kurulmuş ve bu divan, Binbaşı Cafer Ağa’nın gözetimine verilmiştir. Teğmen Ahmed Ağa başkanlığında, iki Müslüman ve iki Ermeni’den oluşan dört kişilik bir divan, Guli Cafer Ağa’nın Serhed’de yaşayan Kürt aşiretleri ile güçlü bağlarını anlatmak için yeterlidir.
Kürt lideri olarak St. Petersburg’da
Guli Cafer Ağa, Ahmet Ağa ile birlikte 7 Eylül 1856 tarihinde II. Aleksandr’ın taç giyme törenine Kürt halk lideri olarak katılmıştır. 24 Haziran 1856’da askeri liyakat nedeniyle verilen 3. derece Kılıçlı Aziz Anna Nişanı’nı almıştır. 26 Kasım 1871’den itibaren tümgeneral olan Cafer Ağa, 30 Ağustos 1875’de 3. derece Aziz Vladimir Nişanı ve 2. derece Aziz Stanislav Nişanı’na layık görülmüştür.
Rusya’ya bağlanan Kürt topraklarında, Rusya’nın yerel idari amirlerine denk yetkiler tanınan Guli Cafer Ağa’nın idaresi savaş sonrasında da aynı şekilde devam etti. 1861’de halihazırda ailesinin elinde bulunan köylerin yanı sıra Erivan’ın Rusya tarafından ilhak edilmeden önceki mülklerinin gelirini alma hakkı da tanındı. Savaştan sonra Rusya’ya tabi olan Kürtlerin sayısı, Osmanlı’dan göç edenler nedeniyle belli bir artış göstermiştir. Bu nüfus artışına rağmen, Kürtlerin politik ve askeri etkinliği, Guli Cafer Ağa’nın yaşamını yitirmesi sonrası bir daha eski seviyesine ulaşamadı.
Rus hükümeti, Kürtlerin Türkiye’de kalmasını ve Osmanlı’nın bir zayıflık unsuru olarak kullanılmasını tercih ediyordu. Cafer Ağa’nın etkisi, bu politikanın bir parçası olarak önemliydi.
Yayın Tarihi: 10/01/2025