PolitikART
Portre

Hasretle...

Sayı: 350
Gülten Kaya
Yakılan ozanlar, şairler, güzel insanlar bu yangından birer efsane yaratırken… Yeter Hasret'ten oldu ve Hasret'ine gitti, bizler Hasret kaldık ama hep Hasret'le kaldık.

Zamanın içinde yaşayan ve/fakat zamanın ötesini, geleceği, kendi ütopyasını ve hayallerini de beraberinde, sırtında taşıyanlar tanıdım. Sırtında bu yükle, tarihin ve günün hakikatini hevesle öğrenmeye, varlığını ve hayat içerisindeki duruşunu bu hakikatle anlamlandırmaya çalışanlar tanıdım. Sessizce de olsa sorgulayan, çocuk merakıyla, tevazuyla, masumiyetle hakikati kavramaya çalışanlar tanıdım.

Hasret'i tanıdım. O'nun Yeter'ini, yeteneğini, sazını, sözünü, emeğini tanıdım.

Kalbinin derinliklerinde gezdirdiği ama daima yüzüne yansıyan iyiliğini, özverisini tanıdım.

Çok yol gideceğini düşündüğüm bu güzel, gencecik adamın yolunun vahşiler tarafından kısaltılmasına tanık oldum.

Ahmet Kaya abisine nasıl kardeşlik yaptığını gördüm.

Öykülerini anlatmayan ama anlatılan tüm öyküleri sessiz bir merakla dinleyen, sazını eline aldığında ise öykülerini kitaba dönüştüren bir genç bilge. Hasret'e dair hissettiğim bir boşluk yok içimde. Kendi köşesini kurmuş ve o köşeye kurulmuş işte içimde.

1985 yılı. İstanbul'da Değişim Stüdyoda "Acılara Tutunmak" albümünün kaydındayız. Bir yandan alt-yapıları düşünmeğe bir yandan repertuarı tamamlamaya çalışıyoruz. H.Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Orhan Veli, Ataol Behramoğlu şiirleri var repertuarda. İlk albümün ("Ağlama Bebeğim") giderek daha geniş kitlelere ulaşmasının heyecanını yaşıyoruz ama diğer yandan da bu bize ikinci albümün sorumluluğunu daha da büyük yüklüyor. Yalnızız. Profesyonel anlamda bir yönlendirici yok, kendi halimizde ama çok kararlıyız. Ara sıra da olsa resitaller yapıyor Ahmet. 12 Eylül'ün tüm izleriyle resital salonlarını dolduran tutsak yakınları, üniversite gençliği, işçiler, yoksullar, arka mahalleliler, insan hakları savunucuları, tüm "ötekiler", birbirimize yaslanarak yol açmaya çalışıyoruz kendimize.

Kendimizden çok, hayat adına konuşabilme gücünü yeniden ve tam da bu zeminde kurmak, faşist Eylül'ün mezar ıssızlığını kırmak, halkın içinde, tutsak arkadaşlarımızla, sorgu odalarında, ıssızlığın ama yine de dünyanın orta yerinde ve kendi kararlılığımızla, tenhalarda veya dünyanın orta yerindeki kavgamızla, haklılığımızla hayatı yeniden kurmak, her şeye rağmen taşı taş üstüne koymak diye bir derdimiz var.

Hasret! Tüm bu zamanların içinden çıkıp gelen bir masumiyet, bir yetenek, bir özverili kardeş... Stüdyoda bir köşede sessizce dinleyen, izleyen, öğrenen, akort yapan, koşturup enstrüman yetiştiren, meraklı gözleriyle daha neler yapabileceğini merak eden ve bekleyen, stüdyo yemeğimiz makarnaya bile ortak olmak istemeyen bir sevgili kardeş. Bir biricik kardeş. Öykülerini anlatmayan ama anlatılan tüm öyküleri sessiz bir merakla dinleyen, sazını eline aldığında ise öykülerini kitaba dönüştüren bir genç bilge. Hasret'e dair hissettiğim bir boşluk yok içimde. Kendi köşesini kurmuş ve o köşeye kurulmuş işte içimde.

O kalp köşemde otururken;

Onu tutuşturan, hayatın mağlubu zebaniler her gece uykularında yanarken, 20.yüzyılda yakılan ozanlar, şairler, güzel insanlar bu yangından birer efsane yaratırken, Yeter Hasret'ten oldu ve Hasret'ine gitti, bizler Hasret kaldık ama hep Hasret'le kaldık.

Zamana, tarihe düşülecek olan notlar, simsiyah bir yangından bembeyaz çıkanları yazacaktır elbette.

 

Yayın Tarihi: 22/05/2026