Hareket, yoksul Kürt halkının durumunu, sosyolojisini iyi analiz etmişti. Dolayısıyla örgütlenmede zorluk yaşanmadı. İlk gruplar köylere gidince halk onları kendisinden gördü; yaşamıyla, sözüyle, pratiğiyle…
Dünya’nın en uzun soluklu halk mücadelelerinden birini veren PKK, bugün dört parça Kurdistan’ın yanı sıra Avrupa, Amerika ve Asya başta olmak üzere tüm kıtalarda takipçi ve temsilcileri olan bir harekete dönüştü. Kürt halkının yüzyılları bulan özgürlük mücadelesi PKK’yle birlikte uluslararası bir boyut kazanıp tüm coğrafyalarda kararlılıkla yürütülen bir mücadele halini aldı. Askeri, siyasi, ekonomik, diplomatik, sosyolojik ve daha birçok yönüyle Kürt halkının işgal ve sömürgeciliğe karşı itirazının en büyük silahı olan PKK’nin bu güce erişmesinin en önemli dayanaklarından biri 80’li ve 90’lı yıllarda yaptığı kırsal örgütlemesiydi. PKK, yenilmez bir halk hareketi olabilmek ve sömürgeci devlete karşı devrimci halk savaşını mümkün kılabilmek için dönemin en yoğun nüfus ve irade yoğunluğunu barındıran yoksul, köylü ve işçilerin desteğini alması gerektiğini biliyordu. Bu temelde en önemli örgütlenme sahası olarak kırsalı seçmişti. Dolayısıyla bu yıllarda PKK’ye en yoğun etkileşim ve katılımı da kırsal gerçekleştirdi. Yurtsever Kürt halkının bu gençlik hareketine teveccühünü sağlayan en büyük etken elbette ki PKK’nin ideolojik motivasyonunun halkın özgürlük talepleri olmasıydı. Ancak bu motivasyonu yaymak ve PKK’yi halkın, halkı da PKK’nin vazgeçilmez parçalarına dönüştürebilmek için halkla doğrudan temasın gerekliliği de kaçınılmazdı. Yani burada belirleyici dinamik, PKK gerillasının yurtsever köylülerle kurduğu iletişimdi. Öyleyse ikisi arasındaki bu kopmaz bağ nasıl kuruldu?
O dönem PKK’nin Kuzey Kurdistan’daki örgütleme çalışmalarında yer alan Ahmet Aktaş, PolitikART için bu soruların yanıtlarını veriyor.

Ahmet AKTAŞ, Ethem AKÇAM ve Haydar KARASUNGUR
PKK gerillasının devrimci halk savaşını kırsalda başlatmasının tahmin edilebilir birçok nedeni var, ancak sizin o dönemki gerekçeleriniz neydi?
O dönemde dünya devrimci hareketlerin gerilla savaşı genellikle kırsalda başlıyordu. Şehir gerillası da vardı; İrlanda, İspanya’da, ama sömürge ülkelerinin hemen hemen hepsi Vietnam başta olmak üzere gerilla savaşını kırsalda başlattı. Biz de Vietnam’ı esas alarak savaşı kırsalda başlattık. Zaten Kurdistan’ın kırsal coğrafyası savaş için uygundu. Üstelik sömürgeciliğin en fazla baskısını da yaşayan yoksul Kürt köylüleriydi. Savaşı kırsalda başlatmamızın nedeni buydu. Elbette şehir mücadelesi de şehir gerillası da vardı. İlk yıllarda da biraz böyledir. 80’li yıllarda ise tamamıyla kırsala dayanan bir durumumuz sözkonusuydu. Çünkü şehirlere göre kırsal alan daha güvenliklidir. Şehirler daha çok devletin güçleri ve organizasyonları tarafından kontrol altındadır. Nitekim de öyle oldu; daha yeni ortaya çıkışıyla birlikte hemen devlet yönelmeye başladı. Antep’te Haki Karer katledildi, ardından Ankara’da tutuklanmalar başladı.
Peki ne oldu da halk kısa sürede ve büyük bir coşkuyla PKK hareketini benimsedi?
Önce şunu belirteyim, 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte diğer grup ve örgütlerin hemen hemen hepsi zaten dağıldı. Bir kısmı yakalandı, bir kısmı kaçtı, önderlerinin bir kısmı da şehit düştü. Zaten Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Denizlerin Mahirlerin İboların şehadetinden sonra artık tüm yük bizim üzerimize bindi” diyordu. Zaten Ortadoğu’dan çıkan birkaç tane TKP’li vardı, Dev Yol’dan birkaç kişi vardı. Onlardan bir kısmı Avrupa’ya çıktılar, bir kısmı da PKK’ye katıldılar. Özetle, 12 Eylül’den sonra tüm yük hareketin üzerine kaldı.
Sorunuza gelecek olursak, halkın PKK’yle birlikte hareket etmesinin esas nedeni PKK’nin teorisini pratiğiyle uygulamasıydı. Halk buna bakıyordu; iş yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı? İlk önce gerilla hareketinin düzeyine ve pratiğine baktılar. O yüzden benimsediler. Halk örgütlerin, önderliklerin durumuna, pratiğine ve ne kadar ciddi olduklarına bakıyordu. Bunu görünce de hareketin yanında daha çok yer aldılar. En önemlisi de bu hareket, yoksul Kürt halkının durumunu, sosyolojisini iyi analiz etmişti. Dolayısıyla örgütlenmede zorluk yaşanmadı. İlk gruplar köylere gidince halk onları kendisinden gördü; yaşamıyla, sözüyle, pratiğiyle… Yaşam tarzına bakarak harekete yanaştı. Halk, bunu esas aldı. Diğer örgütlerle farkı görünce bu hareketin içindeki insanların kendilerine benzediğini gördü. Bu durumdan sonra zaten genç kızlar, genç erkekler harekete, gerillaya katıldı. Sadece gençler değil, yaşlılar da geliyordu. Sadece gerillaya değil; işinde gücünde olan insanlarımız da halk savaşı stratejisine göre yaşamaya başladı. Milis gibi çalıştılar.
Elbette o dönem zindandaki mücadele de direnişte, halkın gerilla ve PKK’yi benimsemesi açısından önemlidir. Bunu atlamamak lazım. Burada PKK militanlarının, Mazlumların Hayrilerin, Kemallerin öncülüğünde gelişen direniş, diğer hareketlerden farkını ortaya koydu. 1980’lerden sonra Diyarbakır Zindan Direnişi halkın bu harekete daha sıkı sarılmasını ve kitleselleşmesini sağladı.
12 Eylül’den sonra kırsal alanın önemi daha belirgin bir şekilde oraya çıktı. Çünkü korunaklıydı. Türk devleti de bunu görüyordu. 1990’lardan önce ve sonrasında ben oralardaydım. Halk ile yoğun bir temasımız vardı. Toparlarsak, teoriyle pratiğin ortak uyumunu sağlamıştık. Özümüzle sözümüz birdi. Halkımız bunu gördü. Halkın anlayacağı bir dille halka gidiyorduk. Üstten teori kasmıyorduk.
Son söylediğinizi destekleyecek somut bir örnek veya bir anınız var mı?
Bir örnek vereyim: Daha tam olarak gerilla savaşı başlamamıştı 12 Eylül geliyorum diyordu. Bir grup arkadaş Filistin sahasına gönderilmişti. Eğitim görüp geri gelmeye bile başladılar. Kemal Pir onlardan biriydi. Kemal Pir ile Kanîya Elê diye bir köydeydik. Köyün yaşlıları rahat insanlardı, esprili yönleri çok güçlüydü. Biz başka işlerle uğraşırken, Kemal Pir arkadaş o yaşlı köylülerle saatlerce sohbet ediyordu. Şakalaşıyor, gülüyorlardı. Kemal Pir, bu köyde yaklaşık bir hafta kaldı. İkinci kez gittiğinde yine bir haftaya yakın kaldı. Siverek’in bir köyüydü.
Ben merak ettim; Kemal Pir bu köylülerle ne konuştu? Kürtçe bile bilmiyordu. Kendisine sordum; “Kemal arkadaş sen Kürtçe bilmiyordun köylüler Türkçe bilmiyor” diye sordum. Kemal gülerek, “Ahmet arkadaş bu çok kolaydır. Ben biraz Kürtçe öğrenmişim, onlar da radyolardan ya da askere gidip gelmelerden üç beş kelime Türkçe öğrenmişler. İşte o üç beş kelimeyle benim bildiğim Kürtçeyle onların da bildiği Türkçeyle karıştırıyoruz ve birbirimizle rahatlıkla anlaşıyoruz. Yani meramımızı birbirimize anlatabiliyoruz. Onun için biz çok rahat anlaşıyoruz sen merak etme. Anlaşamazsak, el kol hareketleriyle derdimizi birbirimize anlatırız” diye cevapladı.
Neden bu örneği verdim? Yaşam tarzını göstermek için. Halkçılık, halkı anlamak… Kemal Pir o köylülerle saatlerce konuşarak onları örgütlüyordu.
Kemal Pir’in bir gerçeği de şuydu; Filistin’den dönünce çatışmalar başlamıştı. Onlarca arkadaşımız şehit olmuştu. Halktan da şehitler vardı. Kemal Pir gelir gelmez: “Önderlik bize PKK’yi halkla çatıştıran değil; birleştirip devlete karşı direnişe geçmek için hazırlamamız gerektiğini söyledi”
KUK, DDKD ile aramızda çatışmalar vardı; Örgütler arası çatışmalar. İşte o dönem Kemal Pir “bu çatışmaları durdurmadan gitmeyecem” dedi. Gerçekten de öyle yaptı. Benim de tanıdıklarım vardı. O çatışmalar durduruldu.
O dönem Kemal Pir’in Türk olması nedeniyle hakkında olumsuz şeyler söyleniyordu. Bunu yapan da Kemal Burkay’dı. İsim vererek Kemal Pir’i hedef gösteriyordu.

Ahmet AKTAŞ, Haydar Karasungur ve Mahir
Bunun önderliksel tercih ve kadro pratiğinin örtüşmesi sonucu mümkün olduğunu söylüyorsunuz yani?
Elbette, önderlikle başladı ve arkadaşlar sayesinde bu hareket halklaştı. Şimdiki kuşaklar için uzak bir tarih gibi görünüyor, ama gerçekler böyle. Önderlik arkadaşları bu şekilde eğittiği için bu ruhla donattığı için arkadaşların da halkla ilişkileri bu temeldeydi. Bu hareket ile birlikte olan önder arkadaşların tümü bu şekildeydi. Zaten bazen küçük olaylar olunca halk hemen geliyor, “biz eski PKK’lileri istiyoruz” diyordu. İşte eski PKK’li dediği, sözü özü bir olan, yani yaşamıyla bir bütün olarak halkla birlikte hareket eden insanlar. Halk o ruhu arıyordu. Bazılarımızda eksiklikler görünce hemen o sözü yapıştırıyorlardı yüzümüze.
Sadece yaşam ve pratik bütünlüğü değil; halka net olarak şu söyleniyordu: Artık kendimizi biz yöneteceğiz. Buraya bir iki jandarma gelip halkı dayaktan, işkenceden geçiremeyecek. Kendimizi biz yöneteceğiz.
Savaş geliştikçe, gerillaya katılımlar arttıkça halkın inancı gelişiyordu. Ondan sonra halk her şeyiyle mücadeleye katıldı zaten.
Nasıl bir katılım?
Fikren ve fiziken. 15 Ağustos’tan sonra artık köylüler gelip bize “Artık Apo bile bıraksa, biz bu hareketi bırakmayacağız. Birkaç koyunumuz vardı sattık, onları kaleşnikofa verdik, biz bu devrimi götüreceğiz” diyorlardı. Artık güven oluşturulmuştu. 15 Ağustos öncesi bu zemin oluşturulmuş, zindan direnişleriyle bu işin temeli atılmıştı. Bu işi önderlik hakkıyla yerine getirmişti.
1990’lardan sonra bazı sorunlar çıktı. Köy baskınları. Arkadaşlar köylere daha fazla zarar gelmemesi için çok çaba sarf ettiler. Eğer bir çatışma olacaksa bile köylerin içinde değil dışında olmalı. Mümkün mertebe köyleri koruma çabası içerisindeydiler.
Ama işin içine devlet girdi ve o büyük göç başladı, milyonlarca insan göç ettirildi. Binlerce köy dağıtıldı. Gerilla teorisinde halk için “balık ve su” örneği verilir. Gerillanın yaşaması için de halk gerekli.
Devlet gerilla ve halk arasındaki bu ilişkiye karşı neler yaptı? Buna karşın siz nasıl bir yol izlediniz?
O yıllarda devlet halk örgütlenmesine karşı koruculuk sistemini hayata geçirdi.
Koruculuk sistemi aslında bir ihanet sistemidir. Bunun panzehiri de milisliktir. Dolayısıyla milislik sistemini geliştirmek gerekiyordu ve milis güçler örgütlendi. Milislik basit bir olay değil. Neredeyse gerilla kadar, hatta bazı yerlerde gerilladan daha önemli roller oynuyordu.
15 Ağustos’tan sonra Kürdistan’da milis örgütlenmesi de ağırlık kazanmaya başladı. Fakat ilk dönemlerde korucular o kadar aktif değildi; devlet biraz para veriyordu, biraz silah veriyordu. O kadar. Zaten 15 Ağustos eylemi halka bir güven, olumsuz davranış sergilemek isteyenlere de büyük bir korku vermişti. Onun için o silahı alanlar çok gizli kalmak istiyordu. Fakat işte milisler vasıtasıyla bunlar öğreniliyordu. Mesela ben şahit oldum, iki köye gidip devletin verdiği silahların hepsini topladık.
Köy koruculuğu ya da ihanete karşı en etkili yöntem milislikti ve biz de en etkili örgütlenmeyi milis sistemiyle yaptık. Yani gündüz işinde gece eylemde olan insanlarla yaptık.
Bugünden baktığınızda o süreci nasıl okuyorsunuz? Ödenen bedeller ve halk mücadelesinin geldiği aşama hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Tabii o yıllarda devlet halka korkunç baskılar yaptı. Köyler boşaltıldı, yakıldı yıkıldı. 2000’li yılların başına kadar sürdü bu. Aslında o baskıyı şimdilerde farklı bir şekilde gerçekleştiriyor. Yine köyler boşaltma tehdidi altında.
Elbette o yıllarda korku da vardı ama halk yine de geri adım atmıyordu. Kürdistan’da cesaret gelişmişti, yoksul Kürt köylüleri bu mücadeleyi benimsemişti. Canıyla, çocuklarıyla, malıyla bu mücadelenin içinde yer aldı. Zaten öyle olmasaydı bu günlere gelmek mümkün müydü? Bir de tabi gerillalar halkın geçmişten bildiği eşkiyalar gibi değildi; halkın gerillaya güveni çok fazlaydı. Arkadaşlar halkın mülküne, malına, namusuna ve değerlerine büyük bir önem veriyor, saygı gösteriyordu.
Şimdi görüyoruz; devlet cenazelere saldırıyor, mezarlıklara saldırıyor. Yani o kadar ki vahşi ki… Ama işte köyleri yakılan o insanlar, her şeyiyle mezarlarına, çocukların kemiklerine sahip çıkıyorlar. Bunların hepsi o sevgiyi o saygıyı o hürmeti değerlere sahip çıkmayı aslında o gerillanın mücadelesinden o evlerine giden gerillalardan öğrendiler. Eğer bugün bu direniş sürüyorsa, Önderlik 25 yıldır zindanda olmasına rağmen mücadele hala durmadan gelişiyorsa PKK’nin savaşan, mücadele eden bir halk gerçeğine ulaşmış olmasından kaynaklıdır. Bu halk artık devletten korkmuyor, korkmadığı gibi onunla mücadele de ediyor.
Peki bütün bunları yaşamış, içinde bulunmuş biri olarak geçmişe baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Tohum atılmış ve o tohum binler, on binler, yüz binler, milyonlar olmuş durumda. Bundan daha mutluluk verici, daha kıvanç duyabileceğimiz bir şey olabilir mi? Artık kimse bu halkı durduramaz.
Halk artık kendi önderleriyle yoldaşlarıyla arkadaşlarıyla gerillasıyla öncüleriyle bir olmuştur. İstediği kadar baskı istediği kadar işkence uygulansın bence bunların hiçbiri artık durduramaz.
Son olarak bir şey eklemek ister misiniz?
Sonuç itibarıyla bu hareketin mücadele tarihi yarım asra dayandı. Bu artık sadece Kürt hareketi Kürt önderliği olarak kabul görmüyor bunu aşıyor, diğer halklarda artık kabul etmiyor. Rojava devriminde bu çok daha açık görüldü. Bununla birlikte kadın devrimi çok önemli. Kürdistan’da kadın devrimi gerçekleşti. Bunun öncülüğünü köylerimizdeki kadınlar yaptı ve hala yapıyorlar.
Ahmet Aktaş mücadeleye nasıl katıldı?
10 Ekim 1952’de Mardin’de doğdum. İlkokula köyde başladım. Derik’te bitirdim. Ortaokulu Derik, liseyi de Mardin’de bitirdim. Ankara’da, yükseokulda ekonomi öğrenimi gördüm. 73’te başladım, 77 sonunda bitirdim. Apocularla Ankara’da tanıştım.
Arkadaşlar, “Apo, Siyasal’da okuyor” dedi. Yenimahalle’de kalıyordum. Bir gün Başkan oraya geldi. Biraz konuştuk. Öğretmenlerden etkileniyorduk. Öğrenciydik. Güzel konuşuyorlar, güzel giyiniyorlar, otoriteler... Başkan geldi, konuştuk, gittik. Bizden Fuat adında birisi vardı. Bizim en bilinçlimizdi. Başkan Apo’yu da çağırdık. Tartışmak için. Etrafımızdaki arkadaşlar da geldi. 15 kişi civarındaydık. Bizi çok etkiledi. Kürt meselesinde çok ciddiydiler. Her şeyleri dava içindi. Bu bizi etkiledi ve kendine çekti. 1976’dan itibaren de hareketin içindeyim.
12 Eylül günü Bagok Dağı’ndaydım. Cuntadan bir yıl kadar önce dağlara çıktık. Mahkumluk da vardı, köy çalışmaları da vardı. Şehirlerde çalışma ihtiyacı yoktu. Bir de gerilla savaşı hazırlığı içindeydik.
Karayılan anlatıyor: Berivan'dan sonra köylü kadınlar da katıldı
“Cizre Serhildanı’nı Adil Aslan ve Binevş Agal (Berivan) örgütledi. Bu arkadaşlar 89’da Cizre’de bir devrim yaptılar. Örgütü ilerlettiler, komiteler kurdular, Botan-Cizre ilişkisini kurdular. Hem eylemcilik, hem halkla ilişki, hem de propagandayla Cizre Serhildanı’nın temelini attılar. Bu nedenle Önderlik Berivan arkadaşın diğer kentleri de örgütlemesi gerektiğini söyledi. Berivan arkadaşın görevi genişledi. Hezex, Batman, Sêrt, Misirc gibi yerlerin tümünde geziyor ve buraları örgütlüyordu. Berivan arkadaş, Cizre’de bir evliya gibi oldu. Şehadetinden sonra binlerce insan mezarını ziyaret etti. Berivan’ın mücadelesi köylü kadınların harekete katılımının önünü açtı. Berivan arkadaşın oynadığı rolle kadın ordulaşması oluştu. O döneme kadar harekete çoğunlukla öğrenci ve akrabalar katılıyordu. Berivan arkadaşın şahadetinin ardından bir devrim oldu. Onun şahadetinin ardından gelişen durumlar toplumsal bir devrime dönüştü. Yüzlerce kişi hareketimize katıldı. Başlangıçta Çiçek, Havva, Sultan, Saadet arkadaşlar var ve elbette tüm bu arkadaşların büyük rolleri var. Fakat Berivan arkadaşın şehadeti kadın ordulaşmasının temelidir. Kadınların kitlesel katılımında Berivan arkadaşın rolü çok büyüktür.”
Yayın Tarihi: 09/01/2024