PolitikART
Toplum-Politika

Gerilla, gelecek ve halkın gözleri

PolitikART Özel
Yılmaz Sarı
Önümüzdeki tarihsel günlerde ne yapacağız? Gerillamızla nasıl bütünleşeceğiz? Zılgıtlarımızı nasıl duyuracağız onlara? Halkımız elbette bunun çeşitli yollarını biliyor ve yeni yollarını da bulacaktır. Bize düşen bu günlerin ve direnişin tarihselliğini bilerek yüzümüzü Medya Savunma Alanlarına dönmektir.

 

Savaş ne kadar yakınımızda olursa dikkatimizi çekebilir? Ne kadar yakınımızda gerçekleşirse “ilgimizi” çekebilir? Dünyanın herhangi bir yerinde mi? Ülkemizin herhangi bir yerinde mi? Sokağımızda mı? Yoksa ancak “ateş düştüğü yeri yaktığında” mı? Çocuklarımız silah seslerinden korktuklarında mı? Bu kadar yakınlaşması gerekiyor mu? Biz Kürtler için savaş elli yıldır eşiklerimizde, avlularımızda, pencerelerimizin dibinde, karşı tepede, dağlara çıkmış çocuklarımızın, arkadaşlarımızın kalpleriyle bir atan kalplerimizde her an sürüyor. Her gün sürüyor. En kıymetlilerimizi toprağa verdiğimizde, haberlerini aldığımızda da bitmiyor daha da alevleniyor bizim için savaş. Artık her giden, her gelen, her düşen, her savaşan en yakınımız oluyor. Hepsiyle hepsinin gözlerinin içine bakarak nefes alıp veriyoruz, yaşıyoruz.

Onlar büyük bir savaşın içindeydiler ve asla yalnız olmamalıydılar. Bu savaşı bizim için göğüslemiş ateşçilerdi. Bu üstün duyarlılık zaman zaman sınırları da aşan muazzam bir halklaşmaya yol açtı.

Kobanî kuşatıldığı günlerde Suruç’a akın eden kadın erkek genç yaşlı çoluk çocuk yediden yetmişe halkımız bir şey amaçlıyordu. Günübirlik giden, yoldan uğrayıp karşı tarafa doğru şöyle bir bakıp el sallayan, dua edip karşıya doğru üfleyen, beş dakika oracığa çöküp ağıt yakan, havadis soran, ah eden, vah eden, fotoğraf çeken sonra arabalarına atlayıp yollarına devam eden on binler ve de sınır boyuna yerleşip deyim yerindeyse artık orada yaşayan, karşıdaki her gelişmeyi nefeslerini tutarak izleyen; bazen kontrolsüz, bazen düzensiz, bazen oldukça senkronize ve planlı hareket eden, kazanlarda çorba kaynatan, tıbbi malzeme toplayan, şekerle un kavuran, oradan oraya koşuşturan binlerce insan esasta göğüs göğüse savaşmayı değil, göğüs göğüse savaşan çocuklarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının yanında olmak, duyarlılıklarının onları sürüklediği bu suni sınır boyunda zılgıtlarını, çepiklerini, halaylarını karşıdaki kahramanlara ulaştırmak, yalnız olmadıklarını göstermek istiyorlardı. Onlar büyük bir savaşın içindeydiler ve asla yalnız olmamalıydılar. Bu savaşı bizim için göğüslemiş ateşçilerdi. Bu üstün duyarlılık zaman zaman sınırları da aşan muazzam bir halklaşmaya yol açtı. Zafere giden o tarihsel günlerde halkımızın büyük öğretilerinden biri olarak tarihe geçti. O kadar ki karşı taraftan gelen silah seslerinden yorumlar çıkaracak kadar süreçle bütünleşmiş bir halklaşma açığa çıkmıştı. “Bu doçkadır”, “Galiba DAİŞ tacizidir”, “Bundan bir şey çıkmaz”, “Bu roket m?”, “Arkadaşlar vurdu galiba”, “Keleş sesleri çok cılız geliyor”, “Allah Allah, niye bixi çalışmıyor hiç?”, “Tilililiili!”, Bijî!” sesleri hâlâ Suruç ve Kobanî’nin semalarında yankılanıyor. Bazısı neşeli, umutlu, bazısı hüzünlü, kederli, binlerce anı; halkımızın yarattığı anılar. Ölümsüz anılar. Aramızda olmayanlar o anılarda yaşıyorlar… Bu satırları güncel bir hatırlatma için karalarken o günlerin büyük emekçilerinden sevgili İbrahim Ayhan yoldaşı da saygı ile anmadan geçmeyelim. Aylar boyunca tozun toprağın içinde yaşayarak bu duyarlılığı canlı tutan bütün emek kahramanlarına da saygıyla…

 

Bugün de Kobanî direnişinin etrafında oluşan duyarlılığa bütünleşmeye ihtiyaç duyduğumuz tarihsel bir eşikteyiz. Sömürgeci Türk devleti, Güney Kürdistan’ı işgal hareketini yerli işbirlikçileri de yanına alarak nihayet vardırmak istemektedir. Bu sadece coğrafi bir işgal değil aynı zamanda Kurdistan özgürlük gerillasının iradesini kırarak, halkımızın statüsüzlüğünü katmerleştirerek bütün kazanımlarını gasp etme girişimidir. Kamuoyunun ne yazık ki halen yeterince ilgisini çekmeyen bu işgal ve soykırım savaşı bütün dikkatlerin yoğunlaşmasını, her ne yapıyorsak bırakıp bütün gündemlerin ötesinde bir yoğunlaşma içerisinde olmamızı gerekli kılıyor. İmha ile karşı karşıya olan yalnızca gerilla değil, Rojava’nın bütün kazanımlarıyla beraber bilinçli ve iradeli her Kürdün bilinci ve iradesi ele geçirilmek, kırılmak istenmektedir. Kobanî düşseydi DAİŞ vahşilerinin nasıl Kuzey Kurdistan şehirleri dahil her yeri yağmalayacaklarını, sömürgecilerin isteklerini nasıl büyük bir iştahla gerçekleştireceklerini biliyoruz, hatırlıyoruz. Dolayısıyla bu işgal de Kurdistan’ın bütün bölgeleri ve dahi dünyanın herhangi bir yerindeki özgür Kürt’ü hedef almaktadır.

Kamuoyunun ne yazık ki halen yeterince ilgisini çekmeyen bu işgal ve soykırım savaşı bütün dikkatlerin yoğunlaşmasını, her ne yapıyorsak bırakıp bütün gündemlerin ötesinde bir yoğunlaşma içerisinde olmamızı gerekli kılıyor.

Sömürgeciliğe ve yerli işbirlikçiliğe karşı, onlara göz yuman ve organize eden her türlü emperyalist plan ve konsepte karşı gözbebeğimizi, gerillamızı yalnız mı bırakacağız? Elbette hayır. Tarihsel ve çizgisel olarak gerillamızın şan ve şerefle, cesaret ve büyük kahramanlıkla direneceğini ve tarihimizin büyük zaferlerinden birine daha, ağır bedeller pahasına da olsa, imza atacağını biliyoruz. Güveniyoruz. Kendimizden çok buna inanıyoruz. Onlara inanıyoruz. Ancak bu böyleyken biz ne yapacağız? Kobanî’ye saldırının ilk günlerindeki gibi uzaktan izliyoruz şimdilik. Peki sonra? Önümüzdeki tarihsel günlerde ne yapacağız? Gerillamızla nasıl bütünleşeceğiz? Zılgıtlarımızı nasıl duyuracağız onlara? Halkımız elbette bunun çeşitli yollarını biliyor ve yeni yollarını da bulacaktır. Bize düşen bu günlerin ve direnişin tarihselliğini bilerek yüzümüzü Medya Savunma Alanlarına dönmektir.

Kurdistan’ın özgürlük savaşçıları yeni bir çağı, Özgür Kürdistan Çağı’nı başlatmak üzeredirler. Bu işgalin boşa çıkarılması Demokratik Ulus’un bütün Kurdistan’da hayat bulmasına olanak tanıyacaktır. Bu aynı zamanda yerli işbirlikçiliğin Kurdistan’dan kovulacağı bir savaştır ve mutlaka ulusal birlikle taçlanacaktır.

92 Güney Savaşı halen hatırlardadır. Bugün onu aşan bir teknik ve kuvvetle daha vahşi bir işgal yönelimi vardır. 92 Güney savaşında gerillanın sömürgeciliğe ve yerli işbirlikçiliğe karşı Beritanca direnişi tarihsel bazı sonuçlara yol açmıştı. Gerillanın Kurdistan’dan koparılamayacağını tüm dünyaya ispatlamasının yanında on yıllara ve belki de geleceğimize damgasını vuracak olan gerilla ordulaşmasına yol açmış, yenilmez Beritan çizgisinin kadın ordulaşması olarak da açığa çıkmasını sağlamıştır. Bugün yürütülen Güney Kurdistan’ı işgal hareketi de çok yönlü bir konseptin önemli bir ayağı olarak boşa çıkarıldığı takdirde Kürt halkı için önemli sonuçlar doğuracaktır. Gerillamız dost, düşman ve bütün dünyaya Kürt halkının artık statüsüz yaşamayacağını ilan ve kabul ettirmiş olacaktır. İşte bu, o kadar büyük bir direniştir. Kurdistan’ın özgürlük savaşçıları yeni bir çağı, Özgür Kürdistan Çağı’nı başlatmak üzeredirler. Bu işgalin boşa çıkarılması Demokratik Ulus’un bütün Kurdistan’da hayat bulmasına olanak tanıyacaktır. Bu aynı zamanda yerli işbirlikçiliğin Kurdistan’dan kovulacağı bir savaştır ve mutlaka ulusal birlikle taçlanacaktır. Özgür Kürt’ün ulusal ve demokratik birliğiyle Orta Doğu’da yeni bir devir başlamak üzeredir. Bunun meşalesini taşıyan gerillamız bütün kıt imkânlara ve olanaksızlığa karşın o büyük iradeyi kuşanmış, özgürlük ateşini harlamış, direnişi efsaneler çağındaki kahramanların bile imreneceği bir aşamaya getirmiştir.

 

Tek tek her yurtsever bireyin nerede olursa olsun, ister Tokyo’da ister Konya’da, ister New York’ta ister Bağlar’da, her yurtseverin varsa üzerinde atalet, varsa yüreğinde umutsuzluk kırıntıları, varsa bedeninde yorgunluk, varsa aklında bir kargaşa hepsini bir çırpıda atıp gerillayı izlemeleri, gözlemeleri, dinlemeleri gerekmektedir. Gerilla bize yol gösterecektir. Her zaman gösterdi. En olumsuz koşullarda bile bize umut oldu. Işık oldu. Gerilla bize nasıl davranıp nasıl düşüneceğimizi gösterecektir. Yeter ki hakikate doğru bakma cesaretimizi toparlayalım.

Biz artık halk olarak gerillasız yaşayamayız. Ne dünya bize öyle bir yaşama hakkı tanır ne sömürgecilik. Ne bizim duygu ve hissiyatımız ne de tarih bize gerillasız bir yaşam hakkı tanır. Biz gerillayız, gerilla biz. Bunu sömürgecilik ve yerli işbirlikçilik bir daha hatırlayacak, bir daha görecek. Bu günler buna gebedir. Güney Kurdistan değil yalnızca, Kurdistan’ın hiçbir bölgesi yeniden işgal edilemez, hiçbir onurlu Kürt’ün kalbi işgal edilemez, kırılamaz. Hiçbir onurlu Kürt yurtseveri bunu kabul etmez. Ve işte bu yüzden şimdi özgürlük gerillasının etrafında kenetlenerek Önderlik sisteminin yarattığı büyük halklaşmış, ateşten, umuttan ve özgür yaşam tutkusundan oluşan gerilla ordusunun varlığını bütün dünyaya hissettirmek zamanıdır.

Yayın Tarihi: 30/07/2024