PolitikART
Toplum-Politika

Eğitimde yapay zeka: Bilginin yeni aracısı

Sayı: 338
PolitikART
Yapay zekanın en çok etki edeceği alanlardan birinin başında eğitim geliyor. Öğrenciyi verili kodlarla okuyan bir yapay zeka, insan bir eğitimcinin yerini tutabilir mi sorusu bilim insanlarını, eğitimcileri, pedagogları en çok meşgul eden sorulardan biri.

Yapay zeka sınıflarımıza ilk girdiğinde, hızlı test notlayan küçük bir “dijital yardımcı” olarak görülüyordu. Fakat birkaç yıl içinde sohbet robotları, kişiye göre şekillenen ders akışları ve sürekli geri bildirim sunan uygulamalar, “Öğretmen şart mı?” sorusunu açıkça sorduracak kadar gelişti.

John Dewey bir asır önce “okul, hayatın kendisi olmalı” demişti. Ona göre bilgi ezberlenmez; deney içinde sindirilir bir olguydu. Bugünkü yapay zeka platformları ise bilgi parçacıklarını hızla ölçüp eksik kalan boşlukları doldurmaya odaklı. Hız, tartışılmaz bir avantaj: Öğrenci yanlış yaptığında yazılım hatayı saniyeler içinde tespit ediyor, bir sonraki adımda tam ihtiyacı olan alıştırmayı sunuyor. Ancak Dewey’in vurgu yaptığı ortak deney eksik kalıyor; çünkü yazılım, çocukların yan yana gelip “ne düşünüyorsun?” sorusunu sormasını teşvik etmiyor.

Çocukların sorgulaması bir tarafa, birçok uzman eğitimcinin işaret ettiği gibi çocuklar özelikle ilk öğrenme evrelerinde çocuklar dokunarak, hissederek öğrenir. Bu nedenle birçok ilkokul sınıfında tahta bloklar ve boncuk çubuklar vardır; bu nesneler, sayıları gözle görülür şeye dönüştürür.

Yapay zeka ekranı ise sözcük ve simge üretir; dokunma, koklama, birlikte inşa etme şansı sınırlıdır. Kırsaldaki bir öğrenci için iyi hazırlanmış bir matematik videosu büyük nimettir ama boncuğu avuçlamakla ekrana tıklamak aynı öğrenme etkisini bırakmaz.

 

İnsanın görmediğini görmek mi, insan sıcaklığını kaybetmek mi?

UNESCO’nun 2023 raporu yapay zekaya “görünmeyen öğretmen” adını veriyor. Yapay zeka sadece doğruluk oranınızı değil, tıklama hızınızı, yüzünüzdeki ifade değişimini, hatta kalp ritminizi ölçüp hangi anda zorlandığınızı söylüyor.

Çocukların psikolojik gelişimleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan ünlü Sovyet bilim insanı Lev Vygotsky makalelerinde sık sık  “yakın gelişim alanı” kavramını hatırlatır: Çocuk, tek başına yapamayacağı bir görevi yetişkin rehberliğinde başarır ve zihinsel eşiğini yükseltir. Yapay zeka da çocuğun sınırlarının hemen ötesine içerik koyarak benzer bir köprü kurabilir. Fakat Vygotsky’nin asıl vurgusu, köprünün iki bilinç arasında kurulmasıdır; öğretmen sözüyle, yüzüyle, jestiyle destek olur. Algoritmanın tavsiyesi, ilişkisel sıcaklığı taşıyamaz.

 

Paulo Freire ve diyaloğun önemi

Brezilyalı eğitimci Paulo Freire “Ezilenlerin Pedagojisi”nde öğretimi sohbet, hatta birlikte özgürleşme süreci olarak tasarlar. Öğrenci sadece bilgi alan değil, sorularıyla bilgiyi dönüştüren özne olur. Yapay zeka tabanlı sistemler genellikle “eksik-doldur” mantığıyla tasarlandığından, çocuğa içerik yutar gibi öğrenme modeli dayatabilir. Freire’nin diyalog vurgusu, öğretmenin her cevabı hazır sunmak yerine sorular sorup düşünmeyi teşvik etmesi gerektiğini söyler. Bir algoritma “Sen ne düşünüyorsun?” diye sorabilir, ama cevabın kıvrımlı yollarında yoldaşlık edemez.

 

 

Ivan Illich’in okulsuz toplum hayali ve dijital gerçeklik

1970’lerde Ivan Illich zorunlu okulu eleştirirken “eğitim ağları” hayal etmişti. İnsanlar ihtiyaç duydukça bilgiye ve rehbere erişecek, resmi müfredata mahkum olmayacaktı. Yapay zeka bu hayalin dijital sarmaşığı gibi görünüyor. Ancak Illich’in modeli, bireylerin birbirine öğretmenlik ettiği yatay ağlardı; bugünse ağın merkezinde büyük teknoloji şirketleri oturuyor. Öğrenci, kendi öğrenme verisini bedel ödemeden bırakıyor ama bu veriyle geliştirilen sistemler yine ücretli abonelikle sunuluyor. İllich’in “özyeterlik” ideali, ticari duvarların içinde boğulma riski taşıyor.

 

Öğretmenin gözünden bir gün

Gerçek sınıfta yaşanan basit bir anı düşünelim. Öğretmen tahtada problemi çözerken arka sırada bir öğrenci iç çeker. Ses duyulmayacak kadar hafiftir ama öğretmenin kulağı alışkındır; derhal döner, “Takıldın mı?” diye sorar. Küçük jest, çocuğu derse geri çeker. Yapay zeka benzer bir anda ekranın başındaki çocuğun kaşını çattığını fark edebilir, ama o çocuğun neden ev ödevini yetiştiremediğini bilmez. Eğitim, bilgiyi aktarmak kadar bağ kurma sanatıdır.

 

Mahremiyet ve Güven Sorunu

Daha duygusal bir kaygı da var: Ekran başında geçirilen her dakika veriye dönüşüyor. Hangi kelimeyi kaç saniyede okudun, kameraya kaç kez baktın… Hepsi saklanıyor. Veliler “Kimin elinde bu veriler?” diye sorduğunda net cevap almakta zorlanıyor. Burada bilgi teknolojisi ve eğitim uzmanı Audrey Watters uyarıyor: Eğitim teknolojisi pazarı geçmişte sürekli “mucize çözüm” vaat etti ama şeffaflık defalarca eksik kaldı. Verinin kimde olduğunu bilmeden özgürce öğrenmek mümkün değil.

 

Hibrit bir gelecek

Çıkış yolunun ipuçları var. Yapay zeka, öğretmeni rakip değil destekçi olarak görürse sınıf daha zenginleşir. Yazılım, öğrencinin hangi konuyu kaçırdığını gösterir; öğretmen de o konuyu grup çalışmasıyla, deneyle, mizahla pekiştirir. Öğrenci hem teknolojinin hızından hem insanın anlayışından yararlanır. UNESCO’nun “insan merkezli yapay zeka” ifadesi tam da bu dengeyi anlatıyor.

Yapay zeka, bilgiyi kişiye özel hızda ulaştırabilen güçlü bir boru hattı. Fakat borudan akan suyun tadı, boruyu tasarlayanın niyetine, musluğu açanın şefkatine bağlı. Öğretmen, sadece bilgi veren değil, insanı insan yapan değeri taşıyan kişidir. Algoritma ise muazzam bir yardımcı; ama tek başına ne merak aşılayabilir ne de cesaret verebilir. Karar, eğitim politikasından önce insana dair verdiğimiz etik kararda yatıyor: Çocuğu veri yığını mı göreceğiz, düşünen ve hisseden bir bilinç mi? Bu soruya vereceğimiz yanıt, yapay zekayı ne kadar kullanacağımızı değil, onu hangi ruhla kullanacağımızı belirleyecek.

 

Yayın Tarihi: 20/05/2025