PolitikART
Toplum-Politika

İlk adım komün olarak atıldı

Sayı: 344
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi
Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ilk öncüleri adımlarını bu doğrultuda atarak büyük bir gelişme yaratıp bu günlere gelinmesini sağlamıştı. Bu yol ispatlanmış olandı. Koşulların değişmesi, kuşkusuz, kat edilen mesafede izlenen yol ve yöntemde genişleme ve zenginlik yaratmıştı. Elde edilen bu kazanımların da mutlaka dikkate alınması gerekiyordu. Fakat bu yapılırken de asıl olarak nasıl kazanıldığı ve bunun ne ile elde edildiğinin de hiçbir zaman unutulmaması gerekmekteydi.


Yukarı Mezopotamya, insanın toplum olarak kendini var ettiği coğrafya olarak kabul edilir. Eldeki veriler bunu gösterdiği gibi, aksini savunan da bulunmamaktadır. Yukarı Mezopotamya’nın Kürdistan adını alması da yine tarihçilerin belirttiğine göre, orada yaşayan insanların anıldığı isimle ilgilidir. Komün ise, kendini ortaklaşmaya dayalı olarak toplum halinde var eden, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayan insanın tür olarak varlığının devamı, korunması, savunması ve beslenmesini sağlayan yaşam ilişkisi ve düzenini anlatmaktadır

Yaşadıkları coğrafyanın kendi adlarıyla anılmasını sağlayan Kürtler, Yukarı Mezopotamya ile diyalektik ilişki içerisinde, komüne yabancı olmayan, temel dokusunu günümüze kadar taşıyabilen bir halk olma özelliğine sahip. Bu özellik sömürgecinin fiziki, kültürel soykırım saldırıları altında da olsa kültürde; aile, aşiret, gelenek, ortak çalışma ve dayanışma halinde yürütülen çalışmalarda; ağıtlarda, sözlü edebiyatta, sahiplendikleri inançlar içerisinde hep varlığını korumuştu. Bilinçli ve örgütlü bir yaşam biçimi olarak da Önder Apo’nun başlattığı devrimle birlikte Kürdistan toplumsallığı içerisinde yerini almıştır.

Önder Apo’nun başlattığı komün hareketi her ne kadar Kürdistan ve Türkiye devrimlerini hedeflemiş olsa da Türkiye metropollerinin öğrenci evlerinden, yoksul mahallelerinden Kürdistan’a doğru bir akış izledi.

Bu anlamda, Önder Apo’nun yaklaşımlarını devrimci bir komün hareketi olarak değerlendirmek en doğru olanıdır. O güne kadar onu var eden özellikleri, arayışları ve birikimi üzerinden yaşadığı yoğunlaşmaları, esasında komün olarak harekete geçişidir. Önder Apo’nun Hâkî Karer ve Kemal Pir ile yoldaşlığı ve birlikte oluşturdukları yaşam ortaklığı bunun bir sonucudur.

Önder Apo zindandan çıkıp Hâkî Karer ve Kemal Pir ile bir araya geldiğinde ilişkilerini devrimci yoldaşlık üzerine kurdular. Yaşamın örgütlenmesinden düzenlenmesine, var olan imkanların değerlendirilmesinden katılıma varıncaya kadar birçok anlamda böyle bir yaklaşım içerisinde olundu. Kurdukları bu yaşam üç kişiyle sınırlı da değildi. Kendini devrimcileştirmek isteyenlere açık olan bir yaşamdı. Ankara’da birlikte yaşadıkları ev devrimci bilinç edinmek isteyenlerin mekânına, düşüncede netleşmelere ulaşılabilecek ve aranan kitapların bulunabileceği bir kütüphaneye dönüşmüştü. Önder Apo bugün İmralı’da nasıl yoldaşları ile oluşturduğu birlikteliği “Felsefe Komünü” olarak adlandırmışsa, o zaman da Haki Karer ve Kemal Pir ile olan birlikteliği -resmi olarak adı öyle konulmamış da olsa- Kürdistan ve Türkiye devriminin “ideolojik, siyasal” ve “toparlayıcı” komünü olarak anlamlaşmıştı. Komüne katılımlar geliştikçe, komünlerin sayısı artmış, bir iken iki, sonra üç, sonra dört, ... olarak çoğalmıştı. Oluşan bu komün hareketi, o günün koşullarında Ankara’da -diğer illerdeki devrimci üniversite gençliği içinde emsal teşkil edecek olan- güçlü bir devrimci gençlik örgütlülüğünü açığa çıkararak tarihsel rolünü oynadı.

Önder Apo’nun başlattığı bu komün hareketi her ne kadar Kürdistan ve Türkiye devrimlerini hedeflemiş olsa da Türkiye metropollerinin öğrenci evlerinden, yoksul mahallelerinden Kürdistan’a doğru bir akış izledi. Kürdistan’ın ulaşılabilen il, ilçe ve köylerinde de gerçekleşen örgütlenmeler komünlere dönüştü. Bu komünlerin temel özelliği ise öncülerinin kıt imkân ve olanaksızlıkların, zorlukların paylaşımına, özgürlüğe, devrime, sosyalizme, birbirlerine olan inanç, bağlılık ve güvene, kapitalist sistemle olan bağların koparılarak örgütlenen yaşam üzerine kurulmuş olmasıydı. Ancak, kapitalizmle bağların koparılması, kendini izole ederek toplumla olan bağ ve ilişkinin koparılması anlamına gelmiyordu. Örgütlenerek toplum içerisinde var olunacaktı. Okullar, fabrikalar, işçi-emekçi-yoksul semtleri, iller, ilçeler, köyler kısaca toplumun olduğu her yere gidilecekti. Gidilirken de insanı kapitalist sisteme bağlayan okul, iş, aile gibi fiziken, ruhen ilişki ve yaşam biçimlerinden de kurtulunmuş oluyordu. En dikkat çekici olanı da bu bağlardan özel bir tercih, istek ve zorlanma olmadan kurtulunmuş olmasıydı.

Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesini -kendini sosyalist, devrimci olarak adlandıran- birçok kişi, grup, hareket, örgüt ve oluşumlardan ayıran da onun bu temel özelliğiydi. Hatta bu özelliği nedeniyle ona ağır ithamlarda bulunanlar bile vardı.

Komünlerin kuruluşu

Ankara’da Önder Apo, Hâkî Karer ve Kemal Pir tarafından ilk adımları atılan, sonra etrafında onu saran halkalar halinde çoğalan komün öncü bir yaşam, çalışma ve düzen olarak daha da genelleşti. Öncülerinin şahsında okul, mahalle ve köylere taşındı. Mücadele büyüdükçe komünler de büyüdü, içerik olarak zenginleşti. Her komün kendi yaşamını ve yaşamsal ihtiyaçlarını kimseye muhtaç hale gelmeden gücü ve imkanına dayalı olarak karşıladı. Bir ayırım yapmadan, nerede ihtiyaçları karşılama imkânı varsa oraya gidildi. En önde gidenler de sorumluluk üstlenmiş yoldaşlardı. İş pazarlarına gidildi, fabrikalarda çalışıldı, inşaatlarda amelelik, Pazar ve hallerde hamallık yapıldı.

Düşmanın artan saldırıları karşısında bir direniş mekanı olan dağlara da çıkıldı. Orada da askeri bir örgütlenme ve disipline sahip bir komün yaşamı ve düzeni içerisinde olundu. Yurtdışına çıkıldığında da yine esas alınan komün yaşamıydı.

Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinin büyüme ve genişlemesine paralel olarak düşman saldırıları da yoğunlaştı. Bu, mücadelenin daha farklı ve başka alanlara taşınması, oralarda da yürütülmesi gibi görev ve sorumlulukları birlikte getirdi. Ancak o sürece kadar yürütülen mücadele, sağlanan birikim ve edinilen tecrübenin kazandırdıkları vardı. Bunlar da düşmanın saldırılarının daha hazırlıklı karşılanmasına imkân sundu. Bu durum, tutsak düşülen zindanlarda kendini çok somut olarak gösterdi. Bunun bir sonucu olarak da tutsaklık koşullarında düşmanın karşısına bir birey olarak çıkılmadı. Örgütlülüğü ve disipliniyle komün yaşamı ve düzeni içerisinde olundu.

Oluşan bu komünlerde sadece öncüler değil, o güne kadar aileye dayalı imkân ve mülkiyet ilişkisine dayalı yaşamlarını sürdüren yurtseverler ve taraftarlar da yer aldı. Düşmanın artan saldırıları karşısında bir direniş mekanı olan dağlara da çıkıldı. Orada da askeri bir örgütlenme ve disipline sahip bir komün yaşamı ve düzeni içerisinde olundu. Yurtdışına çıkıldığında da yine esas alınan komün yaşamıydı.

Önder APO’nun PKK’nin 3. kongresindeki konuşmasında, kadrolar şahsında temsilini bulduğunu söylediği şey, bu yaşam biçim ve ilişkilerine dayanan düzen ve özelliklerdi. Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yeni bir döneme başlangıç teşkil eden PKK 3. Kongresi’yle birlikte; bu özellik ve yaşam biçiminin öncüler ve onların etrafında bir araya gelen örgütlü kesimleri aşarak bir bütün halinde topluma taşınacağı bir döneme girildi vc bunun ilanı da yapılmış oldu.

Devrimci Halk Savaşı’nın kazandırdığı psikolojik şekilleniş davranışı da belirler hale geldi. Gerillaya katılımlar arttı. Halk içerisinde cephe örgütlenmeleri, birlik, destek, dayanışma ve yardımlaşma ruhu gelişti. Gerilla doğrudan sahiplenilirken kitlesel tepki ve eylemlikler arttı.

Komünler Birliği

PKK’nin 3. kongresinde alınan stratejik karar Halk Ordusu’nun oluşturulmasıydı. Alınan bu kararla öz güç ve yeterlilik ilkesine dayanan; dirilen, bilinçlenen, örgütlenen ve savaşan halkın kendi geleceğini belirler hale getirilmesi hedeflendi. Devrimci Halk Savaşı içerisinde yaşananlar da belirlenen hedefler doğrultusunda sonuçlara ulaşılmasını sağladı. Kürdistan toplumsallığı yeniden şekillenmeye başladı, halkın özgüveni gelişti. Devrimci Halk Savaşı’nın kazandırdığı psikolojik şekilleniş davranışı da belirler hale geldi. Gerillaya katılımlar arttı. Halk içerisinde cephe örgütlenmeleri, birlik, destek, dayanışma ve yardımlaşma ruhu gelişti. Gerilla doğrudan sahiplenilirken kitlesel tepki ve eylemlikler arttı. Newrozlar daha etkili ve yaygın bir şekilde karşılanmaya/kutlanmaya, gerilla cenazeleri sahiplenilmeye başlandı. Öyle ki, sokağa çıkan Kürt halkı, panzer ve tankların karşısında ölümüne tilili çeken bir halk haline geldi. Dirilen Kürt halkı bu direnişi ve şekillenişiyle artık yok sayılan, aşağılanan, horlanan olarak değil, kimliğiyle yaşama kararını ilan ederek, kendisi olacağı yeni bir dönem başlattı. “Diriliş tamamlandı, sıra kurtuluşta” belirlemesiyle aslında önceki dönem içerisinde izlenmesi gereken yolun istikametinin ne olduğunu da tarihe göstermiş bulunmaktaydı. Belirlenen bu yolda ise atılan önceki adımların izleri takip edilecekti. Bu iz takibi, birey ve toplumu sömürgeci devletin kulu, kölesi haline getiren; yaşam, ilişki ve arayışlardan kesin kopuşun sağlanmasıydı.

O zamana kadar mevcut olup da anlamlaştırmakta zorlanılan Kürt ulusal sorununun çözümün ve demokratik devrimin iktidar ve devlete dayalı çözümü reddedilerek devlet dışı toplum örgütlenmesini esas alan bir yaklaşım içerisine girildi. ‘Toplum ne kadar iktidar ve devlet dışı örgütlüyse, gerçekleşen devrimin başarısı da o kadardır’ belirlemesi öne çıktı.

Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ilk öncüleri adımlarını bu doğrultuda atarak büyük bir gelişme yaratıp bu günlere gelinmesini sağlamıştı. Bu yol ispatlanmış olandı. Koşulların değişmesi, kuşkusuz, kat edilen mesafede izlenen yol ve yöntemde genişleme ve zenginlik yaratmıştı. Elde edilen bu kazanımların da mutlaka dikkate alınması gerekiyordu. Fakat bu yapılırken de asıl olarak nasıl kazanıldığı ve bunun ne ile elde edildiğinin de hiçbir zaman unutulmaması gerekmekteydi. O aşamaya devletten, iktidardan, birey ve toplumu sömürgeci sistemin kulu-kölesi haline getiren yaşam, ilişki biçimi ve arayışlardan koparak gelinmişti. Dirilişin tamamlandığı ve sıranın artık kurtuluşa geldiğine dair çözümlemede de belirtildiği gibi, izlenmesi gereken yol buydu. Atılan adımları takip ederek ilk adım olan Komünün toplumun, yaşamın kök hücresi olarak inşasına başlanmasıydı. Yanılsamaya düşülen ve eksik kalan da bu oldu.

Böyle bir yanılsamaya düşülmesine neden olan da dirilişin tamamlandığı, sıranın kurtuluşa geldiği koşullarda, o günkü siyasal konjonktür ve reel sosyalist düşünce ve siyasal yaklaşımın Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesi üzerindeki etkileriydi. Sosyalizmi ele alış ve devrimin iktidara dayalı demokratik ve sosyalist inşanın başarısı ile tamamlanabileceğine olan inançtı. Pratikte, karşılaşılan sorunlar, yanılgılar, eksiklikler ve hatalar da yürütülen mücadele üzerinde olumsuz etkilere neden oldu. Hatta, Önder Apo’nun var olan eksiklikleri aşma yönünde içerisine girdiği arayış ve çabalar önünde zorlayıcı sorunlara yol açtı.

Uluslararası komplo ile, yaşanan sorunlar çok daha belirgin bir hale geldi. Uluslararası komplo, Önder Apo şahsında Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesine dayatılan kesin bir imhaydı. Önder Apo bunu herkesten önce gördü ve aldığı tedbirlerle dayatılan imhanın önüne geçerek; yeni bir devrimci çıkışın önünü açtı. O zamana kadar mevcut olup da anlamlaştırmakta zorlanılan Kürt ulusal sorununun çözümün ve demokratik devrimin iktidar ve devlete dayalı çözümü reddedilerek devlet dışı toplum örgütlenmesini esas alan bir yaklaşım içerisine girildi. ‘Toplum ne kadar iktidar ve devlet dışı örgütlüyse, gerçekleşen devrimin başarısı da o kadardır’ belirlemesi öne çıktı. Sonrasında bu tespit üzerinde derinleşerek iktidar, devlet dışı devrim, demokrasi, sosyalizm inşasına varılabileceğine dair sonuçlara ulaşılarak belirlemelerde bulunuldu. Strateji ve taktikler geliştirildi. Bunların bir sonucu olarak da yanılgının başladığı yere; atılan ilk adımın izine, toplumu ve onu var eden kök hücreye, yani komüne dönüldü. Gerçek devrim, demokrasi ve sosyalizmin anahtarının bu olduğu anlaşıldı. Şimdi ise sıra bu anahtarın doğru çevrilerek başarısına; toplumun kök hücreleri temelinde komünler birliği olarak inşa edilip yeniden örgütlendirilmesine geldi.

 

Yayın Tarihi: 17/11/2025