Mehmed Uzun, “çarpıtılmış” tarihlere tanıklık ederek gün yüzüne çıkaran postkolonyal tarihî romanı bir direniş edebiyatı formu olarak ele alır; tarihî romanı entelektüel bir direniş alanı olarak bağlamsallaştıran yaklaşımı, “tarih adı verilen mastır söyleme” karşı tarihin postkolonyal yorumlamasını postkolonyal yazarın ayırıcı misyonlarından biri olarak tarifleyen postkolonyal yaklaşımların teorik varsayımlarını genel olarak teyit eder.
Mehmed Uzun 2004 yılında İsviçre radyosuna verdiği bir söyleşide Ortadoğu’daki totaliter devletlerin baskılarına karşı Kürt yazarların bir “direniş edebiyatı yaratması” gerektiğini vurgular (2005: 27); iki ciltlik tarihî romanı Hawara Dîcleyê’yi (Dicle’nin Yakarışı) (2002, 2003) bir “direniş edebiyatı” örneği olarak tanımlar. Uzun’un söz konusu kavramla atıfta bulunduğu edebiyat ile Barbara Harlow’un (1987) Filistinli yazar ve eleştirmen Ghassan Kanafani’nin Literature of Resistance in Occupied Palestine: 1948 – 1966 (İşgal Altındaki Filistin'de Direniş Edebiyatı: 1948-1966) adlı çalışmasından esinlenerek geliştirdiği “direniş edebiyatı” modeli arasında kesişmeler olmakla birlikte önemli farklılıklar da vardır. Uzun direniş edebiyatının alanını “siyasi bir direnişten ziyade insani bir direniş” (Uzun, 2005: 27) olarak tahayyül ederek sadece Kürtlerin değil, Ortadoğu’da baskı altındaki tüm etnik grupların ve dini azınlıkların baskı tarihlerine tanıklık eden tarihî romanı bir “direniş edebiyatı” formu olarak konumlandırırken, Harlow “direniş edebiyatı” kavramıyla ulusal direnişleri merkeze alan ve politik direnişlere hem temsil yatırımları yapan hem de “katılan” metin kümelerine atıfta bulunarak direnişe angaje olan metinleri direniş edebiyatı olarak kategorize eder.
Uzun’un Ağrı Dağı ulusal direnişine dair yoğun temsiller içeren ve direnişe açık biçimde angaje olan Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde) (1989) romanı Harlow’un direniş edebiyatı modeli çerçevesinde okunmaya daha açık bir içerik taşımasına karşın bu roman yerine “çokkültürlü”, “çokdilli” ve “çokdinli” bir içerikle yoğurduğunu ifade ettiği Hawara Dîcleyê ikilemesini “direniş edebiyatının” bir örneği olarak tarif etmesi dikkate değerdir. Bu yazıda Uzun’un “direniş edebiyatı” anlayışını ele alarak tahayyül ettiği direniş edebiyatı modelinin bir yandan bu edebiyatın Batı akademisindeki alımlanma biçimine ve bağlamsallaştırılma yöntemlerine entelektüel bir itirazı içerdiğini öte yandan direniş edebiyatının tarihî roman biçimine dair içgörüler sunarak postkolonyal edebi metinlerin direniş enerjilerini daha geniş bir çerçevede ele aldığına dikkat çekeceğim.
Kürt edebiyatı cezaevi tanıklık ve direniş anlatılarından yirminci yüzyıl ilk yarısı ayaklanmalarına tanıklık eden anlatılara, çağdaş politik direnişin modernist formlarını sunan romanlardan savaş meydanında yaşananlara odaklanan gerilla romanlarına zengin bir direniş edebiyatı branşına sahip olmasına karşın Kürt direniş edebiyatına dikkat çeken ve direniş edebiyatı modelleri çerçevesinde okumalar geliştiren akademik çalışmalar birkaç makaleyle sınırlıdır. Clémence Scalbert-Yücel “Paratekst û Berxwedan di Pênaseya Edebiyata Kurmancî ya li Tirkiyeyê” (Türkiye'de Kurmancî~Kürt Edebiyatının Tanımında Paratekst ve Direniş) başlıklı makalesinde modern Kürt edebiyatının Kürt ulusal hareketlerini destekleyen “militan veya aktif yazarlar” tarafından üretilen bir edebiyat olduğunu vurgulayarak, Kürt edebiyatının “direniş edebiyatının tipik bir örneği” olduğunu ileri sürer (2014; 71). Benzer biçimde, Davut Yeşilmen “Toward a Resistance Literature: The Struggle of Kurdish-Kurmanji Novel in Post-2000s” (Bir Direniş Edebiyatına Doğru: 2000'ler Sonrası Kürt-Kurmanci Romanının Mücadelesi) başlıklı makalesinde kolonyal baskılar altındaki Kürt halkının politik mücadele ve sorunlarına odaklanan Kürt edebi metinlerinin “direniş edebiyatının örnekleri olarak ortaya çıktığını” (2019: 185) tartışır; Yeşilmen makalesinde 2000 sonrası Kürt romanlarını “direniş, travma ve hafıza” anlatıları örnekleri olarak analiz ederken vaka incelemesine nedense direniş alanında ve direniş alanından konuşan bir gerilla romanı dahil etmez. Hem Scalbert-Yücel hem de Yeşilmen Kürt direniş edebiyatını Kürt yazarların ulusal mücadelelere aktif biçimde dahil olması ile yapıtlarının ulusal soruna angaje olması ekseninde bağlamsallaştırır; yaklaşımlarının esas itibariyle Harlow’un (1987) “direniş edebiyatı” modeline yaslandığı söylenebilir.
“Kürtlerin tarihi, bölgedeki resmi devletler ve resmi görüşler tarafından yok edilmiş ya da çarpıtılmış. Kürtlerin kendilerine ait bir tarihe ihtiyaçları var. Ciddi bir şeyler yazmak isteyen, edebi yapıtlar yaratmak isteyen bir Kürt yazarının bunu bilmesi gerekli.”
Mehmed Uzun
Barbara Harlow’un Resistance Literature (Direniş Edebiyatı) (1987) başlıklı çalışması “direniş edebiyatı” kavramının postkolonyal edebi çalışmalar alanında kullanımının yaygınlaşmasına önemli katkıda bulunmuştur. “Direniş edebiyatı” kavramı ilk kez Filistinli yazar ve eleştirmen Ghassan Kanafani tarafından dönemin Filistin edebiyatının ayırt edici çehresini tarif etmek amacıyla kullanılır; işgal altında yazılan ve işgale karşı direnişin bir parçası olarak gelişen Filistin edebiyatı, Kanafani tarafından bir “mücadele alanı” olarak tanımlanır (Harlow, 1987: 2); Kanafani “silahlı direniş ile direniş edebiyatı arasında ayrılmaz bir ilişki” öngörür (Harlow, 1987: 10). Harlow “direniş edebiyatı” kavramını Kanafani’den ödünç alarak üçüncü dünyanın anti-kolonyal ulusal mücadelelere angaje olan edebi metinlerine uyarlar; bu edebiyatı “Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu’daki örgütlü ulusal kurtuluş mücadeleleri ve direniş hareketlerinin bir parçası olarak ortaya çıkan” özel bir edebiyat kategorisi olarak inceler (1987: xvii). Harlow yirminci yüzyılda dünyanın farklı bölgelerindeki sömürgeleştirilmiş halkların ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelelerinin bir direniş edebiyatı külliyatı ortaya çıkardığını not ederek direniş anlatılarının hem ulusal kurtuluş hareketlerini “yansıttığını” hem de bu mücadelelere “katıldığını” tartışır; bu yönüyle, Batı’nın edebiyat eleştirisi ve teorilerinin “kodlarına ve kanonlarına” meydan okuduğunu vurgular (1987: xvi). Harlow, “direniş edebiyatının kendisine ve genel olarak edebiyata siyasal ve siyasallaşmış bir etkinlik olarak dikkat çektiğini” not ederek (1987: 28) içerdiği direniş potansiyelini büyük ölçüde politik vizyonları bağlamında ele alır: “direniş edebiyatındaki vurgu, dünyayı değiştirme gücü olarak politik olan üzerinedir. Direniş edebiyatının teorisi politikasında yatar” (1987: 30). Harlow’a göre “direniş edebiyatı yazarları ve direniş mücadelesi teorisyenleri için kültürel üretim, Edward Said'in ‘bastırılmış veya direngen tarih’ olarak adlandırdığı şeyin harekete geçirilmesinde belirleyici ve kritik bir rol oynar” (1987: 28).
Çağdaş postkolonyal literatürde “direniş edebiyatı” terimi bireyin hikayesinden ziyade tarihsel ve siyasi krizlerle ilgilenen ve anti-kolonyal ulusal mücadelelere angajmanların karakterize ettiği bir edebiyat kategorisini tanımlamak için kullanılır genellikle. Encyclopedia of Postcolonial Studies (Postkolonyal Çalışmalar Ansiklopedisi) (2001) tarafından terime dair sunulan tarif, direniş edebiyatının Batı akademisindeki kullanımının genel çerçevesini yansıtır. Bu tanıma göre, “direniş edebiyatı, nesnel olma iddiası taşımadan ve tarihin yeniden yazılmasını ve okunmasını sağlayarak, haklarından mahrum bırakılanlara ses veren alternatif bir tarihsel anlatı sunar [...] Bu edebi metinler her zaman yazarın sömürgeci güçlere ve/veya askeri rejime karşı siyasi gündemleri tarafından bilgilendirilir. Siyasi koşulların karmaşıklıklarını ve bu karmaşıklıkların özgürlüklerini ve vatanlarını geri kazanmak zorunda kalan sıradan vatandaşların günlük yaşamları üzerindeki sonuçlarını ortaya çıkarmak için sıklıkla hikaye içinde hikayelere yer verirler” (Hawley, 2001: 377). Postkolonyal Çalışmalar Ansiklopedisi’nin direniş edebiyatlarının “nesnel olma iddiası taşımadan” alternatif bir tarihsel anlatı sunduğu iddiası ile direniş edebiyatlarının biçimsel karakteristiklerini homojenize eden yaklaşımının ayrıca “postkolonyal” bir analize muhtaç olduğunu not etmek gerek. Direniş edebiyatını “yazılı sözü bir silah olarak kullanarak baskıya yanıt veren bir sanat formu” olarak (Hawley, 2001: 377) tanımlayan ansiklopedinin türün odak, angajman ve biçimlerine dair tarifi Batı akademisinde direniş edebiyatının yerleştirildiği politik, kültürel ve estetik bağlamı özetler niteliktedir.
Kürt edebiyatı, direniş edebiyatı modelinin çerçevesine kolayca yerleştirilebilecek çok sayıda metne sahip olmasına karşın Kürt edebiyatını “tipik bir direniş edebiyatı” olarak tanımlamak (Scalbert-Yücel, 2014) ya da bir direniş edebiyatı olarak “ortaya çıktığını” (Yeşilmen, 2019) iddia etmek iki anlamda sorunlu analizlerdir. İlki, Kürt ulusal direnişlerinin temsiline yoğun mesai harcayan erken dönem Kürt anlatısının dikkate değer bir segmenti (örneğin Kamiran Alî Bedirxan’ın Der Adler von Kurdistan’ı [1937], Rehîmê Qazî’nin Pêşmerge’si [1959] Îbrahîm Ehmed’ın Janî Gel’i [1972] ve Xemgîn Temê’nin Pala Bêşop’u [1983]) Harlow’un işaret ettiği (edebi) direniş modeli içinde işlemesine karşın, Kürt edebiyatında bu modelin dışında işleyen çok sayıda erken dönem edebi metin mevcuttur; 1980’lerin başına kadar olan periyot içerisinde (Kürtçedeki) Kürt kurgusunun en büyük dilimini oluşturan Sovyet Kürt romanlarının büyük çoğunluğu ve 1920’lerin ikinci yarısında ortaya çıkan ilk Kürtçe romansal metinler (örneğin Cemîl Saîb’in novelettesi Le Xew Ma (Kurmancîsi; Di xew de) ve Ahmed Muxtar Caf’ın novelettesi Meseley Wijdan (Kurmancîsi; Meseleya Wijdanê) ulusal direniş imaj ve angajmanlarından yoksundurlar. İkincisi, 1980’lerin ortasından bu yana ortaya çıkan modern Kürt romanlarında Kürt ulusal ayaklanmalarının ve güncel politik direnişlerinin temsili temel bir mesai alanı olmaya devam etmesine karşın Harlow’un kavramsallaştırdığı direniş modeli dışında işleyen modern pek çok Kürt anlatısı mevcuttur. Ayrıca, ulusal direniş ve ulusal sorunu temel bir çerçeve olarak aldığı halde ulusal/politik direniş temasının ötesine geçerek evrensel konu ve temalara (örneğin kayıp, yas, melankoli, parçalanmış öznellik vb. insanlık durumlarına) yaratıcı odaklar geliştiren modernist Kürt anlatılarını da Harlow’un veya çağdaş postkolonyal literatürün direniş edebiyatı modeline yerleştirmek hayli güçtür (Ataş, 2024). Buna karşın aynı modernist Kürt anlatılarını söz konusu bağlam ve tanıma yerleştirmek, ilgili metinlerin zengin etik, psikanalitik ve estetik potansiyellerinin bastırılması ve görünmez kılınarak yok edilmesi sonucunu getirmektedir.
Uzun’un “direniş edebiyatı” kavramının alanı: Ezilenlerin “çarpıtılmış” tarihini çalışmak
Mehmed Uzun “direniş edebiyatı” kavramını ne Scalbert-Yücel (2014) ne de Yeşilmen’in (2019) kullandığı bağlamda kullanır; “direniş edebiyatı” terimiyle atıfta bulunduğu şey ne yazarın bir ulusal davaya “militanca” angajmanını ne de metnin politik direnişi veya ulusal sorunu temel bir odak olarak belirlemesiyle ilgilidir. Uzun, edebiyatının içerdiği “direniş edebiyatı” muhtevasını tarihî romanlarının ezilenin baskı tarihlerine tanıklık vizyonu ekseninde ele alır. Postkolonyal tarihî romanın kolonyal bir güç tarafından “bastırılan” ve “çarpıtılan” geçmişlerle olan ilişkisinde nasıl bir direniş alanı olarak işlev görebileceğini ortaya koyar; Harlow’dan (1987) farklı olarak, terimi tarihî romanın tanıklık protokollerini tarif etmek için kullanır (Ataş, 2022).
Mehmed Uzun, sadece kendi ulusal acı ve ıstıraplar tarihine odaklanmış, ötekinin baskılar tarihine bigane ve yerelselci postkolonyal yaklaşım ve bakışlara mesafeli durarak kolonyal baskılar tarihine bütünlüklü ve enternasyonalist bir postkolonyal bakış önerir. Hawara Dîcleyê ile birlikte ve Hawara Dîcleyê sonrasında edebiyatını taşımak istediği kültürel alan ve düzlem budur esasen.
Harlow direniş edebiyatı yazarları için “bastırılmış tarih(ler)in” kritik bir icra alanı olduğunu not etmesine karşın postkolonyal tarihî romanın içerdiği sömürgeleştirilmişlerin tarihini onarma potansiyel ve yöntemlerine dair ayrıntılı bir değerlendirme sunmaz. Edebi külliyatının hacimli bir kısmını tarihî kurguların oluşturduğu Uzun’un tarihî romanın “bastırılmış” tarihleri gün yüzüne çıkarma, bu yolla kültürel bir “direniş” icra etme potansiyellerine dair değerlendirmesi konuya dair yararlı içgörüler sunar. Uzun, ilgili söyleşide (2005) yazarın ya da edebi metnin politik direnişe doğrudan dahline pek sıcak bakmadığını belli eder. Tarihe “merkezden değil, marjın unutulmuş kenarından bakan” (Young, 2009: 16) tarih romancısının esasen bir edebi “direniş” icrası içinde olduğunu ima eder. Ezilenlerin tarihinin yeniden yazımının önemine dair değerlendirmeleri postkolonyal yazarlar için “geçmişin” neden “uzun sürdüğünü” açıklar niteliktedir:
Kürtler kendi tarihlerinden uzaklaştırılmış durumdalar. Kürtlerin tarihi, bölgedeki resmi devletler ve resmi görüşler tarafından yok edilmiş ya da çarpıtılmış. Kürtlerin kendilerine ait bir tarihe ihtiyaçları var. Ciddi bir şeyler yazmak isteyen, edebi yapıtlar yaratmak isteyen bir Kürt yazarının bunu bilmesi gerekli (Uzun, 2005: 26).
Uzun, Ortadoğu’da otoriter rejimler altında marjinalleştirilmiş ve ötekileştirilmiş diğer etnik ve dini grupların da Kürtlerle aynı kaderi paylaştıklarını özellikle vurgular: “Sadece Kürtler ve Kürtçe değil, bölgeye ait bütün diller, kültürler, kadim halklar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Keldaniler, Asuriler, Yezidiler, Süryaniler, Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Aleviler sözgelimi. Bunların hepsi çok ciddi tehditler altında ve bunlara yönelik korkunç bir totaliter baskı söz konusu. Bu baskı hem ideolojiktir, hem siyasidir, hem kültüreldir, hem dinseldir, hem de sosyaldir” (Uzun, 2005: 26-27). Dolayısıyla Uzun’un önerdiği “direniş edebiyatı”, tüm bu baskı formlarına tanıklık eden, karşı çıkan, teşhir eden, aynı zamanda egemenin ürettiği tarih anlatısını hükümsüz kılan bir direniş edebiyatı kategorisidir:
Benim sözünü ettiğim yazarın en önemli görevi, bu baskılara karşı durmak ve bir direniş edebiyatı yaratmaktır. Direniş edebiyatı zorunlu. Ama bu direniş siyasi bir direnişten ziyade insani bir direniş olmalı ki, benim sözünü ettiğim bütün dilleri, kültürleri, bölgeyi etkileyebilsin. Dicle’nin Yakarışı ve Dicle’nin Sürgünleri böyle bir edebiyattır. Hem Kürtlerin yok edilmiş ve unutulmuş bir tarih kesimini anlatıyor, hem de Kürt bölgesindeki öteki kavimlerin ya da azınlıkların sosyal yaşamını anlatıyor (Uzun, 2005: 27).
Uzun Hawara Dîcleyê’de “çokkültürlü” bir içerik geliştirmeye çalıştığına özel bir vurgu yaparak bir direniş edebiyatının sadece temsil ettiği ezilen ulusal grubun sesini değil aynı zamanda onunla aynı kaderi paylaşan diğer etnik grup ve inanç topluluklarının sözcüsü olabildiği ölçüde etkili bir (postkolonyal) edebiyat olabileceğini ifade eder. Uzun, ulusal ajandasını ve ufkunu aşmış bir “vicdan” önerir: “Tahammülsüzlüğe karşı tahammülü, vicdansızlığa karşı vicdanı, merhametsizliğe karşı merhameti, birlikte yaşamanın erdem oluşunu ve buna benzer değerleri özellikle metne sindirmeye, metindeki olaylar örgüsünü bunlarla yoğurmaya çalıştım” (Uzun, 2005: 27). “Siyasi bir direnişten ziyade insani bir direniş” ifadesiyle, direniş edebiyatını “yazılı sözü bir silah gibi” kullanan ya da yazarın politik ajandasının belagati olarak biçimlenmiş bir edebiyat kategorisi (Hawley, 2001) olarak görmediğini açık biçimde ortaya koyar.

Uzun’un “direniş edebiyatı” tahayyülü ve tarifinde üç kritik unsurun öne çıktığını söylemek mümkündür:
1. Uzun, “çarpıtılmış” tarihlere tanıklık ederek gün yüzüne çıkaran postkolonyal tarihî romanı bir direniş edebiyatı formu olarak ele alır; tarihî romanı entelektüel bir direniş alanı olarak bağlamsallaştıran yaklaşımı, “tarih adı verilen mastır söyleme” karşı tarihin postkolonyal yorumlamasını postkolonyal yazarın ayırıcı misyonlarından biri olarak tarifleyen postkolonyal yaklaşımların (Ashcroft, 2001: 99) teorik varsayımlarını genel olarak teyit eder.
2. Uzun, metin yoluyla icra edilen direnişi politik direnişin ötesinde bağlamsallaştırarak direnişin diğer sahnelerine de işaret eder.
3. Uzun, sadece kendi ulusal acı ve ıstıraplar tarihine odaklanmış, ötekinin baskılar tarihine bigane ve yerelselci postkolonyal yaklaşım ve bakışlara mesafeli durarak kolonyal baskılar tarihine bütünlüklü ve enternasyonalist bir postkolonyal bakış önerir. Hem “yok edilmiş ya da çarpıtılmış” Kürt tarihini canlandırmanın ve yeniden kurmanın hem de bölgenin ezilen diğer etnik ve dinsel topluluklarının baskı tarihlerini bugüne taşımanın bir edebi direniş formu olduğunu öngören yaklaşımı (2005: 24) postkolonyal vizyonunu spesifik bir ulusal çerçevenin dışına taşıyarak kolonyal baskılar tarihine evrensel düzeyde bir bakış geliştirme arzusunu açık eder. Hawara Dîcleyê ile birlikte ve Hawara Dîcleyê sonrasında edebiyatını taşımak istediği kültürel alan ve düzlem budur esasen.
Direniş edebiyatı metin analizlerinde en sık gözlemlenen sorun ve okuma alışkanlıklarından bir diğeri, ilgili metinlerin estetik kabiliyet ve icralarının öneminin ihmal edilmesidir. Harlow’a göre “Batılı modern ve postmodern romancılar gibi, direniş anlatısı yazarları da kronoloji ve zamansal süreklilik yapılarıyla deneyler yapsalar da bu deneyler biçimsel virtüözlükten daha fazlasıdır. Bu onların tarihsel meydan okumalarının, geçmişin tarihyazımsal versiyonunun radikal bir şekilde yeniden yazılmasını gerektiren tarihe erişim taleplerinin bir parçasıdır” (1987: 85-86). Uzun’un bir direniş edebiyatı formu olarak tarihî romanın içerik ve estetiğine dair yaklaşımı bir yandan Harlow’un tartışmasını teyit eder, ama bazı itirazlar da içerir.
Tarihî roman yazımında 1980’ler ve 1990’lardaki postmodern eğilimi eleştiren Uzun (2005), postmodern yazarların tarih müzakerelerinde sıklıkla “anlatının parodisi” yöntemlerine yöneldiklerini belirterek, tarih romancısının sorumluluğunun tarihi otantikliği içinde temsil etmek olduğunu savunur. Uzun’a göre, günümüz edebiyatında “tarih bir oyun, teknik bir kurgu haline getirilmiştir” (2005: 58); ezilenin tarihinin bir “oyun” olmadığını, acı ve yıkımlarla yüklü bu tarihlerin gerçekliği içerisinde temsil edilmesi gerektiğini vurgular. Ancak Uzun postkolonyal yazar için estetiğin de aynı derecede önemli olduğunun altını çizerek “biçimsel virtüözlüğün” postkolonyal yazar için sadece “tarihe erişim taleplerinin bir parçası” olmadığını, aynı zamanda (bireysel) yaratıcı bir özne olarak estetiğe “yeni bir renk katma” güdüsüyle de bağlantılı olduğunu not eder: “Estetize edilmiş bir anlatı, rafine bir üslup, bir dil, hiçbir zaman değişmeyen o temel insani duyguları anlatan temalar ve edebi haritaya yeni bir renk katmak. Bütün bunlar benim için çok önemli” (Uzun, 2005: 22). Yani Uzun, yapıtın estetiğine dair kaygıları itibariyle postkolonyal literatürde direniş edebiyatlarının “sözü” bir estetik aygıt olarak geliştirmekten ziyade bir direniş “silahı” olarak kullanma eğiliminde olduğunu öne süren yaklaşımların varsayımlarını doğrulamaz. Mehmed Uzun, “edebi haritaya yeni bir renk katma” güdüsünün postkolonyal yazar için de yürürlükte olan artistik bir güdü olduğunu hatırlatır; Kürt edebiyatçısının bir yandan geçmişin “gerçek” versiyonlarını üretmeye çalıştığını, “bir yandan polisiye ve adli engellere” karşı direndiğini, bir yandan da “yasaklanmış” bir dilde özgün bir modern estetik üretmeye çalıştığını vurgular.
Uzun’un edebiyatın yasaklı bir dille icra edilmesine dair içgörüleri Kürt edebiyatındaki direniş enerjisinin en özgün katmanlarından birine işaret eder. Kürtçe yazılan Kürt edebiyatı örneğinde kolonyal baskılar altındaki dilin marjinal konumunun Kürtçe yazılmış bütün eserleri, içerdikleri edebi temsil protokollerinin ötesinde, birer direniş edebiyatı metni kıldığı ileri sürülebilir. Yazarlığının temel “dinamo”sunun anadile ahlaki bir “angajman” olduğunu vurgulayan Uzun, “yasaklanmış ve yok edilmek için her şeyin yapıldığı bir dili” korumanın, bu dilde “modern bir roman sanatı” üretmenin (2005: 21) aynı zamanda edebi bir direniş olduğunu ima eder. Kürt yazarın Kürtçe tercihine dair açıklamaları icra dili yasaklanmış veya çeşitli baskı örüntüleriyle kuşatılmış edebiyatlar bağlamında ulusal dile ısrarlı angajmanın verimli ve onarıcı bir melankolik akta dönüşerek söz konusu edebiyatın birincil “direniş” katmanına dönüştüğünü açığa vurur. Mehmed Uzun’un “yasaklanmış” dil, “çarpıtılmış” tarih ve tarihî romanın onarıcı kültürel vizyonları ekseninde serimlemeye çalıştığı “direniş edebiyatı” yaklaşımı edebiyat yoluyla direnmenin çeşitli yöntem ve biçimlerini işaret ederken Kürt edebi metinlerini okumalarımızda tek bir direniş edebiyatı modelinden ziyade direniş edebiyatı modellerine başvurmanın önemini hatırlatır.
Kaynakça
Ashcroft, B. (2001) Post-Colonial Transformation, Routledge, Londra.
Ataş, A. (2022) “Resistance, Loss and Grief: The Implications of Melancholy in Modern
Kurdish Novels”, Yayımlanmamış doktora tezi, Londra SOAS.
Ataş, A. (2024) “Kürt Romanında Postkolonyal Olanı Okumak: Anti-kolonyal Diyaloglar,
Postkolonyal Öznellikler, Melankolik Aktlar, Modernist Formlar”, Toplum ve Bilim,
s. 168, 2024.
Harlow, B. (1987) Resistance Literature, Methuen & Co, New York.
Hawley G. J. (der.) (2001) Encyclopedia of Postcolonial Studies, Greenwood Publishing
Group, ABD.
Scalbert-Yücel, C. (2014) “Paratekst û Berxwedan di Pênaseya Edebiyata Kurmancî ya li
Tirkiyeyê”, Remezan A. ve Öpengin E. (der.), Tîr û Armanc: gotarên rexneyî li ser edebiyata kurdî ya modern içinde, Peywend, İstanbul.
Uzun, M. (2005) Küllerinden Doğan Dil ve Roman. İthaki Yayınları, İstanbul.
Yeşilmen, D. (2019) “Toward a Resistance Literature: The Struggle of Kurdish-Kurmanji Novel in Post-2000s”, Drechselová, L. ve Çelik, A. (der.) Kurds in Turkey: Ethnographies of Heterogeneous Experiences içinde, Lexington Books, Maryland.
Young, C. J. R., (2009) “What is the Postcolonial?”, https://www.researchgate.net/publication/292498653_What_is_the_Postcolonial/citation/download
Yayın Tarihi: 07/03/2025