Kendi öleceği günü dahi bilen Didar Ana küçük kız çocuklarının rüyasına girip, kulaklarına şöyle sesleniyormuş: "Kızım, o vakit böyle gereksiz gürültüler yoktu, rüzgarın sesi bir başka idi, nehirlerin sesi başka. Cinler ve periler bizden kaçmazdı, bize görünürlerdi, bizimle iç içe yaşarlardı.”
2006 yılında Tevfik Şahin'i tanıdığımda, Qoçgirî'den yeni dönmüştü. Qoçgirî'de köy köy, ev ev dolaşarak kilamlar topladığını heyecanla anlatıyordu. Sonra Bava Xidir'ın Didar Ana'ya olan aşkından bahsetti.

Tevfik bize heyecanla bu aşkı anlatırken ben Bava Xidir'ın karşılıksız aşkını dile getiren dizelerin derin mecrasında kendimi kaybetmiştim. Arkadaşım Ergin Aslan'ın bana dokunmasıyla kendime gelmiştim.
Kayıp olduğum o an, Bava Xidir'ın tozlu zamanların derinliğinden ciğerlerime işleyen çaresiz yakarışlarının tanığı oldum. Acısının yankısı kulağımda uğuldadı: "Ben senin derdini çok sevdim. Gözlerim coşan ırmaklar gibi sana aktı. Sen geceleri ay ışığında, döşeğinin üzerinde melekelerle hasb-ı hal eylerken, ben yüreğimin camekanından senin rüyana girmek için o Ay'a dua ettim.
Kilamlar, şiirler içimde tutuşan ateştir, içimin yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalara gece zindandır, geçmez bir türlü o zifir karanlık. Şafağı bekler kırgın yürekler, yalnız ruhlar. Adına sensizlik dedim... Sen beni bilmedin... Bu fermandı... Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz. Amansız acılar içindeyim. Yokluğuna dokundum, ömrüm yandı. Ömrümün karasından sana seslendim. Döndü dolaştı senin bana kapalı kapılarından, kendi sesimin yankısı yine bana ulaştı. Anladım ki mana aleminde dolaşan sen, söz aleminden sana seslendiklerimi hiç duymadın..."
***
Bava Xidir uçsuz bucaksız bir bozkıra düşmüş, susuzluktan yanmış tutuşmuş. Bu kuru ve çorak bozkırda Didar Ana'nın silüeti bir ağaçtan başka bir şey değilmiş. Bozkırın içinde bu tek ağacın yaprakları her mevsim yeşilmiş. Bava Xidir, hayli zaman bu ağacın gölgesinde dönmüş durmuş, lakin bir süre sonra ağacın gölgesinin kendisine yar olmayacağını anlamış. Çünkü Didar Ana dervişlik hırkasını giymiş, dünyevi olandan kopmuş, maneviyatı dervişlerin derin alemine varmış. O'ndan başka yar bilmem demiş. Manevi alemde nefse yer yok demiş. Ama Bava Xidir'ın kilamları buna rağmen dağda taşda yankılanmaya devam etmiş…
"Zeyva önünden akan nehirdir
Vişne ağacında görülen bir izdir
Bu sevdanın sahibi Bava Xidir'dır
Bu kilamlar benden size yadigardır..."
***
"Gün gelecek, insan 'toprak nerede,
bulamıyorum onu' diyecek, bulamayacak toprağı
Ve gün gelecek, toprak 'insan nerede,
onu bulamıyorum' diyecek..."
Didar Ana (1914-1956)
Didar Ana 1914'de, Zeyva (Şêwaz-Zara-Qoçgirî) köyünde dünyaya geldi. Nüfus kayıtlarında adı Didar Şahin'dir. Didar Ana belli bir yaştan sonra kendini hak yoluna adamış, halkı içinde rayberlik yapmış. Qoçgirî insanının dertlerine ve yaralarına merhem aramış. Fakir ve yoksullara analık yapmış. 1956 hakka varmış, mezarı ziyaret olarak kabul edilmiş. Daha sonra Hacı Bektaş'ta, çilexanede kendisi adına bir türbe yapılmış.
Didar Ana çevresindekilere hep şu öğüdü verirmiş: "Derviş toprağının hatırını bilin, ilkbahar geldiğinde ormanlar yeşillensin, yapraklarıyla süslesinler her yanı, sular çoğalsın, nehirler uğuldasın. Dünyayı çöle ve griye çevirmeyin, ana sütü gibi kutsayın onu."
Kendi öleceği günü dahi bilen Didar Ana küçük kız çocuklarının rüyasına girip, kulaklarına şöyle sesleniyormuş: "Kızım, o vakit böyle gereksiz gürültüler yoktu, rüzgarın sesi bir başka idi, nehirlerin sesi başka. Taş toprak, çalı çırpı bizimle konuşurdu ve o dünya ile bu dünya henüz birbirinden ayrılmamış idi. Cinler ve periler bizden kaçmazdı, bize görünürlerdi, bizimle iç içe yaşarlardı. Yani her şeyimiz beraberdi..."
İşte Pelgûzar albümü, Bava Xidir'ın Didar Ana'ya olan aşkıyla yazdığı kilamlardan doğdu. Bu kilamlardan bir kaçı:
Melem Yare
Meleme Meleme, tı ki xanıma yeli
bejna to ki mendera sıvıska serê têli
melem yare, melem yare
dilbera zerya mına bele
nê çênê mı va;
mıradê mın u to bıkero Xızırê kertê Qerebeli
melem yare, jukek yare
nê çênê mı va; çıko çıko, Melem çıko
nê çênê to na goyilê mı çayê sıkıto
melem yare
nê çêne mı va; na gênciya ma ke vêrde
faydê na kokımeni mın u torê çıko
melem yare
nê çêne mı va; vanu vanu Melem torê vanu
nê çê xatır be tu ezo endi sonu
sodır sonu tabat nêkonu
sonde oncia peyser yenu.
Merhem Yar
Melem, bütün ellerin sultanı
ince selvi boyun, tel tel süt otu misali
bütün dertlerimin ince merhemi
yaralı gönlümün zarif dilberi
acep muradımızı verir mi
Qerebel'in Kutsal Hızırı
ey gönlümün biricik sultanı
merhem yar, nedir bu ayrılığın sebebi
kırdın gönlümün perdesini
kırık gönüllerin ince merhemi
bak işte gençliğimiz savrulup gitti
bu ihtiyarlığın bize karı ne ki
sevgili yar, söylerim
yanar döner peşin sıra ağlarım
sana elveda eder bu ellerden giderim ama
günün geceye varışını nasıl beklerim)
Intizar
Meleme Meleme
rınde Meleme
çım buri qeytanê,
qeytan qeleme
bınê dewe ra sonê rayi
yenê sonê surelayi
derdê surelau ez werdu
ilayi derdê çımşiyayi
bınê dewe hêgayê hergi
Melema mı hêgayê hergi
çênê exbalê mın u tora
ni roji çayê hondê biyê dergi
bınê dewe bağ u bostano
no halê ma nia sebeno
piyê torê bêro (xafılê) qıda
cayila mı nia sebeno
Zeyva vera sono, çhemo
dara vişna de yarme yabo
Bava Xidir zerrê ra vano
na qeyda ki sımarê halete bo.
Hasret
Melem yarim
merhemlerin en güzeli
ince, siyah kalem kaşların
kaytan kalem misali
köyün aşağısından geçer yolları
salına salına gelir geçer allı güzelleri
gün be gün yer bitirir beni
kalem kaşlının kara gözleri
köyün altında ekili tarlaları
Melem yar, ekili, yeşil tarlaları
kötü bahtımızın vebalinden
zaman geçmez oldu, günler uzadıkça uzadı
köyün berisinde bostanı bağı
halimiz hal değil yoktur soranı
babanın başına gelsin bütün kadası belası
benim, ince zarif boyunun kurbanı
sevgili yar, sana söylerim
yanar döner senin için inlerim
ilkbaharda ölüme çağıran guguk kuşu misali
peşin sıra gezer gezer söylerim.)
Çeviriler: Mikail Aslan
Not: Bu yazı Ekim 2010’da PolitikArt’ta yayınlandı.
Yayın Tarihi: 30/07/2026