PolitikART
Kültür-Sanat

Gönül Yaprağı - Pelgûzar

PolitikART Özel
Mikail Aslan
Kendi öleceği günü dahi bilen Didar Ana küçük kız çocuklarının rüyasına girip, kulaklarına şöyle sesleniyormuş: "Kızım, o vakit böyle gereksiz gürültüler yoktu, rüzgarın sesi bir başka idi, nehirlerin sesi başka. Cinler ve periler bizden kaçmazdı, bize görünürlerdi, bizimle iç içe yaşarlardı.”

2006 yılında Tevfik Şahin'i tanıdığımda, Qoçgirî'den yeni dönmüştü. Qoçgirî'de köy köy, ev ev dolaşarak kilamlar topladığını heyecanla anlatıyordu. Sonra Bava Xidir'ın Didar Ana'ya olan aşkından bahsetti.

Tevfik bize heyecanla bu aşkı anlatırken ben Bava Xidir'ın karşılıksız aşkını dile getiren dizelerin derin mecrasında kendimi kaybetmiştim. Arkadaşım Ergin Aslan'ın bana dokunmasıyla kendime gelmiştim.

Kayıp olduğum o an, Bava Xidir'ın tozlu zamanların derinliğinden ciğerlerime işleyen çaresiz yakarışlarının tanığı oldum. Acısının yankısı kulağımda uğuldadı: "Ben senin derdini çok sevdim. Gözlerim coşan ırmaklar gibi sana aktı. Sen geceleri ay ışığında, döşeğinin üzerinde melekelerle hasb-ı hal eylerken, ben yüreğimin camekanından senin rüyana girmek için o Ay'a dua ettim.

Kilamlar, şiirler içimde tutuşan ateştir, içimin yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalara gece zindandır, geçmez bir türlü o zifir karanlık. Şafağı bekler kırgın yürekler, yalnız ruhlar. Adına sensizlik dedim... Sen beni bilmedin... Bu fermandı... Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz. Amansız acılar içindeyim. Yokluğuna dokundum, ömrüm yandı. Ömrümün karasından sana seslendim. Döndü dolaştı senin bana kapalı kapılarından, kendi sesimin yankısı yine bana ulaştı. Anladım ki mana aleminde dolaşan sen, söz aleminden sana seslendiklerimi hiç duymadın..."

***

Bava Xidir uçsuz bucaksız bir bozkıra düşmüş, susuzluktan yanmış tutuşmuş. Bu kuru ve çorak bozkırda Didar Ana'nın silüeti bir ağaçtan başka bir şey değilmiş. Bozkırın içinde bu tek ağacın yaprakları her mevsim yeşilmiş. Bava Xidir, hayli zaman bu ağacın gölgesinde dönmüş durmuş, lakin bir süre sonra ağacın gölgesinin kendisine yar olmayacağını anlamış. Çünkü Didar Ana dervişlik hırkasını giymiş,  dünyevi olandan kopmuş, maneviyatı dervişlerin derin alemine varmış. O'ndan başka yar bilmem demiş. Manevi alemde nefse yer yok demiş. Ama Bava Xidir'ın kilamları buna rağmen dağda taşda yankılanmaya devam etmiş…

 

"Zeyva önünden akan nehirdir

Vişne ağacında görülen bir izdir

Bu sevdanın sahibi Bava Xidir'dır

Bu kilamlar benden size yadigardır..."

***

"Gün gelecek, insan 'toprak nerede,

bulamıyorum onu' diyecek, bulamayacak toprağı

Ve gün gelecek, toprak 'insan nerede,

onu bulamıyorum' diyecek..."

Didar Ana (1914-1956)

 

Didar Ana 1914'de, Zeyva (Şêwaz-Zara-Qoçgirî) köyünde dünyaya geldi. Nüfus kayıtlarında adı Didar Şahin'dir. Didar Ana belli bir yaştan sonra kendini hak yoluna adamış, halkı içinde rayberlik yapmış. Qoçgirî insanının dertlerine ve yaralarına merhem aramış. Fakir ve yoksullara analık yapmış. 1956 hakka varmış, mezarı ziyaret olarak kabul edilmiş. Daha sonra Hacı Bektaş'ta, çilexanede kendisi adına bir türbe yapılmış.

Didar Ana çevresindekilere hep şu öğüdü verirmiş: "Derviş toprağının hatırını bilin, ilkbahar geldiğinde ormanlar yeşillensin, yapraklarıyla süslesinler her yanı, sular çoğalsın, nehirler uğuldasın. Dünyayı çöle ve griye çevirmeyin, ana sütü gibi kutsayın onu."

Kendi öleceği günü dahi bilen Didar Ana küçük kız çocuklarının rüyasına girip, kulaklarına şöyle sesleniyormuş: "Kızım, o vakit böyle gereksiz gürültüler yoktu, rüzgarın sesi bir başka idi, nehirlerin sesi başka. Taş toprak, çalı çırpı bizimle konuşurdu ve o dünya ile bu dünya henüz birbirinden ayrılmamış idi. Cinler ve periler bizden kaçmazdı, bize görünürlerdi, bizimle iç içe yaşarlardı. Yani her şeyimiz beraberdi..."

İşte Pelgûzar albümü, Bava Xidir'ın Didar Ana'ya olan aşkıyla yazdığı kilamlardan doğdu. Bu kilamlardan bir kaçı:

 

Melem Yare

Meleme Meleme, tı ki xanıma yeli

bejna to ki mendera sıvıska serê têli

melem yare, melem yare

dilbera zerya mına bele

 

nê çênê mı va;

mıradê mın u to bıkero Xızırê kertê Qerebeli

melem yare, jukek yare

 

nê çênê mı va; çıko çıko, Melem çıko

nê çênê to na goyilê mı çayê sıkıto

melem yare

 

nê çêne mı va; na gênciya ma ke vêrde

faydê na kokımeni mın u torê çıko

melem yare

 

nê çêne mı va; vanu vanu Melem torê vanu

nê çê xatır be tu ezo endi sonu

sodır sonu tabat nêkonu

sonde oncia peyser yenu.

 

Merhem Yar

Melem, bütün ellerin sultanı

ince selvi boyun, tel tel süt otu misali

bütün dertlerimin ince merhemi

yaralı gönlümün zarif dilberi

acep muradımızı verir mi

Qerebel'in Kutsal Hızırı

ey gönlümün biricik sultanı

 

merhem yar, nedir bu ayrılığın sebebi

kırdın gönlümün perdesini

kırık gönüllerin ince merhemi

bak işte gençliğimiz savrulup gitti

bu ihtiyarlığın bize karı ne ki

 

sevgili yar, söylerim

yanar döner peşin sıra ağlarım

sana elveda eder bu ellerden giderim ama

günün geceye varışını nasıl beklerim)

  

Intizar

Meleme Meleme

rınde Meleme

çım buri qeytanê,

qeytan qeleme

 

bınê dewe ra sonê rayi

yenê sonê surelayi

derdê surelau ez werdu

ilayi derdê çımşiyayi

 

bınê dewe hêgayê hergi

Melema mı hêgayê hergi

çênê exbalê mın u tora

ni roji çayê hondê biyê dergi

 

bınê dewe bağ u bostano

no halê ma nia sebeno

piyê torê bêro (xafılê) qıda

cayila mı nia sebeno

 

Zeyva vera sono, çhemo

dara vişna de yarme yabo

Bava Xidir zerrê ra vano

na qeyda ki sımarê halete bo.

 

Hasret

Melem yarim

merhemlerin en güzeli

ince, siyah kalem kaşların

kaytan kalem misali

 

köyün aşağısından geçer yolları

salına salına gelir geçer allı güzelleri

gün be gün yer bitirir beni

kalem kaşlının kara gözleri

 

köyün altında ekili tarlaları

Melem yar, ekili, yeşil tarlaları

kötü bahtımızın vebalinden

zaman geçmez oldu, günler uzadıkça uzadı

 

köyün berisinde bostanı bağı

halimiz hal değil yoktur soranı

babanın başına gelsin bütün kadası belası

benim, ince zarif boyunun kurbanı

 

sevgili yar, sana söylerim

yanar döner senin için inlerim

ilkbaharda ölüme çağıran guguk kuşu misali

peşin sıra gezer gezer söylerim.)

 

Çeviriler: Mikail Aslan

 

Not: Bu yazı Ekim 2010’da PolitikArt’ta yayınlandı.

 

Yayın Tarihi: 30/07/2026