PolitikART
Toplum-Politika

Dünya İsrail ve Filistin'e Odaklanırken Kurdistan Davası Unutuldu

PolitikART Özel
Loqman Radpey
Uluslararası ilgideki eşitsizlik, İsrail ve Filistin arasındaki durumla paralellik kurulduğunda daha da çarpıcı hale geliyor. Burada şu soru ortaya çıkıyor: İsrail-Filistin çatışmasını farklı kılan, onu küresel bir öneme yükseltirken Kürtlerin durumunu ve Kurdistan'ın dört devlet arasında bölünmesini görece belirsizliğe iten nedir?

Türk insansız hava araçlarının Kurdistan’ın Irak ve Suriye'deki kesimlerine yönelik saldırılarındaki artışa devletlerin ve küresel medyanın sessiz kalması, kafa karıştırıcı ve endişe verici bir dinamiğin altını çiziyor. Bu eylemler başka yerde olsa hemen tepki gösterecek olan küresel aktörler niçin tepki vermiyor. 

Yüzyılı aşkın bir süredir dünya, kendi kaderini tayin etmek için çabalayan ulusların mücadelelerine tanıklık ediyor. Bununla birlikte, spot ışıklarının sürekli olarak belirli anlatılardan kaçtığı görülüyor ve bizi bu tür eşitsizliklerin arkasındaki nedenleri düşünmeye sevk ediyor. Kürtlerin durumu ile aynı bölgedeki benzer bir durum arasında paralellik kurulduğunda şaşkınlık daha da derinleşiyor. Zira dikkatler Filistin'e yönelirken, Orta Doğu'nun en büyük devletsiz ulusu olan Kürtlerin yaşadıkları büyük ölçüde karanlıkta kalmış durumda.

Hem Kurdistan'ın hem de Filistin'in özlemleri, uluslararası hukukta yer alan ve tüm halkların siyasi statülerini özgürce belirlemesini ve ekonomik, sosyal, kültürel gelişimlerini sürdürmesini savunan bir ilke olan kendi kaderini tayin hakkı etrafında dönmektedir. Bu ilke kâğıt üzerinde dengeli görünse de Filistin ve Kurdistan arasındaki keskin zıtlık sadece medyada yer alan haberlerde ve basın açıklamalarında değil, aynı zamanda akademi dünyasında da kendini gösteriyor.

İnternette yapılacak üstünkörü bir araştırma, Filistin davasına ayrılan araştırma fonları ve akademik ilgi ile Kurdistan davası arasındaki şaşırtıcı farkı ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yetmiş yıl boyunca, Filistin'e odaklanan çalışmaların, analizlerin ve tartışmaların hacmi, özellikle İsrail'in kuruluşundan bu yana, dünyadaki diğer kendi kaderini tayin mücadelelerinin çok ötesine geçmiştir. Bu eşitsizlik, BM Genel Kurulu ve İnsan Hakları Konseyi'nde Filistin sorununu ele alan çok sayıda kararla daha da açık bir şekilde örneklendirilmiştir. Bunun tam aksine, Kurdistan söz konusu olduğunda, Nisan 1991'de sadece Kurdistan'ın bir bölümünü, Irak'taki Güney Kurdistan'ı ilgilendiren tek bir karar -BMGK'nin 688 sayılı kararı- çıkarılmıştır. Uluslararası alandaki göze batan bu eşitsizlik, 2015'ten bu yana İsrail’i hedef alan 200’den fazla karar incelendiğinde daha da belirgin hale geliyor. 

Irak Anayasası 2005 yılında, Irak devleti tarafından onlarca yıl bastırıldıktan sonra Güney Kurdistan'daki Kürtlere ender rastlanan bir anayasal tanıma sağlayarak onlara özyönetim hükümleri ve devlet yönetiminde temsil hakkı vermiştir. İran, Suriye ve Türkiye gibi diğer baskıcı, üniter ve milliyetçi devletler, insan hakları sözleşmelerine bağlılıklarına rağmen, Kürtleri tanımamaya devam etmektedir. 

Uluslararası barışın ve güvenliğin altını oyan bu ihlaller karşısında uluslararası tepki yok denecek kadar az olmuştur. Ortak bir uluslararası tepkinin eksikliği göz önüne alındığında, Irak ve Suriye'nin egemenliğinin diğer devletlerinkinden daha az meşru görülüp görülmediğini merak etmemek elde değil.

 

Kurdistan'da yaşanan trajediler küçümsenemeyecek bir büyüklüğe ulaştı. Buradaki can kayıpları İsrail-Filistin çatışmasının yol açtığı can kayıplarını kat be kat aşmaktadır. Tek bir örnekte, Irak rejimi 16 Mart 1988'de Güney Kurdistan'da bir günde kimyasal gazlar kullanarak 5 binden fazla masum Kürt sivili toplu şekilde öldürmüştür. İran rejiminin sicilinde Doğu Kurdistan'daki Kürtlere karşı sistematik yargısız infazlar ve aşırı güç kullanımı yer alırken, orantısız sayıda Kürt siyasi mahkum ölüm cezasına çarptırılmıştır. Pehlevi rejimi tarafından başlatılan Kürtlere yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel hak ihlalleri de yaygındır. 

Türkiye'de ise Kürt kimliği, 1924'e kadar uzanan bir geçmişe sahip anayasa tarafından tanınmıyor. Anayasal inkarın yanında, geçtiğimiz yüzyıl içinde Kürt halkı Türk devleti altında soykırıma varabilecek sayısız katliamla karşı karşıya kalmıştır. Baskılar çeşitli alanlarda kendini gösteriyor. Seçilmiş Kürt belediye başkanları keyfi olarak görevlerinden alınıyor ve siyasi gerekçelerle tutuklanıyor, yerlerine yasal süreleri aşan ve sürecin tarafsızlığına şüphe düşüren hükümete bağlı yetkililer [kayyumlar] getiriliyor. Suriye'de, uzun süren iç savaştan önce, Batı Kurdistan'daki (Rojava olarak bilinen) Kürtlerin yüz binlercesi Araplaştırılmaya ve vatandaşlıktan çıkarılmaya maruz kalmıştır. Birleşmiş Milletlerin bu tür sayısız ve aleni eylem karşısında sessiz kalması, insan hakları ve demokratik ilkelerin korunmasındaki rolü konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.

Türkiye'nin eylemlerinin kendi sınırları içerisinde kalmaması meseleyi daha da karmaşık hale getiriyor. Türkiye, Suriye'nin egemenliğini ihlal ederek Rojava'nın bazı bölgelerini işgal etti; konut, arazi ve mülk ihlallerinde bulunarak 2018'den bu yana demografik değişimi etkiledi. Dahası, Türkiye defalarca insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenleyerek Batı Kurdistan'daki Kürt güçleri arasında yüzlerce sivilin hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Güney Kurdistan’da ise hem Türkiye hem de İran rejiminin orada bulunan muhalif Kürt gruplarını hedef alan insansız hava araçları ve füze saldırıları söz konusudur.

Uluslararası barışın ve güvenliğin altını oyan bu ihlaller karşısında uluslararası tepki yok denecek kadar az olmuştur. Ortak bir uluslararası tepkinin eksikliği göz önüne alındığında, Irak ve Suriye'nin egemenliğinin diğer devletlerinkinden daha az meşru görülüp görülmediğini merak etmemek elde değil. Türk güçlerinin Kurdistan güçlerine karşı yasaklanmış kimyasal silahlar kullandığına dair şikayetler uluslararası toplum tarafından rahatsız edici bir tepkisizlik ile karşılanmıştır. NATO üyeliğinin uluslararası hukuku çiğnemek için belirli bir dokunulmazlık sağlayıp sağlamadığı sorgulanmalıdır. Sivil kayıpların her biri küresel medyada manşetlere taşınmalıdır, ancak bu tür olaylar genellikle radarın altında kalmaktadır.

Uluslararası ilgideki eşitsizlik, İsrail ve Filistin arasındaki durumla paralellik kurulduğunda daha da çarpıcı hale geliyor. Burada şu soru ortaya çıkıyor: İsrail-Filistin çatışmasını farklı kılan, onu küresel bir öneme yükseltirken Kürtlerin durumunu ve Kurdistan'ın dört devlet arasında bölünmesini görece belirsizliğe iten nedir? İsrail, Filistinlilere apartheid uyguladığı iddialarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu iddialar tartışmalı olmaya devam ederken, Birinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana Kürt halkına her türlü zulmü reva gören Türkiye, Suriye, İran ve Irak sistemlerine hangi etiket yapıştırılmalıdır?

Tüm halkların kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu unutmamak gerekir. Medya ve akademi, anlatıların ve algıların şekillendirilmesinde çok önemli bir rol oynamakta, hangi mücadelelerin tanınıp hangilerinin gölgede kalacağını istemeden de olsa etkilemektedir. Batı Papua, Belucistan, Myanmar'daki Rohingyalar, Sincan'daki (Çin) Uygurlar ve Hindistan, Pakistan, Endonezya ve Güney Amerika gibi devletlerdeki çeşitli yerli veya dini azınlık grupları da dahil olmak üzere sayısız vakıa arasında Kurdistan davası bir örnektir. Bu halklar için Uluslararası Adalet Divanı gibi uluslararası hukukta herhangi bir dayanak bulunmamaktadır. Avrupa Birliği, BM, akademi ve küresel medya Filistin için kendi kaderini tayin hakkını destekliyorsa, Kurdistan için de benzer bir yaklaşımın önünde hiçbir engel olmamalıdır.

Bilerek ya da bilmeyerek İsrail-Filistin meselesini uluslararası bilincin ön saflarına iten ve böylece dünyanın gündeminde kalmasını sağlayan dinamik, aslında küresel medyanın, kendini işine adamış akademisyenlerin ve STK'ların gücünün bir kanıtıdır. Ancak, bu küresel mekanizmalar bu yüksek profilli anlaşmazlığa odaklanırken, gezegeni bir bütün olarak etkileyen acil sorunları ele almayı genellikle ihmal etmektedirler. Bu spot ışığı bizi gerçek ve acil sorunlara karşı kör etmemelidir. Adil ve kapsayıcı bir dünya düzenini teşvik etmek için tüm kendi kaderini tayin mücadelelerine dengeli ve eşit bir ilgi ve destek dağılımı şarttır.

 

* Bu yazı, 7 Eylül 2023 tarihinde  Australian Institute of International Affairs web-sitesinde yayınlamıştır. İngilizce orijinali için bakınız: https://www.internationalaffairs.org.au/australianoutlook/with-global-focus-on-israel-and-palestine-the-kurdistan-crisis-has-been-forgotten/

 

Yayın Tarihi: 09/09/2023