PolitikART
Toplum-Politika

Depremde kadın olmak

Sayı: 325
Züleyha Gülüm
Evlerdeki ücretsiz emeğimiz bu kez çadırlara, konteynerlere katlanarak taşındı. Elektrik yoktu, su bulmak bizim görevimizdi. Çadırları temizlemek ve çocukların, yaşlıların, hastaların yani tüm ailenin bakımını yapmak çok daha fazla emek ister hâle gelmişti. Bir sabunun, leğenin inanılmaz kıymetli olduğu zamanlardan geçiyorduk.

 

İnsanın, doğanın, tüm canlıların sömürüsü üzerine kendini inşa eden ve tek derdi daha fazla kâr elde etmek olan kapitalist sistem, tabiat olaylarını da felakete çeviriyor. Bu sistemden beslenenler depremin yıkamayacağı saraylarında yaşarken yoksul halka ise mezar olacak bir yaşam dayatıyor. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar hiçbir şeyi erkekler ile aynı yaşamadığımız gibi depremin sonuçlarını da aynı yaşamıyoruz. Farklılıklarımız daha deprem anında başlıyor. Deprem sırasında en çok çocukların, yaşlıların ve hastaların bulunduğu odalarda hayatlarımızı kaybettik. Evimiz yıkılmadıysa, devletin hiç gözükmediği zamanlarda gönüllülerin ya da dostlarımızın yardımıyla enkazın altından çıkabildiysek şanslı saydık kendimizi. Ama depremden sağ çıkmaya sevinemedik. Zira on binlerce canlı hayatını kaybetti veya engelli hâle geldi. Yasımızı tutmaya zamanımız bile yoktu, “Nasıl yaşayacağız?” sorusunu sormaya başladık. Bu soruyu hep birlikte sorsak da deprem sonrasında hayatlarımız erkekler ile aynı değildi.

 

Her şey bizim görevimiz kılınmıştı

Erkek egemenliğinden kaynaklı yaşadığımız sorunlar, deprem sonrasında daha da derinleşti. Evlerdeki ücretsiz emeğimiz bu kez çadırlara, konteynerlere katlanarak taşındı. Elektrik yoktu, su bulmak bizim görevimizdi. Çadırları sürekli temizlemek, hijyen sağlamak, çocukların, yaşlıların, hastaların yani tüm ailenin bakımını yapmak çok daha fazla emek ister hâle gelmişti. Bir sabunun, leğenin, kovanın inanılmaz kıymetli olduğu zamanlardan geçiyorduk. İhtiyaçları karşılamak için gitmediğimiz yer kalmıyordu. Buz gibi havalarda çadırları, kaldığımız derme çatma mekânları nasıl ısıtacağımızı düşünmek bizim görevimiz kılınmıştı. Hastanenin, eczanenin ve paramızın olmadığı koşullarda ilaç bulmak, hastaların bakımını yapmak zorundaydık.

 

Kadınlar nefes oldu

O koşullarda kendi ihtiyaçlarımızı karşılamayı hep ötelemek zorunda kalıyorduk. Oysa iç çamaşırına, pede, cımbıza ne çok ihtiyacımız vardı… Sevdiklerimizin, yakınlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için çabalarken kişisel ihtiyaçlarımızı ya hiç dile getiremiyor ya da kısık bir sesle en son sırada ve ancak karşımızdaki bir kadın ise sorabiliyorduk. Neyse ki feministler, kadın örgütleri, tek tek kadınlar dayanışmaya geldi de bir nebze olsun rahatladık. Birazcık nefes aldık.

Biraz zaman geçip destekler iyiden iyiye azalınca geçim için iş aradık. Zira çadırlarda veya konteynerlerde çalışıyor olmak işten sayılmıyordu. Geniş ailelerin bakımı, kreşlerin ve servislerin yokluğu ücretli bir işte çalışmamıza engel iken, karanlık ve güvensiz sokaklar, ev dışında bir işte çalışmamızı daha da zorlaştırıyordu.

Hiçbir zaman öncelikleri olmadık

Çadırımızı bir miktar düzene koyduğumuzu düşündüğümüz anlarda ise sel ile karşı karşıya kaldık. Binbir emekle kurduğumuz ve temizlediğimiz çadırlar bir kez daha harap olmuştu. Yeniden ve yeniden temizlemek zorunda bırakıldık. Çocukların tüm ihtiyaçları ile biz ilgilenmek zorunda kaldık. Depreme dayanıklı olması gereken kamu binaları, okullar, hastaneler bile yıkılmıştı. Okula gidemeyen çocukların eğitimi de psikolojik desteği de bize kalmıştı. Özel alan, mahrem alan desen “Bu koşullarda ne istediğinin farkında mısın?” diyeceklerdi. Susmak zorunda bırakıldık. Güvenli olmayan alanlarda, kalabalıklar ile bir arada yaşamak zorunda kaldık. Çadırların ötesinde kurulan tuvalet ve banyolar bizim için hiç de güvenli değildi. Sokaklar karanlık ve kent yıkılmış iken, eskiden kısmen de olsa dolaşabildiğimiz yerlerde yürüyemez hâle geldik. Çadırlara tıkıldık. Güvenliksiz alanlar daha fazla şiddete, tacize, cinsel şiddete maruz kalmamıza yol açtı. Nereye başvurabilirdik? Nasıl çözebilirdik? Depremden önce dahi sorunlarımızı çözmeyen adalet ve sağlık sistemi de enkazın altında kalmıştı. Sorunlarımızı bu kurumlar mı çözecekti? Zaten hiçbir zaman öncelikleri olmadık ki. 

 

Erkek şiddeti daha fazla arttı

Boşanmış ya da ailesinden ayrı yaşayan kadınlar, deprem zamanı eşlerine ya da ailelerine dönmek zorunda kaldı. Zira devletin her türlü yaklaşımı ve yardımı, erkeği esas alan “aile” üzerine kuruluydu. Boşanmış ya da ailenizden ayrı yaşıyorsanız ayakta kalmanız daha da imkânsız hâle getiriliyordu. Erkek şiddeti daha fazla arttı. Deprem ve çaresizlik sinirli yapıyordu ya erkekleri! Sanki biz depremi yaşamamış ve en ağır yükün altına girmemiştik. Ciddi şekilde travma sonrası psikolojik sıkıntılarımız vardı. Âdet düzensizlikleri, aşırı kanamalar, erken menopozlar yaşıyorduk. Doğum kontrolü bize bırakılmıştı ama nasıl çözecektik? İstenmeyen gebelikler sorununu çözecek hastaneler de yoktu. Kadın hastalıklarımız artmıştı ama şimdi kendimiz ile ilgilenemezdik ki…

 

Hedef hâline de getirildik

Bir süre sonra yollar açıldı ama toplu ulaşım yoktu. Aracı olanlar ise erkeklerdi. Bir yerden bir yere gitmek bile imkânsız hâle gelmişti. Bazılarımız dayanışma mekanizmaları sayesinde ya da akrabalarımızın yardımı ile başka illere göç ettik. Yeniden ve yeniden bir hayat kurmak zorunda bırakıldık tanımadığımız yerlerde. Kadın olmak hep zordu ama mülteci kadın olmak, engelli kadın olmak, LGBTİ+ olmak daha da zordu deprem zamanlarında. Ötekileştirilme daha da yoğunlaştı. Bazen hedef hâline de getirildik. Ana dilimizde konuştuğumuzda cevap alamadık kamu kurumlarından. Sağlık hizmetinden, bakım hizmetinden yararlanamadığımızda engelli kadın olmak çok daha zor hâle geliyordu.

 

Elbet bir gün hesap soracağız

Biraz zaman geçip destekler iyiden iyiye azalınca geçim için iş aradık. Zira çadırlarda veya konteynerlerde çalışıyor olmak işten sayılmıyordu. Geniş ailelerin bakımı, kreşlerin ve servislerin yokluğu ücretli bir işte çalışmamıza engel iken, karanlık ve güvensiz sokaklar, ev dışında bir işte çalışmamızı daha da zorlaştırıyordu. Ücretli bir iş bulabilen şanslıydı. Zira iş yerleri de yıkılmıştı. Yıkılmayanlar ya da yeni açılan iş yerleri ise kayıtsız, güvencesiz, part-time çalışmaya zorluyordu bizleri. Part-time derken ücret yarı zamanlıydı ama iş yükü tam zamanlı. Ne de olsa kadındık ve işsiz binlerce insan vardı. Hem evde hem işte çalışmak, ancak gece uykularımızdan feragat ile mümkün oluyordu. Tüm bu zorluklar içerisinde bizi güçlendiren şeyler de vardı elbette. Genel dayanışmanın yanında asıl olan, kadından kadına ulaşan dayanışma elleriydi.

Birlikte güçlü olduğumuzu, bunu da aşacağımızı biliyoruz. Kapitalizme ve erkek egemenliğine olan hıncımız büyüdükçe büyüyor. Bizi enkazlara mahkûm edenlerden, enkaz altında bırakanlardan, sorumlu oldukları her şeyin ağır sonuçlarını üstümüze yıkanlardan, emeğimize el koyanlardan ve bizi yok sayanlardan elbet bir gün hesap soracağız.

 

Yayın Tarihi: 18/02/2024