PolitikART
Çeviri

İsrail-Filistin Konfederasyonu için sesler

PolitikART Özel
Yavor Tarinski
“İsrail-Filistin çatışmasının kökleri ulus devlet zihniyetine dayanmaktadır ve ancak ulus devlet zihniyetinin aşılmasıyla çözülebilir.”

Çeviri: Çağrı KURT

Demokratik konfederalizm ezilen halkların karşıt paradigmasıdır.

Abdullah Öcalan / Uygarlığın Kökleri (İmralı Yazıları)

Gazze'nin bombalanması ve işgali tüm şiddetiyle devam ederken, bu durum sayısız sivilin ölümünü ve hesaplanamaz büyük yıkımları beraberinde getirmektedir. Bu saldırılar derhal durdurulmalı, Gazze kuşatması son bulmalı ve Batı Şeria'daki Apartheid ortadan kaldırılmalıdır. Tüm bunların yanı sıra her türlü cihatçı proje ve elbette her türlü antisemitizm aktif bir şekilde reddedilmeli ve yerine gerçek bir barış garantisi getirilmelidir. Barış garantisi ise devrimci seslerin yıllardır söylediği gibi, Ortadoğu bölgesinin federal veya konfederal hatlar boyunca yeniden yapılandırılması ile mümkündür.

En başından beri Yahudi ve Filistin halkları içinde ulus-devletlerin kurulmasına karşı çıkan, bunun yerine bir İsrail-Filistin konfederasyonu kurulmasını öneren sesler vardı. Yahudi İşçi Birliği gibi hareketler ve El-Halidi gibi Arap-Filistinli entelektüeller bunlardan bazılarıdır. Bu ve benzeri tüm sesler, her iki halkın barış içinde bir arada yaşayabilmesi için bölgenin kantonlaştırılmasını önerdiler. Daha sonra bu laik ve demokratik vizyon, konsey örgütlenmesini merkezine alan sosyalist bir yapılanma olan Matzpen tarafından daha da geliştirildi. Matzpen’in önerisi, bir ya da iki homojen ulus-devlet(ler) yerine, her etnik grubun kendi kaderini tayin etmesine izin veren kantonlardan oluşan bir bölgesel birlik şeklindedir.

Günümüzde bu tür sesler cihatçılar ve aşırı sağcı siyonistler tarafından marjinalleştirilse de, çatışmanın bir arada yaşama temelli çözümünü savunanları hala duyabilirsiniz. İsrail ve işgal altındaki Filistin'den otorite karşıtı aktivistlerin bir araya gelmesi ile oluşan Ahdut/Wihda adlı anarşist federasyon bunun en belirgin örneklerinden biridir.  Federasyon, her iki halkı da bir ya da iki ulus devlet yerine, ulusal kimliklerin ötesinde özgürlük, eşitlik ve dayanışmaya dayalı yeni bir formun kurulacağı ve Ortadoğu'da daha da yaygınlaşacağı bir geleceğe doğru ortak mücadeleye çağırıyordu.

Bu yöndeki bir başka yeni ses de The Federation of Palestinian and Hebrew Nations (2018) adlı kitabın yazarı Abraham Weizfeld'dir. Weizfeld, ulus-devlet kavramından kaçınılması gerektiğini belirtirken bir devletsiz çözümü öne sürmektedir: Federal bir anayasa ile çerçevelenmiş organik bir sosyal yapı gibi hareket eden paralel sivil toplumlar.

Almanya'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hannah Arendt de, daha büyük bir Ortadoğu federasyonunun parçası olarak bir Arap-Yahudi konfederasyonunu savundu. Hem "tek" hem de "iki devletli" çözümlere karşı çıktı. Çünkü bu ‘sözde’ çözümler, azınlık sorununu eşitlik temelinde çözmeyi imkansız kılan ulus-devletin homojenleştirici ve dışlayıcı mantığını sürdürüyordu. Arendt bunun yerine, bazı zayıflıklarına rağmen, halk konseylerini ve kibutsizm'i önerdi. İdeolojik olarak iki halktan oluşan bir konfederasyon kurmaya yatkın yaratıcı fikirlerin bunlar olduğunu kabul etti. 

Bu bakış açısı, birleşebilme yeteneğine sahip öznelerin gerekliliğine olan inancından ortaya çıktı. Zira konfederasyonun demokratik olması için onu üreten aktörlerin de demokratik olması gerekiyor, dolayısıyla her iki tarafta da demokratik bir harekete ihtiyaç var. Sonuçta Arendt'in vizyonu, Filistinli-Arap ve Yahudi halklarının yalnızca eşit hakların taşıyıcıları olmayacaklarını, aynı zamanda toplumlarının gidişatını belirleyen karar alma süreçlerinde aktif ve doğrudan katılımcılar olacaklarını ima ediyordu.

Son olarak; kendisi de Rus-Yahudi kökenli olan sosyal ekolojist Murray Bookchin'in İsrail/Filistin meselesine dair İsviçre benzeri bir Yahudi ve Arap konfederasyonu ile her iki halkın da barış içinde yaşayabileceğini umduğunu unutmamalıyız. Böylelikle kültürlerini yaratıcı ve uyumlu bir şekilde geliştirebilirler. Bu perspektif, tüm etnik ve kültürel gruplara eşit muamele edilmesini ve kendi kaderini tayin hakkını ima eder. Aynı zamanda tabana daha yakın olan gücün sürdürülmesini de umut eder. Onun bu inancı, hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin farklılıklarından ziyade ortak çıkarlarının daha fazla olduğu kanaati ile bağlantılıdır.

Radikal federalizm/konfederalizmin bir barış aracı olarak anlaşılmasının devrimci düşüncede uzun bir geçmişi vardır.

Balkan Federasyonu tarihi üzerine çıkacak kitabımda da ele aldığım gibi, Balkan yarımadamızdaki devrimciler arasında da bu kavrayış mevcuttu. Dikkate değer bir örnek, sosyalist ve anarşist etkiler altında federalizmi bölgede barış içinde bir arada yaşamayı sağlayacak ana kurum olarak gören Gotse Delchev'dir. Ona göre; Osmanlı İmparatorluğu'ndan yeni kurtarılan topraklar daha büyük bir Balkan Federasyonu'nun parçası olan özerk bölgeler olarak tasarlanmaz ve bunun yerine halihazırda kurulmuş komşu devletlerin topraklarına dahil olma durumu söz konusu edilirse, kaçınılmaz olarak komşular arası savaşa ve büyük güçlerin müdahalesine yol açacaktı. Yarımadanın yıllarca süren kanlı geçmişi onu haklı çıkarmış gibi görünüyor.

Bütün bu öneriler, bir bakıma Rojava halkının geliştirdiği kurumsal çerçeveyi anımsatıyor. Yıllardır, Demokratik Konfederalizm olarak adlandırdıkları konfedere öz-yönetimli topluluklardan oluşan bölgesel ağlar kurarak devletçiliği aşmayı amaçlayan bir devrim yürütüyorlar. Rojava Demokratik Topluluklar Birliği işte bu devrimci ruhla bir açıklama yaparak şunu öne sürdü: “İsrail-Filistin çatışmasının kökleri ulus devlet zihniyetine dayanmaktadır ve ancak ulus devlet zihniyetinin aşılmasıyla çözülebilir.”

Bu tür öneriler mevcut bölgesel reelpolitik için fazla ütopik görünebilir, ancak aynı zamanda halklardan birinin ya da diğerinin sınırdışı edilmesini öneren barbarlığa düşmeden, dağınık nüfuslar bağlamını ciddiye alan yegâne öneriler gibi görünüyorlar. Öte yandan, pek çok politikacının ve güç merkezinin tek geçerli ve "gerçekçi" seçenek olarak öne sürdüğü şey, yani ulus-devlet yolunda kalmak, onlarca yıldır olduğu gibi çatışmayı derinleştirmeye devam edecek gibi görünüyor. Her iki taraftaki insanların zihinlerini nefret ve aşırı sağ duygularla körüklüyor.

 

Metnin İngilizce Orijinali: https://www.aftoleksi.gr/2023/11/04/voices-for-an-israel-palestine-confederation/

Yayın Tarihi: 05/11/2023