Çoğu zaman üretme becerilerimizden bağımsız olarak da zorlaşan bir iş Kürt müziği. Fakat Cegerxwîn, şiirinde bu zorlukların neredeyse hiçbirini es geçmez. Kendi yaşam tecrübesi aslında Kürt toplumunun tecrübesi ile birebir aynıdır. Yani hakikati inşa etmiştir. İşte bu yüzdendir ki Kürt toplumunun hiçbir kuşku ve yabancılık hissetmeden dinleyebileceği, kendini bulabileceği bir şiirdir onunki.
Şeva Hîcran, Gulfiroş, Şev Çû, Nav (Lêv) Şêrîna Min, Kî Ne Em, Lo Lo Pismamo ve onlarca, hatta belki de yüzlercesi… Sırf onun eserlerinden oluşan birkaç müzik albümü bile var. Özellikle modern Kürt müziğinden Cegerxwîn’i çıkarırsanız, belki de sacayağının en az birini kaybetmiş olursunuz. Neredeyse son 40 yılın Kürt müziğini onsuz değerlendirmek büyük eksiklik. Müzik tek başına söz değildir elbette ama söz vücut ise, beste tek başına belki de sadece kıyafettir.
Dünya müziğinde, özellikle klasik dünya müziğinde, sözsüz müziğin görece bir başarısı söz konusudur ancak doğu toplumlarında ve hatta belki de bütün dünyada, sözsüz müzik, sadece bir şeye eşlik ettiği zaman dinlenir olagelmiştir. Kitap okurken, yemek yerken, şiir okurken, uykuya dalarken; reklam, film, dizi çekerken, bir ürün tanıtırken veya bir defileye eşlik ederken dinleriz besteyi. Yani başka bir deyimle kendi olarak, bir müzik eseri olarak çoğu zaman var olamaz ve başkaca şeylerin ‘fonu’ olmaktan kurtulamaz maalesef. İşte burada müzisyenin, müziğine kimlik kazandıracağı en mühim argümana, yani söze ihtiyacı vardır. Çok güzel beste yapabilir ama ona söz bulamayabiliyorsunuz. Şiir, burada müzisyenin en iyi yoldaşı ve kurtarıcısıdır. Bırakalım sözü, bazen esere isim bulmak bile müzisyen için zor oluyor. Bir süre önce bir müzisyen arkadaş yazmıştı “Onlarca bestem var ama hiç birine isim veremiyorum” diye. Şiir bu tür konularda da yükünüzü hafifletir ve önünüzü açar.
Uzun uzadıya Kürt müziğinin zorluklarından bahsetmeye gerek yok. Her döneme göre değişen, çoğu zaman üretme becerilerimizden bağımsız olarak da zorlaşan bir iştir Kürt müziği. Gelin biz de hep beraber, dengbêjlik geleneğinden sonra, özellikle son elli yılda deyim yerindeyse emekleme dönemini yaşayan Kürt müziğinde büyük şair Cegerxwîn’in katkıyı katbekat aşan yaratıcılığına ve olası sebeplerine bir bakalım.
Modern sanatın bazı ‘absürd performans’ denemelerini bir yana bırakırsak, sanırım bir sanat eserinin kitleler üzerinde etkili olmasının en temel sebebi, hakikiliktir. İşte Cegerxwîn’in çocukluğunda doğduğu topraklardan ayrılması, gençliğinin baharında medrese eğitimi ve oradan Şêx Seîd İsyanı’na dahli ile başlayan, sonrasında Kürt toplumunda yaşanan her ulusal, sınıfsal hareket ve kategoriye dahli ve temasıyla olacak ki, her kesimden Kürdün severek dinleyeceği birçok eser ortaya çıkarmıştır. Mütedeyyin bir bireyin hiçbir kuşku ve yabancılık hissetmeden dinleyebileceği, inançsız bir bireyin kendi temsilini çok rahat bulabileceği eserleri, bir köylünün, çiftçinin, tutsağın, vaizin, öğrencinin ve hatta yer yer bir kadının bile kendi temsilini hissedebileceği eserleri vardır. Bunlar içinden kadın olmayı çıkarırsanız hepsi de Cegerxwîn’in hayatında deneyimlediği mücadele kimliğinden ileri gelmekte ve hakikidir. Cegerxwîn’in kendi hayat tecrübelerinin ve örüntüsünün temsilidir bu eserler. Bundandır ki yavan ve yapay gelmemektedir hiçbir eseri. Müzik üzerindeki etkisinin çok azı tekniktir. Uyaklı eserlerinin olması elbette besteciye bir kolaylık sağlamaktadır ancak bunca yaygın bestelenişinin sebebi bu hakikilikten ileri gelmektedir.
‘Şeva Hîcran’ bir beyt formunda olsa da onu dinlediğinizde sadece tasavvufi bir tat almazsınız. Kendiyle hesaplaşmasını, aşka bakışını, kendisini taşlamayı, isyanı ve daha bir sürü hissi yaşarsınız. ‘Kîne Em (Kîme Ez) dinlediğinizde, ulusal, uluslararası, sınıfsal, sosyal, tarihi, tasavvufi, ilericiliği ve daha bir sürü duygu durumunu ve mücadele kararlılığını aynı anda, aynı eserde yaşarsınız. Bu da yine bahsettiğimiz hakikilikten gelmektedir. Cegerxwîn’in eserlerinin müzik üzerindeki en büyük etkilerinden biri de kullanılan dilin sadeliği ve günlük yaşamdaki yeriyle ilgilidir. Çağdaş Kürt yazarlarının bir kısmında bu sadelik halen yakalanamamıştır. Bir sözcüğün günlük hayatta kullanılan versyionu varken, daha edebi görünsün diye daha az kullanılan akademik veya nostaljik bir muadil kelime ikâmesi yoktur Cegerxwîn’de. O günün hayatından ve olaylarından olduğu gibi bahseder. Bir benzeri Kafkasya Kürtlerinin eserlerinde de vardır. Oradaki doğallık elbette günlük yaşantılarının üzerinde devletler eliyle sürdürülen bir asimilasyon baskısının olmayışı ya da nispeten az olması ve buna karşı ulusal ve sınıfsal mücadele ihtiyacının fazlaca hissedilmemesinin, hayatlarına atalarından kalan kelimeler dışında yeni girdilerin daha az oluşundan ileri gelmektedir. Ancak Cegerxwîn’de durum farklıdır. Her toplumsal kesime, dört parça Kurdistan ve diasporaya, sadece kendi halkına değil, diğer bütün komşu halklara da temas ve ilişkilerine rağmen bir doğallıkta ısrar vardır.
Hikaye ve örgüsü yeterince edebiyken, ayrıca cafcaflı kelime arayışı yoktur Cegerxwîn’de. Bu da geniş kitlelere ulaşmasında en önemli unsurlardandır ve bir müzik eseri için arayıp da bulamayacağınız bir cevherdir.
Bunun en iyi örneklerini Aram Tigran ve o kuşak müzisyenlerinin Cegerxwîn’den bestelediği eserlerde görürüz. Sade ve yalındırlar. Örneğin Türk halk müziğinin Anadolu varyasyonlarında ‘Emmoğlu’ yerel bir sitem makamı iken, ‘Lo Lo Pismamo’ aynı yerellikte bir yoldaş, mücadele arkadaşlığı çağrısıdır. İlericiliği de mücadeleyi de şikayet ve sitemi de kendinde ve en yakın çevresinde arayarak başlar Cegerxwîn. Bunda elbette Kürt halkının kolektif amaçlarının da etkisi büyüktür ancak Cegerxwîn, yerelden evrensel olana yatay bir mücadele yöntemiyle ilerler eserlerinde ve hayatında. Kürt müziğinin temel taşı olan dengbêjlik eserlerinde evrensele daha az uzanma görürsünüz. En fazla başvurduğu makam Ankara’dır siteminde. Keza aşk şarkılarında ‘dotmam-pismam’ ile başlayıp, komşu köy kasabalara uzar en fazla. Tasavvufi ve manevi ütopyasını yine islam alimleri, şeyh ve sahabeleriyle sınırlı tutar çoğunlukla. Elbette dönem koşulları, gözün gördüğü ve kulağın duyduğu ile ilgili yazdırır-söyletir ancak Cegerxwîn, tasavvuftan tasavvura, dünyeviden uhreviye, arkaikten ütopyaya bir kişilik bütünlüğü içinde temas eder ve bahseder. Fakat hayal gücünü namümkün üzerine kurmamayı tercih eder çoğunlukla. Tam da bu kimlik, evrensel olan müzik notalarına bir memleket penceresi açar. Fakat bu pastoral bir memleket penceresi değildir sadece. Deyim yerindeyse ‘çevreden merkeze’ ve yine ‘merkezden çevreye’ bir güzergah izler. Burada elbette Cegerxwîn’in şiirini ve bir şair olarak etkilenip etkilediği akımlardan vs. bahsetmeyeceğiz. Onu işin ehillerine bırakalım. Bizim amacımız şair kimliğinin ve sosyolojisinin müziğe teknik dışındaki etkilerini biraz irdelemek. Bu şair kimliği dünyanın her yerindeki müziğe uygulanabilir, bestelenebilir bir ufuk sunar.
Kürt toplumunun ‘söz sahibi’ ak sakallıların, mele, seyda ve alimlerinin bir ilahi form veya dengbêj eserinde dinleyebileceği çok sayıda eseri de, dünyanın öbür ucundaki Kürt bir üniversite öğrencisinin son derece rock, pop, R&B, blues veya caz formunda dinleyebileceği veya besteleyebileceği eseri de, yine o dönem koşullarında kendisiyle ilgili övgü veya mersiyesi olmayan Kürt kadının da temsilini bulabileceği eserleri vardır. İşte bu, Cegerxwîn’i bir başucu ve yol gösteren kaynak haline getiriyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası sosyalist kimlik ediniminin, yine bütün dünyada neredeyse etkili olan 68 gençlik hareketlerinin Cegerxwîn’in ulusal kurtuluş mücadelesi yolunda deyim yerindeyse ‘herkesleşmesi’ne ön ayak oluyor. Bu da günümüzde hâlâ esin kaynağı olarak o kuşak ve ideolojilerden çokça etkilenen ve kendisini ilerici olarak addeden bir çok müzisyen için daha uzun ömürlü kılıyor Cegerxwîn’i. Buradan bakıldığında da hayli bir zaman daha, belki de endüstriyelleşmeyle baş edildiği oranda yüz yıllarca, onun şiirlerinin bestelendiğini görecek ve dinleyeceğiz.
Yayın Tarihi: 17/10/2023