PolitikART
Toplum-Politika

Deprem ve dayanışma

Sayı: 325
Selman Altınöz
Böylesine büyük bir felaketten yurttaşların beklentisi, devletin hızla müdahale ederek enkaz altındakileri kurtarması, barınma ve sağlık sorununu bir noktaya kadar çözmesiydi. Oysa AFAD üçüncü güne kadar yoktu, AFAD göründükten sonra da ciddi bir hazırlığının olmadığı görüldü.

 

Yaşadığımız 6 Şubat depremi, sonuçları itibariyle tarihte yaşanan en şiddetli depremlerden biri oldu. Sonuçları itibariyle diyorum; zira esas öldürücü olan deprem değil binalardır. Binaların yıkımından da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından belediyelere, belediyelerden müteahhitlere, rüşvetçi vatandaşa ve imar affı verenlere kadar herkes sorumludur. Bu sorumsuzluk zinciri; on binlerce binanın yıkılmasına, yüz binlerce yurttaşın ölümüne ve yaralanmasına neden olmuştur. Resmî açıklamalara göre 6 Şubat depremlerinde toplam 50 bin 783 bin kişi öldü, 122 binden fazla kişi yaralandı. Buna karşın Antakya’da 23 bin 65 yurttaşın öldüğü açıklaması, kimseye -ve özellikle Antakyalılara- inandırıcı gelmiyor çünkü Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, deprem anında Hatay’da13 bin 883 binanın yıkıldığını belirtiyor. Çok katlı binalar çöküyor ama Bakanlığa göre her binada, ortalama iki kişiden daha az insan ölüyor. Antakya’dakilerin tahminlerine göre sadece bu şehirde ölenlerin sayısı 100 binin üzerinde. Antakya merkezi, mahalleler, toplu konutların olduğu yerler, hastaneler, rezidanslar… Hepsi yerle bir oldu.

Depremin değil binaların öldürdüğünü, 6 Şubat depremi ile yakın zamanlarda Japonya ve Kırgızistan’da yaşanan depremleri karşılaştırdığımızda daha net görüyoruz. Japonya’da 7.5 şiddetindeki depremde 221 insan öldü, 21 kişi kayıp ve 1.121 kişi de yaralandı. Kırgızistan’da ise 7.1 şiddetinde deprem yaşandı, resmî açıklamaya göre ölü sayısı 8.

Ellerinde kürek, kazma gibi basit aletlerin dışında bir şey olmayan gençlerden oluşan ekipler oluşturuldu. Bu gençler, olağanüstü çabalar sonucu onlarca insanın yaşamını kurtardılar. Bu da bize gösteriyor ki müdahale ilk günden itibaren profesyonel ekiplerce yapılsaydı bugün binlerce insan hayatta olurdu.

 

O gün devlet ortada yoktu

Böylesine büyük bir felaketten yurttaşların beklentisi, devletin hızla müdahale ederek enkaz altındakileri kurtarması, barınma ve sağlık sorununu bir noktaya kadar çözmesiydi. Oysa AFAD üçüncü güne kadar yoktu, AFAD göründükten sonra da ciddi bir hazırlığının olmadığı görüldü. Kırsal alanlara gidilemediği gibi yerel ve farklı yerlerden gelen kurtarma ekipleri de koordine edilemedi. Bunlar da ne yazık ki dramatik hikâyelerin oluşmasına sebebiyet verdi. Depremden sonra söylenen şu sözler Antakya’da yaşananların özeti gibiydi: “Ses geldiğinde ekip yoktu. Ekip geldiğinde ekipman yoktu. Ekipman geldiğinde ise artık ses yoktu.”

Deprem 6 Şubat 2023 günü, sabah saat 4.17’de gerçekleşti. İlk şoku atlatıp daha güvenli bir yere geçtikten sonra, öğlene doğru yakın bir akrabayla birlikte Elektrik Mahallesindeki dostlarımızı aramak ve mümkünse kurtarmak için mahalleye gittik. Manzara korkunçtu. Evlerin çoğu yıkılmıştı ve her bağırdığımızda, enkazların altından “Bizleri kurtarın!” diye feryat sesleri geliyordu. Yerleri netleştirmeye ve kaç kişi olduklarını öğrenmeye çalıştığımız sıralarda büyük bir deprem daha yaşadık. O koşullarda müdahale şansımız olmadı ama belirlediğimiz noktaları yetkililere iletmeye çalıştığımızda ne yazık ki hiçbirine ulaşamadık. O gün ortada ne polis ne jandarma ne AFAD ne de Kızılay vardı.

 

Deprem ve dayanışma biçimleri

İlk dayanışma ekipleri, ortaya çıkan bu ihtiyaçla başladı. Ellerinde kürek, kazma gibi basit aletlerin dışında bir şey olmayan gençlerden oluşan ekipler oluşturuldu. Bu gençler, olağanüstü çabalar sonucu onlarca insanın yaşamını kurtardılar. Bu da bize gösteriyor ki müdahale ilk günden itibaren profesyonel ekiplerce yapılsaydı bugün binlerce insan hayatta olurdu. İkinci günün sabahından itibaren ülkenin farklı yerlerinden gelen yüzlerce genç, dayanışma adına Defne ilçesine ulaştı. Bu gençlerin bir kısmı, ellerindeki sınırlı imkânlarla kurtarma çalışmalarına girdi ve birçok insanın hayatını kurtardı. İlk günlerde yurt dışından gelen ekiplerin çalışma araçlarına el konuldu. “Sizlere göndereceğiz” denilerek bekletildi ve çalışmaları sınırlandırıldı. AFAD’ın kurtarma ekipleri ancak üçüncü günde gelmeye başladı.

Dayanışmanın başka bir boyutu, Türkiye’nin farklı yerlerinden ve yurt dışından halkların gösterdikleri dayanışmadır. Gerçekten de Yüksekova’dan Patnos’a, Antalya’dan Edirne’ye, Konya’dan Trabzon’a, Kocaeli’den diğer illere kadar su, gıda, ayakkabı, mont, fener, iç çamaşırı, battaniye ve bunun gibi pek çok ihtiyaç maddesi geldi. Bu yardımlar ilk başta, bizzat getirenler tarafından dağıtılmış ancak dağıtımla ilgili güçlükler yaşanmıştır. Her dağıtımda izdiham yaşamanın yanında depremzedelerin gelecek kaygısının etkisiyle sorunlar yaşanmıştır.

Depremin ilk günlerinde gelen yardımlar arasındaki çadırlara, konteynırlara (hatta özel alınanlara bile) AFAD el koyarak barınma sorununun artmasına neden olmuştur. Afet zamanlarında halkın ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olan, halktan toplanan vergilerle ve katkılarla oluşturulan Kızılay gibi kurumlar ilk 20 gün boyunca sırra kadem basmıştı… Binlerce insan gibi ben de ancak depremin 22. gününde çadır alabildim.

Dayanışmanın bir diğer örnekleri de beldelerdir. Adana Seyhan, İstanbul Büyükşehir, Antalya, Patnos ve adlarını yazamadığım birçok belediye, belirli alanlarda aşevleri kurarak ve yardımlar dağıtarak işlevlerini yerine getirdiler.

 

 

Dayanışma ağları koordinasyon merkezleri

Deprem dayanışmasını sağlayan en önemli örnek ağlar, koordinasyon merkezleridir. Ağırlıklı olarak sol sosyalist çevreler, sendikalar, meslek odaları gibi demokratik kurumlar ve belediyelerden oluşmuştur. Her bir kurum ayrı ayrı ya da birlikte oluşturduğu yerleşkelerde çalışmalarını yürüttü. Sol sosyalist çevrelerin ayrı bir yerleşkesi bulunuyordu. Yerleşkeler Defne Evleri, spor salonları, kapalı pazarlar, parklar ve özel araziler gibi yerlerde buluyordu. Bazı yerleşkelerde çok sayıda yurttaş yaşıyordu. Dayanışma ağları koordinasyon merkezleri öncelikle alanda yaşayanların barınma, beslenme, giyim, ısınma, sürekli elektrik sağlama, ilaç, psiko-sosyal destek, konutlarıyla ilgili hukuki destek sağlamaya çalıştı. Bunun dışında yapılan çağrılar çerçevesinde desteğe gelen gençler -ki haftada bir yerlerini başka gençlere bırakıyordu- doğru şekilde yönlendirilmeye çalışıldı. Kimileri arama kurtarma ekibinde, kimileri farklı mahallelere yardım ekibinde, kimileri de bulundukları yerleşkenin ihtiyaçlarının düzenlenmesi oraya gelen yardımların koordinasyonu, dağıtımı gibi noktalarda çalıştı. Her dayanışma ağı ve koordinasyon merkezi kitlelere yardımcı olmak, onlarla dayanışmak noktasında çok önemli ve değerli çalışmalar yaptı. Tüm bu yaşananlar, daha iyisi yapılabilir miydi sorusunu akla getiriyor. Kanımca yapılabilirdi. Gelen tüm yardımlar ortak bir merkezde toplanabilirdi. Ardından mahalle mahalle, köy köy, hep birlikte dağıtılabilirdi.

Dayanışma ve yardım gibi konularda AFAD, Kızılay gibi devletin resmî kurumları ile Hatay Büyükşehir ve Defne belediyeleri, deprem enkazının altında kalmıştır.

 

Yayın Tarihi: 19/02/2024