Dayım Hasan Cabadak. 11 Mayıs 1985 yılında Eruh/Damlabaşı baskınında yaşamını yitirir. Cenazesi Newala Qesaba’ya atılır. Annem 40 yıldır abisinin kemiklerini arıyor.
“Bir daha bu zalimlerin eline sağ geçmeyeceğim.”
Bu sözlerin sahibi Kürdistan özgürlük mücadelesinde adı az bilinen fakat özgürlük mücadelesinin Botan’da açılmasına ve yer edinmesine öncülük eden Kürt devrimci Hasan Cabadak, namı diğer Hesenê Dînwanî.
Yukarıdaki sözü kız kardeşine bir yemin gibi dile getirdiğinde işkenceden çıkalı henüz birkaç saat olmuştu. Yaralarından kan ve irini temizlerken kız kardeşi Rabia devletlü zalimlere beddualar ediyordu:
“Destên we bişkê”, “Xopan li we bikevê.”
Sömürgecilerin koyduğu sınırları bir zamanlar pasaportsuz geçen bir önceki kuşağın emanetini o bir ‘mehkûm’, bir kaçakçı olarak devralmıştı.
Türkiye, Suriye ve Irak devletlerinin toprakları içerisinde en çok aranan kaçakçılardandı. Bütün sınırları adı gibi bilir, şairin de dediği gibi “bir kez olsun fak’a basmamıştı”.
Talihsizlik bazen insanı bir kere bulur ve o an belki de ömrün sonuna kadar kendisini bir dönüm noktası gibi önemini yitirmeden sürdürür. Hasan Dayım 1981 yılında kaçakçılıktan tutuklanması talihsizliğiyle, ömrünün sonuna kadar kendisine ders niteliğinde bir şiar edindi. Yukarıda not düşülen “bu zalimlerin eline bir daha sağ geçmeyeceğim” sözü tam da bu tutuklamada yaşanan uçsuz bucaksız işkence sonrası söylenmişti. 9 gün boyunca, şubat ayının ayazında Bazift (Katran) karakolu bahçesinde bir elektrik direğine bağlı akla gelmesi zor işkencelere maruz kalır. Annem onu zalimlerin elinden aldığında ağzından çıkan ilk cümle bu olmuştu. Sömürgeci sınırları ihlal etmiş olmaktan zerre pişman değildi, yine yapacak, yine devam edecekti ama zalimlerin eline geçmiş olmaktan muazzam derecede hayıflanıyordu.
Sömürgecilerle karşılaşmaların ilki bu değildi elbette ama kişiliğini ve arayışlarını da şekillendiren bir karşılaşmaydı.
Yoksul ve yetimdi. Topraksız bir aileden geliyordu. Sınıf bilincine teorik düzeyde vakıf değilse de yaşamsal duruş ve arayışları bir “İnce Memed” düzeyindeydi.
Kürtlük bilinci, Kûrdi yaşam, her anında diriydi. 70’li yılların ortalarında Güney Kürdistan’da Molla Mustafa Barzani öncülüğündeki Kürdistan Demokrat parti peşmergeleri ile dostluk geliştirir. Bu dostluk doğrultusunda peşmerge hareketine silah ve lojistik alanında çokça katkı sağlamıştır. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de dönemin bir çok devrimci hareketi ile ilişkilenmiştir.
Yakın ailesinin anlatımlarından Maraş Katliamı gerçekleştiğinde “Li mereşê kûrdan dikujin, ma em ji ne kûrdin? Ji qewme egîdan re xew herame” (Maraş’ta kardeşlerimizi katlediyorlar, biz de Kürt değil miyiz? Yiğit kısmına uyku haramdır) deyip bir grup arkadaşı ile Maraş’a yol alırlar.
KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ (PKK) İLE İLK KARŞILAŞMA
Bir bütünen olmasa da hareketin Apocular ismini duymuş, varlığından haberdardı.
Fiziki anlamda ilk karşılaşma 1981 yılının yaz aylarında bugünkü Suriye-Türkiye sınırı olarak bilinen Binxet’te (Suriye tarafı) gerçekleşir. O dönem Kürt özgürlük hareketinin Botan’da örgütlenme, lojistik ve taraftar kazanma çalışmaları sırasında Hasan Bindal ve Cemil Bayık ile karşılaşır. Hareketin botan’da ihtiyaç duyduğu lojistiği Rojava’dan Botan’a nakletmesi ihtiyacı doğrultusunda bölgede yollara, sınırlara hakim bir kaçakçı arayışına girilmiştir. Arayış sırasında Cemil Bayık, Kobane’de Hesene Dinwanî ismi ile çokça karşılaşır. Adı bir efsane gibi zikredilen Hesen ile karşılaşma Derîka Hamko’nun bir sınır köylerinden birinde gerçekleşir. Görüşmede bulunan Hasan Bindal kendilerinin Parti olduğunu ve Gabar’a bir yükle beraber bir kaç arkadaşlarının geçişini sağlayıp sağlayamayacağına sorar. Yanında bulunan diğer bir kaçakçı mümkün olduğunu fakat geçim kapısının bu olmasından kaynaklı bir miktar para talep eder. Görüşmede sözü alan Cemil Bayık, parti olduklarını, ne amaçla bu mücadeleye atıldıklarını, hedef ve misyonlarından uzunca söz eder. Ücret talep eden kaçakçı, “Siz nasıl bir partisiniz de paranız yok”, minvalinde bir serzenişte bulunur. Görüşmenin yapıldığı günün gecesi aynı yerde konaklanır ve sabah Hesen Dinwanî Cemil Bayık’a yaptıkları işin mukaddes bir iş olduğunu belirterek geçiş ve lojistik konusundaki taleplerini kabul edeceğini söyler ve ertesi günü Gabar’a yolculuk başlar. Bütün yolları, sınırları, dağları iyi bilmesinden ötürü grup sorunsuz bir şekilde Gabar’a ulaşır. Hesen geri dönüşe hazırlanırken Grubun öncüsü kendisine bir pusula vererek Cemil Bayık’a ulaştırmasını söyler. Not, Cemil Bayık’ın eline ulaştığında, Hesen’e “PKK adına tutuklu olduğu” iletilir. Hesen: “Ben size iyilik ettim, karşılığı bu mu? Çoluk çoçuğum evde ekmek, eşim yolumu gözler” dese de nafile. Notta şöyle bir bilgi neşredilmiştir:
“Arkadaşın alan, arazi bilgisi, duyarlılığı ve çevredeki nüfuzu mücadeleye büyük ölçüde katkı sunacaktır. Arkadaşın muhakkak Ali Fırat (Abdullah Öcalan) arkadaşla tanışması gerektiğini düşünüyorum. Selam ve saygılarımla.”
Bu tutuklama Lübnan’da Bekaa kampında PKK Önderi Öcalan ile tanışma ile son bulur. Önder Öcalan ile yapılan uzun görüşmelerde Öcalan’ın kendisine: “Bu mücadelede başarmak için sizlere ihtiyacımız var. Çoluk çoçuğuna bakmak, ekmeğini kazanmak zorundasın biliyorum istersen bir eğitim devresi bizimle beraber kal, devre sonu kararın ne olursa olsun kabul edeceğiz. Bizimle birlikte devam edersen de ailen mağdur edilmeyecek şekilde gözetilecektir” diyor.
Hesen: “Buna gerek yok. Yolum sizin yolunuzdur, sizin bir parçanız olmak artık önceliğimdir”, der ve eğitim devresindeki yerini alır. Lübnan’da bulunduğu süre içerisinde iyi derecede Arapça biliyor olmasından ötürü FKÖ gerillaları ile PKK yönetimi arasındaki diplomatik ilişkilerde yer alır. Eğitim devresi sonrası Botan’a görevlendirilir.
Mahsum Korkmaz (Agîd) ile 15 Ağustos ilk kurşun eylemi hazırlıklarına aktif katılım sağlar. Kendisi Eruh grubunda geri çekilme gözcülüğü yapar. Botan’da adı efsane gibi dilden dile dolaşan Hesen Dinwanî artık Kürdistan dağlarında bir devrimcidir. 1982 -1985 yılları arasında sayısız eyleme katılır. Bölgedeki Lojistik, Savaşçı, mühimmat ihtiyacını karşılamada çaba sahibi olur. Botan halkı içinde sevilen bir birey olması, güvenilir ve cesur karakteri sayesinde, Kürt özgürlük hareketine halkın duyarlılığı ve sempatisi gittikçe artmaktaydı. İdil Süryani ve Ezîdî toplumunda öncesinden var olan güvene dayalı dostluğu Kürdistan yurtseverliği çizgisine dönüşmüş olmasında emeği olmuştur.
DİLİNDE ALLAH VE KÜRDİSTAN
Seyyid bir aileden geliyor olması itibarıyla dini vecibelerini yerine getirmekte titiz bir insandı. Öyleki, Botan dağlarında devrimci faaliyetlerde bulunduğu süre içerisinde bile bir omzunda Kalaşnikof’u diğer omzunda da seccadeyi eksik etmedi.
Onu tanıyanlar sadece namaz ve diğer dini rituellerle değil bir inancın bütün kollektif ve manevi gereklerini yerine getirmekle Mahir olduğunu anlatırlar. Yetim bir çocuk olarak büyüdü. Etrafında yetimlik trajedisi altında hangi çoçukla karşılaşsa elini,şefkatini eksik etmeden çoçuğun trajedisine ortak olurmuş.
YEREL İŞBİRLİKÇİ UNSURLARIN İHANETİ VE GELÎYÊ ZAVE DİRENİŞİ
Tarih 9 Mayıs 1985 yılını gösterdiğinde Hesen ve 3 yoldaşı bir parti görevlendirmesi doğrultusunda Eruh’a doğru yol alır. Bölgeye varıldığında ERUH/Damlabaşı mıntıkasında geçici bir üslenme oluşturmak üzere hazırlık yapılır.Hazırlık aşamasında bölgeye yakın bir kaç unsurla görüşülür. Görüşme sonrası Türk ordusu bölgede gizli bir operasyon yürüterek HESEN ve yoldaşlarını pusuya düşürür. 11 Mayıs sabahı kuşluk vaktinde ilk sıcak temas yaşanır. Hesen ve yoldaşları düşmanın sayıca üstünlüğüne (600 asker) rağmen saldırıya tereddütsüz cevap verir. Direnişin ilk bir kaç dakikasında üç yoldaşı pusuda yaşamını yitirir (Ali Kaya, Ali Sevilgen ve Nurettin Oruç).
Hesen, bulunduğu yer içerisinde saldırılara tek başına cevap vermeye devam ederek düşmanını şoke edecek bir korkuya itmiştir. Civarda yer alan Çoban ve köylülerin anlatımına göre düşmanın en yakın mesafesi 500 metreyi geçememiştir. Her yakınlaşma Hesen’in verdiği dirençli cevapla bir geri çekilmeye dönüşmüştür. Çatışmanın altınca saatinde Hesen, üç aşamalı düşman çemberini kademeli bir şekilde yararak güvenlikli alana (Dicle nehrinin bir kolu olan su yatağı) ulaşmaya çalışır. Üçüncü aynı zamanda son çemberi yarmaya çalışırken sağ kolundan yaralanır. Çemberi yardıktan sonra hava destekli bir saldırı gerçekleşir, güvenlikli alana 300-400 metre kadar bir mesafede helikopterden yapılan atışlar sonucu yaraları çoğalır. Su yatağına yakın bir yerde düşer, düştüğünde silahı kendisinden uzak bir yere savrulur. Bütün çabalarına rağmen silahına uzanamaz. Yarım saatlik bir silah sessizliğinde düşman halen yaklaşamamaktadır. Çareyi bir askeri göndermekte bulurlar. Asker Hesen’in bulunduğu yere vardığında Hesen yaralarına rağmen silahına uzanmaya çalışmaktadır. Asker Kürtçe konuşarak: “Bira ma birînate ya mirinêye an mayînê ye?” (Kardeş Yaraların ölümcül müdür yoksa mecalin var mıdır daha). Hesen askerin Kürtçe konuşmasına tebessümle cevap vererek:
“Keko ez dizanim ji destê te nayê, li jor bi dûrbûne te dişopînin, lê hama herî kem te bikarîbê silaha min bi serê linge xwe hêla min ve dahf bida, ez hê jî yê şerim. Lê ez dîzanim ji te nayê” (Kardeş bilirimki elinden gelmez,yukarıda seni dürbünle izliyorlar ama en azından ayağının ucuyla da olsa silahımı şöyle bir bana doğru ittirseydin, silahımı alsaydım halen de savaşacak güçteyim. Ama bilirim ki elinden gelmez). Düşman Hesen’i bulduğunda iki kayanın arasından yükselen bir meşe ağacına sırtını dayamış, bedeni kanlar içinde ,gözleri kapalı, bir yorgunluğun tadını çıkarır gibi devrim mücadelesindeki son görevini yerine getirmişti. Düşman fotoğrafını çekip dönemin medyasına servis eder.
“YANİ KALBİ YUTKUNMAKLA DOLU KIZ KARDEŞLERİM”
Cenazeyi tespit için aile bireylerinden Yusuf Vesek gözaltına alınır. Fotoğraf gösterilir, Hasan Cabadak olup olmadığı sorulur.
Cenaze aileye verilmez. Yas tutulmaması için köyde asker konumunladırılır. Taziyenin olduğu evin kapısına iki asker konulur, herhangi bir kadın ağlamaya tenezzül bile edemez. Ağlayanın gözyaşları anında devlet müdahalesi ile bir yutkunmaya dönüşürdü. Sonra ağlamasız, sessiz,saçlarını yolan kadınların seremonisine dönüştü.
Bazen her şiir dizesinin zaman kavramı içerisinde yerini bulduğu, muhakkak mana dolu ,bir olguyu sahiplenişi vardır.
Seyyidhan Kömürcü, bu dizeleri on yıllar sonra yutkunmanın tarihinden haberdar bir şekilde yazdı.
“Yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim
bu nasıl mümkün
saçlarından başladılar konuşmaya”
“İNSAN BİR KEZ YAŞAR VE BİR KEZ ÖLÜR DEVRİMCİ, İKİSİNİ DE DOĞRU YAPANDIR”
Rojava’da ölümsüzleşen devrimci Ulaş Bayraktaroğlu, hakikatin, doğru bir yaşam biçiminde oluşuna ve bu hakikatin de onurlu bir ölümle taçlandırılmasını “doğru yapmanın” ölçüsü olarak belirler. Bireyin tarihsel rolü, doğru temelde oynandığında tarihin akışına yön veren bir kuvvette olacağı tartışılmazdır.
Hesen Dînwanî de tarihteki rolünü doğru temelde yüklenerek Botan halkına ve gençlerine vazgeçilmez bir mücadele mirası bıraktı.
Cenazesi daha önce Ermeni soykırımında katledilen Ermenilerin daha sonra da devrimcilerin cenazelerinin atıldığı ve kasapların hayvan atıklarını attığı ,Siirt’te bulunan Newala Qesaba’ya (Kasaplar Deresi) atıldı.
Bugün ise sömürgeci Türk devleti Kasaplar Deresini imara açarak ölülerimizin üstünden yükselen villalar inşa ediyor Hasan Cabadak sözünün eri deyiminin vücut bulmuş haliydi. Bir kez söyledi ve öyle yaşadı ve öyle öldü. Bir daha o zalimlerin eline sağ geçmedi. Yaşamını yitirdiğinde 36 yaşındaydı. Şahadetinden sonra oğlu Metin Harunî mücadele saflarında yerini alarak, babasının mirasını devraldı. 1997 yılında Xakûrke’de Saddam döneminden kalma mayınların imha edilmesi sürecinde bir mayın patlaması sonucu yaşamını yitirir. Mücadelede bulunduğu süre içerisinde Anı-Roman niteliğinde “Yorgunluğun Tadı” adında bir de kitap yazmıştır.
Mücadelesine ve anılarına saygıyla Kürdistan özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren tüm şehitlerimizi minnetle anıyorum.
Kaynak:
Mazlum Doğan parti merkez okulu PKK Tarihi dersi, anlatım Cemil Bayık.
Kız kardeşi: R.V.
Oğlu: Derweş Cabadak
Mücadele Arkadaşı: Y.V.
Yayın Tarihi: 11/05/2025